Rumların yarattığı küçük kriz aşıldı ve AB yolunda bir viraj daha dönüldü.Müzakerelerin fiilen başlaması önemli bir aşamadır ama 35 başlık var; her defasında aynı gerginlikleri yaşatacaksa yandık demektir.Çünkü bu havanın körükleyeceği duygular halkı AB fikrinden uzaklaştırabilir.İktidar son olayın doğru bir tahlilini yapmalı ve uzun yıllar yaşanacağı anlaşılan Rumlarla ilgili sorunlara karşı tavrını belirlemelidir.Başbakan dün, "müzakere süreci gölgelenirse ne yaparız" sorusuna "Yeni politikalar üretiriz; problem değil" cevabını verdi.Meselâ en başta bu hatayı yapmamak gerekiyor. Hükümet AB hedefinden kolaylıkla vazgeçebileceği havasını, politik gösteri amacıyla dahi olsa uyandırmamalıdır.Türkiye bu küçük ülkenin taleplerinden ve yarattığı krizlerden aşırı etkileniyor görüntüsü verirse zarar eder.Rum yönetimi Türkiye'nin değil AB'nin sorunu olarak görülmeli ve öyle gösterilmelidir. Bu söylenecekse, uçak Esenboğa'da AB'den gelecek haberi bekler durumda iken Ankara'da söylenmemeli, bizi bekleyen zeminlerde muhataplarının yüzlerine söylenmelidir.Hatalı çıkışlar, AB'nin Rumların uyumsuzluğundan bıkma süresini kısaltmaz, uzatır çünkü.Siyasette yargılan algılamaların oluşturduğunu da unutmayalım.Başbakan istediği kadar heyecan kaybetmediğimizi söylesin; Avrupa kurumlan bir yana kendi sivil toplum kuruluşlarımız bile aynı teşhisten hareketle reform sürecinin yavaşladığı uyansını yapmıyorlar mı?Ve son nokta... AKP popülizmin cazibesine kapılmamalıdır. Seçim yaklaşırken bu tuzağa düşeceği endişesini uyandıran işaretler çoğalıyor. Aman dikkat!Girecekleri riskin maliyeti hakkında bir fikir edinmek istiyorlarsa emekli Büyükelçi Temel İskit'in şu iki uyansını hiç unutmamalıdırlar:AKP Avrupa Birliği projesini sürdürmezse iktidarı kaybeder!Türkiye AB'den vazgeçerse parçalanır!Kötü emanetçi...Hani "Bir yaşıma daha girdim" derler.Aileden Sorumlu Bakan Nimet Çubukçu bu tecrübeyi bize yaşattı.Çubukçu dün Amasya'da kayıp çocukların sayısı ile ilgili soruları cevaplarken şaşırtıcı şeyler söyledi:"Bugünden yarına değişiyor rakamlar. Bugün kayıtlı gözüküyor, iki gün sonra çocuk kaçıyor. Türkiye genelinde ortalama olarak bu rakam 600-900 arasında değişiyor."Bir toplumun yönetim kalitesini, insanla ilgili rakamların "küsurat" derecesi belirler.Bir çocuğun kaybolması bir ülkeyi günler boyu uykusuz bırakabilir, sorumlu idarecileri yerinden edebilir. Ama bugün Türkiye'de kayıp çocuklar 600-700 bile değil 600-900 diye sayılaştırılıyor. Üstelik bu rezaleti bir bakan yaratıyor.Sayıların makası açıldıkça insana, çocuğa verilen değer, sevgi küçülür.Başbakan iki sene kadar önce "Allah ne verdiyse çoğalın" demişti.Şaşmamak lâzım, o zihniyetten işte böyle bir çocuk politikası üremiştir.Soyulan müzeler ve eleğe dönmüş çocuk yuvalan.Bu iktidar "kutsal emanetler" listesini genişletmeyi öğrensin artık!
