Bilmek hakkımız

24 Mart 2006

Devletin ve resmi ilişkilerin yarısı şekil şartına dayanır. Dün alışılmış şartlara uymayan bir buluşma gerçekleşti.Başbakan, Genelkurmay Başkanı'nı aradan çıkanp bir kuvvet komutanını doğrudan muhatap alarak onunla 1,5 saat baş başa konuşmuşsa önemli bir şeyler oluyor demektir.Şemdinli olayları ardından devletin zirvesinde sıkıntılar yaşandığını biliyoruz. Toplum da hayatını etkileyen bu gerginliğe taraf olmuştur.Ama bakıyoruz, bu olağandışı uzun görüşme ardından Kara Kuvvetleri Komutanı açıklama bekleyen gazetecilere el sallayarak geçip gidiyor, Başbakan da Cuma'dan çıkarken bu görüşmenin programlı mı olduğunu soran meslekdaşlarımıza "Çok teşekkür ederim. İyisiniz..." diye espri yapıyor.Kendisi gazeteci olsa, böyle davranan başbakan için eminiz "Artistlik yapıyor" derdi.Biz asabiyet göstermek yerine nükte yapmaya çaba harcayan Başbakan'ın gayretini olumlu bir ilerleme sayıyoruz.Ama bu iyi niyet, Kara Kuvvetleri Komutanı ile yaptığı program dışı görüşme hakkında millete açıklamada bulunma sorumluluğundan kendisini kurtarmaz.Başbakanlık kaynakları, görüşme gündeminin Şemdinli olayları ve onu izleyen sıkıntılı gelişmeler olduğunu bildiriyorlar.Buluşmayı izleyen yansımalar, iki tarafın da memnun olduğunu gösteriyor. Bu bir uzlaşmanın varlığını işaret eder. Tamam da uzlaşma noktası ne?Şemdinli yüzünden yargı da, iktidar da, askerler de ağır yaralar aldı.Uzlaşma hangi yaraları sardı? Hangi noktalarda görüş birlikleri sağlandı? Bunları bilmeye hakkımız var.Diyalog ve uzlaşma iyi şeydir.Ama halktan gizlenen uzlaşmalardan korkmak lâzımdır!Önce söyletirler, sonra...Eskiden başbakanlar işadamlarını bu kadar sabırla dinlemezlerdi.Geçen gün İstanbul Sanayi Odası'nda sanayiciler dinleyen bir başbakan bulunca içlerindekileri döktüler.Yaptıkları eleştirilerin Başbakan Erdoğan'ın içinde büyüdüğünü, iş işten geçtikten sonra fark ettiler.Başbakan Erdoğan'ın cevapları kimine göre patlama, kimine göre azarlama şiddet ve hiddetinde oldu.İşadamları birkaç gündür, Şair Eşrefin İkinci Meşrutiyet'le gelen eksik hürriyet havasını hicveden bir şiirini telefonda birbirlerine okuyarak hem doksan yılda hükümet-vatandaş ilişkilerinde fazla bir şey değişmediğini tarihi dinleyerek öğreniyorlar, hem eğleniyorlar. Bakın...Devri istibdatta söz söylemek memnu idi;Söyler isen ağlatırlardı ananı.Şimdi devri hürriyetteyiz;Önce söyletirler, sonra severler ananı!

Devamını Oku

Yeter artık susalım!

