Uzun uçuşlarda bizim siyasi liderler önemli açıklamalar yaparlar.Başbakan Erdoğan, cumhurbaşkanı olacak kişide gerekli gördüğü özellikleri Makedonya dönüşü sıralamış, üstü kapalı olarak adaylığını belli etmişti.Şimdi bir adım daha attı ve Strasbourg yolunda "Benden başkası da Çankaya'ya çıkabilir" dedi.Yine bir "ters çakma" söz konusu.Çünkü bu sözü kimse "Kendini tarif etmiyor" diye yorumlayamaz.Mesaj açık: "Önce ben" demek bu."Ben olmazsam başkası" istisnai durumdur... Arkadaşımız Bilâl Çetin'in Ankara izlenimleri, bu tespiti doğruluyor.Erdoğan'a çok yakın bir kurucu açıkça söylemiş zaten:"Başbakanın B planı yok. Tek hedef var artık; Çankaya!""Partiye de kendine de yazık edersin, sakın!" türü uyarılar Özal ve Demirel'i de durdurmamıştı. Demirel, seçilmesinden beş gün önce bana "Üç Cumhurbaşkanlığını bir Başbakanlığa değişmem" demiş, sonra "Hiçbir siyasetçi ayağına gelen böyle bir fırsatı tepemez" itirafında bulunmuştu.Belki de siyasetin doğası başka türlü davranmaya izin vermiyor.Global piyasalardaki dalgalanmadan en ağır zararı Türkiye'nin görmesi inanıyorum ki bize değerli bir tecrübe kazandırdı. Rejimle ilgili şüphelerin ekonomiye çıkarabileceği maliyeti iktidar da gördü."Piyasalar ne der?" sorusu uçuklukları denetlemekte bundan sonra "Asker ne der?" sorusundan önce gelecek, hatta belki onun yerini alacaktır.Bu gerçeğin terbiye edici etkisi demeçlere yansımaya başladı bile. Geçenlerde Başbakan Yardımcısı Şahin "Çankaya için uzlaşma arayacağız" demişti. Dün de Başbakan bütün ülkeyi kucaklayacak bir çözüm arayacaklarını vaat etti.Kriz potansiyeli taşıyan bu sorunu demokrasi şenliğine dönüştürmenin kestirme yolu cumhurbaşkanını iki turlu seçimle halka seçtirmektir. Evet AKP'nin mecliste büyük bir gücü var. Ama o, seçim sisteminin çarpıklığından gelen hak edilmemiş bir güçtür.Tarih bize, hak edilmemiş güçten korkmak gerektiğini öğretiyor.Keşke AKP iktidarı da iş işten geçmeden görebilse!Bu da bizim cambazhane...Siyaset, ip üstünde uzun süre kalma sanatı ise bizimkilerin eline kimse su dökemez.Ama ne fayda; cambazlık gelişme sağlamadığı için bu marifet eğlendirmez sizi. Bakın, Almanya'nın eski Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, seçimde binde 2 oy kaybettiği için yalnız partisinin liderliğinden değil milletvekilliğinden de istifa etti. "Yeter artık" diyor. 58 yaşında imiş ve gençlerin önünü açmak istemiş.Bizim normlara göre siyasetçinin kötü örneğidir kendisi. Çünkü burada onun yaşındakiler "genç" geçiniyor.Ve koltuklarını 80'lik taliplere karşı korumaları sorun oluyor!
