Barolar Birliği Başkanı Özok'un sözleri gerçeğin büyük kısmını kapsıyor:"Diyarbakır ve Batman'da çıkan olaylar, ülkenin birliğine, sosyal barışına ve ulaştığı demokratik kazanımlara yapılan bir saldırıdır."Bu teşhisin eksiği var, fazlası yok.Diyarbakır Esnaf ve Sanatkârlar Birliği Başkanı Ebedinoğlu, terör tahrikinin bölgede yaşayanların işine ve ekmeğine olduğu kadar gençlerinin istikbaline de kastettiğini düşündüren değerlendirmeleri yaptı dün:"Son yıllarda huzur ve güven ortamı sağlanmıştı. İlimizde az da olsa sanayi gelişmekteydi. İşadamları yatırım yapmak için ilimizi ziyaret ediyorlardı. Bugün maalesef bu huzur ve güven ortamının kalıcı olmadığını bir kez daha gördük."İzci değil, teröristTablo, dışardaki yeminli Türkiye düşmanlarının bile inkâr edemeyeceği ibretler taşıyor:Terörün yenilmesini izleyen yıllar, Kürt kimliğinin tanınmasını talep eden kitleye kültürel haklar getirmiş, bu iyileşmeye paralel olarak gelen sükûnet, bölgenin terörden kaynaklanan ekonomik kayıplarını telâfi için şans ve umut yaratmıştı.Ama Kürt kökenli gençleri eğitim ve meslek sahibi olmak için motive etmesi gereken bu umut ortamı, kötü ruhlu siyasetçiler tarafından zehirlenmiştir.Çünkü onların derdi terör şantajını sürekli güncel tutmaktır.Dertleri barışa, güvenliğe, ekonomik gelişmeye yürümek değil bebek katili Apo'yu hapisten çıkarmaktır.O nedenle Diyarbakır Belediye Başkanı Baydemir ile aynı kafadakilerin olayları "infial" diye adlandırmalarını ve topluma mal etme çabalarını haklı görme olanağı yoktur.Dağdaki eşkıyanın çatışmada öldürülmeleri, nasıl oluyor da "tahrik" diye adlandırılıyor?Onlar kırda çiçek toplayan izciler değil tepeden tırnağa silâhlı teröristlerdir.Ateşli silâh şartıKentlerdeki çocukları, dağdaki eşkıyaya dokunulmazlık sağlamak amacıyla tehdit ve şantaj silâhı olarak kullanmak bu kadar kolay olmamalı.Diyarbakır ve Batman'daki olaylarda ölenlerin en büyüğü 23 yaşında, üç tanesi on yaşının altında. Biri 4, biri 6, biri de S yaşında.Başbakan dün uyarısını tekrarladı: "Annelere babalara sesleniyorum. Çocuklarını sokaklara dökenler veya çocuklarının terör örgütü tarafından kullanılmasına fırsat verenler, yarın ağlamanız boş yere olacaktır. Güvenlik güçlerimiz çocuk da olsa, kadın da olsa örgütün maşası olanlara gereğini yapacaktır!"Devletin otoritesini duyurması elbette çok önemli. Çünkü suç işleyenleri kahreden o gücün, masumları koruma özelliği de vardır. Ama kitlesel olaylarda karşıdan ateş gelmiyorsa devlet güçleri de ateşli silâh kullanmamalıdır.Kanunsuz gösteri nedeniyle bile olsa çocuklarını kurban veren bir toplum hiç bir iyiliğe lâyık olamaz!
