Ayıptır baylar!

10 Nisan 2006

Ulusun hayatına, haysiyetine, kutsal sayılan tüm değerlerine yönelmiş en alçakça saldırıdır terör.Böyle bir hıyanete hedef olan toplumlar millet şuuruyla birleşirler. Enerji bölünmesin diye öteki ihtilâflarını askıya alırlar.Partileri, aralarındaki rekabeti en azından terörle mücadelenin zarar görmeyeceği alanlara indirirler. Birbirlerini, açıklarını abartarak sömürmezler, terörizmin yararına olmasın diye küçültmeye, düzeltmeye çalışırlar.Bir de bizdeki manzaraya bakın:Başbakan'ın "Silâhı bırakın, masaya gelin" çağrısı, alt kimlik - üst kimlik nitelemesi gibi sömürüye elverişli bir gaftı.Başbakan bunu fark ettiği için "Türkçeden Türkçeye tercüman lığını yapan Başbakanlık Sözcüsü marifetiyle adresinin PKK olmadığını özellikle açıkladı.Ama düzeltme yapılması CHP için fark etmedi, Deniz Baykal kaplan gibi avının üstüne atladı ve Sinop'ta iktidarı PKK ile pazarlığa oturmanın hazırlığı içinde olmakla suçlayan sözler söyledi.Baykal, Başbakan'ın daha önce ve elbette başka bir amaçla sarfettiği "Türkiye'yi ben pazarlarım" sözlerini çekiştirerek memleketi PKK'ya satacağı imasında bulunmaya kalkıştı.Erdoğan halkın idrakine güvenerek gülüp geçebilirdi. Ama başaramadı, onun yerine karşı saldırıya geçti:Deniz Baykal'a 1991 seçimlerinde SHP listesinden milletvekili yaptıkları DEP'lilerin bugün PKK örgütünün lider kadrosu olduğunu hatırlattı."Beraber yürüdüler o yollarda" dedi.Güvenlik güçleri terörle savaşıyor, memleket evlâdan her gün şehit düşüyor, ülkeyi yöneten siyasetçiler ve alternatifleri birbirlerini terör örgütüyle işbirliği içinde gösteriyor.Ayıp değil mi? Millete günah değil mi?İhtiras ve egoizmin utanma duygusunu kaybettirdiği liderlere mahkûm olmak bizim kaderimiz mi?Bu makûs talihi değiştirmeyi başaramayacak mıyız?Çöplük olmamak içinİstanbul Tuzla'da toprağa gömülü binlerce varil atık bulundu.Çevre, yaşam alanımızın temelidir. Ha onun bağrına zehirli variller gömmüşsünüz, ha halkın üstüne kimyasal bomba atmışsınız, farkı yok...Devlet Tuzla'ya kanserojen atıkları gizlice yığarak toplumun hayatına saldıran vicdansızları mutlaka bulmalı, teşhir edip ibretlik cezalara çarptırmalıdır.Zengin ülkelerin bazı sanayicileri atıklarını yok etmek için para harcayacak yerde çevre bilinci gelişmemiş ülkelere yolluyorlar.Eğer Tuzla'daki doğa cinayeti faili meçhul kalırsa, yetmiş iki milletin tecavüzcüsüne davetiye çıkarmanın yanlışına düşeriz.Bu hakareti bize reva gören her kimse, onu pişman etmeliyiz!

