Halk yakaladı!

9 Mart 2006

Hayranım bu millete. Tek tek cahil gördüğünüz insanlar bile bir araya gelince bilge hükmünde kararlar veriyorlar.Meselâ halkın ister ham, ister cılk bulduğu için "entel" diye adlandırdığı bazı okumuşlar Silâhlı Kuvvetler ne kadar zayıflarsa demokrasinin o kadar güçlenmiş olacağı propagandasını yapıyorlar.Buna hepsinin samimiyetle inanmış olmaları düşünülemez. Çünkü ordusu güçten düştüğü takdirde Türkiye'nin güvenliği olmadığı gibi hürriyeti de olmaz.Ülkenin bölücü teröre, rejimin irtica tehdidine hedef olduğunu bile bile sahip olduğumuz en sağlam güvenceyi her fırsatta riske atmanın sebebi nedir?Geçmişte "Askerin ağırlığı Türkiye'yi demokrasiden ve AB sürecinden uzaklaştırıyor" diyorlardı. Artık bu da geçerli değil. Çünkü askerler AB kriterlerine Türkiye'nin uyumunu sağlamakta üstlerine düşeni yerine getirmişlerdir.Daha fazlasını istemek veya entrika ile almaya çalışmak ülkenin bütünlüğünü ve rejimin laik karakterini riske sokmaktır.Parmak izleri..."Yararlı olur" diyen varsa tartışalım ama toplumun idrakini hafife alarak, aklını aşağılayarak yapmayalım bunu.Sanki bir gizli güç ülkenin en saygın kurumlarını birer birer hedef tahtasına koyuyor ve sonra kandırdığı kitlenin çapı ölçeğinde cüretini ayarlıyor.Şu maskaralığa bakın:Orgeneral Büyükanıt merkezli krizin motoru, Hizbullah ve PKK'ya maddi yardım yaptığı iddiasıyla soruşturma geçiren bir iş adamıdır.Onu Meclis'teki Şemdinli Araştırma Komisyonu'na, Hizbullah'ın avukatlığını yapan AKP'li bir hukukçu önermiştir.İş adamının iddialarından yola çıkarak Büyükanıt'ı kendi raporunda suçlamaktan sakınmıştir Meclis Komisyonu ama ağır suçlamalar içeren ifade tutanaklarını Van Savcılığı'na göndermiştir.Van Savcısı da başka bir kanıta dayanmadan Orgeneral Büyükanıt'ı çete kurmakla suçlarken meclis komisyonundaki bazı AKP'liler "Bravo savcıya. Bizim yapamadığımızı o yaptı" diyebilmişlerdir.SONAR anketiOnurlu bir komutan böyle bir durumda ne yaparsa Büyükanıt da onu yapmış, mahkemeye çıkıp kendini savunmaktan şeref duyacağını söylemiştir.Şimdi "Hangi kanıt çete suçlamasına dayanak teşkil ediyor?" diye soracağına koca koca adamlar "Helâl olsun Paşa'ya, doğrusu budur, çıksın savunsun kendini" diyorlar. Apartman çatısına çıkmış kişilere aşağından "Atla.. Atla.." diye bağıran sadistler vardır ya, onlar gibi..Amaç, Büyükanıt'ı Genelkurmay Başkanı olmaya götüren sürecin bulandırılması, mümkünse kazaya uğratılmasıdır.Bu oyuna katılanlara başarılı olamadıklarını memnuniyetle bildiriyoruz bugün. SONAR anketi, halkın dönen dolapları deşifre ettiğini gösteriyor.Olayları "orduyu yıpratmaya yönelik siyasi suçlama" olarak değerlendirenlerin oranı yüzde 80'in üstünde. "Suçlamalar inandırıcı değil" diyenler yüzde 72, bu nedenle "Büyükanıt yargılanmamak" diyenler yüzde 70 seviyesinde. Sermayesi kurnazlık olan siyasetin iflâsıdır bu.

Devamını Oku

Günün kârı...

