Maskeli balo

5 Haziran 2006

Türkiye'yi AB ile üyelik müzakerelerine başlama yeterliliğine taşıyan o reformcu heyecana ne oldu?Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye Karma Komisyonu Eş Başkanı Joost Lagendijk, bir panelde Türkiye'nin AB heyecanını yitirdiğini ve reformların bu nedenle durma hızına indiğini söylemiş..Tespit doğru ama şu nokta da çok önemli: Acaba yaklaşan seçimlerin AKP üstünde yarattığı baskı ve milliyetçilik kozunu biraz daha fazla oynama merakı mı böyle bir görüntü uyandırıyor?Yani önümüzdeki seçimleri kazanıp yeniden iktidara gelecek olursa AKP o eski cesur reformcu kimliğini yeniden kazanacak mıdır?Geçen gün ismini açıklama iznini alamadığım tanınmış bir devlet adamı ile konuşurken ondan cesaret kırıcı şeyler öğrendim.Bu siyasetçiye göre AKP maskeli baloda modern, güvenilir ve sempatik görünmek için AB maskesi kullanmaktadır.AKP liderliği, değiştikleri iddiasının en inandırıcı kanıtı olacağını bildikleri için AB hedefine yoğunlaşmışlar, bu alandaki çabaları ile de "gizli ajanda"larını örtmeye çalışmışlardır.- Böyle bir yargıya nasıl ulaştınız?Tecrübeli siyasetçi "Romanya Dışişleri Bakanı'ndan Viyana'da işittiklerim beni bu noktaya getirdi" dedi.Türkiye'nin müzakere tarihi alma eşiğindeki o tansiyonlu günlerde Dışişleri Bakanı Gül şöyle ikna etmiş muhataplarını:"Biz hayalci değiliz. Zorluklarımızı biliyoruz ve üyeliğe hazır hale gelmek için 40 yıl bile bekleyeceğimizin farkındayız. Yeter ki bizi şu müzakere karan eşiğinden geçirin, sonra sorun çıkarmayız .."Peki Gül'ün bu yaklaşımı, müzakere tarihi almak için düşünülmüş bir manevra kabul edilemez mi? Bu sorunun cevabını hemen veremeyiz.Ama üstündeki şüphelerden hem AKP iktidarını haberdar etmenin, hem de tarihe bir kayıt düşmenin yararlı olacağına inanıyoruz.İktidar için sağlık testiBir iktidarın iyi gidip gitmediğini kontrol etmek mi istiyorsunuz?Partide doğru eleştiri ve öneriler getirenlere ne yapıyorlar, ona bakacaksınız. Afyonkarahisar Milletvekili Mahmut Koçak dün önemli şeyler söyledi:Başbakan'ın üzerindeki birçok yetkiyi devrederek devlet ve hükümet işlerine kilitlenmesini, askerlerle gerginliği gidermesini, yargı ile güven ortamı tesis etmesini, Kasımpaşalı gibi fevri davranmamasını istedi."Dokunulmazlık, başımız dik durmamızı engelliyor" dedi ve kaldırılmasını önerdi.Bakın şimdi; eğer Mahmut Koçak aferin alır, itibar görürse AKP iyi yolda demektir.Değilse, bildiğiniz gibi!

Devamını Oku

İş Sezer'in!