Devamını Oku

İyi bir başlangıç

8 Nisan 2006

Başbakan toplumun nabzını iyi tutuyor ve ustaca kullanıyor.Dün katıldığı Konut Kurultayı'nda şaşırtıcı şeyler söyledi:"Bütün milletin hakkının bulunduğu araziyi işgal edeceksin, oraya gecekonduyu konduracaksın, ondan sonra diyeceksin ki 'burası benim'. Bu haksızlıktır."Erdoğan'ın "şehirleri gecekondulardan kurtarma zamanı" nın geldiğini söylemesi neden şaşırtıcı?Kendisini siyasetin vitrinine çıkaran İstanbul Belediye Başkanlığı seçimini "Ben de sizdenim" mesajını verdiği gecekondu oylan ile kazanmıştı; bunu unutmamak lâzım.Kentlerde gecekondu oyları hâlâ birinci derece belirleyicidir; bu iki... Ama şu gerçek de var: Yağmanın sonu gelmiş, kötü kentleşmenin ürettiği sorunlar, başta asayişsizlik, hayatı cehenneme çevirmiştir. Tabii iktidarın avantajı şu: Başbakan gecekondu yapanları sadece suçlayıp karanlık bir geleceğin boşluğuna savurmuyor. Onlara 200 YTL taksitle konut edinme olanağı sunuyor.Yoksul olanlara, taksitlerini Fak-Fuk-Fon'un ödeyeceği 50 metrekarelik konutlar öneriyor.Kentleri kurtaracak iradeyi gösterdiği için, bu adıma sosyal konut üretimi ile adaletli ve pratik bir çözüm içeriği kazandırdığı için bu çabalan desteğe lâyık buluyoruz.Gecekonducular hakkındaki sert sözleri, Başbakan'ın aslını inkâr yanlışı görülmemeli değişim yeteneğinin yeni bir kazanımı sayılmalıdır.Belki bu değişimi, vaktiyle sarf ettiği "Allah ne verdiyse coğalın" sözünü geri alma ilhamını da beraberinde getirir.Çünkü aşırı nüfus artışı gecekondudan beter bir tehlikedir!Fethullah Hoca'yı beklerken...Fethullah Gülen davasında mahkeme sunulan polis belgesi kafaları karıştırdı.Çünkü son değerlendirme altı yıl önce Gülen aleyhine açılan laiklik karşıtlığı davasına dayanak olan Emniyet raporu ile taban tabana zıt.Son belgede Fethullah Hoca'nın dinler arası barış için çalıştığı, yasadışı faaliyeti bulunmadığı, bu yüzden kökten dinci terör örgütlerininhedefi haline geldiği yazıyor.Belli ki polisin kanaati epey bir değişmiş!Tüm bu çabaların, yıllardır Amerika'da olan Gülen'in güven içinde yurda dönmesini sağlama amaçlı olduğu ve Cumhuriyet değerlerine bağlı kitlenin bu gelişmelerden kaygı duyduğu söyleniyor.Telâşa gerek yok.Yeter ki Hoca döndüğünde, polisin hakkındaki kanaatini sahiplenip garanti etsin!Çünkü Gülen'in başını derde sokan kaset ortada.Fethullah Hoca orada yandaşlarına şunu diyor:"Adliyede, mülkiyede ve hayati müesseselerde coğalın ve ilerleyin.. Bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz güne kadar bekleyin. Erken vuruş diyebileceğim çıkışlar yanlıştır. Dünya başınızı ezer sonra.."Şimdi Hoca dönse "Ben de insanım, yanlış yapabilirim. Değiştim ve şimdi öyle düşünmüyorum" dese fena mı olur?

Devamını Oku

Kim bitirir..