Güneydoğu'daki isyan provasının, önceden planlanmış eylemler olduğuna inanmalı mıyız?Başbakan Yardımcısı Gül partisinin dünkü MKYK toplantısında şunu dedi:"PKK çok büyük hazırlık içindeydi. Daha büyük bir planlaması vardı. İstihbarat örgütleri iyi çalıştı, neler yapılacağı öğrenildi, gerekli önlemler alınıp olayların büyümesi engellendi."Beceriksiz iktidarlar ağır bedel ödenmiş siyasal-toplumsal olayların ardından halka "Buna da şükür, ucuz kurtulmuşuz" dedirtecek kurnazlık numaralarına sığınırlar.Acaba bu da öyle bir şey mi?Hayır, elde ettiğimiz bilgiler Gül'ü doğruluyor. Zaten güvenlik güçlerinin olaylara müdahale sırasında gösterdikleri yumuşak tutum, polisin önceden uyarılmış olduğunu ortaya koyuyor.Buna rağmen olaylarda hayatını kaybedenlerin sayısı sekize ulaşmıştır.Uyanma belirtileriÖlenlerin çocuk ve çocuk yaşta gençler olması, bölücü örgütün amacına yürümek için, haklarını koruduğunu iddia ettiği insanların cesetlerine basmaktan vazgeçmediğini de ortaya koyuyor.Bu çok doğaldır. Çünkü PKK'nın yenildiği son savaşın anılarını muhafaza eden yetişkinleri tekrar devlete karşı kışkırtma gücüne bölücü örgüt sahip değildir.Yapabileceği şey, terör dönemini yaşamamış çocukları ve gençleri kandırıp kışkırtmaktır. Zaten PKK de içerdeki ve dıştaki işbirlikçileriyle bunu yapıyor.İktidardaki uyku hali dün biraz dağılmış gibiydi. İçişleri Bakanı Aksu nihayet Diyarbakır'a gitti ve o da orada "Çocuklara ve gençlere sahip çıkalım" çağrısı yaptı.Hükümet yetkilileri, terörle mücadelede etkinliği artırma amaçlı yasal düzenleme taleplerinin değerlendirileceğini belirtiyorlar.Dışişleri Bakanı Gül'ün belirttiğine göre "demokratik süreçten geri adım atılmaması koşuluyla" her önlem alınacaktır.Sahte kahramanlarBunu izleyeceğiz ve eminiz ki devlet otoritesinin bölgede yeniden tesis edilmesi en çok çocuklarının hangi meşum tahrikin girdabında kaybolacağı korkusu içinde cehennem hayati yaşayan aileleri mutlu edecektir.O çocukları ateşe atmanın hiçbir bahanesi olamaz.Toplum tek bir yumruk olup ihanete dışardan sağlanan yardıma gür bir sesle tepkisini göstermeli, bu çocukların üstünden siyaset yapıp kahraman olmaya soyunan fırsatçıları pişman etmelidir.Bu ülkenin adaleti kışkırtıcıya, suça özendirdiği çocuktan daha acımasız davranır. Bunu görmek isteriz.Suça sevkettigi çocuklar ölürken terör örgütü propagandası yapan belediye başkanları kurtarıcı edasıyla nasıl ortada dolaşabiliyorlar?
Zamanı gelmişti; çünkü istikrar iklimi kendini göstermiş, umutlar yükselişe geçmişti.Ülkenin dışardan da siyasi himaye gören en etkili şer gücü PKK, bunalım müteahhidi olarak işbaşındadır.PKK Kuzey Irak'ta kanatlan altında palazlanırken Amerika ne yaptı ve ne yapacak?ABD Büyükelçisi Diyarbakır için "Son yıllarda Güneydoğumda yaşanan en ciddi olaylar olduğunu söyleyebilirim. Hem güvenlik güçlerini hem bölgede yaşayanları serinkanlı olmaya çağırıyoruz" diyor.Serinkanlılık öneren ABD, büyüklüğüne ve iddiasına yakışan bir şey mi vaat ediyor? Hayır..Genelkurmay Başkanlan Peter Pace, ancak Irak'ta düzeni sağladıktan sonra PKK'yla ilgileneceklerini söylüyor.Uzaktan kumandalıBu iki açıklama bile Türkiye'nin ihanete uğradığını kanıtlamıyor mu? Amerika, Irak'taki varlığı ile PKK'ya cüret vermekte, fakat Türkiye'nin onu Kuzey Irak'ta takip etmesine imkân vermemektedir.Öte yandan PKK destekçisi eylemlerin çağrısı DTP'den geldiği gibi başlama noktası da DTP merkezleri olmaktadır.Diyarbakır Belediye Başkanı DTP'li Osman Baydemir'in üç hayat söndükten ve 250 kişi yaralandıktan sonra göstericilere söyledikleri ibret vericidir:"Bu saatten sonra herkes evine dağılsın. Şimdiye kadar istekleriniz ve cesaretiniz için size teşekkür ediyorum. Kimliğinize ve acınıza sahip çıktınız. Sizinleyiz.."Uzaktan kumandalı bir robotu andırıyor. Fren yaparken toplumun önüne çıkmıştır ama teşekkürü, daha önce aynı toplulukları gaza getiren tahriklerin de düğmesi olduğunu ele vermiyor mu?Tatil bitti, işbaşına!Bu konularda zaten kafası karışık olan iktidar bir de yurt dışı geziler sebebiyle dağılmış durumdadır.Başbakan dün ulusa seslenirken "Terörle mücadele konusunda devletimizin bütün kurumlan uyumlu bir kararlılık içindedir" dedi.Bunu nereden anlayacağız?Çünkü görünen, devletin kanunsuzluklar karşısında aciz duruma düştüğüdür.Günün ihtiyacına cevap veren şu sözü güzel:"Allah'ın izniyle tek millet, tek vatan, tek bayrak olarak sonsuza kadar birlikte olacağız.."Ama keşke bu lâfı da "alt kimlik-üst kimlik" diye kafasını karıştırdığı insanların ayağına giderek orada söylese!
