AKP iktidarı ne yapmak istiyor? Merkez Bankası'nı işgal etmek uğruna geleceği kumara mı yatırıyor?Merkez Bankası'nın bağımsızlığını özenle taşımak yalnız Süreyya Serdengeçti ve ekibini değil bu bağımsız kimliğe saygı gösteren hükümeti de başarılı ve itibarlı kılmıştır.İktidar övündüğü basanların en büyüklerini Serdengeçti ve ekibine borçludur.İyi giden ve kendisine başarı üreten bir işleyişi siyasi iktidar niye bozsun?Pek çok çevre bu mantıktan hareketle AKP'nin Serdengeçti'yi bir dönem daha işinin başında kalmaya ikna edeceğini bekliyordu. Öyle olmadı.İktidar ideolojik bir hedefmiş gibi Merkez Bankası'na saldırdı. Saldırdı diyoruz çünkü kadro değişikliğinde standart kriterler geçerli olmadı, İslâmi görüşler ve yaşam biçimi tercihleri belirleyici oldu.Umarız bu hatalı politikalar güven duygusunu aşındırarak ekonomik istikrara zarar vermez.Türban gösterisiSerdengeçti hiçbir partinin adamı değil, bürokrat tanımına iyi anlamda örnek bir Merkez Bankası Başkanı idi.Şimdi onun yerinde, Devlet Bakanı Babacan'a danışman olduktan sonra eşi başını kapatan Erdem Başçı oturuyor. Kararnamesi Çankaya'da bekliyor.Cumhurbaşkanı, eşin örtünmesini yükselme şartı haline getiren AKP kriterine alet olmak istemeyecektir. Büyük ihtimalle onayı vermeyecek, bu yüzden de eleştirilecektir. Ama asıl iktidara sormak lâzım:Türban, Merkez Bankası ile oynayıp ekonomik istikrarı riske atacak kadar önemli miydi? Tren mi kaçıyordu? Tatmin arayacak başka bir yer bulamadınız mı?İktidarın başkan yardımcılığı için belirlediği iki adaydan biri, seçici iradenin akıl sağlığı ile ilgili şüpheler uyandıracak niteliktedir.Banka meclisi üyesi olan İbrahim Turhan, düzen değişikliği öneren bir partinin lideri olabilir ama IMF ve Dünya Bankası ile ahenk içinde çalışmak zorunda olan bir makamın adamı olamaz.İslamcı ise tamamİsterseniz Boğaziçi Yöneticiler Vakfı'nın bir toplantısındaki konuşmalarından fazla aşın olmamasına özen göstererek seçtiğimiz bazı alıntılar aktaralım, buna siz karar verin:"Kardeşim ne piyasası? Piyasa dediğin şey nedir ki?""Özelleştirme denilen şey problemdir, liberalleşme dediğiniz şey problemdir.""İslâm'a bir iktisadi model tasarlayacakken ekonomiden faizi çıkardık, İslâmi ekonomi oldu yanlışına düşmemek lâzım."AKP'nin bu tayin için yaptığı tercih aslında kendini inkârdır. Çünkü başkan yardımcısı koltuğuna getirmek istediği kişi doğru bir secimse AKP hükümet programında ve seçim beyannamesinde milleti kandırmıştır."Hayır kandırmadım" diyorsa Merkez Bankası'nda yapmaya çalıştıklarından vazgeçmelidir.İktidarın uzun zamandır gizlemeyi başardığı ideolojik tutkular kontroldan çıkmış görünüyor. Bu tablo, AKP'nin gizli ajandasında yeni bir aşamaya geçildiğini mi işaret ediyor?
