Alçaklık!

18 Nisan 2006

Masum insanlara saldırmanın hiçbir bahanesi olamaz. Bakırköy çarşısında bomba patlatmak canavarlıktır!Pazar günü, her zaman kalabalık olan Ebu Ziya Caddesi'ne bırakılan uzaktan kumandalı bombanın patlatılması, İstanbul'un bu en kalabalık ilçesinde 30'dan çok masum insanın yaralanmasına sebep oldu.Bu saldırının hiçbir siyasi veya insani mesajı yoktur.Amaç terör için terördür!Saldırının alçakça niteliği failin PKK olduğunu işaret ediyor. Böyle bir canavarlığı ancak sicilinde bebek katilliği olan bir örgüt yapabilir!PKK nankörlüğü de temsil ediyor artık.Bu bölgede Kürtler birçok ülkede yaşıyorlar. Ve o ülkeler arasında insanlık onuruna sahip oldukları tek yaşamı Türkiye'de buluyorlar.Türkiye'yi yönetenler vaktiyle Doğu'da adil olmayan politikalar izlemiş olabilirler. Siyasetçiler bu gerçeği itiraf etmişler ve son yıllarda bu pişmanlıktan ilham alan reformlar yapmışlardır.Böyle bir süreçte teröre devam etmek, hele şehre indirip masum sivillere yöneltmek, sadece barışa ve gelişmeye düşmanlık olarak açıklanabilir.PKK'nın amacı, Kürt kimliğini terörizm ve cinayetle özdeş hale getirmek, Kürt kökenli vatandaşlara güveni sarsmak ve bölücü nefreti asıl, ülkenin bütünlüğüne bağlı kitlede uyandırmaya çalışmaktır.Türk Milleti bu bölücü tuzağa düşmemelidir.Antalya'daki cinayet...Antalya'daki otomobil yarışı faciasının fotoğraflarını görünce efsanevi "Asi Gençlik" filmini hatırladım.James Dean'in o filmde ölümüne bir yarış sahnesi vardır. Antalya'daki pistin farkı, zeminin beton olması ve sonunda uçurum bulunmaması.Ama piste sıfır konumda doluşmuş binlerce meraklı, Antalya'daki yarışı insan hayatına saygı bakımından 1955 yılında çekilen o filmdeki şartların bile gerisine savuruyor.Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu yetkilileri, yarışlar için gerekli tüm yasal izinlerin alındığını söylüyorlar. Nasıl olur?AB'nin siyasi kriterlerine uyduk da sporla ilgili kriterlerine sıra gelmedi mi? Böyle yarışlar dünyanın her yerinde yapılıyor. Sporcu ölebiliyor ama seyirci ölmüyor.Çünkü seyircilerle iç içe yarış hiçbir yerde yapılmaz.Antalya'daki olay, Beyoğlu'nda silâhla nişancılık yarışması yapmaya benziyor!Bu ilkelliklere kurban vermekten kurtulmak istiyorsak adaleti beklemeyip peşinde koşmak zorundayız.Açılacak ceza davalan yanında kurbanların yakınları bütün sorumlular hakkında maddi ve manevi tazminat davaları açmalıdırlar.Bizim sorumsuz sorumluları terbiye etmenin başka yolu yoktur!

