Kurdun tuzağı

3 Mayıs 2006

Bazı sorunlar kaşıyarak, üstüne üstüne giderek çözülür, bazıları zamana bırakılarak... Mesela türban sorunu siyasal bir amaç için suni olarak yaratılmıştır: Dinin emirlerine uymalarına izin verilmeyen bir mazlum kitle oluşturulacak, onların hak ve özgürlük kavgası, siyaseti ibadetin parçası yapacak, bu yoldan Milli Görüş iktidara gelecek...Bu proje gerçekleşmiştir.Türban görevini tamamlamıştır. Zamanın koynunda, rahatsız edilmeden uyumasına imkân verilirse bu sorun, hızlı kentleşme, eğitimli insanların çoğalması ve ayrıca muhafazakâr kesimdeki siyasal ve ekonomik tatminlerin artması sayesinde sorun olmaktan çıkacaktır. Bedavadan geçinmekDikkat ederseniz türbanı Başbakan hiç gündeme getirmiyor. Getirenlere de kızıyor. "Ben türban yasağını kaldıracağız demedim; oluşan toplumsal mutabakatı kurumlar arası mutabakatla birleştirmeye çalışacağız dedim."Çünkü Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ile destekli türban yasağını delmek, bunu göze alacak siyasi gücü meşruiyet dışına iter. Üstelik türbanın çözümüne yönelik beklentileri askıya almak, AKP'nin seçmen desteğini baltalamıyor, beslemeye devam ediyor.Anadolu'da buna "bedavadan geçinmek" derler ve Süleyman Demirel bu oyunu bozmak istemiştir.AKP tuzağa düşer mi?Eski Cumhurbaşkanı "türbanla okumak isteyenler Suudi Arabistan'a gitsin" dedi.Ne demek bu?Demirel'in geçmişinde laikliği bu kadar sert algılayan ve ödünsüz uygulayan icraat yoktur. Zaten bu sözlerine yönelen hakaretler üzerine sertleşince kafaları karıştırıyor, bir gün önceki keskin laikçi, ertesi gün türban lobisini kışkırtan siyaset kurdu oluveriyor:"Hadi buyrun, başı türbanlı kız çocuklarını üniversitelerde okutun. Buyrun okutun. Niye okutmuyorsunuz? Bu ülkenin, başı bağlı olarak okumasının önündeki engelleri kaldırın. Kaldırın da görelim."Bu tartışma hiçbir sorunu çözmez.Çünkü kimin Suudi Arabistan'a gideceği halkı ilgilendirmiyor. Bir endişe varsa, o da Suudi Arabistan'ın hızla Türkiye'ye getirildiğidir.Tartışma bu endişeyi gidermez tersine, körükler.AKP Demirel'in tuzağına düşmesin!

Devamını Oku

Halk seçsin!

