Huzurun şartı

19 Mayıs 2006

Her olayı hayatın pratiğine dayalı bir elekten geçirerek "kim kazandı, kim kaybetti?" sorusuna cevap aramak moda oldu.Buradan yola çıkarak Danıştay'daki katliam girişiminin laik hassasiyeti aşın artırdığını söyleyebiliriz.Bundan sonra iktidar, tabanındaki aşırdan tatmin etmekte zorluğa düşecek, dinci-tarikatçı kadrolaşmada rahatlığını kaybedecek, cumhurbaşkanı adayını belirlerken laik duyarlılığı hesaba katmaya daha çok mecbur kalacaktır.Yani bu alçakça olay en çok AKP iktidarına zarar verecek, çünkü hedeflerinin bir kısmından vazgeçmeye mecbur edecektir. "Öyleyse bu komplo iktidar partisini hedef almıştır."Başbakan Erdoğan Star'a verdiği demeçte "derin komplo" dan söz ediyor. "Çok önemli ipuçları ele geçirildi. Derin bir komplo olduğu söylenebilir" diyor."Derin devlet" denilen hayaleti zihinlerde uyandırmasının amacı ne olabilir?Benzini kim döktü?Katil ve işbirliği yaptığı arkadaşlarının, Cumhuriyet Gazetesi'ne üst üste bomba atma eylemlerinde de rolleri var. Katil Arslan ile arkadaşlarının, Danıştay eylemi ardından yakalanmasalar hangi melanete yönelecekleri bilinmiyor ama öğrenilecektir. Komplo artık tahmin olmaktan çıkmıştır ama "derin devlet çağrışımı" uyandırmak niye?İktidarın sürekli ayıbı olan din istismarı çok telâffuz edilirse AKP okkanın altına gider korkusu mu?Kendileri iktidarda, suçlu ellerinde; ima ettikleri şeyi ispat etmek borçlarıdır.İktidar hoşgörü kredisini tüketti, çünkü laiklik konusundaki yanlışlarından vazgeçmiyor.Evet yangın çıkaran kibriti Avukat Arslan çaktı. Doğru ama meydana gelen cehennem ateşinin asıl sebebi kibrit değil, kibritin tutuşturduğu benzindir.O benzini kim döktü?Bu kafayla olmaz"Laikliği yeniden tarif edelim" talebi bile sorunun cevabını veriyor. AKP lider kadrosu laikliği "Din ve vicdan özgürlüğü" diye tarif ediyor. Halbuki o, tarifin yansıdır. Öteki yarısı Anayasa'nın 24'üncü maddesinin son fıkrasında:"Kimse devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz."AKP iktidara geldiğinden beri bu tarifi paspas gibi çiğniyor. Hem devleti yönetip hem onun mağdurunu oynamak, işte böyle aşırıları azdırıyor."Gerilim yaratmayalım" sözleri, gerginliğin gerçek sebeplerini örtme kurnazlığı gibi geliyor bize.En kötü ihtimalle bir "derin komplo" söz konusu olsa bile iktidar masumiyetini kanıtlayamaz.Komplocuları kim iştahlandırdı? Onlara komplo düzenleme cüretini kim kazandırdı?AKP laikliğe dost bir iktidar kimliği kazanmadıkça rahat, huzur bulamayacağız!