Kıbrıslı Rumların AB tarafından kendilerine sağlanan ayrıcalığı kötüye kullanacağını hep biliyorduk.Avrupa kriterleri Kıbrıs gibi sorunlu ülkelerin üye yapılmasına izin vermediği halde bu ilke Rumlar için feda edilmiş ve AB'nin önüne sıkıntısı en çok Türkiye'ye olacak kaypak, gerilimli, belirsiz bir dönem açılmıştır.3 Ekim'de müzakere çerçeve belgesine "imtiyazlı ortaklık" seçeneğini eklemeye kalktıkları için Dışişleri Bakanı Gül'ün uçağı geç vakte kadar Ankara'da beklemiş, programlanan gün aşıldığı için saatleri durdurma hilesine başvurulmuştu.Belli ki AB ile yapacağımız uzun müzakere maratonunda Dışişleri Bakanı'nın uçağı "Ya nasip tarifesi"ne uygun olarak yine böyle çok bekleyecektir.Rum'un kozu ABAyrıca Rum şantajları sadece saatleri durdurmakla kalmayabilir. Akılları durduracak, sabırları taşıracak emrivakiler de görebiliriz.AB Türkiye'nin geleceğidir. Sabırlı olalım. Kıbrıs Rumları AB üyesi olmanın avantajını kullanacaklardır.Ortaklık Konseyi bugün Lüksemburg'ta toplanacak. Birliğin Rumlar dışındaki üyeleri fiili müzakereleri başlatacak belgeye "Türkiye AB'nin tüm üyeleri ile ilişkilerini en kısa sürede normalleştirmelidir" şeklinde bir cümle konulmasını yeterli görüyor ama Rumlar itiraz ediyor.Diyorlar ki "Limanlarını Rumlara açmayı kabul etmediği halde müzakerelerde ilerleme sağlanması Türklere yanlış mesaj olur."Hesapça bugün 35 müzakere başlığından biri olan "Bilim ve Araştırma" tamamlanacak. "Türkiye limanlarını Rum gemilerine açma sorumluluğunu yerine getirmediği müddetçe müzakere edilen fasıl kapatılmasın" diyor Rumlar.Vetoya varır mı?Görevini yarın devredecek olan Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yakovu "Gerekirse veto hakkını kullanabileceklerini" söyledi. Yapabilirler mi?Dünkü gazetede resmini görmüşsünüzdür; el kadar kedi koca ayıyı korkutup kule gibi ağacın tepesine kaçırdı. Böyle istisnaların sürekli olmayacağını bilmek ama her sürprize hazır olmak lâzım.Rum şantajları cesaretimizi ve şevkimizi kırmasın. Çünkü Rum şımarıklıkları bizden önce AB zirvesini tepkiye sürükleyecektir.Ayıyı kaçıran kedi tersliği ormanda sempatiktir ama diplomasi bu kadar çelişkiyi taşıyamaz. Yani haddini bildiren baskılar 15 Haziran'daki zirveye kalmadan Rumları hizaya sokabilir.Daha önemli saydığım bir şey var:Bu gerginlik, Türkiye'nin kaybolan AB heyecanını geri getirerek fayda bile sağlayabilir.
Filistin'de adaletli bir barış kurulmadıkça dünya rahat yüzü görmeyecektir!Kırk yılda bu gerçeği uzaydan görünecek şekilde çöle yazmaya yetecek kadar kan dökülmüştür değil mi?Ama bir şey değişmemiştir işte. Güçlü olanlar yine haklı olduklarını zorla kabul ettirmeye çalışıyor ve olan her defasında masum insanlara oluyor.İsrail ordusu iki gün önce Gazze'deki bir plajı bombaladı. On kişinin öldüğü saldırıda kırka yakın da yaralanan oldu. Ölenlerin üçü çocuktu.Masum siviller niçin hedef alınır? Hangi şeytani dürtü düzenli bir orduyu böyle bir suçun girdabına çekebilir?Filistin yönetimi yas ilân ederken İsrail Ordusu da özür açıklaması yaptı. Çünkü İsrail'de özgür bir toplum vicdanı var ve insanlar böyle yanlışların kendilerini devamlı şiddet ve kan denizine çektiğini görüyorlar.Ama Washington İsrail denince odun kesicinin "hınk" deyicisi oluyor. Gazze'deki canavarlıktan hemen sonra İsrail'in kendini savunma hakkı bulunduğunu geveleyen bir açıklama yapti.Amerikalılar niye bu kadar nefret çektiklerini merak ediyorlar ya, işte cevabı!Barış kimsenin ayağına gelmez. Ona kavuşmak cesaret ister. Meselâ Gazze tetikçileri bulunup maskeleri indirilmediği sürece meydan hilekârlara kalacaktır.Filistin lideri Mahmud Abbas, Hamas'ı iki devletli çözüme razı etmek için baskı uyguluyor. Seçimleri kazanan Hamas'ı yola getirmek İsrail'in de menfaati değil mi? Ama değilmiş demek.