3 Mayıs 2006

Cumhurbaşkanı'nı "meclis değil halk seçsin" dediğiniz zaman Başbakan Erdoğan'ın adaylığına itiraz ettiğiniz sanılıyor.Evet onun da etkisi vardır ama daha derin sebepleri var.Ayrıca halkın seçtiği bir cumhurbaşkanına kavuşmakla sağlayacağımız yararlar o kadar çoktur ki, bundan iktidar partisi ile lideri de fazlasıyla payını alacaktır.Bu sütunda defalarca önerilen "halkoyu ile iki turlu cumhurbaşkanı seçimi" konusunda bir uzlaşma olmadığı takdirde Cumhurbaşkanı Sezer'in halefini bu parlamento bir yıl sonra belirleyecektir.Suçu AKP'nin değil ama yine de bu parlamento temsil yeteneği açısından özürlüdür. Benzersiz baraj yüzünden iktidar partisi, kullanılan oyların üçte birini, kayıtlı seçmenin dörtte birinin desteğini aldığı halde meclisteki üçte iki çoğunluğu elde etmiştir.Önyargı olmadan...Yani AKP'liler kendi başlarına Cumhurbaşkanı'nı seçme olanağına sahiptir.Elbette hukuki olarak bunda bir sorun yoktur fakat siyasi olarak bu seçimin demokrasi etiğine uymayacağını söylemeye herkesin hakkı vardır.Eski Cumhurbaşkanı Demirel gibi DYP de bir yıl sonraki seçimi iki turlu olarak halka yaptırma fikrine sahip çıkıyor.SHP iki ay önce parti meclisinin aynı yönde aldığı kararı önceki gün tekrar kamuoyunun dikkatine ve desteğine sunmuş bulunuyor.Başbakan Erdoğan bu öneriyi partisinin yetkili organlarında tartışmaya açmaktan çekinmemeli, hatta "devlet adamı" sorumluluğu ile yararlarını irdeleyerek sahip çıkmalıdır.Onun gözünde meselenin "laik cumhuriyetin en yüksek kalesini fethetmek" olarak görülmediğine inanmak istiyoruz.Temsil kabiliyeti özürlü bile olsa meclisteki sayı gücü, istiyorsa bunu başarmasına yeterlidir. Ama denetlenmeyen gücün, o gücü kullananları yoldan çıkarabileceği hiç unutulmamalıdır.Kaza sigortası gibiEski Cumhurbaşkanı Demirel geçen gün şunu söyledi:"Cumhurbaşkanı'nın eşinin başı sarılı diye ordu harekete geçmez. Ama siyasi bir simge olarak sarılı ise Türkiye'de önemli sayılabilecek kurumların bundan hoşnut olmayacağı kesindir."Türbanlı bir eş Çankaya'ya çıkacaksa, o Cumhurbaşkanı'nı tek partiye dayalı bir meclis çoğunluğu değil, halkın çoğunluğu seçmelidir.Çünkü o zaman en büyük partinin adayı bile Çankaya'ya çıkabilmek için başka partilere bağlı seçmenlerden de oy bekleyecektir..O yoldan gelmeyi başardığı takdirde Tayyip Erdoğan'ın türbanlı eşten kaynaklanacak sorunları daha taşınabilir olacaktır.AKP önderlerini "Ya karşımızda laiklik temelinde bir koalisyon oluşursa" düşüncesi korkutmasın.Evet, endişeler büyürse halk rejime sahip çıkmak için böyle bir savunma geliştirebilir.Ama bu AKP için tehdit oluşturmaz.Aksine, meydanı boş bulmanın rahatlığı içinde sürüklenebileceği maceralara karşı sigorta olur.

Devamını Oku

Kusur bizde!

2 Mayıs 2006

Türkiye'nin PKK terörü yarasına yıllardır çare bulamamış olması utanç verici bir başarısızlıktır.Çözüm ararken başkalarına muhtaç olması ise ayrı bir mutsuzluk ve idrak noksanlığı...Arkadaşımız Bilâl Çetin, geçen hafta Ankara'ya gelen ABD Dışişleri Bakanı Rice'a temel hassasiyetlerimizin anlatıldığını ve onun da hepsine hak verdiğini yazıyor.Irak'ın bölünmemesi ve petrol gelirinin merkezi hükümetin kontrolünde olması; göç oldu bittisiyle Kerkük'ün Kürt kenti yapılmaması ve PKK'nın terör örgütü muamelesi görmesi.Bunlara baştan beri Washington'un herhangi bir itirazı olmamıştır. Fakat aynı fikirde olması da hiçbir işe yaramamıştır.Vaktiyle kırmızı çizgimiz olduğu halde Irak'ın işgalinden beri paspas haline getirilen bu hassasiyetler, Rice'ın Ankara ziyareti sayesinde güvence altına mı alındı?Hayır, bunu söylemek zordur.Amerika'nın rolüAmerika Irak'ı, teröre yataklık ediyor gerekçesiyle işgal etti. Oysa terör, Saddam zamanında bulamadığı kolaylık ve hatta güvenliği şimdi orada ABD'nin kanatları altında bulmaktadır.PKK Türkiye'nin canını yakıyor."Önleyin bu saldırıları!" Önlemiyor."Bırak ben cezalarını vereyim!" Ona da müsaade etmiyor.Amerika, bir müttefikine karşı terör yoluyla adı konmamış bir savaş yürüten ülke durumuna düşmüştür.Teröre karşı mücadelenin gözüpek savaşçısı rolündeki Amerika, sorumlu olduğu topraklarda PKK at oynatırken stratejik ortağı Türkiye'ye kem-küm ediyor. Öte yanda terörün dünyadaki baş destekçisi diye suçlanan İran, aynı eşkıyayı vurmak için sınır ötesi operasyon yapmayı göze alabiliyor.Bu çağda hükümetler ne derse desin, ülkeler arasında dostluğu ve düşmanlığı halkların algılamaları belirtiyor.Süper Amerika'nın üç buçuk terörist karşısındaki çaresizliğini bu millet göremez. Her Türk vatandaşı Amerika'nın kendi kutsallarını inkâr ederek Türkiye'ye bile bile düşmanlık yaptığını düşünecektir.Teröre teslimiyetTabii asıl büyük talihsizlik, sorunlarımızı kendi içimizde çözemeyip deyim yerindeyse namerde muhtaç olmamızdır.Kürtler, insanlık onuruna lâyık bir yaşamı sadece Türkiye'de buluyorlar.AB yolunda ilerliyor olması Türkiye'yi daha da değerli kılıyor.Kürt kökenli yurttaşlar adına siyaset yaptığını söyleyenlerin, bu süreci hızlandırmak amacıyla bölücü ve etnik milliyetçi siyasetlerden uzaklaşmaları, terör örgütünü izole etmeleri gerekir değil mi; ama hayır, PKK'nın kuklası gibi davranıyorlar.Türkiye'nin siyaseti son yıllarda uzlaşmacı politikalar ve uzlaşmacı aktörler çıkarabilmiştir. Ama aynı kalitede muhataplar üretememiştir. O taraf, adeta silâha tapan kavgacı geleneğin ufuksuz uzantılarından kurtulamamıştır.Sıkıntımızın ve yabancıların oyuncağı olmamızın asıl nedeni budur!