Diyarbakır'dan gelen görüntüler bu ülkede yaşayan herkese elem ve azap veriyor.PKK terörü 30 bini aşkın hayata mal oldu. Terörün yenilmesi ve elebaşının yakalanması sayesinde sağlanan sükûnet "Kürt gerçeği" zemininde demokratik adımların atılmasını kolaylaştırmış, kültürel hakların tanınması ile girilen süreçte sorunun biteceği ve bütünleşmenin gerçekleşeceği ümidi doğmuştu.Fakat Nevruz kutlamaları sırasında ortaya çıkan görüntüler ve hele çatışmada öldürülen teröristlerin cenazesi bahane edilerek yaratılan olaylar, ayrılıkçı tohumların son yıllarda verimli tarlalar bulduğunu, nispi sükûnet dönemini bölücü örgüt ve yandaşlarının daha iyi değerlendirdiğini gösterdi.Önceki gün teröristlerin cenazesine katılan kalabalıktan ayrılan genç gruplar, PKK'nın Roj TV aracılığıyla yaptığı çağrıya uyarak güvenlik güçleriyle çatıştı."Kendinizi düşünün"Güvenlik güçlerine taş, sopa ve molotof kokteyli ile saldırılar ve iş yerlerine yönelik tahribat, terörün devlete meydan okuyacak gücü kendinde görmeye başladığını kanıtlamaz.Çünkü terör demokratik bir toplumun devletine diz çöktüremez.Türkiye'de misyonunu Apo'yu hapisten kurtarmaya indirgemiş birkaç köle ruhlu siyasetçi kitleleri ateşe atmaktan çekinmiyor. Onlara son zamanlarda bir de Kuzey Irak'taki Kürt oluşumunun politikalarından yansıyan etkiler eklenmiş durumda.Amerika'daki bazı "think tank" kuruluşlarının toplantılarına katılan yazarımız Prof. Süheyl Batum iki gün önce yazıyordu. Irak'ın bütünlüğü ile ilgili kaygılarımızı işitince çok önemli bir enstitünün başkanı bizimkilere şu uyarıyı yapmış:"Irak çoktan bölündü. Siz şimdi kendi güneydoğunuzu düşünün. Kuzey Irak'taki Kürt bölgesinin sizdeki etkilerinin ne olacağını düşünün."Umut kaybolunca...İçişleri Bakanı Aksu dün şöyle diyordu: "Bu şekilde sinsice, kamu düzenini bozarak, terör eylemi düzenleyerek, haince ve kalleşçe tertiplerle hiç kimsenin bir amaca ulaşması mümkün değildir."Peki, bu tür konuşmalarla nereye varmak mümkündür?Sorunun tek maddelik çözümü yok. Vatansever bir arayışta herkes ve her kurum kendine bir rol bulabilir.Diyarbakır'daki gösterilere katılanların neredeyse tümü gelecek umudunu daha 15 yaşına gelmeden yitirmiş çocuklardır.Türkiye'nin geleceğine yapılacak en güvenli yatırım, işte bu çocuklara eğitim ve iş verecek atılımlardır. Hiçbir neden bu amacı unutturmamalıdır.Bir de toplumsal sağduyunun Kürt kökenli siyasetçilere sürekli olarak izlendikleri duygusunu vermesi gerekiyor. Bu siyasetçilerin bir çoğu demokratik hakların değil, sadece Apo'yu kurtarmanın peşindedirler.Maskelerinin düşürüleceği korkusu kaç masum gencin kurtulmasını sağlasa kazançtır!
