Başbakan dün cımbızla çekildiğinde yine baş ağrısı yapacak şeyler söyledi.
Hilton'daki bir toplantı çıkarken çevresini saran gazetecilerin sorularını ayak üzeri cevaplıyordu.
"Terörün tanımı yapılsın" diyen DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk'e karşı bir ara ağzından şu sözler döküldü:
"Elde silâhla dolaşmaya gerek yok. Silâhsız bir şekilde masaya gelirsin, her şeyi konuşursun.."
Önemli konularda ayak üzeri demeç vermenin riskleri vardır. Ama Başbakan'ın bu sözleri, onun silâhı bırakmak koşulu ile PKK'yı müzakere masasına davet ettiği anlamına çekilmemelidir.
Başbakan bu sözleri, terörü tarif ederken sarfetmiştir. Cımbızlanmaya müsait bu iki cümle, daha önce söylediklerinden koparılmamalıdır.
Adres PKK değil
Terörü tarif etmek için şunu diyor:
"İllegal bir örgütün, acımasızca, insanlarımıza karşı mayın döşemek suretiyle, top tüfek, acımasızca... Esnafa karşı yediden yetmişe, tüm insanlarına karşı nerede, ne zaman, nasıl olacağı belli olmayan bir şekilde uygulamış oldukları bu silâhlı eylemler, bombalama hareketleri... Bunlar terör değil de nedir? On binlerce insanın öldürüldüğü, katledildiği ülkede bunu yapanlar terörist değil de nedir?"
Başbakan bu açıklamasının ardından "Siz kalkacaksınız bunları müdafaa edeceksiniz" diyerek DTP'ye suçlama yöneltmiştir. Bu partinin, PKK'nın bir terör örgütü olduğunu kabul etmek zorunda olduğunu belirtmiştir.
Mesajı bizce yeteri kadar açıktır.
PKK'nın terör örgütü olduğu gerçeğini kabul etmediği sürece siyasi iktidar DTP'yi PKK ile aynı kefeye koyacak, muhatap almayacaktır.
Yani Başbakan'ın "Silâhsız gelirsen masaya oturup her şeyi konuşursun" sözlerinin adresi PKK değil, bu silâhlı örgütü dışlamayan, üstelik "gerilla" diye savunan DTP kadrolarıdır.
Kurtuluşun yolu
Bu adres seçimi gerçekçi sayılabilir mi?
Başbakan, Kürt kökenli vatandaşları temsil etme iddiası ile ortaya çıkmış partiden terör örgütünü soyutlamak istiyor. Bu mümkün olsa pek çok meseleyi çözümlerle daha kolay buluşturur.
Ama ya parti ile örgüt arasında kopması olanaksız bağlar bulunuyorsa?
Ya ayrışma niyetlerini açığa vurmuş olanların bu cesaretlerini daha önce hayatları ile ödemiş olmaları bu umutları çok uzaklara savurmuşsa?
Bizce Türkiye, AB'ye yürürken benimsediği demokratik açılımlardan teröre tepki olarak ne vazgeçmeli, ne de terör şantajı yüzünden gaza basmalıdır. Zaten DTP'nin öteki eşbaşkanı Aysel Tuğluk, İspanyol El Mundo gazetesine verdiği demeçte, otonomi veya federalizm peşinde olmadıklarını söylemiştir.
İstedikleri ne?. Apo'ya özgürlük istiyorlar, bir de Ankara'ya "Parayı siz verin, buraları biz yönetelim" diyorlar.
Başımızdaki sorun Kürt sorunu değil, Kürtçülerin çıkardığı sorundur.
Cumhuriyet, eğiterek ve iş vererek çocukları bunların elinden kurtarmazsa Türkiye yıllarca şantaja uğrayacaktır!
Sorun Kürtçüler!
Başbakan dün cımbızla çekildiğinde yine baş ağrısı yapacak şeyler söyledi...
Haberin Devamı