Devamını Oku

Buruk 19 Mayıs

18 Mayıs 2006

Mustafa Kemal'in ışığını ilk fark eden yabancı, zamanın İngiltere Başbakanı Llyod George'tur.Koca İngiliz İmparatorluğu Çanakkale'de diz çökerken, orada hata yapmayan tek adam olan Yarbay Mustafa Kemal'in tarih sahnesine çıkışını o tespit etmiş ve dünyaya ilan etmişti:"İnsanlık tarihi ancak birkaç yüzyılda bir dâhi yetiştiriyor. Şu talihsizliğe bakın ki o dâhi bugün Türkiye'de doğmuştur!"Atatürk'ün dehası, ona inanmış ve eserlerine sevgiyle bağlı kuşaklar için övünç ve güven kaynağıdır. Onlar kimdir diye soracak olursanız cevap "Türk Gençliği"dir.Atatürk'ün şu sözü bile dehasını yansıtmaya yetiyor:"Benim anladığım gençlik, inkılâbın fikirlerini ve ideolojisini benimseyip gelecek kuşaklara götürecek kimselerdir. Benim nazarımda yirmi yaşında bir yobaz, ihtiyardır; yetmiş yaşında bir idealist ise zinde bir genç."İşte iki gündür Danıştay'da katliam girişiminde bulunan bir yobaz, yani "29 yaşında bir ihtiyar" Atatürk'ün Türkiye'sini, gençlik bayramını umut ve gururla kutlayamayacak duruma getirmiştir.Herkes ders çıkarmalıO, milleti ve ülkeyi geriye götürecek köhnemiş fikirlerin varlığını ve yaratacağı tehdidin önemini Milli Mücadele'den önce görmüş, Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak üzere Samsun'a çıktığı 19 Mayıs tarihini, işte bu nedenle gençliğe bayram olarak mâl etmiştir.Milli şuura ve çağdaş kültüre sahip nesiller yetiştirmeyi cumhuriyetin en büyük varlık davası saymış, milli eğitime en yüksek değeri vermiştir.Hukuk öğrenimi görmüş ve avukat olmuş 29 yaşında birinin Danıştay'da yargıçlara katliam girişiminde bulunması o dâhiye layık bir sicile sahip olmadığımızın kanıtı değil midir?Bu uğursuz saldırıdan, bütün eğitim ordusunun, bütün üniversitelerin çıkarması gereken dersler vardır.Saldırıya yönelen tepkinin dün Ankara'dan yansıyan görüntüleri heyecan verici oldu.Ama insan merak ediyor, Atatürk'ün emanetini sahiplenme şuurunun uyanması için hep onun saldırıya uğraması ve devrimlerini aşındırma çabalarının gemi azıya alması mı gerekiyor?Başbakan gitmedi çünkü...Başbakan dün cenazeye katılmadı. Böyle bir mecburiyet duymaktan üzüldüğünü umuyor ve kendisine hak veriyorum.Çünkü cenaze kalabalığından kopabilecek tek kişilik bir "yuh" narası, büyük bir çığ yaratabilir, çok şey altında kalabilirdi. Onun hatası, önceki gün geç kalması ve CHP lideri Baykal'a o konuşmaları yapma fırsatını vermesidir.Ama verdi. Çünkü saldırı ortamını yaratan taşlardan birçoğunu bizzat kendisinin döşediğini bilmesi onu geç bıraktı.Atatürk gibi bir dâhinin ülkesinde insan meraka düşüyor: Hani geçen gün BBC'nin asıl konuk yerine onu getiren şoförü yayına çıkardığı söylenmişti. Sanki bizdeki önemli koltuklarda da olması gerekenler değil, şoförleri oturuyor!Atatürkçü gençlik ruhunun tekrar bütün ulusu kucaklayacağı "19 Mayıs"lar diliyoruz.