24 Mart 2006

Şemdinli iddianamesi de, onu izleyen karmaşa da hukukun saygısız saldırılarla yıpratılmasıdır.Terör nitelikli bir asayiş olayı, güçler çekişmesinin entrika ile dolu labirentlerinde hem ideolojik, hem kişisel hesaplaşmaların insafsızlığına alet edilerek lânetli bir bilmece haline getirildi.Yanlışlık, Van Rektörü Aşkın'ı tutuklatan savcının Şemdinli iddianamesini de yazması ile başladı.Delilsiz suçlamaları ordunun en üst komutanlarına yürütmesi, savcının arkasında ideolojik odaklar bulunduğundan şüphelenmek için haklı bir neden olabilirdi.Ama bu şüphenin, mahkemede sanık vekilleri tarafından ortaya konulması ve iddianamedeki zayıf delillerin orada çürütülmesi gerekmez miydi?"Yargı süreci başladı diye insafsız bir komploya seyirci kalmak hem hedef seçilen komutana, hem bu yolla itiban sarsılmak istenen Silâhlı Kuvvetlere haksızlıktır" demek mümkündür.Zaten bu mantıkla hareket edilmiş, Genelkurmay bildirisi ile komplocular perişan edilmiş, kelle avı bile başlamıştır ama "adil yargılama" ortamı da duman olmuştur!Şemdinli sanıklarını yargılayacak mahkemenin yol haritası olan iddianame delik deşik durumdadır. Olan bitenin yargıyı etkilemeyeceğini kimse söyleyemez. Ama yeter.Gazete sütunlarını ve meclis koridorlarını halk mahkemesi gibi kullanmaktan artık vazgeçmeliyiz.Kördüğüme çevirdiğimiz olayı çözmek mahkemenin görevi olduğuna göre onu etkilemekten sakınma sorumluluğunu hatırlamakta yarar vardır.Zararın neresinden dönülse kârdır demişler.Niye Başbakan' a değil de Uzan' a?İmarbank bonozedesi Turgay Uygur'un şiirsel bir mesajı internette günlerdir dolaşıyor. Özetle:"Benim babamın adı Mustafa Kemal Uygur; senin babasının adı Kemal Uzan. Çağdaşız, laikiz. Sen de babanla öğünüyorsun, ben de.Benim babam mezarda; seninkini bilmiyorum. Benim babam Danıştay'dan emekli. Vergisini ödemiş, emeğini harcamış.Öldüğünde bir tek kişi 'Borcu vardı' demedi. Öleli on yıl oldu, dün gibi. Onurla, gururla yüreğimde yaşıyor.Senin babanı gazeteler yazdı. 'Öldüğümde kimseye borçlu gitmek istemiyorum' demiş.Üç yıl oldu, yüzlerce kişi alacağını alamadan hakkın rahmetine kavuştu. Gözleri açık gitti.Sen meydanlardasın, hakkını anyorsun, 'mallarımı istiyorum' diyorsun.Bononun parası nerede?Benim babamın borcu olsaydı, benim namusum olurdu. Namusuna sahip çık. Hâlâ fırsat varken bul getir!"Kusur devletindir, 22 bin bonozede ailenin hakkını vermek iktidarın görevidir.Ama AKP'nin adaletinden umut kestikleri belli. Cem Uzan'ın merhametini daha ulaşılabilir görmeye başlamışlar ki Başbakanca değil ona yazıyorlar!

Devamını Oku

El koyun!