3 Haziran 2006

Vatanseverlik ile demokrasiye bağlılık, zıt değil birbirini tamamlayan değerlerdir.Yani halkın özgür iradesini kabul etmeyi bilmek ne kadar demokratlıksa, birilerinin vatanı kurtaracak fikirlerini başkalarına zorla kabul ettirmek yanlışına düşmemesi o kadar vatanseverliktir.Türkiye geçmişte, vatanı kurtarayım derken demokrasiyi boğazlayanlardan az çekmedi.Ama biz bu ülkenin seçilmiş iktidarların zorla al aşağı edildiği karanlık çağı artık geride bıraktığına inanıyoruz.Vatanseverliği doğru algılamayan insanlar tek tük çıksa da yaratacakları risklerin sonuç alıcı boyutlara ulaşabileceğine ihtimal vermiyoruz.Askerin rahatsızlığıBu güvenin kaynağı sadece sivil toplumun aydınlık güçleri değildir.Askerler de ibretli tecrübelerle darbelerin hastalıkları iyileştirmeyip azdırdığını öğrenmişlerdir.Hele Orgeneral Özkök döneminde Silâhlı Kuvvetler'in demokrasi değerlerine bağlılığı, bazı çevrelerde kızgınlık ve eleştiri nedeni olabilmiştir.Siyasi iktidarın normalde böyle bir anlayışı takdir etmesi gerekir değil mi? Ama Şemdinli olayından başlayan ve çete spekülasyonları ile hızlanan tırmanış, kurumlar arasında toplumu tedirgin edecek boyutlara ulaşan bir güvensizliğin varlığına işaret etmektedir.Nitekim Genelkurmay Başkanlığı'ndan dün yapılan resmi açıklama, askerlerin sivil yönetimin tavrından duyduğu rahatsızlığı tarihin kaydına geçirmiştir.30 Mayıs'ta "Atabeyler Çetesi" operasyonu kapsamında üç ordu mensubu gözaltına alınarak Terörle Mücadele Merkezi'ne götürüldü. Genelkurmay Başkanlığı bu olaydan 31 Mayıs tarihli gazetelerden öğrendi.Bugün tam zamanıPolis böyle bir soruşturmada Genelkurmay'dan niçin bilgi saklar?Kamu düzenine veya rejime karşı bir suç işlenmesi söz konusu ise iki kurum aynı tarafta değil midir?Genelkurmay bildirisinde çelişkilerin "dikkat çekici" olduğu kaydediliyor.Güven çatlağının nereye varacağını tahmin etmek kolay değildir. Ama daha önemli soru, devlet adamlarının bu durumu daha ne kadar seyredecekleridir.Ankara komplo teorilerinden ve entrikadan geçilmiyor.Hem siyasi, hem ekonomik istikrar zarar görmeye başlamıştır.Anayasamız Cumhurbaşkanı 'na "devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetme" görevini ve "gerekli gördüğü hallerde Bakanlar Kurulu'nu başkanlığı altında toplantıya çağırma" yetkisini vermiştir.Sezer bugün değilse ne zaman kullanacak bu yetkiyi?