8 Nisan 2006

Türkiye'de siyaset ile yargı arasındaki çatışma bu gidişle bitmeyecek.Oysa bitmesi lâzım. Çünkü kurumların itibarını sürekli aşındıran bu kötü alışkanlık halkta güvensizlik yaratmaya başlamıştır.İki tarafın da birbirlerine yönelik şikâyetlerinde haklılık bulunabilir ama bu sıkıntıları çağdaş demokrasiler, halkın güvenini zedelemeden çözebiliyorlar. Bizde ise taraflar her zemini birbirlerini suçlamak için kullanıyor.Geçen gün Başbakan yine yargıyı şikâyet etti. Özelleştirmelere yönelik iptal kararlarından söz ederek Danıştay'ın hükümetin icraatını engellediğini iddia etti.Buna Danıştay'dan "Hukuku içine sindir" uyarılı bir cevap verildi.Dinleyen yoksa..Tartışmaya dün Yargıtay C. Başsavcısı Nuri Ok katildi. Ok gerginlik ve çatışmanın hizmet ve görev kalitesini düşürdüğünü, kurumlara olan güveni de sarstığını söyledi.Meselâ hükümetin yargıya çok müdahale ettiğini öne sürdü.Şemdinli olayları yargıya intikal etmişken olayın bir meclis komisyonu ile araştırılmasının Anayasa'ya aykırı olduğunu hatırlattı. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun Adalet Bakanlığı'ndan bağımsız olmadığını böyle bir durumda mahkemelerin de bağımsızlığından söz edilemeyeceğini savundu.Bölücü ve dinci siyaset güdenler de "Ok"lardan nasibini aldı."Etnik terörü sahiplenen partilere hiçbir demokratik ülkede yaşama şansı verilemez" diyen Ok'un sözleri, DTP hakkında kapatma davası açılacağının işaret fişeği sayılabilir.Sezer başarırOk, laiklik karşıtı faaliyetlere bulaşan partileri takip etmenin demokrasiye aykırı değil, tersine demokrasinin kendini savunma hakkı ile ilgili bir görev olduğunu bildirdi.Bu görüşlerin tümüne hak verenlerle tamamına karşı çıkanlar yıllardır bir arada yaşıyor. Ortak çözümler bulunamadığı için çatışmalar bitmiyor, irtica tehdidi büyüyor, bölücü terörün sonu gelmiyor.Sezer, Çankaya'daki altıncı görev yılını tamamlamak üzere.Acaba son yılını, devletin üç erki arasındaki ilişkileri çağdaş hukukun zemininde bir düzene sokmak için değerlendiremez mi?Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmeyi Anayasa ona görev olarak yüklüyor.Bu misyonu en yetkin olarak o gerçekleştirebilir!

Devamını Oku

Sorun Kürtçüler!

7 Nisan 2006

Başbakan dün cımbızla çekildiğinde yine baş ağrısı yapacak şeyler söyledi.Hilton'daki bir toplantı çıkarken çevresini saran gazetecilerin sorularını ayak üzeri cevaplıyordu."Terörün tanımı yapılsın" diyen DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk'e karşı bir ara ağzından şu sözler döküldü:"Elde silâhla dolaşmaya gerek yok. Silâhsız bir şekilde masaya gelirsin, her şeyi konuşursun.."Önemli konularda ayak üzeri demeç vermenin riskleri vardır. Ama Başbakan'ın bu sözleri, onun silâhı bırakmak koşulu ile PKK'yı müzakere masasına davet ettiği anlamına çekilmemelidir.Başbakan bu sözleri, terörü tarif ederken sarfetmiştir. Cımbızlanmaya müsait bu iki cümle, daha önce söylediklerinden koparılmamalıdır.Adres PKK değilTerörü tarif etmek için şunu diyor: "İllegal bir örgütün, acımasızca, insanlarımıza karşı mayın döşemek suretiyle, top tüfek, acımasızca... Esnafa karşı yediden yetmişe, tüm insanlarına karşı nerede, ne zaman, nasıl olacağı belli olmayan bir şekilde uygulamış oldukları bu silâhlı eylemler, bombalama hareketleri... Bunlar terör değil de nedir? On binlerce insanın öldürüldüğü, katledildiği ülkede bunu yapanlar terörist değil de nedir?"Başbakan bu açıklamasının ardından "Siz kalkacaksınız bunları müdafaa edeceksiniz" diyerek DTP'ye suçlama yöneltmiştir. Bu partinin, PKK'nın bir terör örgütü olduğunu kabul etmek zorunda olduğunu belirtmiştir.Mesajı bizce yeteri kadar açıktır.PKK'nın terör örgütü olduğu gerçeğini kabul etmediği sürece siyasi iktidar DTP'yi PKK ile aynı kefeye koyacak, muhatap almayacaktır.Yani Başbakan'ın "Silâhsız gelirsen masaya oturup her şeyi konuşursun" sözlerinin adresi PKK değil, bu silâhlı örgütü dışlamayan, üstelik "gerilla" diye savunan DTP kadrolarıdır.Kurtuluşun yoluBu adres seçimi gerçekçi sayılabilir mi?Başbakan, Kürt kökenli vatandaşları temsil etme iddiası ile ortaya çıkmış partiden terör örgütünü soyutlamak istiyor. Bu mümkün olsa pek çok meseleyi çözümlerle daha kolay buluşturur.Ama ya parti ile örgüt arasında kopması olanaksız bağlar bulunuyorsa?Ya ayrışma niyetlerini açığa vurmuş olanların bu cesaretlerini daha önce hayatları ile ödemiş olmaları bu umutları çok uzaklara savurmuşsa?Bizce Türkiye, AB'ye yürürken benimsediği demokratik açılımlardan teröre tepki olarak ne vazgeçmeli, ne de terör şantajı yüzünden gaza basmalıdır. Zaten DTP'nin öteki eşbaşkanı Aysel Tuğluk, İspanyol El Mundo gazetesine verdiği demeçte, otonomi veya federalizm peşinde olmadıklarını söylemiştir.İstedikleri ne?. Apo'ya özgürlük istiyorlar, bir de Ankara'ya "Parayı siz verin, buraları biz yönetelim" diyorlar.Başımızdaki sorun Kürt sorunu değil, Kürtçülerin çıkardığı sorundur.Cumhuriyet, eğiterek ve iş vererek çocukları bunların elinden kurtarmazsa Türkiye yıllarca şantaja uğrayacaktır!

