Prof. Dr. İhsan Doğramacı'yı bu gazetenin manevi kişiliği, özel bir konuma lâyık görmüştür.
Sağlık ve bilim alanında ülkeye kazandırdıklan var. Yanısıra erdemleriyle inşa ettiği örnek bir karakter... Onun hayatta iken değerlendirilmeyi hak ettiğine karar verdik.
Bugün başladığımız yazı dizisi, bilimi girişimcilik, yetenek, arzu ve insanlığa hizmet heyecanı ile birleştirmiş olan bir ruha toplumunun takdir ve şükranını da sunacak.
Kim bilir ben dahil bazılarımız, vaktiyle ona yaptığımız haksızlıkların pişmanlığını ortaya koyarak huzura kavuşmanın bu sayede fırsatını elde edeceğiz.
Polonyalı bir bilim adamı "Ülkenizi nasıl sevmeniz gerektiğini Doğramacı'dan öğrenebilirsiniz" demiş..
İhsan Doğramacı, yükseköğretime kalite ve dinamizm kazandıran vakıf üniversitelerinin fikir babası ve kurucusudur.
Hacettepe ve Bilkent üniversiteleri onun adını sonsuza dek yaşatacak anıtlardır. Çok zengin ailelerden gelen Doğramacı ve eşi, tüm maddi varlıklarını bu üniversitelere yatırmışlardır.
Aileden hiç kimsenin vakfın ve iştiraklerinin gelirlerinden tek kuruş pay almayacaklarını taahhüt etmişlerdir.
Türkiye'nin, küçük servetleri defineye döndüren günahkâr fırsatlarına ve siyasi ikbal önerilerine itibar etmemiş, sadece ulusuna hizmetin manevi zenginliğine sahip olmak istemiştir.
Prof. Dr. Doğramacı en büyük eserinin YÖK olduğunu söylüyor ama onu aydın çevrelerin hedef tahtası haline getiren sebep YÖK'ün ilk başkanı olmasıdır.
Şimdi daha realist bakabiliyoruz: YÖK nedeniyle Doğramacı'ya yönelttiğimiz muhalefet, hak ettiğinden ağırdı. Çünkü askeri darbe yönetimine söylemek istediklerimizi Doğramacı üstünden söylüyorduk.
Yarattığı tek tip üniversite modeli nedeniyle eleştirilse de siyasetin kolay etkileyemediği yapısı ile YÖK bugün yararları sakıncalarından ağır basan bir kurumdur.
Üniversiteleri siyasetin nüfuz ve eylem alanı haline getirmeye yönelik niyet ve girişimlere karşı gösterdiği mağrur direnç YÖK'ün değerini arttırıyor.
Kolayı var!
"Neye dayanarak laikliğin tehlikede olduğunu" söylüyorlar; anlamıyormuş..
Başbakan dün MÜSİAD kongresinde, irticanın sistemli olarak siyasete, eğitime ve devlete sızmakta olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı'na cevap verdi.
Seçimde laikliği benimsediklerini belirterek iktidara geldiklerini hatırlatırken doğruyu söyledi.
Ama bu cevap değil. Çünkü Cumhurbaşkanı da "niye öyle görünüp böyle davranıyorsunuz?" demek istiyor.
Başbakan laikliğin tehlikede olduğunu anlamakta zorluk çekiyorsa, kasasındaki Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde aradığı cevabı bulacaktır.
Elini vicdanına koyarsa Milli Eğitim Bakanlığı'ndaki hemen her adımın anti laik hileler taşıdığını da görecektir.
Dün şöyle bir söz söyledi: "Bu ülkede dindar insanın da siyaset yapma hakkı vardır."
Bunun aksini savunan oldu mu?.
Din sömürüsü günahına bulaşmayan gerçek dindar, rejimin riski değil güvencesidir. Ama dindarlığını pazarlayarak seçilenler her zaman tehlike oluşturmuşlardır.
Siyaset böylelerinin hakkı olmamalı!
Selâm hocam!
Prof. Dr. İhsan Doğramacı'yı bu gazetenin manevi kişiliği, özel bir konuma lâyık görmüştür...
Haberin Devamı