Devamını Oku

Sivil balans ayarı önerisi

2 Haziran 2006

TÜSİAD ile siyasi iktidar arasındaki ilişkiler yeni bir döneme mi giriyor?Bu soruyu sormamın nedeni TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı'nın sözleridir:"2005 sonuna kadar elde edilen başarılar konusundaki takdirlerimizde cömert, risklere işaret etme, eksikleri gösterme ve eleştirme konusunda son derece temkinli davrandık."Yüksek İstişare Konseyi'nde gerek Sabancı, gerekse Mustafa Koç'un yaptığı konuşmalar, bundan böyle eleştiri ve uyarıların sakınılmadan ortaya konulacağı işaretini veriyor.Çünkü dış şartlar yanında içerdeki gelişmeler de bu mecburiyeti zorluyor.Sabancı, küresel planda yaşanan olumsuzluklardan Türk ekonomisinin eşitlerine oranla daha çok etkilendiğini öne sürüp yüksek cari açığın yaşadığımız "güçlü kaçış "ı açıklamaya yetmediğini belirterek şu teşhisi koydu:Güven niçin sarsıldı?"Türkiye kısa vadede siyasi istikrarını ve reformlarını sürdürebileceği konusunda piyasaların güvenini sarsmış olduğu için bu dalgalanmalardan bu kadar olumsuz etkilenmiştir!"TÜSİAD Başkanı'na göre Türkiye'nin son üç yılda yükselen itibarı erazyona uğramaya başlamıştır. Dünya medyasında da yankılanmaya başlayan olumsuzluklar, ülkemizle ilgili risk algılamasını artırmaktadır.Bu düşüşü yaratan sebepleri Ömer Sabancı dün sözünü hiç sakınmadan tek tek sayıp dökmüştür:"Her eleştiri hükümete komplo olarak görüldü;Laiklik ekseninde cepheleşmelere yol açacağı ayan beyan belli konularla Türkiye'nin gündemi dolduruldu;Eğitimde çağdaş Türkiye'nin ihtiyacı olan reformların içeriğini tartışmak yerine dini referanstı konular gündeme taşındı, laiklik tanımı üzerine tartışmalar açıldı.'Bizden olanlar ve olmayanlar' çizgisi derinleştirildi;Yıpranan ve yıpratan isimleri hangi kademede olursa olsun görevden uzaklaştırma yerine onları koruma yoluna gidildi."Belki de son kredi...İktidarın alternatifi bulunsa bu eleştiriler başlı başına "defterden silme" gerekçeleridir.Fakat iki önemli sözcüsünün konuşmalarından çıkan şudur:TÜSİAD, Başbakan'ın ayarı kaçmış tepkilerine hedef olmak pahasına partideki kurumsal sağduyunun, bu uyarılardaki isabet ve iyiniyeti algılayacağına inanmaktadır.İktidar, laiklik konusunda uyandırdığı kuşku ve kaygıları tırmandırmaz, tersine bir güven duygusu uyandırırsa, istikrar politikalarını kararlılıkla sürdürür ve AB yolundaki kararlılığını içte ve dışta gösterirse Türkiye yeniden rayına girer mi?TÜSİAD gireceğini düşünüyor. Ve erken seçim baskılarına iktidarın yanında karşı duracağını bu şarta bağlı olarak belli ediyor.TÜSİAD'dan dün verilen siyasi ve ekonomik mesajlar, sivil kaynaklı balans ayarı uyarılarıdır.Tayyip Erdoğan bu uyarıları hünkâr gibi değil, demokratik bir ülkenin başbakanı gibi karşılamalıdır.

Devamını Oku

Bu kafayla olmaz!