İşte Gazze saldırısı Hamas'a 16 aylık ateşkesi bozdurmuştur.Şimdi Filistin yönetimi içindeki çatışma büyüyecek, İsrail de dünyaya karşı "Bunlarla nasıl konuşayım?" diyerek tek yanlı oldu bitlilerini sürdürecektir.Hamas'ı aslında bu samimiyetsiz politikaların yarattığını, bu gidişle yarın Hamas'ı bile mumla aratacak derinlikte bir nefretin önlerini keseceğini İsrail'deki politikacılar görmüyorlar mı?Bizim siyasetçileri eleştirirken bundan sonra daha insaflı olacağım.İki devlet mi var acaba?Polis sarıklı, takkeli, cübbeli kişileri Taksim'de dolaşırken yakalayıp gözaltına almış..Ne demek oluyor şimdi bu?O insanlar Taksim'e uzaydan inmedi ki, bir yerden geldi. Geldikleri yer de T.C. sınırlan içinde bir yerdi.Ülkenin egemenliğini hukuk bütünler. Sınırlar içinde kalan toprağı vatan yapan şey, her noktasında aynı kanunların geçerli olmasıdır.Fatih'in Çarşambası'nda bir şey yapılmıyor, Taksim'e geldiklerinde mahkemeye veriliyorlarsa bu insanlar kılık kıyafet kanununu ihlâl etmekle suçlanmamalı...Suçlanacaklarsa sınır ihlâli yapmakla suçlanmalı!
Laik devleti yıkmaya çalışmakla suçlanan Fethullah Hoca'dan şimdi özür mü dileyeceğiz?Baksanıza, mahkemenin hakkında verdiği beraat kararının dün açıklanan gerekçesi, onun devlet düşmanı olmadığını, tersine devlet yanlısı olduğu için devlet düşmanlarının hedefi haline geldiğini söylüyor.Hapse atılma riski nedeniyle yıllarca Amerika'da sürgün hayati yaşayan Fethullah Gülen için mahkeme yeterli delil bulamamıştır. Kendisine atfedilen tehlikeli niyetlerin de çıkarsamalara dayandığı" na hükmetmiştir.Görüleceği gibi beraat karan aklamadan daha derin anlam taşımakta, Gülen'i adeta mağdur katına çıkarmaktadır.Devletin bileceği iş; Hoca'dan özür dileyebilirler, hatta devlet düşmanları tarafından tehdit edilecek kadar devleti sevdiği anlaşıldığına göre kendisine liyakat madalyası bile verebilirler.Bunlar ne olacak?Yalnız unutulmasın; bu karar onun yurda dönmesini sağlayan bir "davetiye" görevi yapacaksa, diyalogun faziletine inanan Fethullah Gülen'in Türk halkına bir borcu vardır.Beş yıl önce yurdu terk etmesine sebep olan o meşhur kasetteki beyanları unutulmadı:"Adliyede, mülkiyede veya bir başka hayati müessesemizde sezilmeden, mevcudiyetinizi hissettirmeden çok ilerilere gitmek, can damarları içinde dolaşmak.. Bu sistem içinde arkadaşlarımız istikbale yürüyeceklerdir.""Kuvvet dengesi olmadığı bir yerde kuvvete başvurmayacaksınız.""Devlet memuru arkadaşlarımız kahramanlık yapamazlar.. Erken vuruş yaparlarsa dünya başlarını ezer. Bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar her adım erken sayılır."Halkın rızasını alNe demek bunlar? Kendisinin devletten yana olduğu iddiası, müritlerine verdiği bu direktiflerden hangisinin arkasında gizlenmektedir?Eğer böyle bir şey yoksa nasıl beraat etmiştir?Karar oybirliği ile verildiğine göre Hoca hakimleri ikna etmiş demektir.Türkiye'ye dönmeden önce aynı zahmeti halk için bir kez daha göze almasını istemek çok mu olur?Ne bileyim; "O bant montajdır" diyebilir.. "Ben çok değiştim" diyebilir.Evet AB normlarına uyan hukukumuz, cebir ve şiddete başvurulmadıkça Başbakanımızın dediği gibi kökten dincilere fikir ve düşünce bazında katlanmamızı emrediyor.Ama gönül adamı yalnız kanuna sığınmaz, halkın rızasını da önemser.Devleti silâhla değil de kadrolarını işgal yoluyla dönüştürme niyetini değiştirmemiş bir cemaat liderinin dönüşüne kim gönül rahatlığı ile "hoşgeldin" der?