Başbakanımız "Bu olayları büyütmeyin" buyurdular ama olaylar durmuyor.Küçülmeyi kabul etmiyor.İstanbul'daki bir lisede dün bir cinayet daha işlendi.Yıl başından bu yana okullarda ölen çocukların sayısı 7'ye yükseldi.Çoğuna bıçakların karıştığı kavgalarda yaralanan öğrencilerin sayısı da 59'u bulmuş durumda.Keşke tersi olsaydı ama ne yazık ki bu büyük trajediler Başbakan'ın talimatı ile "Küçük bir cinayet" haline gelmiyor.O nedenle çocuklarımıza zarar veren şiddet salgınına karşı toplumun bütün savunma mekanizmalarını harekete geçirmeye mecburuz.Devekuşu olamayız"Büyütmeyin" dediğine göre Başbakan iktidar olarak bu salgınla mücadelede yetersiz kaldıklarının fark edileceğinden korkuyor demektir.Kaygı sağlıklı ama tedbiri değil. İktidar medyaya devekuşu gibi davranmayı önerecek yerde kendisi gözünü açıp sorumluluğunun gereklerini yerine getirmeye çalışmalıdır.Hiç kimse okuldaki şiddetin suçunu AKP iktidarına yüklüyor değil. Bu bütün dünyanın sorunu..Japonya'da sorun ilk olarak sekiz yıl önce bir bakanlar kurulu toplantısının gündemi olmuştu. Buldukları çare de "çocuklara okula bıçakla gitmemeleri için yapılan bir çağrı" idi. Yani çaresizlik...Çocuklar internet ve TV gibi araçlarla yatak odalarında bile beraber. Bütün gün bu araçlardan iyi düşünülmüş cinayetler ve şiddet görüntüleri izleyerek bir kişilik oluşturuyorlar.Sonra da belli olaylara, örnek aldıkları karakterlerin tepkilerini veriyorlar.Yargının rolü artmalıAnayasa, toplumun sağlığını ve çocukları korumayı devlete görev olarak yüklüyor. Hükümet bu soruna daha fazla zaman ayırmalıdır.Cadı avı havası yaratıp olayı medya üstünde baskı kurmak amacıyla kötüye kullananlar çıkabilir ama bu riski bile göze almak zorundayız.Şiddet yoluyla çocuklarımızı ticari olarak sömüren egoistlik demokratik özgürlük adına hoşgörülemez. Toplumun bütün düşünen beyinleri, medyadaki şiddeti kontrol altına alma arayışına katılmak zorundadır.Şiddeti özendiren filmlerle çocuk cinayetleri arasında bağ kurulabilen durumlarda, şiddet mağduru olan ailelerin adalete başvurup tazminat talep etme haklan neden bulunmuyor?Meclis buna niçin çare aramıyor?Çocuklarımızı bu devirde Doğan Kardeş okumakla yetinmeye razı edemeyiz ama canileri kahraman yapan dizilere de rehin edemeyiz.Sorun büyüyor. Hakkını vermezsek altında kalırız!
Nükleer inatlaşma sonucu İran'a yönelecek bir askeri müdahale dudak uçuklatacak senaryolar üretiyor.İran dünya petrolünün yüzde onunu üreten ve büyük gaz rezervlerine sahip bir ülke. O nedenle "nükleer programım enerji arayışına yöneliktir" sözlerine kimse inanmıyor.Türkiye de İran'ın atom silâhına sahip olarak bu imkânı yayılmacı güvenlik doktrininin hedefleri için kullanmak istediğini biliyor. Bu tespit MGK toplantısında yapılmıştır.Uyanlar ve tehditler Tahran rejimini durdurmuyor. ABD Dışişleri Bakanı Rice'ın İran'ı "şu anda dünyadaki en büyük sorun" diye nitelemesi ve "terörün baş finansörü" olarak suçlaması hayra alâmet değildir.İran rejiminin nükleer programdan vazgeçmesi dışındaki tüm ihtimaller "ölümlerden ölüm beğen" benzeri alternatif senaryoları gündeme getirecektir.İran misillemeleriCiddi araştırmalar, İran'a yönelecek bir askeri müdahalenin mollalara gevşeyen rejimi daha baskıcı bir hale getirmek için fırsat sunacağını söylüyor.Müdahaleye İran rejimi, dünya çapında kriz yaratacak misillemelerle cevap verecektir. Meselâ petrol ihracatını derhal durduracak, komşu ülkelerdeki petrol tesislerini vuracak, Irak'taki Şii çoğunluğu ABD'ye karşı kışkırtacak ve islâmi teröre sağladığı maddi ve ideolojik desteği artıracaktır.ABD yönetimi bu ihtimalleri mutlaka hesaba katıyordur ama Irak tecrübesinde yaşanan başarısızlık, bu hesapların