1 Haziran 2006

Medyanın su aldığı çeşmeden koli basili akıyor... Adalet Bakanı Çiçek'in bu sözüne mim koymak lâzım.Eğer ayrıntılar üstündeki didişmeler yüzünden büyük davayı kaybedersek, başarısızlığımızın gerekçesi olarak tarihe herhalde bu cümle geçecektir.Cemil Çiçek dün telefonda şöyle diyordu:"TV'leri izlerken hayrete düşüyorum. Olaylar konusunda söylenen sözlerin yüzde 90'ı bilgiye dayanmıyor."Ne demektir bu?Üretilen itham ve hükümler, somut bilgilere dayanmadığına göre siyasi ve ideolojik çıkar hesaplarından besleniyor demektir.Herkes savcı gibiHukukun üstünlüğüne dayanan köklü demokrasiler böyle tehlikeler yaşamıyor.Hazırlık soruşturmasının gizliliğine dayalı ilke oralarda arızasız işliyor. Batı'da her 100 soruşturma dosyasından 90'ının mahkumiyetle sonuçlanması bundandır.Çünkü gizlilik, suç ilişkilerinin açığa çıkarılmasını kolaylaştırmaktadır.Gizlilik ihlâl edilirse ne oluyor? Onun cevabı bizde: Sevkedilen her 100 suç dosyasından 48'i beraatle son buluyor.Türkiye'nin asıl sorunu, kriminal olayları siyasi yargılar yoluyla çözme yanılgısını aşamamaktır. Her olayda siyasetçiler adeta savcılara iddianame empoze etmeye çalışıyorlar. Onları yansıtan medya da bu etkiyi katmerlendiriyor.Van Rektörü'nün tutuklanması ile başlayıp Şemdinli'de başka bir fay hattına atlayan sonra çetelerle tırmanıp Danıştay'da tavana vuran olaylarla ilgili soruşturmaların her biri başlı başına hukuk cinayetleridir.Son çete önceki gün ortaya çıkarıldı.Operasyonun üstünden iki saat geçmeden çetede kaç asker bulunduğu ve hangi silah ve patlayıcılara sahip oldukları bilgileri, Başbakan'a yönelik suikast hazırlığını da delillendiren krokiler ekinde ve "sarı zarflar içinde medyaya servis edildi.Karanlığın çaresiKural dışı iktidar değişikliklerinin yaşandığı karanlık bir geçmişe sahibiz.Yazık ki Ankara yönlendirme ve kışkırtma amaçlı yanıltıcı bilgilerin karanlığını bugün de yoğun olarak yaşamaktadır.Derin devlet bağlantılı çetelerin varlığına kitleyi inandırma amaçlı kampanya işe yaramış, halkın psikolojisi ve piyasaların dengeleri bozulmuştur.Ama düşünmek lâzım. Endişeleri körükleyerek, yargının alanına girerek komplocuların tehdit ve hakaretine karşı demokratik rejimi savunabilir miyiz? Hayır.Çünkü bu suçlama furyasında oluşacak hükümler uzlaşma getirmeyecek, tersine zıtlaşmayı ve bölünmeyi derinleştirecektir.Hukukun üstünlüğü zemininde büyük bir uzlaşma etrafında toplanmak zorundayız. Geleceği kurtaracak olan garanti budur.Siyasetçiler, yargısı bağımsız olmayan bir rejimin demokrasi olmadığını fark edip gereğine boyun eğdikleri güne kadar bu karanlık ve karabasan sürecektir!

Devamını Oku

Saplantı körlüğü!

1 Haziran 2006

Laiklikle kavgalı bir görüntüyü iktidar kasten mi yaratıyor; şüpheye düşmeye başladım.Başbakan bakıyorsunuz "Milli Görüş gömleğine hiçbir AKP'li giremez" diyor, "demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti" olan Türkiye Cumhuriyeti'ni savunmakta tam bir kararlılık içinde olduklarını söylüyor, ardından bir bakıyorsunuz, güven uyandıran bu beyanları çeşitli eylem ve açıklamaları ile yerle bir ediyor."Türban" diyen bir kadının ne istediğini tam anlamadan ülkesinin büyükelçisini yaban ellerde yuhalatan odur;Din eğitimini elinden gelse sistemin temeline oturtmak isteyen, türban ve imam hatipler yüzünden YÖK'le ve yüksek yargı ile çatışan odur;Hoşuna gitmeyen mahkeme kararlarından sonra yargı organına "ulemaya danışın" aklı veren, AİHM'yi bile kınayan odur;Partisinin kongrelerinde "harem-selâmlık" düzeninin muhafızlığına soyunurken laikliğe yeni bir tarif getirilmesini isteyen de odur.Babacan'ın yanlışı...Acaba AKP liderliği, laikliği söylemde savunup eylemlerle aşındırmanın, kendilerine iki taraftan da oy getireceğini mi hesap ediyor?Bu çapta bir laiklik alerjisi, farkında olmadan verilen bir açık olamaz. Olsa olsa bilinçli uygulanan bir politika olabilir.Danıştay saldırısının yarattığı hassasiyet ortamında yararlı olacağı savıyla AB belgesine laiklik ibaresi ekleme önerisinin Başmüzakereci tarafından reddedilmesi bu tahmini destekliyor.Avrupa Birliği ile fiili müzakereler 12 Haziran'da "Eğitim ve Kültür"le başlayacak. AB Genel Sekreterliği, Türkiye'nin elini güçlendireceğini düşünerek müzakere pozisyon belgesine "Türkiye'nin eğitim sistemi laiktir" ifadesini koymak istedi.Fakat AB'den Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan "Yeni bir unsur değil, gerek yok" diyerek bu girişimi önledi.Gizli gündem şüphesi"Önemli değil; eğitimin laik olduğu Anayasa'da zaten var" diyorlar.Doğru, bu ifade önerilmese hiçbir sorun olmayacaktı. Ama şimdi başka bir anlam doğuracaktır.Laikliğe şaşı bakan iktidar aleyhine yeni bir kanıt oluşturacaktır.Türkiye'de eğitimin laik olduğunu belirtmenin hiçbir zararı olmadığı gibi müzakerelerde faydası bile olabilirdi. Ama iktidar bu pazarlık kozu ile Milli Görüş oyları arasında tercihini yine yanlış kullanmıştır.Başbakan, AKP'nin gizli gündemi olduğundan şüphelenenlere kızmasın. "Aslında bu icraata bakıp böyle bir şüpheye düşmeyenlerin aklından şüpheye düşmek lâzım!" Böyle düşünenler artıyor.Her gün laiklikle didişmek olur mu?Devletle kavga eden bir partiyi baş tacı edecek bir çoğunluğun her seçimde hazır olduğunu hayal etmek millete hakarettir.AKP alternatif yokluğunun sefasını fazlasıyla sürdü.Daha fazlası kendini yok edecek bir kibir, şımarıklık ve körlük uçurumuna yürümektir, dikkat!