23 Mart 2006

Bodrum Yalıkavak'ta "Küçük Cennet Bahçesi" diye anılan bir koru vardı.Elli yıllık okaliptüs ağaçlarıyla kaplı bu cennet ilk 2003 yılında tecavüze uğradı.Suçlu, araziye 15 villa inşa etmek isteyen mülk sahibi idi.Jandarma 30 ağaç devrildikten sonra yetişebildi. Belediye ile Orman idaresi adama 3 bin YTL para cezası kestiler."Yaralı cennet" e öldürücü hançer geçen pazar saplandı. Doğa dostlarının ihbarı kalan ağaçları kurtaramadı.İnsanlar, parasını ödedikleri toprağa ve üstündeki her şeye her istediklerini yapabilme hakkına sahip olabilir mi?Yasalar hiçbir yerde buna izin vermez ama Türkiye'de suçlular her kapıya anahtar uydurabiliyor. Bodrum'daki cenneti yok eden adam kayboldu. Muhtemelen villaların inşaatı başladığı zaman tekrar ortaya çıkacaktır.Ama arşivde yaptığımız küçük bir araştırma sonunda ona ulaştık.İstanbul Kuruçeşme'de bir estetik merkezi vardı. Burası 2001 yılında yandı, kül oldu. Binayı sigortadan 3 trilyon lira alabilmek için sahibi yakmış. Mahkeme de adamı 6,5 yıl hapis ve 5 trilyon lira para cezasına çarptırdı.Bizde adalet cezayı vermesini bilir ama çektirmesini bilmez.Değişen yasalar, sigortayı dolandırmak için kendi iş yerini kundaklayan adamı 7.500 YTL para cezası karşılığında kurtardı ve bu adam Bodrum'daki "Küçük Cennet Bahçesi"nin felâketi oldu.Adalet hükmünü yürütebilse büyük ihtimalle cennet kurtulacaktı.Ağaç, toprak, hayatDün TEMA Vakfı'ndan aldığım bir haber beni heyecanlandırdı. TEMA biliyorsunuz, topraklarımız çöl olmasın diye savaşan kahramanların örgütüdür.Ağaçlarla beraber verimli topraklarımız da gidiyor. Toprağımız gidiyorsa geleceğimiz de gidiyor demektir. Çünkü "toprak yoksa ekmek yok, toprak yoksa su yok, toprak yoksa hayat yok"tur..TEMA'nın "Geleceğimize bugünden el koyun" kampanyası, yitirdiğimiz cennet bahçelerini misliyle geri kazandıracak projeler içeriyor. Bu kampanyaya destek olmalıyız. Herkes gücü oranında katılma seçeneklerini TEMA'nın www.elkoyun.com sitesinden öğrenebilir.Doğayı katledenlere karşı bireysel hassasiyetin elbette değeri vardır. Ama birleşmezsek başaramayız.Kar tanelerini çığa dönüştürmek ve bunu bir an önce gerçekleştirmek zorundayız.On yılda 4 milyondan çok ağaç diken TEMA'nın 300 bine yaklaşan gönüllüleri niçin bir yılda 3 milyona yükselmesin?Cennet bahçelerini viraneye çevirenlerle böyle savaşılır!

Devamını Oku

Geç kalıyoruz!

22 Mart 2006

Tartışmayı yanlış zeminde yürütmek, çare değil sadece gürültü üretir.1 Mart tezkeresinin reddini sağlayarak Türkiye'yi Irak'taki gelişmelerin dışına düşüren ve bölücü terör örgütüne toparlanma fırsatı sunan çevreler bunu yapıyorlar. Yani tezkerenin kabulünü savunanları savaş yanlısı gösteriyorlar.En azından bizim gibi düşünenler bu suçlamayı hak etmiyor. Biz "Savaşı önlemeye gücümüz yetiyorsa bu imkânı kullanalım ama yetmiyorsa oyunun dışında kalmayalım" dedik, ikisinin arasında dağlar kadar fark var.Amerika'nın Irak işgalini konu alan Cobra-2 adlı kitapta anlatıldığına göre tezkere meclisten geri dönmeseydi 35 bin Amerikalı askerle beraber 20 bin Türk askeri Irak'ın kuzeyine girecekti.Öyle bir imkân Türkiye'ye PKK sızmalarını önlemekten çok daha ileri kazanımlar sağlayacaktı elbet. Irak'ın bölünmesi ve bağımsız Kürt devleti riski asla bugünkü kadar büyük olmayacaktı.Kontroldan çıktıIrak'ta Kürtleri Amerika'nın en güvenilir müttefiki yapan basiret fukaraları Nevruz kutlamaları bahanesiyle sergilenen meydan okumalara ne diyor?Tezkerenin geçmesini destekleyenleri hâlâ eleştirmeleri, acaba tarihe karşı yüklendikleri vebale adres şaşırtma gayreti mi?Meydanlarda sözüm ona kutlama yapılıyor; tek Türk bayrağı yok görünürde. "PKK terör örgütü değildir" diyen belediye başkanları gündemde. Bebek katiline ve örgüte övgüler.. Ülkenin yarısını koparmış haritalar..CHP lideri Baykal dün "Böyle bir manzarayı, Türkiye'nin bağımsızlığına, kardeşliğine inanan hangi vatandaşımız gözü yaşarmadan seyredebilir?" diye soruyordu.Bu ülke hepimizin. Yaşadığımız acı tecrübenin üstünden daha bir kuşak bile geçmeden tarihin öğrettiklerini unutarak birlik olmakla sağlayacağımız büyük gücü nasıl feda edebiliriz?Irkçılığı geleneksel olarak reddeden bir kültürün medeniyet ve zenginlik hedefine ilerleme hamlesine hangi akla uyup zarar verebiliyoruz?Şantajla olmazÇözüm adımları özellikle AB motivasyonu ile büyük hız kazanmıştı. Ama meydanlara yansıtılan hava, yeni bir tıkanma yaşandığını gösteriyor.Bu tıkanmanın aşılması lâzım. En büyük görev de Kürt aydınlarına düşüyor. Çünkü iktidarın uzattığı ele "Apo'ya özgürlük"ten başka bir öneri gelmiyor. Apo'nun affı şartına dayalı bir uzlaşmanın bu ülkede daha birkaç kuşak hiç şansı yoktur.Eli kanlı bir terör liderini, bayrak gibi sallayan "hareket" bu toplumun beklediği parti olamaz. Terör kime ne kazandırdı ki yeni bir hamlenin sıçrama tahtası olsun?Irak'taki Kürt liderleri hepimizi uyandırmalı. Barzani'nin Türkiye'den gençlere burs vererek Kuzey Irak'ta okuttuğu haberlerinin üstünden bir yıl bile geçmedi ki bütün doğu ve güneydoğuyu Kürdistan'a katan haritalar Nevruz meydanlarına geldi.Kürtler adına siyaset yaptığını söyleyen insanlar çok geç kalmadan değişmek zorunda: Irkçılığı ve şiddeti terk edecekler, tüm ülkeye seslenip bütün vatandaşların oyunu hak etmeye çalışacaklar.