doğru yapıldığı konusunda hiçbir ülkeye güven vermemektedir.Yani İran'ı en azından krizi geciktirecek adımlara ikna etmek ne kadar önemli ise Amerika'yı Irak'taki yanlışı tekrarlamamaya razı etmek de o kadar önemlidir.Diplomasi unutulduAlmanya Başbakanı Merkel geçen hafta Başbakan Erdoğan'ı telefonla arayarak işbirliği çağrısında bulundu.Merkel, kısa süreli bir yaptırımlar dönemi ardından ABD'nin askeri operasyona derhal girişeceğine inanıyor.Kendileri İngiltere ve Fransa ile Amerikan operasyonunu önlemeye çalışırken Türkiye'nin de "durumun ciddiyetini fark etmesi" için İran üzerindeki gücünü kullanmasını istiyor.Başbakan Erdoğan bu çağrıya olumlu yanıt vermiştir. Türkiye, İran'ı da içine alacak bir ateşin bölgeyi, geçmiş acılan mumla aratacak bir felâkete çekeceğini bilmektedir.Yalnız unutmamak lâzım ki Washington u uyarmak daha büyük önem taşıyor.Irak, Osmanlı'nın üç vilâyetinden oluşmuş suni bir devlettir. Amerika oradan bile çıkamadı. İran hem devlettir, hem köklü bir millet; üstüne yürümeden çok düşünmek gerekir.Devamlı asker kıyafetiyle dolaşan Amerika dünyayı korkutuyor.Nükleer dev Sovyetler Birliği'ni dize getiren diplomasi maharetinin gücünü Amerika, Bush'tan kurtulmadan hatırlamayacak mı?
Yanlıştan dönmek fazilettir. Ama acaba iki yanlıştan dönmek nedir?Başbakan Şemdinli üzerinden tehlikeli bir kumar oynandığını fark etti ve müdahale etti.Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Büyükanıt'ı makamına çağırıp gönlünü aldı, sonra da kamuoyu önünde onu, üstüne atılmak istenen suçlardan arındıran bir açıklama ile temize çıkardı.Bu sayede yargının da önü açılmıştır. Şimdi mahkemede Şemdinli olayını aydınlatmak ve suçludan -kimlere uzanırsa uzansın- bulup çıkarmak için entrikadan arınmış bir iklim yaratılmıştır.Öte yandan iktidar hegemonyacı bir tutkuya kapılarak Merkez Bankası'nı ele geçirmeye çalışmakla büyük bir yanlış daha yapmıştı. Bu kurumun bağımsız kimliğine tecavüz etmek hem ülkeye hem kendilerine kötülüktü.Devlet Bakanı Babacan "Merkez Bankası'nın politikalarında değişiklik olmayacak" diyor. Madem öyle, o politikaları basan ile yürüten ekibi niye dağıttınız?Basiretli bir iktidar bu yanlışta ısrarın sonuçlarını görür ve komplekse kapılmadan eski başkan ile yardımcılarına görev teklif eder.Acaba Başbakan Erdoğan bir yanlıştan dönmeyi fazilet, iki yanlıştan dönmeyi acizlik mi sayıyor?Korkarız ki mesele daha derin.. Yüksek bürokrasinin atanma normlarını değiştirmişlerdir ve bundan dönmek istemeyeceklerdir. Şundan belli:Eşi türbanlı olduğu için Başçı'nın Merkez Bankası Başkanlığı görevine atandığı haberleri medyada çıktığında Başbakan çok sinirlenmişti.Oysa medyaya lanet okuyacak yerde "Çankaya'ya gönderdiğimiz kararname Başçı'yı önermiyor ki" diye medyayı alaya alabilirdi.Bunu yapmadı, türban propagandası yaptı! Eşi türbanlı siyasetçi ve bürokratların haklarını savundu. Niye?Çünkü artık mesele Merkez Bankası'nın başına kimin geleceği değildir.Eşinin başı mutlaka kapalı birinin gelmesidir!Aile boyu kalkınma devriEş, dost, akraba, partidaş dayanışması ile menfaatlenenler bu iktidarın kamburu olacak.Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı'nın eşinin ortağı olduğu şirketin, 6 kamu sağlık kuruluşunun bilgi işlem yazılımı hizmetini yüksek paralar karşılığı üstlendiğini öğrenince hiç şaşırmadım. Balık baştan kokar.İktidar mevkiindeki siyasetçiler, oğulları ve kızları ile aile boyu ticarete girişirse, onların emrindeki bürokratlar da elbette aynı yoldan zengin olmayı deneyeceklerdir.Üstelik daha da başarılı olmuşlar. Yazılım işini "fikir ve sanat eseri" gösterip ihaleye bile girmeden işi kapmışlar.Ailece Kalkınma Partisi (AKP) tamgaz gidiyor!