Devamını Oku

Temizlemez!

6 Nisan 2006

Adalet Bakanı Çiçek, temiz siyaset hayalleri üstündeki külleri silkeleyen bir haber verdi dün.Siyasetin finansmanı, mal varlığı ve siyasi etik konularında hazırlanan yasa taslaklarını kamuoyunun tartışmasına açtıklarını belirtirken bu yasaları 2007 seçimlerine yetiştirmek istediklerini söyledi.Yasa taslağı mal bildirimindeki gizlilik ilkesini kaldırarak şeffaflık getiriyor.Siyasetin finansmanını da dürüstlük, açıklık ve rekabette adalet esaslarına uygun bir disipline sokuyor.Meselâ adaylar ve partilerin "seçim hesabı" olacak, gelirler ve harcamalar buraya kaydedilecek ve seçim kurulları tarafından denetlenecek.Adayların seçim harcamaları, kayıtlı seçmen başına en çok 5 YTL hesabıyla sınırlanacak.Taslak adaylara destek için bankada açılmış "seçim hesabı" na bağış yapılabilmesini öngörüyor. Ama bizce bu bağışa da mutlaka sınır konulmalıdır. Neden?Kirlenerek güçlenenlerAdalet Bakanı'nın da dediği gibi seçimlere girilirken birçok kişiden bağış alınır. Yardımları yapanlar, parti iktidara gelince teşekkür borcunun ödenmesini beklerler.İktidar partisi de bu borcu ihale veya başka kayırma yolları ile öder.Kimin hangi partiye bağışta bulunduğunun bilinmesi iyi bir tedbirdir ama maddi destek sınırlandırılmazsa kirlenme hiçbir zaman önlenemeyecektir.Partiler, sivil toplum kuruluşları ve üniversiteler Cemil Çiçek'in çağrısına uyarak bu soruna zaman ayırmalı, emek vermelidir.Temiz Eller ekibi savcılarından Piercamillo Davigo İtalya'daki sorunu şöyle tanımlamıştı:"Bizde önseçim yok, listeleri lider yapıyor. Listeleri denetlemek için güçlü olmanız gerekiyor. Ne kadar paranız varsa partide o kadar güçlü oluyorsunuz. Ne kadar güçlüyseniz o kadar mevki sahibi oluyorsunuz. Ne kadar mevki sahibiyseniz o kadar yolsuzluk yapıyorsunuz. Ne kadar yolsuzluk yaparsanız o kadar güçlü oluyorsunuz. Böyle bir kısır döngü yaratıyor sistem."Eksik tedbir yutturmasıTürkiye'nin hastalığı da tıpatıp aynı. Kirlenme namussuzlara güç kazandırıyor. Namuslular namussuzların rekabetine dayanamadığı için siyasette tutunamıyor.O nedenle Adalet Bakanı Çiçek ve AKP yöneticilerinin tartışmaya açtıkları yasa taslaklarının, siyasette özlediğimiz dürüstlüğü garanti edemeyeceğini bilerek hareket etmek zorundayız.Ne suç işlerlerse işlesinler mahkemelerden azat edilmiş milletvekillerinin yaşadığı bir ülkede temiz siyaset ve temiz toplum sadece hayallerde kalır, asla gerçekleşemez.İşledikleri suçun hesabını verme korkusu olmayan siyasetçilere siz istediğiniz kadar etik kural koyun; fark etmez!Milletvekili dokunulmazlığını siyasi faaliyete daraltan tedbiri içermediği sürece hiçbir projeyi reform sayamayız.Eksiği tamamlanmazsa bu teşebbüs de atraksiyon düzeyinde kalacaktır.