8 Mart 2006

Başbakan "Köşe yazarları orduyla hükümeti karşı karşıya getirmeye çalışıyor; lanetliyorum" dedi.Lanetlesin...Ama eminiz özgür kalemlerin yapmaya çalıştığı şeyin orduyla hükümeti karşı karşıya getirmek değil, tersine böyle bir yanlışı önlemeye çalışmak olduğunu görecektir.Özgür bir ülkede yaşıyoruz, hukuki bulmadığı bir suçlamaya karşı sesini yükseltmeye herkesin hakkı var. Bu hakkı kullanmak niye lanetleniyor da iktidan büyük bir vebalin altına girmekten koruyan bir uyan sayılmıyor?CHP lideri Baykal "Bu iddianamenin siyasi kaygıların dışında, iyi niyetle hazırlanmış bir belge olduğunu düşünmek insanın aklına ihanettir" dedi. Haklı.İddianame, beş ay sonra Genelkurmay Başkanı olacak Orgeneral Büyükanıt'ı çete kurmakla suçluyor.Peki hangi güçlü kanıta dayanıyor?PKK'ya ve Hizbullah'a para yardımı yapmakla suçlanmış birinin ifadesine ve aynı paraleldeki imzasız birkaç ihbar mektubuna!Yazarlığın bedeliHükümet üyelerinin iddianameyi inceledikleri toplantıda, ortak merakın savcının kimliği üstünde uyanması ve sicil dosyasının celbedilmesi önemli bir işarettir.Böyle hassas bir meselede şüpheci davranma hakkı iktidar tekelinde olamaz. Köşe yazarının görevini yapmasının bedeli de iktidar tarafından lanetlenmek olmamalı.Çünkü meclisteki araştırma komisyonu bile Orgeneral Büyükanıt'ı yargıyı etkilemeye çalışmakla suçlayan ifadeyi raporundan çıkarmıştır.Bundaki amaç Şemdinli'deki olayların arkasındaki gerçekleri ve suçluları aramak ve bulmaktır. Eğer astsubaylarla ilgili davanın ileri aşamaları daha üst sorumluları işaret edecekse onlardan da hesap sorulacaktır.Ama Kara Kuvvetleri Komutanı'na çete suçlaması, Şemdinli'de patlayan bombaların suçlularına toz dumanda kendilerini kaybettirme fırsatı tanımıştır.Başbakan dan sözHukuk devleti bu düğümü çözecektir. Orgeneral Büyükanıt'la ilgili suçlama, esas dosyadan ayrılmıştır. Bu durum Van'da görülecek Şemdinli olayları davasının selâmeti açısından önemlidir.Orgeneral Büyükanıt'la ilgili soruşturma, üst amir olarak Genelkurmay Başkanı'nın iznine tabi bulunduğuna göre büyük ihtimalle süreç "Böyle afakî suçlama olmaz" ret gerekçesiyle kapanacaktır.Bu tartışma zararlı olmamıştır. Başbakan'ın asabiyeti kimseyi yanıltmasın. Tayyip Erdoğan AKP'ye yapışık şüpheleri bu vesile ile reddederken geleceğe dönük teminatlar vermiştir.Meselâ şu sözler: "Ordumuzla ilgili hiyerarşik yapı içinde kimin, ne zaman, hangi göreve geleceği noktasında Bakanlar Kurulu'muz görevini gayet iyi bilmektedir."İktidarın, ordu içindeki tayin ve terfilere karışmayacağı taahhüdünde bulunmaya mecbur kalması son krizin önemli kazancıdır.

Devamını Oku

Askere darbe!