Bütün siyasi liderler medyanın desteğini ister ama Başbakan Erdoğan daha fazlasını istiyor.O, yalnız basanları konuşulsun, başarısızlıklar ve yanlışlar görmezlikten gelinsin istiyor.Böyle bir rolü ancak parti ve kamu kaynaklarından beslenen medya kabul edebilir. Bir de medya dışı işleri nedeniyle iktidarla iyi geçinmek mecburiyetinin tutsaklığına kısılmış grupların yayınlan...Başbakan şu gerçeği de görmeli:Kendisinin hoşuna gidecek gazeteler çıkarmak, menfaati iktidara hoş görünmeye bağlı gruplar için bile zorlaşıyor artık.Evet, AKP üç yılda övgüyü hak eden bir çok başarı elde etmiş, bunun siyasi ödüllerini de toplamıştır. Ama dikkat!..Bu basanlar son dönemde yolsuzluk suçlamaları, zıvanadan çıkmış partizan kadrolaşma hamleleri ve ideolojik komplolar yüzünden hızla eskimektedir.Keşke kulak verseÇağdaş bir lider böyle durumlarda özeleştiriden ve eleştirilerden yararlanma arayışlarını arttırır.AKP'de özeleştiri olmadığı gibi Tayyip Erdoğan demokratik bir iktidarın en güçlü ayrıcalığı olan iki zenginliğine, yani medya ile siyasi muhalefete de sürekli saldırıyor.Dün CHP lideri Baykal'ı topa tuttu. Çünkü Baykal iktidarın Merkez Bankası konusunu yüzüne gözüne bulaştırdığını ileri sürmüş ve eski başkan Serdengeçti'yi yeniden göreve atamasını hükümete önermişti.Başbakan Erdoğan öneriyi "O aklı kendine sakla. Sen git partini yönet" sözleriyle karşıladı.Batı demokrasilerinde hükümet düşürecek boyutta bir başarısızlık hikâyesidir Merkez Bankası'nda yaşananlar.Başanlı bir takım ideolojik ihtiraslarla dağıtılmıştır. Merkez Bankası'nda yılların emeği ile inşa edilen bağımsız kimlik yerle bir edilmiştir. Başbakan CHP liderinin önerisini yabana almamalıdır.İktidarın rejimi islâmlaştırmak istediğine dair şüpheler Bati medyasında git gide daha sık yer bulmaya başlamıştır.Yazık değil mi?Dinçer'i niye tutuyor?Başbakan dün, müsteşarı hakkındaki suçlamalar nedeniyle medyayı hedef alan yakışıksız şeyler söyledi.Müsteşar Ömer Dinçer, komutanlara yönelik iddianame komplosunun merkezinde yer almakla suçlanmışta ama bu iddia CHP lideri Baykal tarafından ortaya atılmıştı.Başbakan Erdoğan medyadan, ana muhalefet liderinin sözlerine sansür uygulamasını mı istiyor?Müsteşarının niçin bu tür şüphelere kolayca hedef olduğunu ve hakkındaki suçlamaların niçin izan süzgecine takılmadığını Başbakan kendine sormalıdır. Soruya dürüstçe cevap verirse suçlu iskemlesine yakışan kişinin kendisi olduğunu görecektir."Cumhuriyetin temel ilkelerinin yerini daha Müslüman bir yapıya devretmesi zamanının geldiğini" söyleyen birine bürokrasinin 1 numaralı koltuğu, yani Başbakanlık Müsteşarlığı bırakılır mı?Bırakan, güvensizlik besleyenlere katlanacaktır.Suçluyu da dışarda aramayacaktır.