Mutlu eden ölüm olur mu, oluyor. El Zerkavi'nin öldürüldüğü haberi bütün dünyayı mutlu etti.Çünkü o yalnız terörist değildi. Cinayetlerini Allah adına işleyen ve bu şekilde dini inancın kutsallığına ve evrenselliğine ihanet eden bir cani idi.El Zerkavi, Irak'ta binlerce hayata mal olan bombalı saldırılardan, suikastlardan ve yabancı rehinelerin hunharca öldürülmelerinden sorumlu tutuluyordu.Bir buçuk yıl önce Bin Ladin'in örgütüne katılan El Zerkavi yalnız işgal güçlerine direnmiyor, Müslüman halka ve komşu ülkelere zarar veriyor, sivilleri de hedef alan katliamlar uyguluyordu.2003 Kasım'ında İstanbul'da 58 hayatı söndüren alçakça saldırıların uğursuz karar vericisi El Zerkavi'dir.Irak'ta ekmek parası için çalışırken kaçırılan ve çoğu hunharca katledilen yüzü aşkın vatandaşımızın cellâtları da bu canavarın yoldan çıkardığı, dinden çıkardığı yaratıklardır.El Kaide'nin yediği darbe, şiddet eylemleri ile özgür toplumlara diz çöktürülemeyeceğini kim bilir kaçıncı kez kanıtlamıştır.Ama Irak Başbakanı El Maliki'nin dediği gibi "öldürülecek bir Zerkavi" her zaman bulunacaktır; terörle mücadelede bezginliğe asla düşmemek gerekiyor.Bu olaylar herkese kendini baştan aşağı gözden geçirmesi için vesile olmalıdır.Bulunduğumuz coğrafyanın aydınları, Müslüman kimliğinin terörizmle özdeşleşmesi haksızlığını hangi yanlışlar yarattı ve nasıl aşacağız sorusuna cevap ararken Amerika da kendisine yönelik nefretin sebeplerini ortadan kaldırmadan bu bataklıktan çıkmak mümkün değil gerçeğine ulaşmaya çalışmalıdır.Medeniyetler arası barışın inkârını temsil eden Zerkavi'nin ölümü, yeni bir umudun doğuşuna işaret sayılabilir mi, bilemeyiz.Ama inşallah demenin hiç bir zararı yok..Araplar neyimizmiş?Tayyip Erdoğan AKP'yi kurduğunda "Referansımız din değil, demokrasidir" demişti.Ama boş bulunduğu her ortamda dinden yola çıkarak görüş açıklıyor. Dün Türk-Arap Ekonomi Forumu'nda konuşurken yine "sınır ihlâli" yaptı:"Biz dostuğun ötesinde kardeşiz. Biz aynı medeniyeti paylaşıyoruz. Aynı medeniyetin mensuplarıyız. Acaba aynı medeniyeti paylaştığımız oranda alışveriş de yapıyor muyuz?"Okumuş-yazmış danışmanları Başbakan'a suç büyüklüğünde hatalar yaptırıyorlar.İslâm medeniyetini Arap medeniyeti saymak, Arap milliyetçiliğinin cambazlığıdır.Türk'e Türk dememek için çeşit çeşit alt kimlik icat eden Başbakan bizim tarikatımızın "muasır medeniyet" olduğunu gözardı ederek ne kazanacağını zannediyor?Arap sermayesini Türkiye'ye çekmek için katlanacağımız fedakârlığın bir sınırı olmalı!