Devamını Oku

Kökten çözüm yok

17 Nisan 2006

Cumhurbaşkanı ile çatışan iktidar yöneticileri birkaç gündür altın madeni bulmuş gibi seviniyor.Bunun sebebi, 1993 yılında Cumhurbaşkanı Özal'ı atamalar konusunda devre dışı bırakmak isteyen yasayı iptal eden Anayasa Mahkemesi'nin kararında yazılan gerekçelerdir.Mahkeme orada iktidara "atamalarda Cumhurbaşkanı'nı by-pass edemezsin" diyor ama Cumhurbaşkanı'na da veto hakkını kullanırken sınırları olduğunu hatırlatıyor.Meselâ şunu diyor: "Sorumluluğunu hükümetin taşıdığı kararnameler hakkında Cumhurbaşkanı'nın uyarı ve tavsiyede bulunmaktan öte direnmesi, sistemin özelliğine ters düşer.."Merkez Bankası ile ilgili kararnameler bu hafta da çıkmazsa AKP, mahkeme üyesi olarak Sezer'in de imzasını taşıyan bu kararla bayrağı açacakmış.Çünkü o karar "Anayasa ve yasalara aykırı olmadıkça Cumhurbaşkanı'nın Bakanlar Kurulu işlemlerini imzalamak zorunda olduğu açıktır" diyor.Çankaya noteriBu karar acaba Sezer'le hükümet arasındaki çekişmeyi AKP'nin istediği şekilde sonlandırmak için yeterli olacak mı?"Bu iş bitti" iddiasını taşıyanların şapkaları havaya atmadan önce kararın şu paragrafını da dikkatle okumalarında yarar vardır:"Hukuka aykırı bir işlem söz konusu olduğunda Cumhurbaşkanı'nın tutumu farklı olabilecektir. Çünkü Cumhurbaşkanı'nın sorumsuzluğu onun hukuka aykırı kararnameleri imzalamak zorunda olduğu biçiminde yorumlanamaz."Anayasa'nın 104'üncü maddesi Cumhurbaşkanı'na devletin başı olarak "Anayasa'nın uygulanmasını ve devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmek" görevini yüklüyor.Önüne getirilen her yürütme kararını imzalarsa ve veto ettiği atama kararlarını mahkeme gibi gerekçelendirmek mecburiyeti altına sokulursa Cumhurbaşkanı bu görevini yapabilir mi? Yapamaz.Sezer pes etmezEğer iktidar atamalarda liyakate dayalı objektif kriterleri değiştirerek rejimin laik karakterine aykırı seçimler yapmaya başlamışsa Cumhurbaşkanı ne yapacaktır? Atamasında sakınca gördüğü bürokratı yargısız infaza tabi tutup suçlu ilân etmeyeceğine göre onay vermeyecektir.Ve laiklik karşıtı örgütlenmeye hizmet edebilecek bir atamayı veto etmeyi Anayasa'yı uygulamanın gereği olarak gördüğü için böyle davrandığını söyleyebilecektir.Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmek, sadece Cumhurbaşkanı'nın hassasiyeti olmamalı. Çünkü uyumsuzluk tüm ülkeye zarar verecek, siyasi sorumluluk da iktidarın omuzlarına yıkılacaktır.Cumhurbaşkanı'nın ret tavrı rejimin laik karakterinin değiştirilmekte olduğu endişesinden kaynaklanıyor.Bu endişe yaygınlaşıyor.İktidar Sezer'i baskı ile pes ettirmeye çalışacak yerde onunla uzlaşma sağlamaya bakmalıdır.Anayasa değiştirecek çoğunluğa sahip bir iktidara böyle çatışma ve bezdirme yöntemleri uygulamak yakışmıyor!

Devamını Oku

Selâm hocam!