Devamını Oku

Kurşunlar hepimize

18 Mayıs 2006

Uğursuz haberi bir dükkânda duydum. İçimi acı, öfke ve utanç kapladı.Kasiyerin yanındaki TV'ye odaklanmış müşteriler, yüksek mahkemenin üyelerine sıkılan kurşunlar sanki kendilerine isabet etmiş gibi bir ruh halini yansıtıyordu.Biri "olacağı buydu" dedi. Bu hükmü diğerlerinin sessizliği onayladı.Dün, genç bir avukat olan Alparslan Arslan, Danıştay İkinci Dairesi üyelerinin çalışma halinde oldukları salona girdi."Allah'ın askeri olarak" orada bulunduğunu söylerken silahını çekti. Silah, Trabzon'daki rahip cinayetinde kullanılan "Glock" marka tabancanın eşi idi.Sıktığı 11 kurşunla 5 mahkeme üyesini vurdu. Yaralı olarak hastaneye kaldırılan eski vali Mustafa Yücel Özbilgin ne yazık ki kurtarılamadı.Cumhurbaşkanı Sezer'in dediği gibi bu alçakça saldırı, Cumhuriyet tarihine kara bir leke olarak geçecektir.Bir avukat Danıştay'da katliam girişiminde bulunmuştur. Sebep, bu dairenin şubat ayında aldığı bir karardır. Karar, askeri garnizon içindeki bir anaokulunda çalışan kadın öğretmenin okul dışında da türban takmaması gerektiğini hükme bağlıyordu.Katil avukatın "bu karara çok tepkiliydim" diye ifade verdiği bildiriliyor.Planlı katliam girişimiKararın üstünden üç ay geçmiş olması, katilin bir gün önce Danıştay'a giderek İkinci Daire Başkanı'na ulaşmaya çalışması ve dün de olayın ardından katili bekleyen bir aracın, içinde üç şüpheli bulunması, eylemin anlık bir öfkeye dayanmadığını, planlanmış örgütlü bir cürümolduğunu göstermektedir.Olay, din istismarcılarının ağına düşmüş çocukların, üniversite eğitimi alsalar bile kurtulma şanslarının garanti olmadığını gösteren bir ibrettir.Üstelik ilk ibret de değildir.Alparslan Arslan'ın "Türk-İslam sentezi" diye nitelenen siyasal iklimde yetiştiği anlaşılıyor.Yüksek mahkemenin şahsında devlete ve millete kurşun sıkan, bunu yaparken Allah'ı bile istismar eden meczup hangi güçlerin maşasıdır; mutlaka ortaya çıkarılmalıdır.Turgut Özal'a kurşun sıkan Kartal Demirağ'ın ipini tutan güçleri ortaya çıkarmakta düşülen acizlik tekrarlanmamalıdır.Çünkü devlet zaaf gösterdiği zaman rejim düşmanlarının cüreti artıyor.Kurşun sesi uyandırsınDün Meclis Başkanı Arınç provokasyondan bahsetti. Haklı olabilir. Ama provokatörleri kim iştahlandırıyor; işte asıl mesele bu.AKP önderleri "Toplumun huzurunu kimse bozmasın" diyor ama "yeni tarif bulalım" diye laikliğin altını oyarak, sürekli türban ve imam hatip sayıklayarak, milli eğitimin milli karekterini sürekli aşındırarak ve devletin bir numaralı bürokrat koltuğunu "Cumhuriyet'in temel niteliklerinin yerini daha Müslüman bir yapıya devretmesini öneren" birine teslim ederek kendileri işlemiyorlar mı bu günahı?Bu siyaset anlayışı toplumun kimyasını bozuyor.Dünkü menfur olay, din sömürüsüyle varılacak yerin cehennem olacağını gösteren bir ikazdır.Dileriz o kurşunların sesleri gaflet ve dalaletin ağır ve günahkâr uykusuna dalanları uyandırır!