Sevimsiz bir istisna durumunu anlatmak için kullanılan "Hem suçlu, hem güçlü" diye bir söz vardır.Ama bizim gibi toplumlarda bu söz vasatiyi anlatıyor.Çünkü hukukun üstünlüğünü içine sindirememiş kültürlerin insanları suç işledikleri zaman üstüne üstlük diklenirler, zarar verdikleri insanlardan "başını belâya soktukları için" özür beklerler.Olgunlaşmamış partilerin iktidarları, bu hastalıklı ruh halinin kurumlaşmış temsilcileridir.Bakın, ihaleler parti yöneticilerinin yakınlarına veriliyor diye ihbarda bulunduğu için AKP Hatay Milletvekili Fuat Geçen partiden kovuldu."Yolsuzlukla mücadele sözümüzü unuttuk. Yolsuzlukla mücadele edenlerle mücadele ediyoruz. Bakanlar hakkındaki gensoruları reddettik ama bu yüzden birçok bakanlık ve taşra kuruluşunda yolsuzluk iddiaları artmıştır.."Disiplin Kurulu, Geçen hakkındaki ihraç kararını derhal ve "oy birliği" ile verdi.Fuat Geçen'in iftira attığını mı tespit ettiler? Hayır!Üç cümlesinden biri "Bu böyle biline" olan bir liderin partisinde işler böyle yürür işte!"Engizisyon" un önünde şimdi Afyonkarahisar Milletvekili Mahmut Koçak var.Disiplin Kurulu onu da "oy birliği" ile atacaktır!Keşke yanılsak..Çünkü yargı yetkisi kullanan bir kurulun tüm üyelerinin aynı şekilde düşünüyor olması namuslu insanları sadece utandırmıyor, şüpheye de düşürüyor.Böyle bir beraberlik partilere değil suç örgütlerine yakışır.Siyasetteki itibar kaybını durdurmakta AKP muazzam bir şans ele geçirmişti. Dokunulmazlıkları kaldıracağı sözünü tutmayarak bu fırsatı tepti.Şimdi Ali Dibo'cular değil, onları ihbar edenler ceza görüyor. Çünkü bu ihbarları bağımsız hakimler değil, lider tarafından seçilmiş "kadılar" yargılıyor.Disiplin kurulları ile siyasete temizlik gelmez, gelse gelse diktatörlük gelir!Kaçacak yerde git, savun!Dışişleri Bakanı'nın 12 Haziran'daki çok önemli AB toplantısına gitme kararını "duruma göre" vereceğine dair bir haber geldi.Daimi Temsilciler Toplantısı'ndan hoşumuza gitmeyen bir metin çıkarsa Türkiye, müzakerelerin resmen açılacağı toplantıya gitmeyecekmiş!Yıllarca düşünü kurduğumuz masa şimdi gerçekten kuruluyor ve biz naz yapıyoruz!Bu tutum ancak tezlerini savunmakta acze düşmüş ülke heyetlerine yakışacak bir kalitesizliktir.Yoksa iktidar AB'de sınıf değiştirdiğimizi unuttu mu?.Müzakerelere başlamamış ülkelerin alışkanlıklarını sürdürecek yerde oraya gitmeli, istek ve itirazlarımızı yüzlerine söylemeliyiz.Bunu söyleyecek adam bulma zorluğu varsa kusur AKP'nindir."O bizden değil" e takmış kafa yok mu; verimi en az yarı yarıya düşürüyor.Ülkenin insan malzemesini tam randımanla kullanamaması, bu iktidarın en zararlı takıntısıdır!