15 Nisan 2006

Prof. Dr. İhsan Doğramacı'yı bu gazetenin manevi kişiliği, özel bir konuma lâyık görmüştür.Sağlık ve bilim alanında ülkeye kazandırdıklan var. Yanısıra erdemleriyle inşa ettiği örnek bir karakter... Onun hayatta iken değerlendirilmeyi hak ettiğine karar verdik.Bugün başladığımız yazı dizisi, bilimi girişimcilik, yetenek, arzu ve insanlığa hizmet heyecanı ile birleştirmiş olan bir ruha toplumunun takdir ve şükranını da sunacak.Kim bilir ben dahil bazılarımız, vaktiyle ona yaptığımız haksızlıkların pişmanlığını ortaya koyarak huzura kavuşmanın bu sayede fırsatını elde edeceğiz.Polonyalı bir bilim adamı "Ülkenizi nasıl sevmeniz gerektiğini Doğramacı'dan öğrenebilirsiniz" demiş..İhsan Doğramacı, yükseköğretime kalite ve dinamizm kazandıran vakıf üniversitelerinin fikir babası ve kurucusudur.Hacettepe ve Bilkent üniversiteleri onun adını sonsuza dek yaşatacak anıtlardır. Çok zengin ailelerden gelen Doğramacı ve eşi, tüm maddi varlıklarını bu üniversitelere yatırmışlardır.Aileden hiç kimsenin vakfın ve iştiraklerinin gelirlerinden tek kuruş pay almayacaklarını taahhüt etmişlerdir.Türkiye'nin, küçük servetleri defineye döndüren günahkâr fırsatlarına ve siyasi ikbal önerilerine itibar etmemiş, sadece ulusuna hizmetin manevi zenginliğine sahip olmak istemiştir.Prof. Dr. Doğramacı en büyük eserinin YÖK olduğunu söylüyor ama onu aydın çevrelerin hedef tahtası haline getiren sebep YÖK'ün ilk başkanı olmasıdır.Şimdi daha realist bakabiliyoruz: YÖK nedeniyle Doğramacı'ya yönelttiğimiz muhalefet, hak ettiğinden ağırdı. Çünkü askeri darbe yönetimine söylemek istediklerimizi Doğramacı üstünden söylüyorduk.Yarattığı tek tip üniversite modeli nedeniyle eleştirilse de siyasetin kolay etkileyemediği yapısı ile YÖK bugün yararları sakıncalarından ağır basan bir kurumdur.Üniversiteleri siyasetin nüfuz ve eylem alanı haline getirmeye yönelik niyet ve girişimlere karşı gösterdiği mağrur direnç YÖK'ün değerini arttırıyor.Kolayı var!"Neye dayanarak laikliğin tehlikede olduğunu" söylüyorlar; anlamıyormuş..Başbakan dün MÜSİAD kongresinde, irticanın sistemli olarak siyasete, eğitime ve devlete sızmakta olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı'na cevap verdi.Seçimde laikliği benimsediklerini belirterek iktidara geldiklerini hatırlatırken doğruyu söyledi.Ama bu cevap değil. Çünkü Cumhurbaşkanı da "niye öyle görünüp böyle davranıyorsunuz?" demek istiyor.Başbakan laikliğin tehlikede olduğunu anlamakta zorluk çekiyorsa, kasasındaki Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde aradığı cevabı bulacaktır.Elini vicdanına koyarsa Milli Eğitim Bakanlığı'ndaki hemen her adımın anti laik hileler taşıdığını da görecektir.Dün şöyle bir söz söyledi: "Bu ülkede dindar insanın da siyaset yapma hakkı vardır."Bunun aksini savunan oldu mu?.Din sömürüsü günahına bulaşmayan gerçek dindar, rejimin riski değil güvencesidir. Ama dindarlığını pazarlayarak seçilenler her zaman tehlike oluşturmuşlardır.Siyaset böylelerinin hakkı olmamalı!

Devamını Oku

Nihayet...