6 Mart 2006

Orgeneral Büyükanıt olayına en cesur değerlendirmeyi Deniz Baykal yaptı.CHP Genel Başkanı Baykal, Kara Kuvvetleri Komutanı Büyükanıt'a Şemdinli olayları iddianamesi bağlamında yöneltilen suçlamaların gerçekte "Silâhlı Kuvvetler'e karşı bir darbe girişimi" olduğunu söyledi.Önümüzdeki 30 Ağustos'ta Genelkurmay Başkanı olması beklenen Orgeneral Büyükanıt'ın önünü kesmeye yönelik niyetlerin iktidar partisinin hiç değilse bir kanadında beslendiği aylardır konuşuluyordu.Baykal'a göre Şemdinli olayları soruşturması fırsat bilinmiştir:"Silâhlı Kuvvetler'e karşı bir darbe girişimi söz konusudur. Asıl üzüntü verici olan da girişime yargının alet edilmiş olmasıdır.. Çok üzüntü verici bir manzara. Girişimin başarısızlıkla sonuçlanacağından kuşku duymuyorum. Sadece bu girişimi yapanlar kendilerini teşhir etmiş olacaklardır."İntikam ateşi ile..Bölük pörçük sızdırılan iddianameden, Orgeneral Büyükanıt'ın suçlanan astsubayı iyi tanıdığını beyan etmesi nedeniyle yargıyı etkilemeye çalışmaktan çok daha ağır suçlamalara hedef olduğu anlaşılıyor.İddianamede Diyarbakırlı işadamı M. Ali Altındağ'ın şu ifadesi yer almış:"Astsubay Ali Kaya, benim PKK'ya 350 bin dolar bağış yaptığımı gösteren sahte belgeler hazırlayarak gözaltına alınmamı sağladı. Bu dönemde oğlum ve arkadaşı trafik kazasında öldü. Dönemin DGM Başsavcısı, işadamı Ali İhsan Kaya, iki PKK itirafçısı, Kolordu Komutanlığı Kurmay Başkanı ile kıdemli bir albay, bir binbaşı ve bir yüzbaşıdan oluşan çete vardı. 1997-2000 yıllarında Yedinci Kolordu Komutanı olan Büyükanıt da bunları bilmektedir.."Savcı bu ifadeye dayanarak Orgeneral Büyükanıt'a örgüt kurmak, görevi kötüye kullanmak ve sahte belge düzenlemek suçlarını da yöneltmiştir.Sorulması gereken soru, yaşadığı olaylar nedeniyle intikam ateşine düşmüş bir kişinin iddiaları, başka tanık ifadeleri ve güçlü delillerle desteklenmeden suçlama nedeni olabilir mi?Tarafsız numarasıKorkulan ihtimal, Şemdinli şüphelileri üzerinden Silâhlı Kuvvetler'in yıpratılmak ve özellikle de Orgeneral Büyükanıt'ın yolunun kesilmek istendiğidir.Büyükanıt'ı suçlayan iddianameyi yazan Savcı'nın, Van Rektörü Prof. Aşkın'ı suçlayan iddianamenin de sahibi olması, siyasal etkilenme olduğu endişelerinin güçlü dayanaklarından biridir.Bu endişelerin boş çıkmasını dileriz.Çünkü tersi, Şemdinli'nin beklediği adaleti saptıracak, Silâhlı Kuvvetler gibi alternatifi olmayan bir kurum da yıpranacaktır.Elbette hukuk karşısında herkes eşittir. Ama ömrünü devlete hizmetle geçirmiş, terörle savaşmış, bu yüzden birkaç kez suikast hedefi olmuş bir komutan, Genelkurmay Başkanı sıfatını hak etmeye beş ay kala bu kadar kolay harcanamamalıdır.Bu meselede iktidarın tarafsız görünme çabası, ayıp duvan aşıldığı için komik oluyor.AKP ayağına ateş etme yanlışına bir kez daha düşmesin!

Devamını Oku

İki dönem seçilen bakan aklanır!