Teşekkür beklemiyorduk ama bu kadarı da pes dedirtecek bir yavuzluktur doğrusu!Bildiğiniz gibi 23 Şubat'ta Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen hakkında bir haber verdik.Eximbank'ın 2001 yılında bir dış ticaret firmasına kullandırdığı kredideki usulsüzlük iddiası, Başbakan'in "olur"u ile soruşturulmuş, 15 ay sonra yeminli murakıp raporu BDDK Başkanı'na sunulmuştu.Rapor, o dönemde banka yönetim kurulu başkanı olan Bakan Tüzmen ile 9 üyenin Hazine'yi zarara uğrattıklarını öne sürüyor ve "emniyeti suiistimal" suçlaması ile haklarında dava açılmasını talep ediyordu.VATAN bu haberi verirken önemli bir kamu görevi de yaptı. Çünkü...1. Rapor geçen temmuzda teslim edilmişti ve 8 aydır BDDK Başkanı tarafından tutuluyordu;2. Kırk gün sonra zaman aşımı dolacağı için kamu zararının hesabını sorma olanağı ortadan kalkıyordu.Karanlık severlerBDDK yetkilileri "Bizi uyardınız, teşekkürler" demediler, hemen bir gün sonra savcılığa suç duyurusunda bulundular!Tabii "haber asılsızdır" diyemediler.Bankanın itibarına zarar vermişiz, müşterilere ait sırları açık etmişiz filân...Oysa Bilâl Çetin'in olayı ışığa çıkarması bankanın itibarını ve kamunun haklarını koruyacak hukuki reaksiyona imkân tanımıştır. Ayrıca açık edilen bir sır yok, zaman aşımına sokulmak amacıyla gizlenmeye çalışılan bir dosya var!Bilâl Çetin sayesinde suçlanan Bakan ve çalışma arkadaşlan hakkındaki dosyanın sırra kadem basması önlenmiştir.Ama yine de olayın kamuoyuna mal edilmesinde gözetilen amaç henüz elde edilmiş değildir. Çünkü BDDK, Bilâl Çetin'in 3 yıla kadar hapsini öngören suç duyurusunu savcılığa sunmuştur ama Tüzmen hakkındaki murakıp raporunu yine göndermemiştir.O kadarını olsun yapsalardı bari.Arkadaşımızı "risk aldın ama değdi" diye teselli ederdik. Şimdi "ne şehittir ne gazi" mi diyeceğiz?Aklama Partisi...Öncelikle kamuoyunu, BDDK Yönetim Kurulu'nu ve nihayet yanlışın faturasını ödemek zorunda kalacak olan Başbakan Erdoğan'ı uyarıyoruz:Kürşad Tüzmen'la ilgili zaman aşımının dolmasına sadece 20 gün kalmıştır!Bu dosyanın göz göre göre zaman aşımına sokulması, iktidarın adalet anlayışı hakkında yıkıcı bir kanaat yaratacaktır.AK Parti denilmesini istiyorlar ama yakında "Aklama Partisi" diye anılmayı hak edecekler. Çünkü amblemdeki A harfi adaleti değil, adaletten sürekli uzaklaşan icraata yönelik hayret nidasını ifade edecek.Doğmamış çocuğun varlığına bile el koyan Uzan yasasını çıkarırken bu iktidar "kamunun hakkını hortumcuya yedirmem" gerekçesine dayandı.Öyle ise Erbakan'ı 11 trilyon liralık Hazine parasını geri ödemeden hapse girmekten kurtarmanın ve Tüzmen hakkındaki suçlamayı zaman aşımından düşürmenin izahı nedir?Cevabı yok bunun..Siyasetçiler, cevabı verilmemiş soruların sel etkisi yaratacağını neden iktidara gelince unuturlar?