Devamını Oku

Arıza var!

21 Mart 2006

Orgeneral Büyükanıt'ı suçlayan iddianameye askerin cevabı çok sert oldu.Büyükanıt'ı çete suçlamasına hedef yapan Şemdinli iddianamesine tepki göstermediğini hatırlatan bir gazeteciye bir hafta önce Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök şu karşılığı vermişti:"İllâ pat küt yapmak mı lazım? Türkiye birinci sınıf bir devlettir. Bütün kurumlar birinci sınıf gibi oynamalıdır. Masaya beynimizi, aklımızı, ışığımızı koyarız. Yumruk değil, beynimizi koyarız."Bu sözlerden de anlaşılacağı gibi Genelkurmay'ın dün yaptığı açıklama, üzerinde çok düşünülmüş bir belgedir.Adeta Şemdinli iddianamesine karşı askerlerin yazdıkları bir iddianamedir.Komplo yargısıAçıklamada yöneltilen suçlamaların, delilsiz bir ifadeye, imzasız ve adresi sahte ihbar mektuplarına dayandığı belirtilerek Orgeneral Büyükanıt hakkında soruşturmaya gerek olmadığı ifade ediliyor.Ardından bunun bir tertip olduğuna bağlı değerlendirmeler ve talepler sıralanıyor.Genelkurmay'a göre iddianame "Silâhlı Kuvvetleri yıpratmaya ve terörle mücadeledeki azim ve iradesini zayıflatmaya yönelik" maksatlara hizmet etmektedir.Bu hataları bir Cumhuriyet savcısının yapamayacağından yola çıkılarak Van C. Başsavcısı hakkında suç duyurusu yapılmıştır.Asker bir komplonun varlığından neredeyse emindir ve "anayasal sorumluluğu olanları" perdenin önünde ve arkasında bulunan suçluları ortaya çıkarmaları için göreve çağırmaktadır.Eksik olan ne?Türkiye'de bir demokratik hukuk devleti olmadığı tarbşmalan şimdi yeniden gündeme getirilecektir. Çünkü Genelkurmay'ın açıklaması biraz "pat-küt" çağrıştırıyor.Bu bir hukuk devletinde kabul edilemez. Doğru ama hangi demokrasi ülkenin silâhlı kuvvetlerini entrikalara, komplolara karşı bu kadar korumasız bırakıyor?Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin sık sık kendini savunmaya mecbur duruma düşürülmesi siyaset kurumunun ayıplı eksiğidir. Cumhurbaşkanı, Başbakan konu kangren olmadan önce devreye girmeliydiler.Sistem, Van Üniversitesi Rektörü'nü tutuklatan iddianameyi yazan savcının Şemdinli iddianamesini de yazmasına izin vermemeliydi. YÖK şikâyetini dinletemedi, çünkü onun silâhı yok.Orduyu korumak için gösterdiğimiz özeni yargıyı korumak için de göstermek zorundayız!