Devamını Oku

En iyi savunma

17 Mayıs 2006

Aydınlanma çağının yüceltici değerleri, çoğunun doğduğu yerde yarın boğazlanacak!Fransız Ulusal Meclisi, yoz siyasetçi tipinin ihtirasına yenik düşecek olursa "Ermeni soykırımı" iddiasını reddetmek inkâr suçu sayılacak ve 1 yıla kadar hapis ve 45 bin euro para cezası ile cezalandırılacaktır.Fransız siyasetçileri 400 bin Ermeni seçmenin oyuna tamah ederek "Tanrının varlığını inkâr edebilir fakat Ermeni soykırımını inkâr edemezsiniz" anlamına gelen zırvayı acaba yarın utanmadan kanun yapacaklar mı?Ülkenin en saygın tarihçileri, bilim ve vicdan adına uyarı görevlerini yerine getirmişlerdir:"Tarih yargı konusu olamaz. Özgür bir devlette, tarihi gerçek hakkında ne parlamento, ne de adliye karar verebilir."Rica işe yaramazBu hatırlatma, aslında yozlaşarak yolunu kaybetmiş kişilerin yüzlerine tükürmektir. Fransız siyasetçiler "yağmur yağdı" mı diyecekler?Bilmiyoruz ama biz daha fazla gecikmeden göstereceğimiz tepkinin yolunu yöntemini belirlemeliyiz.Böyle durumlarda öfkelenen toplumlar, kendi ayaklarına ateş etme yanlışına düşebiliyor. Fransa'nın yanlışını, Türkiye'ye yatırım yapmış Fransız şirketlerine fatura etmek, daha çok kendimize ceza vermek olmaz mı?Belli ki uzun yıllar bizi uğraştıracaklar. Onun için daha yaratıcı olmaya mecburuz.Uluslararası siyasi ilişkilerde deneyimi olan Bülent Akarcalı dün VATAN'daki köşesinde Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Meclis Başkanı'nın Fransa'daki muhataplarına yolladıkları rica mektuplarının hiçbir işe yaramayacağını yazıyordu. Haklı...Peki ne yapalım?Meselâ bu akıldışı suçu icat edenlerin karşısına aklı, hukuku, bilimi ve gerçeği arama özgürlüğünü korumak için bile bile suç işlemiş binlerce insan çıkarmak, iktidarımızda değil midir?Akarcalı "soykırım palavradır" yazan bir bildirinin Fransa'daki on bin Türk tarafından imzalanması ile uyandırılacak dikkatin, devlet büyüklerinin rica mektuplarından daha caydırıcı olacağını söylüyor. Doğrudur.Hele bu teşebbüs, yasal takibe uğrayacak Türklerin orada anavatanın maddi ve manevi desteğini bulacağı güvencesi de verilerek sivil toplum örgütleri tarafından sahiplenilirse daha da etkili olabilir.Amerikalı tarihçi Justin McCarthy bize şunu söylemişti:"Soykırımı kabul edin kurtulun diyecekler size. Bunaldığınız bir anda bu teklif cazip gelebilir. Ama çözülmeyin, atalarınıza haksızlık edersiniz. Çünkü onlar böyle bir suçlamayı hak etmediler."Sorunumuz gerçeğe sarılıp zarar da görsek direnmek değil, bu gerçeği başka uluslarla paylaşmaktır.

Devamını Oku

Malı götürenler!