Pirus zaferi, maliyeti yıkım olan başarılar için kullanılan bir benzetmedir.Dünkü meclis birleşimi, işte böyle bir karşılaşmaya sahne oldu.Aklı başında hiçbir anne baba, Maliye Bakanı'nın dünkü konuşmasını küçük çocuğuna dinletmek istemezdi. Öylesine bir asabi ve kaba bir üslup benimsedi ki, Unakıtan'ı dinleyen hiç kimse "Bu konuşma masum bir insanın isyanını yansıtıyor" demezdi.Kemal Unakıtan, sadece Başbakan Erdoğan'ın eski bir kader arkadaşı değil, aynı zamanda kabinenin en başarılı bir iki bakanından biridir.Ama siyasi nüfuzunu, çocuklarının ticari faaliyetlerinde kötüye kullandığı iddiası ona yapışmıştır. Beş ayda üçüncü gensoruya hedef olan bakanın, taşıdığı öne sürülen gölgelerle o koltukta oturmaması gerektiğini söyleyenler arasında AKP'li milletvekilleri de vardır.Hafta sonunda meclis grubunu kampa sokan Başbakan Erdoğan, "Kemal Abi"sini savunamamışür. Dediği şudur:"Seyir halinde iken hatalar, talihsiz anlar, tökezleyenler olabilir. Görevimiz tökezleyen arkadaşlarımıza omuz vermektir."Hiç inandırıcı olmadıAKP'liler dün vicdanlarını değil liderlerini dinleyerek Unakıtan'ı kurtarmışlardır.Oylama AKP için bir Pirus zaferidir. Çünkü bu zaferin astarı yüzünden pahalıya patlayacaktır.Bundan böyle AKP dendiğinde Unakıtan akla gelecek, ampul amblemi Unakıtan'ların yumurtalarını çağrıştıracaktır.Bakan dün inandırıcı olamadı.İddia edildiği şekilde çocuklarından birinin kamu yönetimindeki bir kuruluşu ziyaret ettiğini, ötekinin de KDV indiriminden yararlandığını kabul etti. Savunması kızının bu ziyaret sonucu herhangi bir sipariş almadığı, satış yapmadığı, yumurta işi yapan oğlunun da KDV indiriminden özel olarak yararlandırılmadığı idi.Koca CHP muhalefeti, oğlunun iki kutu yumurtası ile uğraşıyordu!Gelmeyin, yakarım!Bakan, kurtarılacağından emin olsa bile kamuoyu önünde bu siyasi hesaplaşmadan yenik çıkacağını gördüğü için hışırı çıkmış bir taktiğe başvurdu:Tencere dibin kara, seninki benden kara taktiği...Kürsüye taşıdığı dosyalan göstererek CHP lideri Deniz Baykal'a tehdit dozunda suçlamalar sıralamaya başladı.Baykal'ın oğlunu milletvekili lojmanlarında oturttuğunu, eşinin mal varlığını bildirmediğini, avukatlık gelirlerine ait beyanlarda şüpheler bulunduğunu ifade etti.Bizce bu taktiğe mecbur kalmak, Maliye Bakanı'nın istifa etmesini gerektiren daha önemli bir sebeptir.Unakıtan bu bilgilere sahip olabileceği bir koltukta oturuyor. Koltuğun gücünü kullanıp bir siyasi rakibi aleyhindeki bilgilere ulaşmışsa görevi kamu adına açıkça hesap sormaktır, kendi çıkanna saklamak değil.Bunu yapmış, "üstüme gelirseniz başınızı yakarım" demeye getirmiştir.Ve bunu, yetkilerini kötüye kullanmayan dürüst bir bakan olduğunu söylerken yapmıştır!AKP'nin Unakıtan sorunu devam edecek..
Şiddet şiddeti doğurur. Şiddeti hayatından kovamayan toplumlar sonunda vahşet mağduru olur.Şiddetin meyvesi banş ve kardeşlik olacak değil ya, elbette vahşet olacak!Biz inanılmaz bir toplumsal gaflet döneminde şiddeti eğlence malzemesi olarak kullanırken bu tür filmlerin çocuklarımız üzerinde olumsuz eğitim etkileri yaratacağı gerçeğine ve uyarılarına sırtımızı dönerek büyük günah işledik.Bunun kefaretini ödüyoruz, ödeyeceğiz.Ankara'nın Kalecik ilçesinde 32 yaşında, aslan gibi bir uçak mühendisi yaşıyordu. Otomobilini satmak için internette duyuru yaptı. Karşısına müşteri olarak çıkan biri 19, öteki 18 yaşındaki iki kişinin cellâtları olacağını düşünemedi.Onun geçirdiği meşum tecrübe başka masumları benzer tuzaklara karşı uyanık olmaya mecbur eder umarız. Neyse..KoruyamadıkBir çete reisi tarafından güdülen bu iki kişi otomobiline el koydukları uçak mühendisini geride şikâyetçi kalmasın diye öldürmüşler.Hem de ne ölüm!.. Zavallı adamı sprey ile sersemletip kazdıkları dar bir mezara ite kaka sokarak canlı canlı gömmüşler.