Devamını Oku

Yasa mı yoksa irade mi eksik?

4 Nisan 2006

Meclis dün terörü görüştü. Dileriz AKP iktidarı gereken doğru mesajları almıştır.AKP'nin yeni bir parti olması ve yeterli devlet tecrübesine sahip bulunmaması onu özellikle Kürt sorunu konusunda çoğu zaman gerçekçi olmayan ve yalpalayan politikaların etkisine soktu.Dünkü meclis görüşmelerinde CHP'nin tecrübe farkı hemen hissediliyordu. İktidarın komplekse kapılmadan bu deneyimi değerlendirmesinde hem ülkenin hem kendisinin yararı vardır."Terör çeteleri"nden söz ediyor Başbakan. Güneydoğu kalkınır ayağa kalkarsa sermayelerini tüketeceklerini bildikleri için bunların terör yarattığını söylüyor.Peki çare? İktidar, Terörle Mücadele Yasası'nı güncel ihtiyaçların ışığında değiştirmeye hazırlanıyor.Gerçekçi olalımCHP'nin bu iki temel yaklaşıma itirazı vardır. Başbakan'ın "Kürt sorunu vardır. Bu sorunun çözümü daha çok demokrasi ile mümkündür" dediğini hatırlatan Baykal dün mecliste "Haydi daha çok demokrasi ile çözün bakalım" diye onu alaya aldı.Baykal'a göre olayları yaratan fesatın kaynağı çeteler filan değil doğrudan Apo'dur.İmralı - Kandil Dağı ekseninde rol üstlenmiş siyasi karakterler ve PKK uzantısı siyasi hareketlerdir.DTP'yi ve bazı belediye başkanlarının ne yapmak istediğini göremeyen bir iktidarın başarılı olamayacağını savunan Deniz Baykal'ın daha önemli itirazı, yeni yasa arayışlarının sebep olacağı zaman kayıplarınadır.Şu çağrısında haklı değil mi: "Yeni yasal düzenlemeyi bırakın, varolan yasaları uygulayın, önce görevinizi yapın!"Polis niye böyle?Olaylar 28 Mart'ta başladı. Önce Güneydoğu kentleri, üç gün sonra da İstanbul, ülkede yeşeren umut havasına kara bulutlar düşüren olaylar yaşadı.Çocuklar sokaklara sürüldü, maske takmış gençler kendi geleceklerini kundaklamanın tuzaklarına düşürüldü, hayatlar söndü.Mevcut yasalar bu eylemleri demokratik hak mı sayıyordu?İstanbul'un ortasında molotof kokteyllerini poşetlere doldurmuş maskeli adamlar grup halinde suç işlemeye giderken bir gazete muhabiri onların fotoğraflarını çekmek için burunlarının dibine kadar gidebiliyor da, polis onları durdurmak ve tutuklamak için niye üstlerine gitmiyor?İktidarın kararsızlığı irade zaafiyeti olarak tüm devlet sistemine yansıdığı gibi güvenlik güçlerinin icraatını da olumsuz etkilemiş ve sonuçta aciz bir devlet görüntüsü çıkmıştır.Devletin gücünü hemen toplaması lâzım.Bunun için de iktidarın aklını toplaması gerekiyor!