15 Mayıs 2006

Eşine dayak atması ile gündeme gelen AKP Milletvekili Halil Örün şu lâfları söyledi mi, söylemedi mi?"Siyaset maalesef pis bir yolculuk. Yani dalavere, her türlü entrikanın döndüğü bir yer.. Malı götüren o kadar çok sayıda insan var ki o tepedeki adamın çevresinde..."AKP din sömürüsü üstüne siyaset yapan bir parti. Halil Ürün'ün AKP'yi karıştıran sözleri de, parti tabanının özellikle Milli Görüşçü kesimine hitap eden Vakit Gazetesi'nde çıktı.Yani "Partimize tuzak kurmaya çalışan muhaliflerin saptırması" türünden bir baskın çıkma hamlesine elverişli bir durum bulunmuyor ortada.O zaman ne yapmalı?İtiraftan sonra inkâr..Dün işin icabı yapılmış. AKP Meclis Grup Başkanvekili Kapusuz'un Halil Ürün'ü aradığı, icap eden şeylerin kendisine söylendiği anlaşılıyor. Şundan belli:Konya Milletvekili Ürün, partinin zirvesine kar yağdıran iddialarını, aynı yazarın (Serdar Arseven) sütununda yalayıp yutması için ikna edilmiş.Gazeteci Arseven'i dün sabah telefonla arayarak şunu söylemiş:"Tepedeki adam sözüyle herhangi birini kastetmedim. Hızlı konuşma temposu içinde böyle bir ifade kullandım, istismar edildi!Eğer "istismar edildi" değerlendirmesi "Sözlerimi gereğinden fazla önemseyerek hata yaptınız" anlamına geliyorsa diyecek bir şey yok. Önemli adam saymayız bundan sonra, olur biter.Ama sorun o kadar basit değil. Halil Ürün aslında herkesin bildiği şeyleri söyledi. "Yalanlama yap" emrine boyun eğerken şimdi herkesin bildiği şeyleri inkâr ediyor.Ne demek istiyor?Tepedeki adamın Tayyip Erdoğan olmadığını mı, yoksa çevresinde malı götüren bir takımın bulunmadığını mı?İkna için tek yol varBir milletvekili için "tepedeki adam" elbette partisinin Başbakan koltuğunda oturan lideridir.Siyasetin pis bir yolculuk olduğu ve liderin çevresine üşüşen "çakal" tiplerin her dönemde malı götürdükleri fikri ve "din, iman, vicdan" diye gelenlerin bu yolda daha bile baskın çıktıkları, toplum idrakinin kesinleşmiş hükmüdür.Yani Halil Ürün'ün tekzibi işe yaramayacaktır. AKP içinden yükselen ses bir itiraftır. Hiçbir baskı bu gerçeği değiştiremez.Bundan sonra halkı ancak bir tek şey ikna edebilir:Milletvekilleri ile bakanları dokunulmaz kılan ayıplı Anayasa maddelerini kaldırılacak yüreği ve ahlâki özgüveni göstermek.Aksi halde "Tepedeki adamın çevresi" denilemez malı götürenlere..."Tepedeki adamın adamları" demek gerekir!

Devamını Oku

Yiğit ruhlar

15 Mayıs 2006

Anneler dün mutluluklarını yaşarken dört anne hayatın en dayanılmaz acısı olan evlât acısı ile dağlandılar.Bayraklara sarılı tabutlarda dört şehit vardı. Bu yiğitler, bölücü terörün melanetine karşı vatanı ve milleti korumaya adanmış canlardı.Yurdun dört bir yanında Osmaniye Kadirli'de, Nevşehir'de, Diyarbakır Çermikli'de ve Erzurum'da toprağa verildiler.Kutsal hatıralarına saygı göstermenin yolu, onlar yattığı sürece o toprakların, sarılı oldukları bayrağın gölgesinde kalmasıdır.Dünkü cenaze törenleri, cani alçaklara net mesajlar vermiştir. Dört kentte de büyük kalabalıklar PKK'ya ve elebaşına lanetler yağdırmıştır.Bölücü terörün akıl dışı ve vicdansız tutumu hiçbir davayı yüceltemez, sadece kendini ve destekçilerini kirletir.Diyarbakırlı Onbaşı Ömer Yaman'ın cenazesine katılan binlerce kişi Türk bayrakları ile yürürken annesi Kürtçe ağıt yakıyordu. Hiç bir nifak bu muhteşem bütünlüğü bozamaz.Aklı başında olan Kürt kökenli Türk vatandaşları PKK'nın terör yaratmaktan başka davası ve inancı olmadığını her gün daha büyük kalabalıklar halinde görüyor.Devlet reformlar yoluyla Kürt kimliğini ve kültürünü geliştirirken PKK eskiden Kürtleri katlediyordu, şimdi de aynı şeyi yapıyor.İşi Türkiye'nin yolunu kesmek isteyen dış güçlerin köleliğini yapmaktır.Ama beyhude, PKK alçaklıktan kurtulup biraz daha yüksekten bakabilse...Öldürdükleri her Mehmetçik'in ruhunda bin tane yeni Mehmet'in doğduğunu göreceklerdir.Ne geceydi...Bu ligin sonu gelişinden belli idi.İşte adalet duygusu taşıyan insanların seslendiremediği ama içlerinden ya korku duyarak veya hınzırca bir umut olarak yaşattıkları ihtimal gerçekleşti.100 milyon dolarlık Fenerbahçe, üst üste üçüncü şampiyonluğunu kucaklamanın eşiğinde Denizli'ye puan kaybederek, bu sezon üç kez yendiği Galatasaray'a kupayı ikram etti. Evet futbolun adaleti yok diyebiliriz. Fenerbahçe'ye geçmiş olsun. Ama futbol, özveri ve inanca çok cömert. Galatasaraylı futbolcular yüzüncü yılın manevi kamçısı altında mucizeler yarattılar.Helal olsun. Şampiyonlukları kutlu olsun..