14 Nisan 2006

Türk Milleti deyimi yerine başka bir ad koymanın çıkaracağı belâlar Başbakan a anlatıldı herhalde!Anayasa "Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı her bireyi Türk" sayıyor. Bu tarif "Türk"ü bir ırkın değil, sosyolojik bir birliğin, sosyal psikolojik bir varlığın adı olarak anıyor.Türk Milleti, kaderde, tasada ve kıvançta ortak olan bu insanların yarattığı bir varlıktır.Yani Kürt, Laz, Gürcü, Boşnak veya Çerkez kökenli olmak Türk Milleti'nin unsuru olmaktan alıkoymaz kimseyi."Alt kimlik-üst kimlik" ayrımı ile Başbakan, kültürel kimliklerine saygı gösterilmesini isteyen Kürt vatandaşlan Türk diye anılmaktan kurtaran bir icatta bulunduğunu sandı.Tehlikeli boşlukAma bunu yaparken bize milli mücadeleyi kazandıran ve cumhuriyeti kurup yücelten milli kimliğimizi feda etmenin yanlışına düştüğünü fark etmedi.Türk ve Türk Milleti yerine Türkiyeli ve Türkiye vatandaşı deyimlerini koymak Türkiye'yi çok uluslu bir ülke gibi göstermek isteyenlerin ve o hedefe yürümeye çalışanların hayalini kurdukları ortamdır.Bölücülerin hayali, Kürt adının "kurucu ulus" olarak anayasaya geçirilmesi, Türkçe yanında Kürtçenin de resmi dil ve eğitim dili kabul edilmesi, terörist başını da kapsayan bir genel affın çıkarılmasıdır.Bu talepler ancak milli kimliği unutturulan bir toplumda pazarlık ve müzakere zemini bulabilir.Millet geri geldiBaşbakan Erdoğan dün Tunceli il kongresindeki konuşmasında düştüğü yanlışları düzeltmeye çalışan bir çaba içinde göründü.Meselâ "Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının tanımı vardır. Nedir o? Türk'tür" dedi. Devam etti:"Farklı etnik kimliklere sahibiz ancak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı bizi bağlayan bağdır. Onun için de diyoruz ki: Tek bayrak Türk bayrağı, tek millet Türk milleti, tek vatan Türk vatanıdır."Etnik farklılıktan mutlaka ayn bir kimlik çıkarmak, oradan da kültürel ve siyasal ayrışmaya yürümek kabulüne dayanan karambol, seçkinlerin beğenisine önem veren Başbakan'a cazip gelmişti.Hatasını nihayet anlamış ve büyük gemiler gibi yavaş yavaş dönmeye başlamıştır.Dileriz düzeltmenin de ayarını kaçırmaz!

Devamını Oku

Yetersiz cevap

14 Nisan 2006

Cumhurbaşkanı Sezer'in laiklik ve irtica konusundaki eleştiri ve uyarıları adresine ulaştı.Ama hemen belirtmek zorundayız: İktidarın savunması yetersizdir. Çünkü en başta samimiyetten yoksundur.AKP sanki Cumhurbaşkanı'nın kaygılarını paylaşan okumuş azınlığı ikna etmeyi hiç önemsememekte ve kolay kandırılabilen vasat çoğunluğu kaybetmemeyi yeter saymaktadır.Cumhurbaşkanı Sezer şunu söyledi:"İrticai tehdit kaygı verici boyutlara ulaşmıştır. Türkiye'nin bu tehdide karşı en büyük güvencesi laik düzenidir. İrtica siyasete, eğitime ve devlete sızmaya çalışmakta, Cumhuriyet'in temel niteliklerinin yıpratılmasına yönelik etkinlikleri sistemli biçimde uygulamaktadır."Bu uyarının cevabı "Elinde belge olan getirsin" olamaz.Cumhurbaşkanı ihbarcı mı?Kadro yağması..Kararnamesini sevkettiği bürokratları AKP iktidarı tombala çeker gibi torbadan çıkarmıyor, araya taraya buluyor.Cumhurbaşkanı Sezer, seçilme nedenini bildiği bürokrat hakkındaki ret gerekçesini, hiç onu bile bile seçip kendisine öneren iktidara açıklar mı?En fazla imzalamaz. Kendisi de onu yapıyor.Peki neye yarıyor, hiç!İktidar aynı kişileri bu defa devletin önemli ve kritik makamlarına "vekâleten" oturtuyor.Mehmet Ali Şahin, devlete memur alırken merkezi sınav yapıldığını hatırlatıyor ama mülakat oyunu ile kadroların partizanca yağmalandığını niye hatırlamıyor?Sezer laikliğin "din ve vicdan özgürlüğüne indirgendiği"nden yakınırken elbette iktidarı hedef almıştır. Cumhurbaşkanı'na göre türbanı bireysel özgürlük kapsamına almaya çalışanlar, oldu bitti ile kamusal alan sorununu da aşmak peşindedirler.Dinçer'le başlayınTürbanlı eş yüksek bürokraside neredeyse bir atama kriteri haline getirilmiştir.Türban artık bir özgürlük sorunu değil, eşleri yükselmek isteyen kadınlar üstünde bir baskı sebebidir.Başını örten kadın kocasının önünü açacak; direnen, kocasının istikbali ile oynamış olacaktır! Din, ideolojik bir alet olarak siyasete bu kadar yerleşmiştir.Başbakan Yardımcısı Şahin dün laiklik konusunda kendilerinin de hassas olduğunu iddia ederken "Herkese sesleniyorum, elinde bilgi ve belge olan varsa bize ulaştırsın. En titiz şekilde üzerine gideceğiz" dedi.Ömer Dinçer, Cumhuriyet'in temel ilkelerinin yerini daha Müslüman bir yapıya bırakması zamanının geldiğini söylüyor.. Memurları dindar insanlardan seçmenin iyi olacağını savunuyor.Ömer Dinçer, bürokrasinin 1 numaralı koltuğu Başbakanlık Müsteşarlığı'nda oturuyor.Gitsinler üstüne, görelim!