Devamını Oku

Başarı öyküsü

4 Nisan 2006

Düşmanlık üreten bir döneme son verme iradesini hiçbir söz veya jest ticari ortaklıktan daha iyi tarif edemez.Türkiye ve Yunanistan arasında dün tarihi bir ortaklık gerçekleşti. Yunanistan'ın en eski ve en büyük bankası National Bank of Greece Finansbank'ın büyük ortağı olmak üzere anlaşma imzaladı.Bu amaçla dünyanın finansal devlerinden Citigroup'la yarışan Yunanlılar, 6 milyar dolar piyasa değeri üzerinden el sıkıştığı Finansbank'ın yüzde 46 hissesine 2,8 milyar dolar ödeyecek.Finansbank olayı iç içe geçmiş başarıların oluşturduğu bir mutluluktur. Bu bankanın 2000 yılındaki piyasa değeri sadece 84 milyon dolardı. Altı yılda değeri 63 kat artmıştır.Ekonomik istikrar programına sadakatin ödülü de vardır bunun içinde.Türkiye geçen yıl da yüzde 7'nin üzerinde büyüdü. Dünya üzerinde en hızlı büyüyen ekonomilerden birine sahip olmak, geçmişte sadece faiz soygunu yapmaya gelen yabancı sermayeyi şimdi yatırımcı kimliği ile Türkiye'ye çekiyor.Biz millet olarak karamsar olmayı severiz. Yunanlıların bir defada 2,8 milyar doları getirip Türkiye'ye yatırmaları doğru değerlendirilmelidir. Türkiye'ye ve geleceğine hiç değilse bu parayı veren Yunanlı kadar güvenmeliyiz, değil mi?Bu büyük yatırımın, iki ülke arasındaki ticaret hacminin hızla büyümesini sağlayan bir lokomotif etkisi yapmasını bekliyoruz.Ayrıca geçmişin karşılıklı düşmanlık üreten güvensizlik dönemi, yerini ortak menfaatlerin yarattığı işbirliği zeminine bırakacağı için siyasi sorunların çözümü bile bu yakınlaşma sayesinde kolaylaşacaktır.AB yolunda Atina'dan kaynaklanan zorlukları aşmakta Yunanlı iş ortaklarımız artık siyasetçilerden daha yararlı olacaktır.Çare güçlü olmakPKK'yı kullanan melanetin niyeti iyiden iyiye ortaya çıktı.Örgütün silâhlı adamlarına gerilla rütbesi atfetmek, sonra çatışmada öldürülen her eşkıya için çocukları sokağa dökerek devlete ve topluma şantaj yapmak...DTP'nin dünkü açıklamasında, Bingöl'de öldürülen teröristler için "gerilla" ifadesi kullanıldı, İstanbul'daki PKK eylemlerinde 4 masum insanın ölmesinden de "derin üzüntü" duyulduğu belirtildi.Devlet güçlerine ve masum insanlara saldıran katilleri "gerilla" sayan zihniyetin, ölümünden sorumlu olduğu masumlar için üzüntü duyabileceğine inanmak mümkün değildir.Türkiye'nin bütünlüğüne ve huzuruna yönelik saldırılar karşısında güçlü ve kararlı olmaktan başka çıkar yol yok. Meclis ve hükümet, güvenlik güçlerinin yasal ve teknik olanaklarını geliştirmek için mümkün olan her şeyi yapmalıdır.Halkın saldırgan ve yağmacılara karşı kendini koruma mecburiyetine düşürülmesinden daha vahim bir durum olamaz.Böyle bir mecburiyeti hiçbir yurttaşa asla hissettirmemek lâzım.Bunun yolu özellikle büyük kentlerde polisin ve istihbaratın güçlendirilmesinden geçiyor.