Bizim Birol Bayram'ın dünkü karikatürü "Geri dönmesi istenen tek lider Bülent Ecevit" diyordu.Ama çok iyi biliyoruz ki halk onun da sadece hayata dönmesini istiyor; siyasete dönmesini değil... Öyle olmasaydı son seçimde hakaretamiz şekilde unufak etmezdi!Nereden mi çıkardık?Öncelikle VATAN'ın referandumuna katılan 5 bin kişinin oyundan. Sonra çoğunda öfke şimşekleri çakan elektronik posta sağanağından...Süleyman Demirel, Rahşan Ecevit ve Mesut Yılmaz yeni oluşum peşinde. Öyle bir oluşum ki ister Babil Kulesi'ne, ister Nuh'un Gemisi'ne benzetin. Sağcısı, solcusu doluşacak ve AKP'nin saltanatına son veren bir güç oluşacak. Bu kafayla çok beklersiniz!Seçimin üstünden üç buçuk yıl geçti. Sormak lâzım bunlara: Yediğiniz dayaktan ayılmanız uzun sürmedi mi?Halk son seçimde Milli Görüş'ten koparak partileşen AKP'yi, lider kadrosu "Biz değiştik" dediği için iktidara getirdi. Millet eskilerden o kadar bıkmış, hatta tiksinmişti ki AKP'nin teminatına güvenilir mi bakmadan eyleme geçti ve ihtilâl gibi bir iktidar değişikliği yarattı.AKP'den memnun olanlar eskilerin gayretkeşliği ile alay ediyor şimdi.AKP'ye oy verdiklerine pişman olanlar ise, kendilerine bu yanlışı yaptıranların yeniden oy istemesine deli oluyorlardır!Her durumda bu faaliyet AKP'ye yarıyor. Kaş yaparken göz çıkarmaktır yaptıkları...Rahşan Hanım komadaki eşini bırakıp eski düşmanlarıyla ittifak kurmaya çalışıyor.Demirel, yıllarca arkasından yürümüş insanların ne düşündüklerini sordu mu yola çıkarken? Millet merak ediyor:Kardeşinin mallarına el konmasa, üstelik cephe kurmak için döner miydi siyasete?Ya Mesut Yılmaz?.. Yüce Divan'dan yarı beraat kararını alır almaz siyasete balıklama daldı. Yüce Divan mı indirdi ki onu şimdi Yüce Divan'dan kurtulunca hemen dönüyor?Siyasi liderlerin biriktirdiği bilgi ve deneyim ulusal bir değerdir. Kötü kullanmak bu değeri israf eder.Daha fenası, geri tepme yoluyla karşıt amaca hizmet eder.Nitekim bugünkü faaliyetleri ile AKP'nin ekmeğine yağ sürüyorlar!Teselli armağanı gibiEskilerin AKP'ye karşı cephe oluşturma çabaları hiç işe yaramadı denemez.Mesela Antalya kampında Bursa Milletvekili Yalçınbayır "Özeleştiri yapalım, cumhuriyetin tartışılmaz niteliklerine programımızda daha net yer verelim" demiş. Konya milletvekili Ahmet Işık ise "10 Kasım'da topluca Anıtkabir'e gidelim. Hem halka moral veririz, hem anlamlı bir davranış olur" önerisini getirmiş.Anıtkabir ziyaretini keşke oy için değil de kendileri için yapsalar.Dileriz o günleri görürüz.Şimdilik "Oraya gitmeden olmuyor" gerçeğini fark ettiklerine sevinmekle yetineceğiz!
Son seçimde baraj altında kalan partilerin yöneticileri, hafıza kaybına mı uğradılar?Rahşan Ecevit, komadaki kocasını bırakıp yollara düştü. Bülent Bey'in gözünü kapamadan önceki arzusunu gerçekleştirmeye çalışıyormuş.Dün eski Cumhurbaşkanı Demirel'i ziyaret etti. Bülent Bey'in "Türkiye'nin içinde bulunduğu durum açısından sağlı sollu ittifak" gerekliliğini savunduğunu, o hasta olduğu için bu görevi üstüne aldığını söyledi.Demirel de ittifak arayışlarını fevkalâde iyi karşıladığını belirtti.Rahşan Hanım yarın CHP lideri Baykal'a gidecek. Kim bilir ne güzel şeyler söyleyecekler birbirlerine!.. Vatandaş da onları değil, kırk yılın düşmanlarını bir araya getiren Tayyip Erdoğan'ı takdir edecektir herhalde.Mesut Yılmaz da öbür uçtan zorlamaya başlayacak ittifak şansını. Onun fikri de AKP'yi durdurmak isteyen tüm partilerin tek çatı altında birleşmeleridir.Acaba buna gerçekten inanıyor mu?Gazlı partiler!DYP Genel Başkanı Ağar dün kapıyı kapattı. Milletin böyle bir arayışı yoktur" dedi. MHP de bu çabalara sempati ile bakmıyor.Mesut Yılmaz "Merkez sağ ve solun programları birbiriyle örtüşebilecek programlardır.Programlar bu kadar birbirine yakınsa engel egolardır" diyor.Demirel de aynı görüşte. "Günümüzde sağ ve sol arasındaki fark Pepsi Cola ile