Devamını Oku

Nihayet uyandılar

13 Nisan 2006

Avrupa Birliği'nin kararı, her serden bir hayır çıkabileceğini söyleyen ata sözünü doğruluyor.Birlik üyesi ülkelerin ayrımsız destekledikleri çalışma "İslâmi terör" deyimini AB'nin ortak dilinden çıkarmayı öngörüyor.Yerine ne konulacak?"İslâmı kötüye kullanan teröristler" veya daha başka bir tanım. Yetkililer bu arayışı hazirana dek sonuçlandırmayı bekliyorlar.Arayış için bir diplomat "Hassasiyetten haberdar olma girişimi" demiş.İslâm adına hareket ettiklerini iddia eden teröristleri tanımlamak için 11 Eylül saldırılan ardından kullanılan "İslâmi terör" deyimi yalnız Müslümanları rencide etmekle kalmamış, eğilimlerdeki radikalleşmeyi de tahrik etmiştir.Mesela geçen yıl yapılan bir araştırma, Londra'da yaşayan Müslümanların yüzde 13'ünün Usame bin Ladin'in terör yöntemini onaylamamakla beraber itirazlarına hak verdiklerini ortaya koymuştu.Avrupa'da 15 milyondan fazla Müslüman yaşıyor ama AB'yi bu hassasiyetten Madrid, Londra ve İstanbul'a yönelik bombalama eylemleri değil, Hz. Muhammed'e hakaret içeren karikatürlerin Avrupa basınınında yayınlanması ardından çıkan olaylar "haberdar" etmiştir.İslâmda terörü meşru gösterecek hiçbir dayanak bulunmadığı gerçeğini Avrupa Birliği keşke hakarete uğrayan Müslümanların öfkesine hedef olup korkmadan önce keşfedebilseydi.Avrupa Birliği medeniyetler uzlaşması hedefine ilerlerken Türk siyasetçilerin yaptığı uyarıları dikkate almanın değerini umarız bu vesile ile keşfetmiştir.Böyle bir uyanışın AB yolculuğumuza çok yararı olur.Tabii asıl büyük kazanç İslâmı özünden farklı göstermeye yönelik çabaların Hıristiyan dünyasına da zarar vereceğini Avrupa'nın görmesidir.İktidarsızlar ağlar!Gelişmiş bir toplumda olsa Çevre Bakanı istifa etmeye mecbur kalırdı.Oysa bizim Çevre ve Orman Bakanımız Osman Pepe dün sabahtan geç vakitlere kadar bütün haber bültenlerinde "hesap soran" bir rolde esti, gürledi..İstanbul Tuzla'ya bir sağlık kuruluşu tarafından yüzlerce varil zehirli atık gömülmüştür. Bakan'ın şu dediği doğru: Yapılan işin soykırım girişiminden farkı yoktur. Peki kimdir suçlusu? Bakan ipucu veriyor:"Ciddi sanayicilerden biri.. 50 bin 100 bin dolar vermemek için koskoca bir metropolün zehirlenmesini göze alacak kadar paragöz açgözlü bir adam..."Bakan şimdi bu adama "Boğaz'da bir yemek parası" kadar ceza kesileceğini ve mevcut kanunla bu mücadelenin yapılamayacağını iddia ederek yöneticilerden işadamlarına kadar herkesin ciddi aymazlık içinde olduğunu söylüyor.Zehirlendiğimizi unutup Bakan'ı teselli mi etmemiz gerekiyor şimdi? İktidarsınız, lâzım gelen yasayı çıkarın.. Devletsiniz, yüzlerce varil zehir gömülene kadar uyanın ve tecavüzü önleyin. Unutmayalım:Kendini zehirleyen bir toplum, başka ülkelerin de çöplüğü olur!