5 Mart 2006

Zaman aşımı konusuna dikkat edilmeli. Aksi halde ortaya af gibi bir sonuç çıkıyor!Bu sözler Adalet Bakanı Cemil Çiçek'e ait. Hukukun üstünlüğünü savunan herkesin altına imza atacağı bir dilektir.Siyasi, ekonomik ve sosyal alandaki birçok bozulmayı adalet sistemindeki yavaşlığa ve etkisizliğe yoran değerlendirmeler haksız değildir.Ülkede güvenliğin yeniden tesis edilmesi, halkın devlete ve geleceğine güvenle bakabilmesi, hiçbir suçun, işleyenin yanına kâr kalmayacağını kanıtlayan bir yargı etkinliğine bağlıdır.Tabii bireyi sonsuza kadar töhmet altında yaşamaktan koruyan zaman aşımı kuralının kötüye kullanılmasını önlemek, bu amaca ulaşmakta önem taşıyor.Sorun bakanlar..Zaman aşımı ile ilgili uyarıyı Adalet Bakanı Çiçek hangi dava nedeniyle yaptı? Eğer sistemin geneline yönelik bir mesajsa bu, yapılabilecek olan şey yeni TCK ile yapılmıştır. Yeni yasada zaman aşımı süreleri suçun ağırlığına göre uzatılmıştır.1 Haziran 2005'ten önce işlenen suçlarla ilgili dosyaların, zaman aşımına birkaç ay kalana kadar tutulup son anda yargıya gön-derilmesindeki yanlış konusunda da gereken uyan yapılmıştır.Belli ki Adalet Bakanı'nı Yüce Divan'daki davalar hakkında Başsavcı'dan peş peşe gelen zaman aşımına bağlı düşürülme talepleri etkilemiştir.Eğer o da "Suçlanan siyasetçi suçlu mu, suçsuz mu; buna Yüce Divan karar vermeli. Zaman aşımına bağlı düşürülme, adalete de yargılanan kişiye de haksızlıktır" diyorsa adresi doğru tespit etmelidir.Yargılanan siyasetçi "Ben zaman aşımından yararlanmak istemiyorum" dese bile dileği dikkate almayacaktır.Doğru adres..Çözümün adresi siyasi iktidar ve onun mecliste dayandığı çoğunluktur. Anayasa'da milletvekili seçilenlerin işledikleri suçlarla ilgili zaman aşımı, dokunulmazlıktan yararlandıkları sürede duruyor, bakanlarla ilgili suçlarda durmuyor.Böyle bir rezalet hiçbir demokraside yok. Türkiye'de sırtını çoğunluğa dayamış bir bakan tepeden tırnağa çamura batmış bile olsa iki dönem seçilince AK'la-nacaktır!Siz istediğiniz kadar temiz siyasetin erdemlerini savunun."Kirlenmek güzeldir" diyenler kazanacaktır!Adalet Bakanı Çiçek, tecrübesini ve maharetini bakan ve milletvekili arkadaşlarını ikna etmek için kullanmalıdır.Hayırlı işler yapın, yer alın!Başbakanın "yazmıyorlar" diye medyadan şikâyet etmesi, özgüven erozyonu sinyali midir acaba?Bunu söylemek için biraz daha beklemek lâzım ama Erdoğan'ın "Hayırlı işler medyada yer almıyor" şikâyeti büyük haksızlıktır. Medyanın kredisini hiçbir iktidar AKP kadar uzun süreli kullanmamıştır. Tüm meslek camiasını kapsayacak çapta iftiralar dahi medyayı ambargocu bir tepkiye götürmemiştir.Başbakan, iktidarının övgü beklentilerine cevap bulmak istiyorsa, sözünü tutup dokunulmazlıkları kaldırsın, suçlanan bakanlarını temize çıkmaları için yargıya göndersin, artan işsizliğe çare bulsun, kanunsuz sokakları mafyadan geri alsın.Manşetleri hak etmek, gerçek marifet gerektiriyor!