Coca Cola arasındaki fark kadar" diyor.Bu noktaya iktidarlarını yitirdikten sonra gelmiş olmaları kötü bir şaka gibi!Sandıkta silinmiş partileri alt alta yazıp toplama çabalan insana ruh çağırma seanslarını hatırlatıyor.Hevese kapılanlar VATAN'ın referandumunu ciddiye alsınlar. Bastıkları yeri belki görürler.Formül yanlış..Altın tepside sunulan tarihi fırsatı ihtirası ve cehaleti yüzünden harcamış olması ayrı bir konudur ama şu unutulmasın:AKP'yi birleşme değil, bölünme yarattı!Zamanında gerçekleşen bölünme, zorlama birleşmelerden daha verimli oluyor.Sol kanatta birleştikçe küçülen partiler gördük. Milli Görüş'te ise kopan parçanın sandıktan iktidar çıktığına tanık olduk.Halka söyleyeceği bir şeyleri olmayan on parti bir araya gelse yine seçim kazanamaz.Sağda ve solda birleşme üç yıl önce düşünülecekti. Şimdi hepsini aynı trene bindirmek hiçbir şeyi telâfi edemez.Sağda ve solda ayn ayn birleşme zeminleri yoklansa da birleşme ile her şeyin halledileceği asla düşünülmemelidir.Alternatif olmak için her şeyden önce parti olmak lazım. Partilerin söyleyecek sözü olur, projeleri olur.Birleştirilmeye çalışılan partiler AB için, Kıbrıs için, toplumsal refah için, eğitim, işsizlik ve geçim sıkıntısı için ne yapacak; bilen var mı?Çare partilerin birleşmesi değil, merkezin dağılmış seçmenlerini bir araya getirecek, özü-sözü olan, parti gibi partiler yaratmaktır.
Terör örgütlerine bağlı iki siyasi hareket dün DTP kongresinde misafir edildi.Ne anlama geliyor bu?Sinn Fein, Kuzey İrlanda için İngiltere'de, Batasuna ise Bask bölgesi için İspanya'da terör faaliyeti yürüten IRA ve ETA'nın siyasi uzantılarıdır.Ankara'da dün genel kurulunu toplayan DTP, bu konukları yardımıyla kendisini PKK'nın siyasi kanadı olarak konumlandırdığını anlatmak istemiştir.İngiltere ve İspanya hükümetlerinin bu örgütleri muhatap alması sayesinde terörü durdurmalarından kaynaklanan cazibeyi kullanıyorlar. "Türkiye de aynı imkânı bizi muhatap alarak kullanabilir" demek istiyorlar.Zaten Başbakan da nisan ayı başında "Silâhı bıraksınlar, masaya otursunlar" dememiş miydi?Kongrede konuşan eş başkanlar iki önemli vurgu yaptılar. Birincisi Kürtlerin siyasal temsil haklarını sınırlayan seçim barajının düşürülmesi isteği oldu.Öteki de "Kürt realitesi" gibi "PKK realitesi"nin de kabul edilmesi talebi...Eşbaşkanlardan Aysel Tuğluk "Kansız ve savaşsız bir Türkiye için PKK ve devletin yakınlaşmasını istiyoruz" dedi ve genel siyasi af çağrısı yaptı.Bu gerçekçi bir siyaset değildir.Eli kanlı PKK canileri zamanla değişime uğrayarak "sistemin aktörleri" haline gelecek öyle mi? Böyle düşünenlerin aklına şaşmak gerekir.PKK vahşetin ve ihanetin simgesidir bu ülkede ve daha yıllarca öyle kalacaktır.Nefretle beslenen ırkçılığın 30 bini aşkın hayatı söndüren vahşetinden Kürt kökenli yurttaşlar da fazlasıyla paylarını almışlardır.Terör onlara da korku, ölüm ve acıdan başka ne verdi? Hâlâ yatırımların ve reformların önünü keserek Güneydoğu'nun ekonomik ve demokratik gelişmesini önlemeye devam etmiyorlar mı?DTP Kürt sorununun çözümüne odaklanmalıdır.PKK'ya hizmet ederek bunu yapamazlar, sadece kirlenirler!Cemil Devrim'e sevgiyle...O yalnız yaratıcı, ufuk açıcı bir ağabey değil, hayatı paylaştığı herkese gelişme ve yaşama zevki aşılayan bir modeldi.İzmir'de Yeni Asır'ı Türkiye'nin en büyük ve etkili bölge gazetesi yapan takımın kaptanı, yüzlerce genç gazetecinin ilhamı, tutkulu ve dürüst, sevecen ve cömert, zevkli ve şakacı Cemil Devrim... Gazetede arkadaşlarına daima iyi şeyler yaptıran, hep zamanın önünde yürümeye çalışan adam...Ölümü ona yakıştırmak çok zor.İzmir'den yetişen gazeteciler ve onun arkadaşı olma ayrıcalığını yaşamış insanlar, eminim ki içlerindeki güzel şeylerden en az birinin ilhamını ondan almışlardır.Bugün onu ebedi yolculuğuna uğurlayarak, ona Allah'tan rahmet dileyerek borçlarını ödeyecekler.