Devamını Oku

Bu utanç ders olmalı!

12 Nisan 2006

ÜIkenin terör tehlikesine sürüklenmesinin altında dış politika yanlışlarının yattığı doğru mu?CHP lideri öyle olduğunu söylüyor ve bizce gerçeği seslendiriyor.Dünkü grup toplantısında Baykal, Başbakan'ın danışmanı Cüneyt Zapsu'nun Amerika'da yarattığı skandalı gündeme getirdi ve iyi bir iş yaptı.Çünkü o rezalet siyaset gündeminde yeteri kadar irdelenmemiştir. Türk devletine ve millete hakaret oluşturan gafın yaratıcısı, kendinden sonrakilere ibret olacak biçimde eleştirilmemiştir.Hatırlayacağınız gibi, ABD yönetiminde AKP iktidarına karşı bir süredir yükselmekte olan güvensizliği gidermeye yönelik temaslarda bulunmak üzere Başbakan'ın danışmanı Zapsu Amerika'ya gitmişti.Bu güven tazeleme seferinin fikri kime aitti?Zapsu orada Bush yönetimine yakın kişilerin bulunduğu bir ortamda, Başbakan adına geldiğini belirterek hem merak edilen soruyu cevaplamış hem medyaya haber de olan şu sözleri sarf etmiştir:"Bir 6-7 yıl daha görevdeyiz. Başbakan beni meseleleri aydınlığa kavuşturmak için gönderdi. Bu adamdan (Başbakan demek istiyor) yararlanmayı bilmelisiniz. Devirmeye çalışmak yerine, delikten aşağı süpürmek yerine onu kullanın!"Kimin danışmanı?Bu konuşmayı Deniz Baykal haklı olarak "Irak'ta giydirilen çuvaldan daha ağır bir çuvalın Türk Milleti'ne giydirilmek istenmesi" diye niteliyor.Başbakan'ı pazarlamaya giden başdanışmanın Amerika'da "Türkiye'yi satıverdiğini" söylüyor.Gerçekten de Başbakan ne demek istediğini başdanışmanından sormalı ve millete hesabını vermelidir. Çünkü bu utanç verici sözler nedeniyle rencide olan milletin muhatabı Zapsu değil, doğrudan Başbakandır.Olan bitenden habersiz biri dinlese, Cüneyt Zapsu'nun Pentagon danışmanı olduğunu düşünür ama T. C. Başbakanı'nın danışmanı olduğuna asla ihtimal vermezdi.AKP'nin, devleti baştan aşağı kendine yabancı gören ve o nedenle tüm kadrolarını ve geleneğini değiştirmeye uğraşan hastalıklı icraatının sebep olduğu kazalar sıklaşmaya başladı.Yalnız kendilerine zarar verseler iyi ama öyle olmuyor.Cumhuriyet hükümetinde, imparatorluk mirasını da komplekssiz sahiplenmiş, birikim sahibi, güvenilir kurumların başında Dışişleri Bakanlığı gelir. Ama Başbakan, dış politika ihtiyaçları için bile partili danışmanlarını kullanıyor.Buna hakkı olduğunu düşünüyor olabilir.Acaba uğradığı bu hakarete rağmen hâlâ aynı fikirde mi; hiç değilse bunu bilmeye hakkımız var.

