Vazgeçin!

Halkın gerçeği bilme hakkına saygı göstermek medya kadar siyasetçilerin de görevidir...

Haberin Devamı

Halkın gerçeği bilme hakkına saygı göstermek medya kadar siyasetçilerin de görevidir.

Ama nedense bu konu medya ile iktidarı sık sık hasım hale getiriyor. İktidar önderleri, suçlama ve eleştiriler karşısında düzeltme ve savunma yolunu tercih etmiyorlar.

Bunu küçültücü mü buluyorlar?

Eğer öyleyse bu kibirdir ve kibrin yetiştikleri kültürlerde de makbul görülmediğini unutmamaları gerekir.

Mesela Hamas lideri Mesai'in Ankara'yı ziyaretine yönelen eleştirileri Abdullah Gül sabır göstererek çürütebilirdi. Bunun yerine "Türk basınının yabancı servislerin ve diplomatların manipülasyonlarına açık olduğunu görüyorum" diye çamur attı.

Maliye Bakanı hakkındaki iddiaların ardı arkası kesilmiyor. Suçlayan ve Bakan'a güvensizlik belirten beyanların kaynağı yalnız muhalefet değildir. Asıl sarsıcı ve toplumu etkileyen suçlamalar iktidar partisinin içinden geliyor.

Yumurta ikizleri gibi
Böyle bir durumda Başbakan'ın yapması gereken şey suçlamaları, dayandığı iddiaları tek tek çürüterek göğüslemektir. Oysa Başbakan ne yaptı, medyayı suçladı:

"Medyanın ileri gelenleri de köşe yazarlan da kendini yormasın. Attıkları birçok iftiranın yalan olduğu ortaya çıkıyor. Bunun bir şeylerin karşılığı olduğunun farkındayız. Bakın bu kadar ağır söylüyorum.."

Erdoğan ile Gül yumurta ikizleri gibi düşünüp davranıyorlar.

En iyi savunma saldırmaktır" deyip medyanın üstüne mikrop bombası atıyorlar. Devlet adamlığı sorumluluğunun bu tür suçlamaları mutlaka isim ve kanıt göstererek yapmak mecburiyeti yüklediğini inkâr ediyorlar.

Ama ne oluyor sonunda?

Bir.. İki.. Halk gerçeği kavrıyor ve yanlışın adresini teşhis ediyor.

Hiçbir şahsi menfaat gözetmeden gerçeğe hizmet eden insanların bulunabileceği, bazılarının hayaline sığmaz.. Gösterdikleri standart tepki ile Erdoğan ve Gül, kendilerini bu sınıfa sokuyorlar.

Mahcup olmaz mı?
Son olay dün yaşandı. Çek Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Ankara'da Abdullah Gül'ün kendisine "Koalisyon güçleri Irak'ı terk ederse İran kaynaklı yeni İslâm'ın Türk elitine sızmasını kimse engelleyemez" dediğini açıkladı. Çek Bakan bu açıklamayı Londra'daki bir konferansta yapmış ve haberi de UPI ajansı vermişti.

Gül aynı Gül'dü. Konuk Bakan'ın Irak hassasiyetimizi abarttığını söyleyip yanlışı düzeltecek yerde yine medyaya yüklenip bizi yalancı çıkarmanın hevesine düştü.

Londra'daki konferansın gizli olduğunu ve iddiaların Bakan'ın ağzından duyulmadığını iddia etti.

Ama VATAN, 295 Pound ödeyen herkesin, gazetecilerin ise ücretsiz olarak o konferansı izleyebildiğini tespit etti. Haberi veren UPI muhabirini de buldu. Hannah Strange "Çek Bakan'ı yalnız ben değil, İngiliz yüksek savunma yetkililerinin de aralarında bulunduğu onlarca kişi dinledi" dedi.

İktidar hırçınlığın zararlı, ayrıca beyhude olduğunu görmelidir artık.

Çünkü hiçbir baskı, tehdit veya iftira medyayı gerçeği aramaktan vazgeçiremez!

DİĞER YENİ YAZILAR