Devamını Oku

Zavallı Karun

31 Mayıs 2006

Eğer bir toplum yaşadığı toprağın kültür mirasına sahip çıkamıyorsa o toprağı hak etmiyor demektir.Karun Hazineleri'nin Uşak Müzesi'nden çalındığı haberini veren İngiliz Times Gazetesi'nin "Hırsızlık olayı Türkiye için utançtır" yorumunu yapması bundan...Dış basına hep kötü haberlerle geçtiğimize mi üzülelim, yoksa dünya bizi değerli emanetleri koruma yeterliliğine sahip olmayan bir toplum gibi görecek, ona mı yanalım?Haber dünyanın pek çok saygın medya kuruluşunda yayınlandı ve müzelerin güvenliği ile ilgili tartışmalara konu oldu.Her müzede hırsızlık olabilir.Ama unutmayalım ki bu hazine kırk yıl önce kaçak kazıda çıkarılıp yurt dışına kaçırılmış, ülkeye 40 milyon dolara mal olan bir hukuk mücadelesi sonunda New York'taki Metropolitan Müzesi'nden alınarak Türkiye'ye getirilmişti.Böylesine eşsiz ve değerli bir miras50 yılda iki kez çaldırılır mı?Eğer bu eserleri, 2500 yıldır var olduğu topraklarda tutmaya gücümüz yetmiyorsa sebebini bulmalıyız.Aksi halde bu değerler, Türkiye'nin zenginliği değil, o emanetlerin şanssızlığı sayılmaya başlayacaktır.Kültür ve Turizm Bakanı Koç, espri değil çare üretsin. Sakal-ı Şerif'in yurt dışına kaçırılmasını bir ilâhi çuvallama sayesinde son anda önlemiştik. Şimdi Karun Hazinesi'nin en değerli parçası uçtu ve Bakan hırsızın evin içinde olduğunu söylüyor."Bu müzeleri koruyamıyoruz" dersek "Koruma imkânın yoksa sahip olma hakkın da olmaz" derler, unutmayalım.Uygarlıkların beşiğinde yaşıyoruz. Bu toprakların emanetlerini korumanın bilincine de gücüne de sahibiz. Tek sorunumuz pişkin siyasetçilerdir.Kültür ve Turizm Bakanı'nın Sakal-ı Şerif olayında istifa etmesi gerekirdi.Etse belki son olay başımıza gelmezdi.Yine etmeyecek ve o uyurken başka hırsızlıklar olacaktır!İlaç savaşta bile kesilmezIMF'nin "Tasarruf yapın" demeye hakkı olabilir ama "Şuradan yapın" demeye hakkı olamaz.Tasarrufun sosyal güvenlik kapsamındaki hastaların ilâçlarında uygulanması direktifine hükümet bal gibi itiraz edebilirdi. Ama edemedi. Bu yüzden sosyal devlet kimliği erozyona uğratılmıştır.Sürekli kolesterol ilâcı almak zorunda olan hastalar şimdi telâş ve endişe içinde. Ayıptır ve günahtır.İktidar, akıl ve insaf ile ararsa tasarruf edeceği parayı ilâca gelene kadar kırk yerde bulur.Birkaç büyük kentteki "Ali Dibo" vurgunlarını önleseler bile yeter!