İnsan duyunca idam cezasını yasalarımızdan kaldıran kararın doğruluğundan şüpheye düşüyor... Ve "Bu canavarları kim yarattı?" diye isyan ediyor.Dikkat ederseniz, bu soruyu son zamanlarda çok sık sormaya başladık. Suçlu biziz.. Toplum şiddet çağında çocuklarını, dolayısıyla kendini koruyamamıştır.Bu sorun hakkında yaptığım yazışmalarla ilgili arşivimi dün karıştırırken RTÜK kaynaklı bir yazı geçti elime.İki araştırmanın sonucu var orada:İşte büyüdülerAmerika'da çocuklar daha ilkokulu bitirmeden TV sayesinde 8 bin cinayet izliyorlar. Türkiye'de de bir pazar günü TV başına oturan bir çocuk 500 kişinin vahşice ölümüne tanık oluyor.Belge 28 Mart 1995 tarihini taşıyordu. O tarihte 8-9 yaşında olan çocuklar büyüdüler. Şiddete dayalı rating savaşlarının kurtlar vadisinde şimdi cahil, bencil, sorumsuz büyüklerinin eserleri olarak karşımızdalar.Olacağı buydu, şiddet ektik, vahşet biçiyoruz!Dikkat... Bu filmi tersine sarma olanağına ne yazık ki sahip değiliz.Ama hatalarımızdan ders çıkararak çocuklarını koruyan bir sivil toplum ve onun taleplerine cevap veren bir kamu yönetimi yaratma mecburiyetimiz ortadadır.Çünkü evrim tamamlanmak üzeredir:Maceradan aksiyona, aksiyondan şiddete derken şimdi şiddetten korku türüne giriş yaptık. Bunun sonu yok.Toplumsal uzlaşma şansının da tükendiği bir cehenneme düşmeden çıkış yolu bulmalıyız.
Şemdinli iddianamesi, Kemal Unakıtan'ın gündemdeki egemenliğine sadece bir hafta ara verdi.Halk yolsuzluk olaylarına daha hassas. Çünkü insanlar "ekonomideki basan" üstüne her gün nutuk dinliyor. Başbakan daha dün ne dedi?"Üç yılda fert başına geliri bir kat artırıp 5 bin dolara çıkarttık. İki yıl sonra 10 bin dolar olacak.."Akşam sofrada toplanan aileler kendilerine bakıyor: Gelirleri üç yılda katlanmış mı? Hayır..Krizde sokağa atılan baba veya askerden dönen büyük ağabey işe girmiş mi? Hayır..O zaman şuna kanaat getiriyor: Ekonomi büyüyor ama gelir adaletsiz dağılıyor.Bizim gibi toplumlarda gelir dağılımı adaletsizliğinin önemli nedenlerinden biri yolsuzluktur. Yolsuzluk ve rüşvet adı konmamış vergi gibidir. Kitle soyulur, yoksullaşır ama bazı bürokratlarla bazı siyasetçiler ve onların himayesindeki çakallar semirir de semirir.Amblem yumurtaAna muhalefet CHP'nin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan hakkında üçüncü gensoruyu verme sebebi, halkın kafasındaki hayaleti ete kemiğe büründürme çabasıdır.Beş ayda bu üçüncü gensoru. CHP Unakıtan'ın kızının Telsim Genel Müdürü ile görüşmesini, likit yumurtaya uygulanan KDV indirimini ve lojman giderlerini devlete ödetmesini tekrar meclise getirdi.Görüşme yarın yapılacak ve geçmişteki iki tecrübe tekrarlanacak. Yani AKP'nin ezici çoğunluğu gensorunun gündeme alınmasını reddedecek.CHP bunu bile bile niye üstüne gidiyor?Maliye Bakanı'nın yaptıklarından rahatsızlık duyan AKP'li milletvekillerinin tepkilerini gizlemekte zorluk çekmesi ve bazılarının patlaması küçük kazançlardır. Ama AKP anıldığı zaman halkın aklına hemen Kemal Unakıtan'ın gelmesini sağlamak CHP için önemli bir siyasi kazançtır.Hedefleri budur. Çünkü bu propaganda AKP'nin ampul olan amblemini yavaş yavaş yumurtaya çevirecektir. Yumurtadan artık civciv mi çıkar, kuş mu çıkar; onu Allah bilir!Demokratik değilKızılcahamam kampında