Devamını Oku

Benzeri yok

4 Mart 2006

Beş ayda üç gensoruya hedef olmuş bir Maliye Bakanı yoktur.Kemal Unakıtan bu özelliği ile tarihe geçecektir.İktidarın basan elde ettiği alanlarda önemli payı bulunsa da onun ayırıcı özelliği yıkıcı yolsuzluk iddiaları karşısındaki "dayanıklılığı" olacaktır.Ama gelişmiş toplumlar böylesi direnişlere en azından "pişkinlik" diyorlar ve tepki gösterirken hiç nazik davranmıyorlar.Türkiye de inşallah gelişecek ve bu çapta bir güvensizliğe hedef olmuş bakanları sırtında taşımayacak. Şimdi taşıyor. Taşıdığı için de buna mecbur kalmış olmanın isyanı içinde büyüyor ve seçimde patlıyor.AKP iktidarı böyle bir patlamanın ürünüdür.Şimdi ise kendi sonunu getirecek patlamayı üreten gafleti temsil ediyor.Kimse CHP'y i suçlamasın. "Meclis'teki sayın belli. Düşüremeyeceğini bile bile iki gensoru verdin; üçüncünün manası ne?" demesin.Unakıtan'a yöneltilen suçlamaların listesi her gün uzuyor. Maliye Bakanı, çocuklarıyla işbirliğiiçinde nüfuzunu kötüye kullanarak haksız menfaat elde etmekle suçlanıyor.Birinci gensoruda olayları tam kavrayamadıkları için AKP milletvekilleri Unakıtan'ı kurtarmış olabilirler., ikincide "parti dayanışmasıdır" diye vicdanlarına taş basıp red oyu kullanmış olabilirler.Üçüncüde ne yapacaklar?Büyük ihtimalle yine püskürtecekler. Ama zayiat bu defa daha ağır olacak.Çünkü "Niçin Unakıtan'ı taşımak zorundayız?" diye soranların sayısı artacaktır. Diğer yanda muhalefet Unakıtan'a yönelik korumanın manevi bağlara değil, Başbakan'ı da içine alan maddi çıkar ilişkilerine dayandığı propagandasını işleyecektir.Tanıyanlar Unakıtan'ı "gönül adamıdır" diye övüp duruyorlar.Eğer bu doğruysa "Benim için gereğinden fazlasını yaptınız. Partiye daha fazla zarar vermek istemiyorum" deyip istifasını vermesini bekleyebiliriz.Üçüncü gensoru yalnız Kemal Unakıtan'ın değil demokrasimizin de ayıbı olur.Algılama yeteneği ve etik kalitesi bu kadar düşük bir demokrasi kendimize hakarettir.Cumhuriyetin bakanı!Aydın da işe sarık ve cüppe ile giden sakallı personeli soran gazetecilere Ulaştırma Bakanı Yıldırım şöyle demiş:"Demiryollarında çok eskiden beri çalışan ve kaynak yapmaktan başka bir görevi olmayan birinin ne zararı olabilir?"Laik cumhuriyetin bazı bakanları irtica tehlikesine böyle bakıyor!Hızlandırılmış trenin mucidi Yıldırım, Türkiye'yi zaman tüneline sokma imkânı bulsa nereye götüreceğinin işaretini veriyor.Türban yasağını aşabilse bu zihniyetin göze alabileceği dayatmaları hesap edelim ve hukuk devletinin değerini bilelim.

Devamını Oku

AKP'nin korkusu

3 Mart 2006

Partilerin işlediği suçlar bardağı dolduran damlalar gibi biriktirilirmiş meğer...Biz de bu durumu Yargıtay C. Başsavcılığı'ndaki AKP sicil dosyasına yeni bir ihlâl eylemi ile ilgili belgenin eklendiği haberini okuyunca öğrendik.Türban takan öğretmenin anaokuluna müdür olamayacağına dair Danıştay kararı üzerine Star TV'ye çıkan AKP milletvekili Mehmet Çiçek şunu demişti:"İslâm, dini hayatın her safhasında yaşamayı emreden bir dindir. O zaman hakim karar vermeden önce Kuran'daki ayete bakacak.."Yargıtay Başsavcılığı AKP milletvekilinin yaptığı bu konuşmanın bant çözümünü Star TV' den alarak partinin dosyasına koydu.Laikliğe aykırı söz ve eylemlerle ilgili AKP dosyası kabarıyor. Partili belediyelerin alkol yasağı girişimleri ve Başbakan Erdoğan'ın dini konuların ulemaya sorulmasını öneren beyanları listenin ön sıralarında bulunuyor.AKP'nin önemli sorunu, laik rejime sadakat konusunda geniş bir kitlenin güvenini bir türlü kazanamıyor olmasıdır.Dinci kadrolaşma, türban ve imam hatipler konusundaki militan tutumlar güvensizliği sürekli beslemektedir.Geçen gün Çek Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı tarafından açığa vurulan Abdullah Gül'ün sözleri bir diplomasi gafı idi ama o sözler Türkiye'de laikliği tehdit altında gören ve iktidar partisine şüpheyle bakanları öylesine rahatlattı ki bu durum gözden kaçtı.Çünkü o haberde AKP iktidarının "İran kaynaklı İslâm modelinin Türkiye'ye sızması"nı tehlike olarak algıladığı ve önlemeye çalıştığı mesajı çıkıyordu.Ve tabii ki bu mesaj "takıyeci AKP'nin Türkiye'yi İran'a benzeteceği" yargısıyla doldurulmuş yığınlarda rahatlama yaratmıştır.Elbette hemen hayale kapılmamak lâzım.İktidar, laik rejimi korumanın gerektirdiği dikkati gösteriyor mu, tehlikeye karşı devleti ve toplumu güçlendirecek tedbirleri samimiyetle alıyor mu?Bunu gören varsa haber versin de sevinelim!Bunda bir yanlış var!Eski Başbakan Yılmaz ve eski Devlet Bakanı Taner haklarındaki dava da düşebilir.Yüce Divan'da Yargıtay Başsavcısı Ok, yeni TCK'ya göre suçun nitelik değiştirerek "ihaleye fesat karıştırma" dan "görevi kötüye kullanma" ya dönüştüğünü ve bu suç için aranan 5 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğunu belirterek davanın düşürülmesini talep etti.Böyle bir karar toplum vicdanını tatmin eder mi, hatta Yılmaz ile Taner'i dahi memnun eder mi?Böyle bir mahkeme en azından suçlu mu, suçsuz mu sorusuna cevap vermek konumunda olmamalı mı? Ayrıca...Zaman aşımı milletvekillerinin işlediği suçlarda durduğu halde bakanlarda niye yürüyor?Yolsuzluğun asıl kaynağı icra mevkiindeki bakanlardır. Milletvekilleri en çok nüfuz suiistimali yapabilirler, kararları bakanlar verir.Parlamento Anayasa'daki bu çarpıklığı hemen düzeltmelidir.