Başbakan, Yeni Zelanda'da incinen bir deniz kaplumbağasından bile anında haberdar olduğumuz bir dünyada yaşadığını unutmamalı.Gerçeklere takla attırmaktan ve bunlara halkın inanmasını istemekten vazgeçmeli.Ayıp olması bir yana gülünç oluyor!Dünkü grup konuşmasında şöyle diyordu:"AB katılım sürecimiz ilk günkü kararlılık ve hızıyla devam ediyor. Bundan kimsenin endişesi olmasın. AB hedefimiz geçici bir heves değildir. Cumhuriyetimizin kuruluş ideallerine uygun olarak milletimizin her bir ferdini en ileri hayat standartlarına kavuşturma hedefidir. Bunu böyle bilelim!"Baş üstüne devletlûm!..Başbakan hep bu itaati bekliyor.Kullan olarak gördüğü milletvekillerinden itiraz edenleri "bostancıbaşı" görevi yapan disiplin kurulları eliyle hallediyor ama farkında değil kendi hayat damarlarını kesiyor.Bu takıntı sorunları çözmüyor, tersine karıştırarak büyütüyor.Askıya alma tehdidiAB konusundaki sözleri ile keramet buyurmamış, gerçeği gizlemek amacıyla beyhude bir çaba harcamıştır. Çünkü kamuoyu gerçeği yine de öğrenmiştir. Bazı konularda Başbakanın dediklerine güvenmemek gerektiğine dair tecrübe ile birlikte..12 Haziran'da Lüksemburg'da AB Ortaklık Konseyi toplanacak ve Türkiye, fiili müzakereye hazır ilk başlık olan "Bilim ve Araştırma"nın müzakeresine başlayacak.İtibarlı Financial Times Gazetesi dün bu toplantı sonunda yayınlanacak bildirgenin taslak metnini açıkladı.Başbakan'in dediklerini yalanlayan bu metin Türkiye'nin hedefinden ve taahhütlerinden hemen her alanda uzaklaştığını o kadar sert uyanlarla belirtiyor ki, gazete AB'nin sorunlar asılana kadar müzakereleri askıya alabileceği kanaatine ulaşıyor.İki gün önce Neşe Düzel'in emekli büyükelçi Temel İskit'le yaptığı mülakatı AKP kadroları ders gibi okumalılar.İktidar partisi dar kadrocu kafasıyla ve "benden değil" diyerek devletteki en değerli insan malzemesini kullanmıyor. Hem kendine, hem ülkeye zarar veriyor.Tecrübe konuşuyorönerimiz Temel İskit'i çağırıp dinlemeleridir. Sözlerinden aktaracağım birkaç cümle acaba öğretici ve özendirici olur mu:"AB sürecindeki isteksizlik hükümetin imajını kötü etkiliyor. AKP türbanda AB'yle ilgili hayal kırıklığına uğradı, şimdi kendi tabanına selâm veriyor.Son çalkantılar AKP'nin din vurgusunu artırmasından ötürü çıkıyor.Ben son seçimde AKP'ye oy verdim. Çünkü AB'yi destekledi. AKP'nin oyunun tümü İslamcı değildi. AKP'liler çılgın değilse AB'ye devam ederler. AB'den vazgeçerlerse iktidarı da kaybederler.Müzakere pazarlık değil, Türkiye'nin AB müktesebatını üstlenmesidir. Türkiye çalışmak zorunda ama biz çalışmıyor, direniyoruz. İhale Kanunu'nu bile çıkarmıyoruz.Türkiye AB'den vazgeçerse parçalanır. Güneydoğu Türkiye'den kopar. Ülkenin bütünlüğünü korumasının garantisi AB sürecidir."Özetle... Başbakan gerçekleri çarpıtacağına dediklerini yapmaya çalışsın.Yapmaya çalışıyor da istediği sonucu alamıyorsa, ekibinin yetersizliğini görüp takviye etsin.Temel İskit gibi değerler acaba niçin emekli ve niçin kenarda?