Başbakan Erdoğan'ın konuşmasında Kemal Unakıtan'ı korumaya ayırdığı bölümde söyledikleri CHP'nin ekmeğine yağ sürmüştür. Ne diyor?"Seyir halinde olduğumuzu unutmayın. Yolculukta hatalar, talihsiz anlar, tökezleyenler olabilir. Görevimiz tökezleyen arkadaşlarımıza omuz vermektir."Hayır efendim; bu anlayış ancak suç örgütünde geçerli olabilir, devlet idaresinde, hizmet amaçlı takım oyununda olmaz.Demokratik bir hükümette "hata yapan, talihsiz anlar yaşayan ve tökezleyen arkadaşlar" olursa bunlar hemen değiştirilir.Hesaba çekecek yüreklilik yoksa "dinlendiriyoruz" gerekçesiyle iktidar bu yükten kurtarılır.Eğer Başbakan, kişisel ve duygusal borcu nedeniyle tersini yapıyorsa mutlaka bir bedeli olacaktır. Tökezleyene omuz verme kararını demokratik bir lider veremez, sultan verebilir.AKP bedel ödemeye başlamıştır bile!
Siyasi gücün sınırını demokrasilerde anayasa ile hukuk ve ahlâk kriterleri çizer.Bu alandaki sınır ihlâlleri Türkiye'de "yönetim üslubu" haline geldi.Tarih AKP iktidarının en azından ilk üç yılında Meclis'teki sayı üstünlüğünden aldığı gücü çok kötü kullandığını yazacaktır. Dileriz dördüncü ve beşinci yıllar da aynı hükmün damgasını yemesin.Hukuku hile ile dolanmak veya zorla yere yatırmak, bir çok meselede iktidarın alışkanlığı haline geldi. Bir meselenin hukuken aşılamaz olması AKP'yi durdurmuyor. "Kopardığımız kârdır" mantığı ile hareket edip düzenin boşluklarını zorluyorlar.Örgütlenmiş kesimlerin ayrıcalıklar koparması çağdaş toplumlarda da görülür ama bu işi devlet kurumları ile çatışa çatışa yürüten bir iktidarın AKP'den başka dünyada örneği yoktur.Erbakan yasası ne istiyor: Hoca partide buharlaşan Hazine parasını devlete geri ödemeden hapis cezasını evinde çeksin!Bile bile lâdesBöyle bir yasanın Anayasa'ya ve ahlâka uygun olmayacağını AKP'liler bilmiyorlar mıydı?Yasayı Cumhurbaşkanı Sezer'in veto edeceğini bilmek şöyle dursun, ikinci defa önüne geldiğinde imzaladıktan sonra Anayasa Mahkemesi'ne açacağı iptal davasını kazanacağını da biliyorlar.Buna rağmen çıkardılar.Çünkü Anayasa Mahkemesi'nden iptal karan çıkana kadar "kazanılmış hak" ilkesi çalışacak, Hoca hapse girmekten ve 11 trilyonu da ödemekten kurtulacaktır.Bu tertibin somut bir suç olarak kovuşturulmasına ne yazık ki imkân bulunmuyor. Toplumların kaderi ve kalitesi de işte bu noktada ayrışıyor. Adalet ve ahlâk düşkünü hilelere tepki gösterenler temize çıkıyor, gösteremeyen çamura batıyor.Sivil toplum bu ihlâllere seyirci kalmamalıdır. Çünkü iktidar, hukukî boşluklardan ve halkın tepkisizliğinden yararlanmayı yönetim biçimi haline getirmiş görünüyor.Oynamak günahİmam hatip okulu öğrencilerini üniversiteye girişte katsayı engelinden kurtarma amaçlı açık öğretim lisesine kayıt oyunu da aynı zihniyetin buluşudur.Yargı, Milli Eğitim Bakanlığı'nın bu düzenlemesi için yürütmeyi durdurma karan verdi. Ama o karar çıkana kadar doğan boşlukta 50 bini aşkın öğrenci okullarını bırakıp açık öğretim liselerine nakil yaptırdı.Bakanlık ve parti, yargının bu hileye izin vermeyeceğini biliyordu. O nedenle AKP'nin gençlik kolları kullanıldı ve çocukların "yangından mal kaçırır gibi" kısa zamanda okullarını değiştirmeleri sağlandı.Şimdi ne olacak?Kandırılan çocuklar bir daha kandırılacak. "Biz sizi korumak istedik ama izin vermediler" diyecekler.Bir yandan iktidar koltuğunda oturup bir yandan da devlete muhalefet eden ve muhalif üreten AKP'yi kendine getirecek uyanışı toplum ne zaman gerçekleştirecek dersiniz?Yeni cumhurbaşkanı seçimine kadar oldu oldu, yoksa geçmiş olsun!