Devamını Oku

Başbakana yakışmıyor!

20 Mart 2006

Eskiler Başbakan'ın yaptığına "mugalata" derlerdi. Osmanlıca sözlük mugalatayı "yanıltacak yolda söz söyleme" diye açıklıyor.Kelimenin bir karşılığı da "ağız kalabalığı" ama o benzetmeden Başbakan'ı ayrı tutarız.Başbakan dün partisinin Fatih İlçe Kongresi'nde medyaya yine ateş püskürdü. Neymiş; Merkez Bankası'nın başına atadıkları Erdem Başçı'nın liyakatini değil de eşinin başörtüsünü sorgulamışız.Bu ayrımcılıkmış ve bunu yapanlar lanetle anılacaklarmış!Türban dayatmasına yönelik bir itiraz sesi duyunca Başbakan'in sinirleri kısa devre yapıyor. Türban yasağını onaylayan son kararından ötürü AİHM'de bile ağzına geleni söylemedi mi?"Siz bu işi bilmezsiniz, ulemaya sormanız gerekir" diye akıl öğretmedi mi?Uzlaşmaya ne oldu?Başbakan, atamasını yaptıkları kişilerin eşleri başı açık mı, örtülü mü bakmadıklarını anlatırken şunları söyledi:"Ya böyle saçmalık mı olur? Yani biz liyakat sahibi insanın eşi başı örtülü diye lâyık olduğu yere getirmeyecek miyiz? Onu birilerine mi soracağız? Bal gibi de getiririz!"Başbakan ne zaman nasırına basılmış gibi tepki veriyor? Meselâ ticari faaliyetlerine yönelik eleştirilerin önünü kesmek için aldığı tedbir ona ağır gelmişti besbelli. "Lanet olsun deyip hisselerimizi sattık" dedi.Şimdi türbanı bürokraside yükselme sebebi haline getiren uygulamayı eleştirenlere "ayrımcılık yapıyorsunuz" diye lanet yöneltiyor. Oysa yargı, dinsel ve siyasal simge saydığı için asıl türbanı ayrımcılığın bir aracı olarak görüyor.Tayyip Erdoğan türban sorununun çözümü için toplumsal mutabakat gerektiğinden söz ediyordu hep. Politika mı değiştirdiler?Çünkü yaptıkları, iktidarın eline geçen her fırsatı türbanı bayrak yapan ideolojiye yeni mevziler kazandırmak için kullandığını düşündürüyor.Bu inat havası kötüŞu iki soru kafaları meşgul ediyor:1. Ekrem Başçı'nın eşi, kocası Başkan Yardımcısı olduktan sonra yani kısa zaman önce başını örttü. Acaba örtmeseydi iktidarın tercihi yine Başçı olacak mıydı?2. Süreyya Serdengeçti, iktidarın hanesine yazılan ekonomik basanda pay sahibidir. İktidar onun görev süresini uzatmamakla risk almıştır. Acaba Bayan Serdengeçti türban takıyor olsaydı iktidar Süreyya Serdengeçti'nin gitmesine razı olur muydu?Başbakan eleştirileri çarpıtmasın. Yükselen endişe, eşi türban takan bürokratların bilinçli tercih konusu yapıldığı ve bürokraside tayin kriterinin değişmeye başladığıdır.Bunun cevabı lanet olmamalı, atama konusunda "Bal gibi getiririz" meydan okuması olmamalı. Bu uzlaşmacı ve toplayıcı bir kimlik değildir.Bir yanda Maliye Bakanı "Babalar gibi satarım" diyor, öbür yanda Başbakan "Bal gibi atarım" diyor.. Biraz da "devlet adamı gibi" bir şeyler yapsalar!