Bütün insanlar kanun koymaktan hoşlanır, bir kısmı çiğnemekten daha çok hoşlanır.Ve tarih şu tecrübeyi biriktirmiş: Yaptığı kanunlara uymayan toplumlar, ahlâk kurallarına bağlılıkta da zafiyet gösteriyorlar.Sonuçta bu iki kültürden biri disiplin, istikrar ve barış içinde gelişerek ilerliyor, öbürü ise pusulasız, su alan bir geminin kaderine mahkûm oluyor.İngiltere'de medya bir süredir Tony Blair'in tozunu atıyor.Sebep Başbakan'ın yabancı ülke liderlerinden kabul ettiği hediyelere sahip olabilmenin şartı olan vergileri ödememesi..Eleştiriler o kadar bunalttı ki, müsriflikle de suçlanan Başbakan İtalya tatilinden özel uçağı ile değil 49 dolara dolmuş yapan bir uçakla, turistler arasında döndü.Geçen yıl da Başbakan'ın avukatlık yapan eşi Cherry Blair Türkiye'ye bir iş ziyareti yapmış, unuttuğu pasaportunu konuttan korumaların yardımı ile havaalanına getirttiği için topa tutulmuştu.Neymiş; boşuna yakıt ve korumaların zamanını harcamış.. İngiltere bu kadar zengin miymiş?Türkiye'de benzer bir eleştiriye kalkışan muhalefet, küçük hesap peşinde koşmakla suçlanıp doğduğuna pişman edilir. Oysa İngiltere'de hesap soranlar bakın hangi değerlerin peşindedir:"Vergi değil, önemli olan herkes için geçerli olan kurallara Başbakan'ın da uymasını sağlamaktır!"Aynı kültür bize de egemen olsaydı, Başbakan Erdoğan makamına dahi olsa helikopter, otobüs, lüks otomobiller, kolye gibi hediyeler kabul etmez ve dünya medyasına bu şöhretle geçmezdi."Nelerle uğraşıyorlar!" manşetini, eskilerin deyimi ile "tecahül" yaratmak, yani çapraz yaklaşarak okurun dikkatini tahrik etmek için seçtik."Böyle şeylerle biz de uğraşalım" mesajını vermek istedik.Çünkü siyasetçileri dürtecek bir ibret çıkarma hayali kuramıyoruz.Artık onlarla ilgili hayal kurmamayı öğrendik.Hedefimiz kamuoyudur. O umudu uyarmaya çalışıyoruz.Gerginliğe TÜSİAD çözümüBaşbakan'ın demokratik sabır katsayısı artıyor ya, TÜSİAD fırsat bu fırsat bir özlemini daha açıkladı.Başkan Ömer Sabancı dün şunu dedi:"Cumhurbaşkanlığı hassas bir makam. Gerilim artırılmamalıdır. Cumhurbaşkanlığı makamına uzlaşmacı bir yaklaşımla, kimin oturacağının belirlenmesini istiyoruz. İş dünyası için makama kimin oturacağından çok nasıl oturacağı daha önemli."Bu erken uyarının sebebi bellidir: Türkiye, istikrar bozucu siyasi ve toplumsal çalkantılar yaşamaya başlamıştır. Bunun nedeni AKP'nin meclisteki sayısına dayanarak toplumsal uzlaşma arama zahmetine girmeden Cumhurbaşkanı'nı kendi başına seçeceği korkusudur.Korkunun sebebini merak edenler Anayasa'yı açıp Cumhurbaşkanı'nın görev ve yetkilerini okusun. Eğer AKP, Cumhurbaşkanı Sezer'in korumaya çalıştığı değerlere boş verecek birini seçmek peşinde ise, laik cumhuriyetin geleceğinden endişe edenlerin tedirginliği huzuru ve istikrarı etkileyecektir.Zaten Başbakan Erdoğan da bu gerçeği görüyor olmalı ki "herkesin üstünde olumlu görüş belirteceği bir şahsiyeti aday" göstereceklerini bir değil birkaç defa belirtmiştir.Başbakan TÜSİAD'ın dileğine müdahale olarak bakmamalıdır.Cumhurbaşkanı'nın doğru yöntemle belirlenmesi, doğru kişinin seçilmesini de güvence altına alacaktır.Keşke Cumhurbaşkanı iki turlu seçimle halka seçtirilebilse. Ama bu olmuyorsa toplumsal uzlaşma bir şekilde sağlanmalıdır.Çankaya'yı tek yanlı fethetmek AKP'nin iktidarını tamamlamayacak, tersine sakatlayacaktır.Çünkü laiklik, türban ve imam hatip merkezli icraatı AKP'nin bu makama doğru bir seçim yapabileceği güvenini vermiyor!