Her yeni tecrübe AKP iktidarının ya acemiliğine yeni bir kanıt veya niyetleri konusunda yeni bir işaret sunuyor.İktidarın IMF ve Dünya Bankası ile sıkı ilişkilerinden aldığı ilhamla Bati dünyasının üslup ve disiplinini Türkiye'ye uyarlama imkânı da, hevesi de var.Ama çelişkiye bakın ki beş ay sonra yapılacak Genelkurmay Başkanı tayinini etkileme hevesine düşmüşler ve bu amaçla düzenledikleri tertiplerde suç üstü yakalanmışlar, buna karşılık pazartesi günü boşalacak Merkez Bankası Başkanı koltuğuna adam seçmeyi ihmal etmişlerdir.Demokratik bir ülkede bağımsız merkez bankasının başkanı, başbakandan sonraki en güçlü adamdır. O yüzden Amerika, yeni Merkez Bankası Başkanı Bernanke'yi bu koltukta 17 yıldır oturan Greenspan'in yanında beş ay çalıştırmış, böylelikle kararsızlık dönemine fırsat tanımamıştır.Biz bunu yapamadık. Şimdi ister istemez bir tereddüt dönemi yaşanacaktır.İslâmi yaşam tercihiMerkez Bankası Başkanı koltuğuna pazartesi günü kim oturacak; bu kişinin iktidara yakın biri olması, bankanın bağımsızlığına zarar verecek mi?Bu şüphe bile içte, dışta güven ve itibar kaybına sebep olacaktır.Yeni başkanın, Hazine Bakanı Babacan'ın okul arkadaşı, Merkez Bankası'nda 3 yıl görev yapmış, parlak bir akademisyen geçmişine sahip Erdem Başçı olacağı tahmin ediliyor.VATAN'ın yaptığı piyasa anketinde, aday gösterilenler arasında Erdem Başçı'nın rakiplerine fark attığı görülüyor. Ama bu noktada akla şöyle bir soru geliyor:Kendisi içki içiyor olsaydı, eşi türban takıyor olmasaydı bu görev için önerilen kişi olacak mıydı?Fethullah Gülen hocanın deyimi ile "devletin hayati müesseselerinde, can alıcı kilit mevkilere" bu iktidarın yaptığı bürokrat seçimleri, liyakat kriterinin değiştiğini, eğitim ve deneyimin yerini hayat görüşü ve İslâmî yaşam biçimi tercihinin aldığını göstermektedir.Tepeden aşağı doğruErdoğan'ın ilk icraatlarından biri, bürokrasinin bir numaralı koltuğu olan Başbakanlık Müsteşarlığına "cumhuriyetin temeli olan laiklik ilkesinin, yerini daha Müslüman bir yapıya devretmesi zamanının artık geldiğini" savunan ve "memurları dindar insanlardan seçme"yi öneren Prof. Ömer Din-çer'i getirmek oldu.Sonra aynı kriterden yola çıkarak Hazine ve DPT müsteşarlan, Özelleştirme İdaresi ve Toplu Konut İdaresi başkanları ile THY Genel Müdürü ve daha birçokları seçildi.Hepsinin ortak özelliği, içki içmemeleri ve eşlerinin türban takması idi.Dışardan bakan gözlerin "ılımlı İslâm" manzaraları görmeleri Türkiye'ye haksızlık değildir. Türkiye yakın zamana kadar İslâmi yaşamı savunan insanların ayrıma uğramaktan şikâyet ettikleri bir ülke idi.AKP kantarın topuzunu kaçırmış, karşıt bir haksızlığın yaratıcısı rolüne girmiştir.Nereye kadar gidecektir?Kendisini "çağdaş muhafazakâr" olarak tanıtarak şemsiyesi altına aldığı kitleler uyanana kadar hızını artırarak yoluna devam edecektir.