Devamını Oku

Atarım olmaz mahkemeye ver

3 Nisan 2006

Başbakan yolsuzluklar konusunda iyi edebiyat yapıyor da icraata geçmeyi pek sevmiyor.Meselâ partili belediye başkanlarına "Siyaseti yok eden kayırmacılıktır, rüşvettir, yolsuzluktur" demiş. Doğru...Sonra yolsuzluk yaptığını duyduğu belediye başkanlarını devlet olarak açığa alacağını, parti olarak da kapının önüne koyacağını söylemiş.Hele final cümlesi bir harika:"Kimseyi âbâd etmek için gelmedik!"Bu konuşmalan işiten bir Afrikalı veya Asyalı, böyle bir başbakana sahip olduğu için Türk halkının çok şanslı olduğunu düşünecektir.Bir Batılı ise, seçilmiş bir yöneticinin koca koca belediye başkanlarını "asarım, keserim" diye tehdit edişini garip bulacaktır.Çünkü hukuk devletinde kimseye "çalarsan atarım" denmez. Yolsuzluk yapan, rüşvet yiyen mahkemeye verilebilir.Başbakan "atarım" diyor "mahkemeye veririm" demiyor!Dört gün sonra tamamDemokratik hukuk devletinde sistem ve ahlâk, seçilmiş liderin kalitesine değil hukukun güvencesine bağlanmıştır.Türkiye'de hukuk var ama bu garanti yok. Çünkü siyasete el koyan oligarşik gruplar yargı ile aralarına duvar örmüşlerdir.Başbakan çerçevelik sözler etmiş olabilir ama dokunulmazlıklar durdukça ve üç gensoru yiyen bakanı koltuğunda "babalar gibi" oturmaya devam ettikçe dediklerinin hiçbir değeri yoktur. Dış Ticaret Müsteşarı olduğu dönemde Eximbank'tan usulsüz kredi verdiği iddia edilen Devlet Bakanı Tüzmen hakkındaki suçlama dört gün sonra zaman aşımına girecek.Başbakan bunu bilmiyor mu?TV'deki Amerikan komedi dizilerinde bir espri yapılınca, görünmeyen bir kalabalıktan kahkaha sesleri yükselir.Başbakan "Kimseyi âbâd etmek için gelmedik" dediğinde vatan sathından kimbilir ne kahkahalar yükseldi?Rezaletin son perdesiİhalelerin oluşturduğu "bal" in bölüşülmesinde kayırma öylesine dar kadrolara indi ki, iktidar partisinin yandaşları arasında bile kavgalar çıkmaya başladı.Kayırdan "eş, dost, yandaş şirketi" ilişkilerini ifade eden "Ali Dibo" katakullileri ilk isyan patlamasını Hatay'da yaptı.Benzer rezillikler Hakkâri'de AKP ve CHP il başkanlarını ortak tepki göstermeye mecbur etti. Çünkü ihale almak için artık AKP'li olmak bile yetmiyor, belli bir aşiretin mensubu olmak gerekiyor.Rezaletin son perdesi şu:Depreme dayanıklı olmadığı belirlendiği için güçlendirilmesine karar verilen Yüksekova 75. Yıl Yatılı Bölge Okulu'ndaki iş kime verildi biliyor musunuz?Okul inşaatını çürük yapan adama!Hesap sorulması gereken kişilerin cebine para konulduğu bir düzende yaşıyoruz.O halde Başbakan o etkileyici sözleri kime söylüyor?Kime olacak, elbette sorgulama yeteğinden yoksun saf vatandaşların oluşturduğu oy depolarıdır adresi!

Devamını Oku