Devamını Oku

Dürüstlük sınavı

30 Mayıs 2006

Halkın nabzını iyi tutabilse, AKP her işi bırakıp milletvekili dokunulmazlıklarını sınırlardı.Bunu yapmadıkları için, alkışa lâyık karar ve eylemler bile şüpheyle karşılanıyor. Duyanların çoğu "Kim bilir altında ne hinlik var" deyip geçiyor.İmarsız Hazine arazilerinin satışını durduran kararın da kaderi aynı olacak. Maliye Bakanı Unakıtan'ın dediği gibi imarsız Hazine arazileri düşük fiyatla satılıyor, imar planı çıktıktan sonra fiyatları neredeyse beş katına yükseliyor.Yeni karar hem kamu gelirini artıracak hem rüşvet çarkını bozacaktır. Çünkü imar geçirildikten sonra satışa çıkarılan araziler gerçek değerlerini bulacağı gibi, imarsız arazilerin değerini yükseltmeye yarayan rüşvet tezgâhına darbe indirecektir.Ama halk böyle mi düşünüyor?İnternet, kamuoyunun her haber karşısındaki tepkisini anında izleme olanağını veriyor artık bizlere. Bu haberin konusu olan doğru karar, hakkı olan takdir ve desteği görmemiştir.Çünkü iktidar bir eliyle yaptığını, öbür eliyle bozuyor.Kamu kaynaklarını eşe dosta yağmalatma üzerine kurulu "Ali Dibo" düzenine karşı çıktığı için partiden ihraç süreci başlatılan Hatay AKP Milletvekili Fuat Geçen dün isyan etti.Partinin Disiplin Kurulu Başkanı'na gönderdiği mektupta, yolsuzlukla ilgili bilgi ve belge ortaya koyanlara sindirme metotları kullanıldığını belirterek AKP'yi seçime kadar kovalayacak bir suçlamanın hedefine oturttu:"Parti, yolsuzlukla mücadele etmek yerine yolsuzlukla mücadele edenle mücadele edilir hale geldi!"Son anketlerde AKP yine açık ara birinci parti çıkmakla beraber aşırı yükselen kararsızlardan neredeyse hiçbirinin AKP'ye oy vermeyi düşünmediği bulguları çıkıyor. Neden?.. Çünkü bu insanlar AKP'nin iktidarı, iktidar nimetlerini kontrol etmek için istediğine inanmaya başladı.Tayyip Erdoğan, partinin dürüstlük konusunda bozulan imajını düzeltmek için çare aramalıdır.Aradığı şey, millete sözünü verip unuttuğu şeydir. Yani milletvekili dokunulmazlıklarını kürsü dokunulmazlığı ile sınırlandırmak..Artık hiçbir vaat, hiçbir atraksiyon, dokunulmazlık adımının yerini tutamaz!Adalet istiyoruzAdalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Çiçek dün haklı çıkan ve "Kendi düşen ağlamaz" dersi veren bir öğretmeni andırıyordu.Danıştay'a yönelik alçakça saldırının soruşturma ortamında her şeyin karma karışık hale geldiğini söyleyen gazetecilerin yakınmalarından sanki gizli bir mutluluk çıkarıyordu.Olaydan hemen sonra medyadan "birkaç günlük demokratik sabır" istediğini hatırlatıyor, hukuku siyasete kurban eden kaynaklara alet olanların kulaklarına küpe takıyor gibiydi."Bizim filtreden geçmiş suyumuzu reddedip gittiniz mikroplu suları içtiniz!" Doğru bir benzetme bu. Ama şu var: "Dolduruşa gelen" gazeteler hatalarının bedelini, Adalet Bakanı' nın da katkısı ile en azından mahcubiyete düşerek ödediler.Peki o "mikroplu sular" ı sebil gibi dağıtan kabine arkadaşları ve onların bilgisi dahilinde karıştırıcı görev yapan bürokratlar ne olacak?Adalet Bakanı'nın onlara bir diyeceği olmayacak mı?