Orgeneral Büyükanıt'ın hedef olduğu şey vahim ve meşum bir komplo idi.Bu komploya hiç meydan verilmeyebilirdi.Meselâ Van Savcısı hakkındaki müfettiş soruşturması, Rektör Aşkın iddianamesi çıktığı zaman başlatılsaydı Kara Kuvvetleri Komutanı'nı yeterli delil olmadan çetecilikle suçlayan iddianame yazılmazdı.Van Rektörü Aşkın hakkında düzenlenen iddianamenin yanlışlığı konusunda üniversite rektörleri bazı kurumlara uyarı ve şikâyet ziyaretleri yaparken Genelkurmay Başkanı Rektörler gelirse kabul etmeyeceğini" söylemişti.Hukuk devleti adına yaptığı bu jestin kendi kurumuna yönelmiş kötü niyete eylem cüreti kazandıracağını elbette tahmin edemezdi.Bu olay taşları yerlerinden oynatmıştır. Kurumlar arasındaki güven duygusuna zarar vermiştir.Laikliği ve ülke bütünlüğünü önemseyen çevreler bundan böyle iktidarla ilişkilerinde daha dikkatli olmaya kendilerini mecbur hissedeceklerdir.Büyükanıt krizi, cumhurbaşkanı seçimine ilerleyen süreçte Tayyip Erdoğan'a eşi bulunmaz bir fırsat sunmuştu.Anayasa Cumhurbaşkanı'na "devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmek" görevini yüklüyor. Tarafsızlık maskesi ile pusuya yatmış siyasetçi portresi yerine krizi zayiat yaratmadan önleyen devlet adamı görüntüsü çizmek Tayyip Erdoğan'a büyük prestij kazandırırdı.Başbakan "hiçbir şeye karışmamış, tartışmaları medyadan izlemiş..."Keşke inisiyatif alma basiretini gösterseydi. Çünkü o zaman devletin en hassas kurumlarını karşı karşıya gelmekten kurtarabilir, Şemdinli bombalarını patlatan melaneti de saklanacağı bir karamboldan yoksun bırakırdı.Krizi yönetemedi. Çünkü siyasetçi kimliğini aşamadı.Meclis çoğunluğu var; zorlarsa Cumhurbaşkanı olabilir.Ama performansı şunu gösteriyor:İyi bir Cumhurbaşkanı olamaz!Kötü şöhretin bedeliHazreti Ömer "Bir insanın nesi çoğalırsa onunla şöhret bulur" demiş.Bizim şöhretimizi de rüşvet ve yolsuzluk olayları inşa ediyor. Türkiye yıllardan beri "temiz toplum" sıralamalarında her yıl listenin en dibindeki ülkeler arasında yer alıyor.Türkiye'deki sistem devlet parası ile müteşebbis yaratmak ve sürekli olarak siyaset sınıfını yemlemek üstüne kuruludur. Partiler muhalefette bu tecavüzleri görürler, lanetlerler ama iktidara gelince kendi çakallarını, kurtlarını doyururlar.Hiç değişmedi bu düzen. Ve sonunda devletimiz, aldığı hibe yardımı ile yaptırılacak işlerde rüşvete para kaptırılmayacağına dair taahhütte bulunma mecburiyetine kadar düştü.Anlaşma, Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesi binasının inşası için Japonya'nın yapacağı 288 milyon Yen (2.4 milyon dolar) hibe yardımını konu alıyor.Meclis Dışişleri Komisyonu rüşvete karşı güvence içeren maddenin metinden çıkarılması için anlaşmayı hükümete iade etti.Bunu yaparken milletvekillerimiz acaba ne düşündüler?İki sebebi olabilir: Ya rüşveti önleme taahhüdünü onur kırıcı buldular... Veya parayı az buldular!