Devamını Oku

Ayıp kayboldu!

13 Mayıs 2006

Ahlâk insanların özünde varsa ne âlâ, yoksa istediğiniz kadar yasa çıkarın, nafile!Çağdaş toplumlarda, siyasetçilerle memurların değerli hediyeler kabul etmeme geleneği vardır.Çünkü değerli hediye rüşvet yerine geçer. Kamu adına yetki kullanan kişi teşekkür borcu altına girmemelidir. Bir gün karşılığı mutlaka istenir çünkü.Bir bakana veya bir memura kim durduk yerde değerli hediye verir?Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Sanayi Bakanı Ali Coşkun için bir "S 500 L Mercedes" otomobil satın aldı.Bakanlık Müsteşarı Şahin "Araç sadece kullansın diye verildi. Bakan ayrılırsa TOBB'a geri gidecek" demiş.Açıklama olayın vehametini arttırıyor. 400 bin YTL'lik otomobil bu durumda makama değil kişiye özel hale geliyor ki o zaman başka bir soru oluşuyor:Ali Coşkun, bu ayrıcalığı hak etmek için ne yaptı veya yapacak?Devletin dört yaşındaki Mercedes'ine sığamayan Bakan "iç ticaret hizmetlerini geliştirmek" üzere oda ve borsalardan toplanan paralarla oluşan bir fonu kendisi için kullandırmıştır.TOBB yönetimi de "duyulursa ayıp olur" dememiş, kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez cinliği ile davranmıştır.Peki bu alış veriş iç ticaretin geliştirilmesine ne kadar katkıda bulunmuş olabilir?Hiç.. Alış veriş adalete ve ahlâka dayanmıyorsa Halil Cibran'ın dediği gibi kimileri kayba uğrayacak, kimileri de açgözlülüğe sürüklenecektir.TOBB geçen yıl Başbakan'a helikopter almıştı. Üye odalardan itiraz gelmediği için bakan da Mercedes istemeye cesaret etmiştir. Kötü örnek bulaşıcıdır.İç ticaret hizmetini geliştirmek üzere odalardan toplanan paralar amacına kullanılmadığına göre...Bu fonu siyasi ahlâkı geliştirme amaçlı projeler için değerlendirmek düşünülemez mi acaba?Çoğunluğu hayra kullanın..."Atatürk Havalimanı serbest bölgesinde 80 dönüm arazi 400 bin dolara kiralanır mı?"Bu soruyu soranlar Bakan Kürşad Tüzmen ile CNR'ın sahibi Ceyda Erem arasındaki özel dostluğa gönderme yapıyorlar. Gerçekten fiyat savunulamayacak kadar düşüktür.Ona rağmen "Üstünden yüksek gerilim hattı geçiyor. Daha fazla parayı kimse vermezdi" dediler.Ama öğreniyoruz ki yüksek gerilim hattının kaldırılması için talimat verilmiş.Peki bu işi daha önce yapıp araziyi daha yüksek fiyatla kiraya vermeyi niye akıl etmemişler?Bu soruyu asıl meclisteki AKP çoğunluğu sormalıdır. Çoğunluk gücü ancak böyle hayra kullanılır.Tersi, suça ve suçluya yataklık yapmaktır!