Devamını Oku

Söz yetmez

1 Mayıs 2006

Siyasetçi zaman zaman halka "vay be" dedirtmek ister. Başbakan bunu iyi biliyor.Ve bu işi de çoğunlukla tam zamanında yapıyor.Meselâ AKP iktidarının laik rejimle çatıştığına ve ele geçirdiği iktidar gücünü kötüye kullandığına dair iddiaların arttığı ve toplumdaki şüphelerin yaygın hale geldiği bir dönemde, dramatik çıkışlarından birini daha yaptı.Partisinin Tekirdağ kongresinde "mürteci" ve "yobaz" kavramlarına tarifler getirerek, hakkında "Siyasal İslamcı gizli gündem yürütüyor" kanaati taşıyanların yine kafasını karıştırdı.Erdoğan'a göre Atatürk'ün "muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak" hedefine ayak uyduramayanlar "mürteci" dir.Dinde gerici olanlara "yobaz" diyor. "Onlar dinin yobazlarıdır. Onlar dindar falan değildir, dincidir. Onlar dinin bezirganlarıdır. Onları dindarla karıştırmak dine saygısızlıktır..."Devamlı sömürüBu konuşmaya her aydın imzasını atabilir. Ama bunları söylemek siyasi kişileri yıllar boyu ürettikleri şüphelerden bir anda arındırmaya yeter mi, yetmez.Gericiliği doğru tarif etmek cumhuriyetin laiklik ilkesine bağlılığı tek başına kanıtlamaya yetmiyor.Çünkü siyasetin gündemini sürekli din referanslı hedeflerle meşgul eden, eğitimden ekonomiye, adaletten mülkiyeye hep bu amaçla kadrolaşmaya çalışan bir iktidarı, Başbakan'ın bu sözleri risk olmaktan çıkarmıyor.Atatürk "mensubu olmaktan mutlu olduğumuz islâm dinini bir siyaset vasıtası konumundan kurturıp yükseltmeyi, aynı zamanda milletin dünyevi ve ahiretle ilgili saadetinin emrettiği bir mecburiyet" olarak görmüştür.Oysa bugünkü iktidarın dış politika eylemleri bile, türbanlı eşlerin "En kapalı Müslüman ülke Türkiye" propagandası da dahil din istismarı ile besleniyor!Bugünü görmüşAtatürk sadece gününün gerçeklerini değil geleceği de çok iyi görmüş:"Türkiye'de esasen mürteci yoktu ve yoktur. Vehim vardı, vesvese vardı. Bundan sonra yalnız şu olabilir: Bazı adi politikacıların, hasis ve menfaatperestlerin, o vehim ve hayali uyandırmaya çalışması, o yolla hırs ve menfaat düşüncelerini tatmin etmesidir..."AKP iktidarı yobazlara 83 yıllık cumhuriyetin en rahat dönemini sundu."İstemezük"çüler, çocuk şenliğine indirgenmiş olan Milli Egemenlik Bayramı'nda laikliğe ve çağdaşlığa meydan okurken Meclis Başkanı Arınç'ın teşvik edici himayesinden yararlanıyordu.Bu ne oluyor?İrtica mı, yobazlık mı?Bizi bunun cevabı ilgilendirmiyor. Bizim sorunumuz din istismarı ile halkın kandırılması, onun yarattığı fenalıklardan siyasi ikbal üretilmesidir.Yeter, samimi ve cesur olalım.Liderlik rolü Başbakan Erdoğan'a mürteci ve yobaz tarifleri yapmaktan daha önemli görevler yüklüyor.