Devamını Oku

Bu sarsıntı da uyandırmazsa...

18 Mart 2006

Türkiye'de muhafazakârlığı ölçen araştırma, siren sesleri eşliğinde açıklanmalıydı.Açık Toplum Enstitüsü ve Boğaziçi Üniversitesi'nin desteğiyle yapılan araştırmaya göre...Halkın yüzde 65'i nikâhsız yaşayan çiftlerden, yüzde 54'ü açık giyinen kadınlardan, yüzde 56'sı bara gidenlerden, yüzde 44'ü flört eden gençlerden, yüzde 36'sı oruç tutmayanlardan, yüzde 24'ü başını örtmeyen kadınlardan rahatsız oluyormuş.Bu rahatsızlık nereden geliyor sorusuna "Kıskançlıktan" cevabı verip eğlenebilirsiniz. Bu şakanın içinde küçük bir gerçek payı da bulunabilir. Ama tablonun hafife alınır yanı yoktur ve daha vahim olan şu ki devletin yasama ve yürütme erklerini elinde tutan zihniyet ortaya çıkan tablodan şikâyetçi değildir.Laikliğin daha fazla mevzi kaybetmesi halinde toplumu sarmış olan bu tahammülsüzlük birikimi başımıza ne dertler açabilir; bizden önce AKP iktidarının tahmin etmesini ve adımlarını ona göre atmasını dileriz.Tehlikeli hamleMerkez Bankası'na yapılan atamalarda uygulanması göze alınan seçim kriterleri, iktidarın liberal ve muhafazakâr demokrat maskesinden sıkıldığını gösteriyor.AKP buraya yaptığı tayinle türban merkezli tartışmaları ters yüz etmiştir.Düne kadar şu söyleniyordu: "Ne yani, eşi türban takıyor diye nitelikli bir adam yükselmesin mi?"Bu gidişle yakın bir gelecekte şu şikâyetleri dinleyeceğiz:"Ne yani, eşinin başı açık diye nitelikli bir adam yükselmeyecek mi?"AKP iktidarı hem türbanı bürokratik tayinlerde seçilme kriteri haline getirmiş, hem de bu meydan okumayı, politize edilmesi asla düşünülmemesi gereken bağımsız bir kurumda, Merkez Bankası'nda gerçekleştirmiştir.Bu tayinin ideolojik amacını ve anlamını uluslararası piyasalar mutlaka algılayacaktır. Ve korkarız ki önümüzdeki hafta içinde Batı medyasında Türkiye'ye ait hoş olmayan değerlendirmeler, yabancı yatırımcıları tedirgin eden uyarılar çıkacaktır.Heba olan şansAKP çok önemli bir tarihi şansı temsil ediyordu. Tahrik ve sömürülerle sapmış ve bozulmaya yüz tutmuş muhafazakârlığı çağdaş değerlerle zenginleştirebilir, tahammülsüzlüğü de hoşgörü ile dengeleyebilirdi.Tayyip Erdoğan karizmasını, muhafazakâr iktidarlara bağlı endişelerden geleceğimizi tümüyle kurtarmak için kullanabilirdi.Ama özellikle Merkez Bankası operasyonu ile ortaya çıkan tercihler AKP'nin toplumdaki zaafları gizli amaçları için değerlendirmeye önem verdiğini göstermiştir. Yani siyasal İslâm ideolojisini benimsemiş insanlan devletin kilit noktalarına atayarak ve mümkün olan genişlikte kadrolaşarak laikliğin içini boşaltmak...Peki hiç ümit yok mu? Var...Merkez Bankası'ndaki zorlama, Tayyip Erdoğan'ın "Milli Görüş gömleğini çıkardık" sözüne kananları uyandıracak kadar sert bir sarsıntıdır.AKP yi yanlıştan belki böyle bir uyanış döndürebilir!