Devamını Oku

Vazgeçin!

3 Mart 2006

Halkın gerçeği bilme hakkına saygı göstermek medya kadar siyasetçilerin de görevidir.Ama nedense bu konu medya ile iktidarı sık sık hasım hale getiriyor. İktidar önderleri, suçlama ve eleştiriler karşısında düzeltme ve savunma yolunu tercih etmiyorlar.Bunu küçültücü mü buluyorlar?Eğer öyleyse bu kibirdir ve kibrin yetiştikleri kültürlerde de makbul görülmediğini unutmamaları gerekir.Mesela Hamas lideri Mesai'in Ankara'yı ziyaretine yönelen eleştirileri Abdullah Gül sabır göstererek çürütebilirdi. Bunun yerine "Türk basınının yabancı servislerin ve diplomatların manipülasyonlarına açık olduğunu görüyorum" diye çamur attı.Maliye Bakanı hakkındaki iddiaların ardı arkası kesilmiyor. Suçlayan ve Bakan'a güvensizlik belirten beyanların kaynağı yalnız muhalefet değildir. Asıl sarsıcı ve toplumu etkileyen suçlamalar iktidar partisinin içinden geliyor.Yumurta ikizleri gibiBöyle bir durumda Başbakan'ın yapması gereken şey suçlamaları, dayandığı iddiaları tek tek çürüterek göğüslemektir. Oysa Başbakan ne yaptı, medyayı suçladı:"Medyanın ileri gelenleri de köşe yazarlan da kendini yormasın. Attıkları birçok iftiranın yalan olduğu ortaya çıkıyor. Bunun bir şeylerin karşılığı olduğunun farkındayız. Bakın bu kadar ağır söylüyorum.."Erdoğan ile Gül yumurta ikizleri gibi düşünüp davranıyorlar.En iyi savunma saldırmaktır" deyip medyanın üstüne mikrop bombası atıyorlar. Devlet adamlığı sorumluluğunun bu tür suçlamaları mutlaka isim ve kanıt göstererek yapmak mecburiyeti yüklediğini inkâr ediyorlar.Ama ne oluyor sonunda?Bir.. İki.. Halk gerçeği kavrıyor ve yanlışın adresini teşhis ediyor.Hiçbir şahsi menfaat gözetmeden gerçeğe hizmet eden insanların bulunabileceği, bazılarının hayaline sığmaz.. Gösterdikleri standart tepki ile Erdoğan ve Gül, kendilerini bu sınıfa sokuyorlar.Mahcup olmaz mı?Son olay dün yaşandı. Çek Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Ankara'da Abdullah Gül'ün kendisine "Koalisyon güçleri Irak'ı terk ederse İran kaynaklı yeni İslâm'ın Türk elitine sızmasını kimse engelleyemez" dediğini açıkladı. Çek Bakan bu açıklamayı Londra'daki bir konferansta yapmış ve haberi de UPI ajansı vermişti.Gül aynı Gül'dü. Konuk Bakan'ın Irak hassasiyetimizi abarttığını söyleyip yanlışı düzeltecek yerde yine medyaya yüklenip bizi yalancı çıkarmanın hevesine düştü.Londra'daki konferansın gizli olduğunu ve iddiaların Bakan'ın ağzından duyulmadığını iddia etti.Ama VATAN, 295 Pound ödeyen herkesin, gazetecilerin ise ücretsiz olarak o konferansı izleyebildiğini tespit etti. Haberi veren UPI muhabirini de buldu. Hannah Strange "Çek Bakan'ı yalnız ben değil, İngiliz yüksek savunma yetkililerinin de aralarında bulunduğu onlarca kişi dinledi" dedi.İktidar hırçınlığın zararlı, ayrıca beyhude olduğunu görmelidir artık.Çünkü hiçbir baskı, tehdit veya iftira medyayı gerçeği aramaktan vazgeçiremez!