Devamını Oku

Neden böyleyiz?

29 Nisan 2006

Terörle Mücadele Yasa Tasarısı, terör saldırısına uğramış gibi delik deşik hale geldi.Akıl almaz bir şey. Siyaset ve bürokrasi kafa kafaya verip aylarca çalışmışlardır. Ama şu tabloya bakın; sanki tasarının hazırlığına devlet ve halk düşmanı örgütler de katılmış ve adeta bir uzlaşma metni yaratılmıştır.Aksi olsa, eleştiriye konu boşluklar ve çarpıklıklar tasan metni kamuoyunun önüne gelmeden tesbit edilir, halk tedirginlik ve güvensizliğe itilmeden düzeltmeler yapılırdı.İlk alarmı CHP lideri verdi. Deniz Saykal'a göre tasarının 6'ncı maddesi terörist başı Apo'nun iki yıl sonra tahliye edilmesi gibi bir tehlike barındırıyordu. Hukukçuların çoğu bu iddiaya hak vermediler ama güvensizlik duygusu Saykal'ın ihbarını gündemin tepesine çıkardı. Çünkü...Avrupa'nın PKK'ya bakışı ve iktidarın kafa karışıklığı Türkiye'nin en olmadık ihtimallere bile hazırlıklı olmasını zorunlu kılıyor!İki delik daha...Sorunlar bu kadarla bitmedi. Yasanın Fethullah Gülen davasını ortadan kaldıracağı iddiası ortaya atıldı. Ve bu iddiaya Emekli Yargıtay Başsavcısı Kana-doğlu da hak verdi. Tasan "silâhsız ör-güt" tanımını ortadan kaldırdığı için sadece Fethullah Hoca değil Aczmendiler ve Hizbut Tahrir gibi silâhsız örgütler de yaptırmışız kalabilecektir.Yine bitmedi... Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin emekli savcısı Ahmet Gündel de dün "anlaşılır gibi değil" dediği bir çelişkiye dikkat çekti.Tasarı teröre para desteği sağlayan kişilere 5 yıla kadar hapis öngörüyor. Oysa bu tür suçlulara yürürlükteki mevzuat 15 yıla kadar hapis cezası veriyor.Hani terörü caydırmak için cezalar ağırlaştırılıyordu?Zayıf takımlarBu karmaşanın altında yasa yapma acemiliğinden daha ağır sorunlar yattığı belli.Siyaset, ana muhalefet ve hatta iktidar partisi düzeyinde dahi donanımlı ve ciddi değildir.Apo çıkışına nasıl karar verdiklerini soran gazetecileri dün Baykal samimiyetle cevapladı: "Toplumun değişik kesimlerinden partilere ihbarlar gelir. Bu da öyle oldu. İncelettik, baktık ki olay ciddi..."Siyaset sürekli aşağı gidiyor. Çünkü liderler düzeni değiştirecek, sultalarını sarsacak kişilikleri değil "boş ve hoş" insanları listelerine koyup meclise getiriyorlar.Sonuçta tüm çıkar grupları ve hatta şer güçler siyasete sızıp işte böyle terör yasalarına bile maddeler ekletebiliyorlar!

Devamını Oku

Konuşalım!