Devamını Oku

Kader ve tedbir

11 Nisan 2006

Tüm işaretler PKK'nın kaybettiğini fark eden bir psikoloji içinde hırçınlaştığını gösteriyor.SHP Genel Başkanı Karayalçın'ın VATAN'a yaptığı değerlendirmeler gerçekçiydi.Karayalçın'a göre bölücü çete 25 Mart'tan başlayarak bir tezi test etti. Tahrik sonucu yaratılan isyan provası atmosferinde halkın ne yapacağı, devletin ne tepki vereceği, basının nasıl yaklaşacağı, siyasetçilerin ne diyeceği, hatta Avrupa Parlamentosu'nun hangi reaksiyonu göstereceği... Bunlar hep öngörülmüştü.Fakat hiçbir tahmin tutmadı. Yani sonuç negatif çıktı, tezler geri tepti.Diyarbakır Belediye Başkanı Baydemir "Güvensizlik var. Bu güvensizlik Kürt ve Türk halkları arasında artık beraber yaşayamayız duygusuna dönüşürse bu çok tehlikeli" diyor.Bu endişe yersizdir. Yeter ki PKK'nın niyetini anlayan ve ona göre davranan bölge halkı, tuzaklara ve tehditlere karşı iyi korunabilsin.Halkta yanlış yokKarayalçın'ın anlattığı kamuoyu araştırmasından Belediye Başkanı Baydemir'in haberdar olmadığı düşünülemez.Dicle Üniversitesi'nin Diyarbakır'da yaptığı anketten güvensizlik veya beraber yaşayamayız duygusu filan çıkmamıştır."Kürt kimliği tanınsın, Kürtçe serbest olsun" diyenler yüzde 32, af isteyenler yüzde 10, "Öcalan'a özgürlük verilsin" diyenler yüzde 5,5 "DEHAP'la masaya oturulmak" diyenler yüzde 1,9 -evet 2 bile değil- çıkmıştır.Kimse "Bu anketi Orduevi'nde mi yaptınız?" diye dalga geçemez; ankete katılanların yüzde 46,6'sı DEHAP'a oy veren yurttaşlardır.Son olaylara dönersek, Diyarbakır halkı gösterilere destek vermeyerek PKK hesabına cehennem senaryoları yazan kuzgunları, zaten kentte var olan 12 bin sokak çocuğunu kullanmakla yetinmeye mecbur etmiş, yani iştahlarını kursaklarında bırakmıştır.Şükredelim ama..Genelkurmay Başkanı Özkök dün Yüksekova'dan şu garantiyi verdi:"Vatanı hiç kimse bölemeyecek, rejimi kimse değiştiremeyecek. Bütün Türk Ulusu müsterih olmalıdır."Zaten kimsenin bundan şüphesi yok. Endişe, PKK'nın kentlerde halka dönük intikam eylemlerine başvurması ihtimalidir.Terör halk düşmanlığıdır. Halk bu gerçeği ne kadar erken görürse terörü o kadar çabuk izole edecek, tehditten o kadar erken kurtulacaktır.O zamana kadar sabır, cesaret ve uyanıklık gerekiyor.Dün de dört genç subayımızı şehit verdik. Onları sevgi ve minnetle anıyoruz.Bunun yanında İstanbul'da hakim ve savcıları taşıyan servis otobüsüne yerleştirilen bombanın infilâk etmesini önleyen arıza nedeniyle Allah'a şükrediyoruz.Ama artık kendimizi ve kaderimizi değiştirmeyi başarmalı, hayatımızı, bilincimiz ve disiplinimizle kendimiz korumalıyız.İlâhi rastlantılara bağımlı güvenlik yönetimi ilkelliktir.Hakim ve savcıları dün bize bağışlayan kaderi asla zorlamayalım!

Devamını Oku