Devamını Oku

Çanakkale

17 Mart 2006

Çanakkale Savaşı tarihin akışını değiştiren bir kahramanlık destanıdır.Bu mucizenin yaratıcılarını minnet ve saygı ile anıyoruz.Acaba onların fedakârlığını takdir ediyor, canlarını feda ederek inşa ettikleri mirasa lâyık olabiliyor muyuz?Birçok düşünüre göre Çanakkale Savaşı ve onu izleyen İstiklâl Savaşı, başka mazlum milletlere ilham oluşturarak onların da kurtuluş yollarını açmıştır.Bakmayın siz Atatürk'e minnettarlık duymayan nankörlüğün saçtığı inkarcı zehirlere; bu millet onun Türk halkına Allah'ın bir lütfü olduğunu takdir ediyor.O gerçeği İngiltere Başbakanı Llyod George bundan tam 91 yıl önce tespit etmişti:"İnsanlık tarihi birkaç yüzyılda bir ancak dâhi yetiştiriyor. Şu talihsizliğe bakın ki o dâhi bugün Türkiye'de doğmuştur!"Atatürk milliyetçiliği Türklüğü ırk değil, sosyolojik bir birlik, yüzlerce yıl kader birliği içinde harman olmuş sosyal psikolojik bir varlık olarak görüyor.Ama bugün ülkede "Türküm" demekten çekinen, siyasi çıkar hesabı ile kendini inkâr edebilen toplum önderleri ve yöneticiler bulunabilmektedir.Geçen gün Kongo Cumhuriyeti Senatosu Başkanı Bodho Meclis Başkanı Bülent Arınç'ı ziyaret etti. Bu sırada dedikleri bana çok manidar geldi:"Atatürk'ün yaptıklarından biz örnekler alıyoruz. Siz de alın!"Bu ülkedeki her evin ya Çanakkale'de veya Kurtuluş Savaşı'nda şehit veya gazi olmuş bir atası mutlaka vardır.Karışmış kafalarında kaybolmuş kimliklerini arayanlar, imkân olsa da keşke dedelerine şunu sorabilseler:"Aziz dedem, sen ne için savaştın ve ben kimim?"Rudy, sen mi geldin?Can ve mal güvenliği hepimizin hakkıdır.Asayişin kaybolduğu durumlarda onu sağlamak devletin görevidir. VATAN'ın dünkü haber toplantısı dün olağandışı bir tartışmaya sahne oldu. İstanbul halkı kanunsuz bir şehirde yaşıyor olmanın sıkıntılarını taşıyor.İnsanlar suç kenti New York'u 8 yılda muma çeviren Belediye Başkanı Rudy Giuliani gibi "sıfır tolerans" politikası izleyen bir yöneticinin özlemini çekiyorlar.Dün sabaha karşı 1500 polis İstanbul'un suç merkezi sayılan Hacıhüsrev Mahallesi'nde yüz eve baskın yaptı. Fotoğrafları görünce "Giuliani'yi danışman olarak İstanbul'a mı transfer ettiler" diye sordum.Görüntüler etkili fakat korkutucu idi. Bazı arkadaşlar "olmaz böyle şey" diye ayağa kalkarken bazıları asayiş için bu bedeli ödemenin normal olduğunu savundu.Kanunsuzlukla savaş kanunlar içinde yapılmalı.Kıyamet ortamında uyanan küçük bir çocuğun karşısında silâhlı ve kar maskeli polisler görmesi ve o yüzden yaşayacağı travmanın sonuçları kabul edilebilir bir bedel midir?Bizce polisin çabası saygıdeğer ama uygulaması ölçüsüzdür.Hırsız kovalamakla terör örgütüne baskın yapmak arasında fark olmalı!

Devamını Oku