28 Nisan 2006

Türkiye'nin siyaset gündemi yarım kalmış tartışmalar hurdalığına benziyor.Hiçbir görüş ayrılığı çözüme ulaşmıyor, bu yüzden şüphe, endişe ve gerginlik stokumuz sürekli olarak yükseliyor.İktidarın 23 Nisan atraksiyonlarının üstünü başka tartışmalar örttü.Oysa askerlik çağına gelmiş çocuklarla mecliste gerçekleşen imam hatip şovu ve küçücük kız öğrencileri kara çarşafa özlem sapkınlığının kuklası olarak kullanan cüret ve son yapılan o iki acayip konuşma sadece not edilip bir kenara kaldınlmamalı idi.Çünkü ne anlama geldiği belirsiz sözler güvensizlik uçurumlarını derinleştirmek suretiyle toplumdaki kamplaşmaları keskinleştiriyor.Başbakan ile Meclis Başkanı'nın sözlerinde ifadesini bulan özlemler demokrasinin geleceği için tehlikedir.Arınç "kurumsal saltanat" tan yakınırken aslında millet meclisinin, hiçbir başka kurumla egemenliği paylaşmayan "tek sulta" olmasını savunuyor.Başbakan'ın türban ve imam hatip gibi sorunları meclis yerine "kurumlar arası mutabakat" arayarak çözmekten yana olması, düne kadar onu daha demokrat gösteriyordu ama artık öyle değil.Çünkü hayal ettiği "o gün geldiğinde" Başbakan'ın düşlediği egemenlik ile Arınç'ın savunduğu egemenlik arasında bir fark yoktur.Tehdit sökmez..Egemenliği bugünkü haliyle Başbakan da Meclis Başkanı gibi duvar yazısı olarak görüyor. Farkları ne?.. Muhafazakâr tabana verdikleri sözleri yerine getirmek için biri meclis çoğunluğunu silindir gibi kullanmaktan bahsediyor, öteki laik kurumlan ikna etmenin sabrını gösterelim diyor.23 Nisan konuşmaları, AKP'nin gizli gündemi bulunduğu şüphelerini derinleştirmiştir. Parti önderleri her niyete çekilen mesajlar vermekten, hele sahip oldukları meclis çoğunluğunu "tek güç" göstermekten sakınmalıdır. Çünkü tehdit kokuyor. Ve işe yaramaz.Yarasaydı "kanlı mı olacak, kansız mı olacak" diyen Er-bakan, hapse girmemek için çıraklarının merhametine muhtaç hale düşmezdi!

Devamını Oku

Rol çalmak mı?

28 Nisan 2006

Terörle Mücadele Yasası tasarısından Apo'ya af çıkarılabilir mi? Bazı hukukçulara göre, sihirbaz olmayan birinin şapkadan tavşan çıkarması kadar zor bir iştir bu. Ama siyasetçilere vız gelir!CHP lideri Baykal'ın dün sabah patlattığı bir "bomba" gündemi belirledi.Baykal'a göre tasarı ile terör örgütü kuranlara Türkiye'de ilk kez etkin pişmanlık olanağı getiriliyordu ve bu imkân da PKK elebaşısının iki yıl içinde tahliye edilmesini mümkün kılabilirdi!Baykal bu iddiayı bir endişe olarak değil suçlama olarak gündeme getirdi. "Böyle bir yanlışın cehaletle gerçekleşmesi mümkün değildir. Bu, fazla bilerek yapılacak bir yanlışlıktır" dedi.İddianın kamuoyunda ve özellikle de terörle mücadele eden güvenlik güçleri üzerinde yaratacağı olumsuz etkileri hesaba katan iktidar Adalet Bakanı Çiçek'le ve en iyi savunma hücumdur anlayışı ile karşı saldırıya geçti.CHP liderini terör üzerinden siyaset yapmakla suçlayan Çiçek, tasarının Apo'ya af olanağı asla getirmediğini, vatanını seven hiç kimsenin Öcalan'a affı savunamayacağını söyleyerek iktidar adına yeni bir garanti vermiş oldu.Gereksiz alarm...Bakan Çiçek'in savlarını dün görüştüğümüz bir yüksek yargıç da onayladı:"CHP'nin itiraz ettiği etkin pişmanlıktan Apo yararlanamaz. 'Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak' suçundan hüküm giymiş ve cezası kesinleşmiştir. Olmayacak bir ihtimal gerçekleşse ve yeniden yargılansa bile pişmanlıktan yararlanması için daha çetin bir imkânsızlığın aşılması gerekir: Suç çeşidinin değiştirilmesi ki, bu da olmayacak şeydir!"Bu duruma rağmen CHP'nin ikna olmama hakkı vardır. Peki ama söz konusu maddeyi düzeltmek veya yasadan çıkartırmak için önünde zaman ve pek çok fırsat bulunduğu halde Baykal niçin ihaneti ihbar ediyormuş gibi ortalığı ayağa kaldırdı? Bilmiyoruz.Askerlerin tasarıdan bu maddenin çıkarılmasını isteyeceklerini haber alarak siyasi bir şov yapmış, rol çalmış olabilir mi?Başarı açlığı CHP'yi gereksiz heyecan yaratmaya, kuralları zorlamaya itebilir mi?