Devamını Oku

Kritik eşik

28 Mayıs 2006

AKP hızlı yükselişini Tayyip Erdoğan'ın uyguladığı 3M taktiğine borçludur.Masum ve mazlum görünüp mağduru oynamak... Bu formülle bir siyasi mucize gerçekleşti.AKP önderleri de mucizeyi alçak gönüllü bir akılla değerlendirerek basiret gösterdiler. Referanslarının İslâm değil demokrasi olduğunu söylediler, değişim iddialarını ve AB perspektifine bağlılıklarını hayranlık veren bir performansla kanıtladılar.Bu istikametten sapmamak AKP'ye gelen merkez oylarının kalıcı olmasını sağlayabilirdi.Böyle bir şans hâlâ tümüyle kaybedilmiş değildir.Ama partideki radikal unsurlar seçim yaklaştıkça ağırlıklarını artırmaktadır.3M artık kemiriyorBaşbakan'ın sık sık ayarı kaçan türban hassasiyetinde taban baskısının etkisi var mıdır?Olsa bile dört yılını doldurmakta olan bir iktidarın mağdur rolü oynayamayacağını artık görmesi ve 3M'i bırakması gerekiyor.Çünkü yargı ile çatışma, Merkez Bankası'ndaki şekliyle kadrolaşma, askerlerle olan ilişkilerden yansıyan güvensizlik havası, iktidar gücünü besleyemez; tersine kemirir, eritir.Newsweek, Tayyip Erdoğan'ın şu anda siyasi kariyerinin en büyük krizini yaşadığını yazıyor.İtibarlı İngiliz gazetesi The Guardian da, global dalgalanmalardan etkilense de Türkiye'nin "dünyanın en dinamik ekonomilerinden birine dönüşmüş olduğunu" belirtiyor.Başarı, Türkiye'nin üretim gücünü zaafa uğratmamak ve AB'ye yürüyüşün hızını düşürmemektir.1999 unutulmasınBunun zemini güven ve istikrar şartı ise laikliğe karşı kavga ekseninde devletle didişme görüntüsü vermekten uzak durmaktır.Siyasi fedakârlık değil akıllı yatırımdır bu tercih. Neden mi?1999'da genel ve yerel seçimleri aynı gün yaptık.Fazilet o gün büyük kentlerde yüzde 24'e kadar ulaşan oy oranı ile belediye seçimlerinde birinci parti, öteki sandıkta yüzde 15 düzeyinde kalan oyları ile genel seçimin üçüncü partisi oldu.28 Şubat'a toslayan Fazilet'i mağdur diye yerel yönetimlerde millet belki kayırdı bile ama o kazaya devletle çatıştığı için uğradığından ötürü bu partiden iktidar gücünü bilinçli olarak esirgedi.Türk halkı devletle kavga eden partileri ve siyasetçileri sevmez!

Devamını Oku