Başbakan medyadan özel destek istediğini söyledi. Ayrıca bu süreçte vatansever hareket etmeliymişiz...Siyasetçinin "özel destek"ten muradı her zaman şudur:"Elindeki haber veya kafandaki eleştiri bana zarar verecekse bunları halka yansıtmazsan memnun olurum."Memnun edilmeyen iktidarların verebileceği zarar, kendi ahlâki yapısına ve özel ricayı geri çeviren medya kuruluşunun taşıdığı risk derecesine göre değişir.Ama asıl çelişki şurada saklanıyor:Destek ricasına "hay hay" demek acaba vatansever şekilde hareket etmenin kriterlerine uyacak mı?Vatanseverliğin en pratik koşulu, herkesin işini doğru yapmasıdır.Başbakan'ın isteği, iktidara zarar verecek gerçeklerin halktan saklanmasını veya olduğundan farklı gösterilmesini gerektiriyorsa buna iktidar yalakalığı denir vatanseverlik denemez.Her şey apaçık..Başbakan, dövizdeki hareketliliği bazı çevrelerin anlamadığını söylüyor. Yok böyle bir şey... Dış etkiler elbet belirleyici oldu ama biz öteki ülkelerden daha çok zarar gördük. Bu durum son 3,5 yılı iyi geçirmediğimizi kanıtlıyor. Merkez Bankası Başkanı'nın seçimi hata değil suçtu!Kimse işler kötüye giderse sevinecek değil. Yapılan eleştirilerin haklı çıkması hiç olmazsa iktidarı bundan sonrası için uyandırmalıdır.Türkiye'nin itibarı ve güvenilirlik kaybında iktidarın din sömürüsü yoluyla oy avcılığı yapması da etkili oluyor."Vazgeçin bu huydan; rejimin sinir uçları ile oynayıp kriz kışkırtmayın" uyarısı, hatır için ertelenecek bir görev midir? Değildir.Vatanseverlik hiç değildir!Bizim kriter de buİktidar Merkez Bankası'na itibar kazandırmak için ne yapar bilemiyoruz ama belirsizlikleri giderecek etkileyici adımlar atabilir.Cumhurbaşkanı seçimi, laik rejimin geleceği ile ilgili şüphelerin ürediği bir konudur. Geçen gün Başbakan Yardımcısı Şahin arkadaşımız Bilâl Çetin'e "Çankaya için uzlaşma arayacağız, bundan kimsenin kuşkusu olmasın" dedi.AKP gerçekten böyle davranacaksa açıklama ziyan olmuştur. Çünkü bu risk kırıcı, stres çözücü sözleri Başbakan kendisi söylese, özverinin sahibinden taahhüt sayılacakta. Sis perdesi kalkacağı için belirsizliklerin ceremesi indirilecek, piyasaya 10 milyar dolarlık müdahalede bulunmaktan belki daha etkili bir iş başarılacaktı.Başbakan halâ yapabilir bunu.Vatanseverlik bu tedbiri hatırlatmak, daha büyük vatanseverlik de bu özveriyi göstermektir.Herkesin kriteri başka.Bizimki de bu!