Devamını Oku

Vergi düşmeli!

27 Nisan 2006

Maliye Bakanı Unakıtan'ın durumu, kovboy filmlerindeki cenaze levazımatçılarını hatırlatıyor.Hani silahşorlar kasabanın ortasında birbirlerinin üstüne yürürken ellerini ovuşturarak dükkânına koşan ve siyah tören elbiselerini giyen o kısa boylu şişman adamı...Ham petrol fiyatlarının her gün yeni rekorlar kırarak ekonomiler üstünde kara bulutlar oluşturmasından mutlu olan yeryüzündeki tek Maliye Bakanı herhalde Unatıkan olmalıdır.Düşünün... Kurşunsuz benzin Tüpraş'tan 95,7 kuruşa çıkıyor. Dünyanın en yüksek vergisini yüklenen bu benzin pompada 2.78 YTL'ye satılmaktadır.Evet ham petrol ateş pahası oldu ve biz bu malı ithal ediyoruz. Doğru ama kullandığımız akaryakıtın üçte ikisini vergi yükü oluşturmaktadır. Ürünün fiyatı bir ise iktidar bunun iki misli vergi koyarak Türkiye'yi akaryakıtın dünyada en pahalı satıldığı ülke haline getirmektedir.Övünülecek bir birincilik değil bu.Maliye Bakanı Kemal Unakıtan "Bütçem fazla verdi" diye fiyaka yapıyor ama övülmeyi hiç hak etmeyen, vergi koyma yetkisini adaletsiz kullanan bir anlayışın ürünüdür bu tablo. Ve başarı diye nitelenmeye hiç lâyık değildir.Petrol enerjinin, enerji de üreten bir ekonominin ana girdisidir. Oradaki kriz felâket sayılır. İktidar bu felâketten nema sağlıyor. Akaryakıtın fiyatı ne kadar yükselirse Hazine'nin vergi geliri de o kadar yükseliyor.Felâketten beslenen bir vergi yönetimi olur mu?İktidar artık kademeli vergi uygulamasına geçmelidir. Çünkü fiyat yükseldiğinde vergi oranı düşürülse bile Hazine'nin toplayacağı vergide gerileme olmayacaktır.Türkiye işsizlik nedeniyle sosyal krizlere gebe bir ülkedir. Yönetenlerin üreten bir ekonomiyi ve rekabet gücü yüksek bir sanayii hedeflemesi gerekmektedir. Ateş pahası bir enerji ile olmaz bu!Pahalı yakıtta dünya birinciliği marifet değil, başarısız bir icraat ve kötü bir şöhrettir.Foyalar çıkıyor!Bu 23 Nisan, içimizi karartan ama aklımızı başımıza getiren olaylar yaşadık. İktidarın imam hatip kavgası yaptığını siyasal İslamcı tabanına göstermek isterken "Çocuk Bayramı"nın yaş haddini 20'lere çıkarması, bu başlangıcın nerelere gideceği konusunda endişe taşımasak başlı başına bir eğlence konusu olabilirdi.Ama seçime giderken AKP'nin hangi aletleri kullanıp bu sömürüyü nereye vardıracağını düşünmek tedirginlik sebebidir.Çorlu'daki tören geçişine kara çarşaflı ve fesli çocukların alınması da öyle.. Milli Eğitim Bakanı Çelik'in gösterdiği tepki olayın üstüne tüy dikmiştir bence."23 Nisan'da buna hiç gerek yoktu. Lüzumsuz bir gayretkeşliktir" diyor."Zaten biz lâzım geleni yapıyoruz. Ne diye durduk yerde işleri karıştırıyorsunuz" türünden bir sitem sanki!Cumhuriyet'in eğitim bakanı ateş püskürmeli ve bu gösteriyi akıl eden yöneticileri pişman etmeliydi. Ama o "Hangi amaca yönelik, bilmiyorum" dedi.Biz söyleyelim: Laik cumhuriyetle çatışmaya giren bürokratların önlerinin açılacağı inancı yayılmıştır.İktidar bu nedenle vebal altındadır.

Devamını Oku