Devamını Oku

Kırılma riski

12 Mayıs 2006

Sertlik kırılma, gerginlik kopma riski taşır. Riskli siyaset ekonomiye de kaybettirir.Yaşamın matematiği bu...Krizden sonra ekonomi belki de hak etliğimizden daha hızlı düzeldi. Yanlışların faturaları hemen önümüze konulmadı, ilerde tahsil edilmek üzere sanki hesabımıza yazıldı.Proje yürütme sabrına sahip olmayan kültürler enerjilerini kavga çıkararak üretirler. AB yolunda katedilen büyük sıçramandan sonra eski meraklarımıza döndük.Laiklikle kavgalı zihniyetin devlet kadrolarına yönelik işgal hareketi hiç dur durak bilmedi. Türban ve imam hatip meselesi, İslâm'ın şartı gibi günde beş vakit istismar edilmesi zorunlu konular olarak ilişkileri zehirledi.Bunlar yetmedi. 'Türkiye İslâmi kampa mı kayıyor?" şüphesi dışarda bile ciddi yayın organlarının gündemine girerken iktidar bir yandan dış politikada bu korkulan körükleyen açılımlarda bulundu, öte yandan "Çankaya türbana selâm duracak" iddiasını sistematik bir baskı haline getirerek cumhuriyetçileri yordu.CHP bile artık "Çankaya'da türbanlı bir first lady Atatürk'ün hatırasına saygısızlık olur" demeyi bıraktı, eşleri türbanlı adaylar arasında "ısınma turları" atıyor!Psikolojik kırılganlık Başbakan'ı bile etkilemiştir. Erdoğan'ın "IMF uşaklığından söz etmesi ve Atatürk'ün evindeki defterden o mektubu sessizce kaldırmak mümkünken yırtıp atması ağır bir liderlik kusurudur.Kalkınmaya, işsizlik sorununa ve reformlara yoğunlaşmak zorunda iken ufkumuza sıkıntı yaratacak bulutlar yığıyoruz. Cari açıkla ilgili alarmı ciddiye almadık. Allah bilir enflasyondaki uyanışı önemsemekte, dünyada dolar düşerken bizde niçin yükseldiğini anlamakta da geç kalacağız.Bütün kalbimle yanılmayı diliyorum.Bizim piyasaların sağlığını ekonomik ilâçlar tek başına korumuyor. Rejimin de kendini güvende hissettiğini göstermesi çok önemli.Siyasilere içerebileceğimiz bir sağduyu ve sorumluluk hapı olsa ne iyi olurdu!Her şey serbest...İstanbul Atatürk Havalimanı önündeki fuar alanını işleten şirketle bu alanın sahibi olan İstanbul Dünya Ticaret Merkezi arasındaki çatışma ilginç bir hal aldı.Fuar alanını işleten CNR Holding kendisini tahliyeye zorlayan mal sahibine direnirken, fuar alanına bitişik Serbest Bölge'den 80 dönümlük bir araziyi komik sayılacak bir fiyata, hem de ihalesiz olarak kiralayınca bomba patladı!Alışverişin bir tarafında güzel bir kadın (Fuarcı holdingin sahibi Ceyda Erem), öbür tarafında kabinenin genç bakanı (Kürşat Tüzmen) bulunduğu için haberciler, magazinci bir meraka kapılmış olabilirler. Ama böyle hınzırlıklar bu sütunun ilgi alanına girmiyor.Biz burada Devlet Bakanı Tüzmen'e bağlı Serbest Bölgeler Genel Müdürlüğü'nün bu araziyi çok düşük fiyata ihalesiz olarak Ceyda Erem'e nasıl verebildiğini soruyoruz.Kürşat Tüzmen, zaman aşımı sayesinde yakasını kurtardığı Eximbank yolsuzluğu suçlaması ardından akaryakıt kaçakçılığı soruşturması kapsamında suçlanmıştı.Üstüne şimdi bu geldi."Çekirge" yine zıplarsa korkarız bundan böyle bütün ülkeyi Serbest Bölge olarak görecektir!

Devamını Oku