Devamını Oku

Koz verdik!

2 Mart 2006

Abdullah Gül gibi kıdemli bir siyasetçi bu kadar vahim bir yanlışı nasıl yapar?Bir dışişleri bakanı, sırdaşlık yeteneği ateşle sınavdan geçmiş bir yakını ile dahi paylaşmayı düşünemeyeceği bir endişeyi yabancı bir siyasetçiye açar mı?Hele bu korku Türkiye'nin bölgesindeki gücüne ve iddiasına zarar verecekse...Hamas lideri Halid Mesai'in Ankara'ya geldiği gün Dışişleri Bakanı Gül'ün bir konuğu daha vardı: Çek Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Cyril Svoboda.Çek bakan önceki gün Londra'daki "Transatlantik Savunma Ortaklığı" konferansında beklenmedik bir açıklama yaptı."Koalisyon güçlerinin Irak'ı terketmemesi" gerektiğini savunurken Abdullah Gül'ün kendisine şu endişeleri aktardığını söyledi:"Aksi takdirde Iran modeli yeni islâm anlayışı Irak politikasını teslim alacak. İşte o zaman Tahran'ın bunu Türkiye'ye ihraç etmesini ve siyasi elit içine sızmasını hiçbir şey engelleyemez."Niyet doğru ama..Keşke bu haber sadece konferansın yapıldığı Chatham House'un dört duvan arasında kalabilseydi.Ama ulusalararası UPI ajansı haberi bütün dünyaya yaymıştır.En azından Türk halkının özgüvenine zarar verecek bu sözleri Dışişleri Bakanı'nın hangi amaçla ve ne şartlar altında söylediğini düşünmek lâzım.Bir ihtimal, Hamas liderinin Türkiye'ye gelişi nedeniyle uluslarası toplumun baskısından bunalmıştı; Dışişleri Bakanımız ve Çek bakana aldığımız riskin gerekçelerini açıklarken kastını aşmıştı.Türkiye'nin Irak'ı düzene sokmadan Amerika'nın çekip gitmesini istememesi çok doğaldır.Çünkü böyle bir ihtimal Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti, güneyde Şii Arap devleti ortaya çıkaracaktır.Bu ihtimali ortadan kaldırmak için Türkiye'nin bölge politikasına daha çok girmesi anlaşılır ama Gül'e atfen Çek bakanın açıkladığı sözler, İran ilişkilerini korkuların düzenlediğine dair bir kanaatin doğmasına sebep olacaktır.Sakatlık nereden?Bizce Dışişleri Bakanı Gül "Amerika Irak'ı boşaltmasın" kulisi yaparken Washington'u etkilemek niyetiyle tehlikeyi abartmıştır."Irak politikasını teslim aldıktan sonra İran'ın kendi modelini Türkiye'ye ihraç etmesini ve siyasi elit içine sızmasını hiçbir şey engelleyemez" ne demek?Humeyni devriminin en sıcak döneminde bile İran Türkiye'ye çok istediği halde rejimini ihraç edemedi.O günden bugüne Türkiye'deki tek önemli değişiklik siyasi iktidardır.Abdullah Gül korkularını ifade ederken aslında kendi iktidarlarına beslediği güvensizliği itiraf ediyor.Ortak aklın kendilerine önerebileceği yol şudur:Tehlike bulutlarının ufku kapladığı şu dönemde hükümet politikaları üretmek hevesinden vazgeçin ve devlet politikalarına sarılın!

Devamını Oku