Oldu olacak bu iktidar Cuma selâmlığı törenini de geri getirsin!Eskiden cami dönüşü hükümdara karşı "Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var" diye bağırılırdı. Birilerinin bu iktidara da aynı uyarıyı yapmasında fayda var!Ayakları yere basan bir iktidar olsaydı, küresel etkilerin de pay sahibi olduğu kur ve piyasa dalgalanması mutlaka daha az hasarla atlatılacaktı.AKP, tedavi bedeli bir önceki hükümet tarafından ödenmiş bir ekonomi devraldı. Katkısı, fazla yaratıcılık gerektirmese de disipline uydu, işini yaptı. Dış şartlar ve Türkiye'nin istikrar içinde AB'ye yönelişi yabancı para akışını hızlandırdı.AKP şansına şükredip, rüzgârın dönebileceği ihtimaline hazırlanacak yerde bütün iyiliği kendinden bildi, "allâme" havasına girip tehlike sinyallerini farkedemeyecek kadar uçtu.Basiret fukarasıBasiretli bir yönetim, küresel gidişi ve Türkiye'nin gerçeğini görür, Merkez Bankası'nın başındaki başarılı, deneyimli ve itibarlı kaptanı tutar, onu ve takımını dalgakıran olarak kullanırdı.Serdengeçti'nin marifeti küçümsediler, takımının gidişine bile "dur" demediler. Çünkü bilgiye, tecrübeye, ilişkilere saygı duymuyorlar, karısı türban takan yandaşlara kazandırdıkları her koltuğu, ceremesine bakmadan zafer sayıyorlar.Merkez Bankası doğru işler yapmıyor mu; yapıyor elbet ama makbule geçmiyor. Çünkü yatınmcı Türkiye'yi yöneten anlayışı güvenilir bulmuyor artık.Suç Durmuş Yılmaz'ın değil onu oraya getirenlerindir.Bu makam, ekonominin amiral gemisi. Amerika'da Başkan Bush yeni Merkez Bankası Başkanı'nı eski başkanla birlikte çıkardı dünyanın önüne.Bizde bir bakan bile üstlenmedi. Bu önemli bağımsız kurum, sıradan bir devlet dairesi konumuna indirildi.Yazık bu milleteYıldızı parlayan, reformist ve istikrarlı Türkiye'ye ne oldu da bugün eskisi kadar sempatik ve güvenilir görünmüyor?İki şey oldu:1. Merkez Bankası atamasındaki kriterler, iktidarın liyakati ve başarıyı tarikat kaygılarına feda edebileceğini ortaya koydu.2. 23 Nisan'da özel seçilerek meclis kürsüsüne çıkarılan 21 yaşındaki imam hatipli gencin tehditkâr meydan okuması, AKP'nin laik rejime sadakati konusunda ciddi şüpheler yarattı.Bu dalgalanma, dengelerin daha yüksek fiyatlarda oluşması ile durulur.Ama sihir bozuldu, asıl ona yazık!Biz milletçe her dört beş yılda bir egoist ve basiretsiz siyasetçilerin günahını ödemek zorunda mıyız?
Etnik siyaset adına şiddete bulaşmış bir örgüt de kendine meşruiyet yolunu açabilir.Nasıl mı? Öncelikle samimi bir pişmanlık ortaya koyar. Mesela silâhlarını bırakır. Etnik milliyetçiliğin kanlı ve karanlık girdabından demokratik milliyetçiliğin kabul edilebilir düzlüğüne geçişini, hiçbir şart koşmadan, şantajcı pazarlıklar aramadan tamamlar.Bu tecrübeyi pek çok ülke yaşadı.Ama tüm insanlık değerlerine ihanetin çukuruna batmış PKK gibi bir örgütün bu hakkı kullanması, toplum vicdanından onay alabilir mi?Eski DEP milletvekili Orhan Doğan PKK'nın devamı olan Kongra-Gel'in başkanı Zübeyir Aydar ve arkadaşlarının seçimlere bağımsız aday olarak girmelerini, milletvekili olmalarını öneriyor.PKK varsa olmazDoğan öneride mi bulunuyor, yoksa halkın ve siyasetin nabzını mı yokluyor?Çünkü PKK'nın ömür boyu hapse hükümlü elebaşı Öcalan'dan talimat alan DTP de oylarını seçim barajı altında telef etmemek için aynı yöntemi kullanma hazırlığındadır.Milletvekillerini bağımsız olarak seçtirecekler, sonra meclise gidince grup oluşturacaklardır.Bir grup açıktan "Apo'nun adamları" olacak, ötekiler "uzaktan kumandalı gizli ortaklar" olacak ve bu anahtar, İngiltere ve İspanya'da olduğu gibi kilitlenmiş olan çözümün kapısını açacak! Kimse hayal görmesin. PKK üstünden çözüme yürümek, bir mevtayı diriltmek kadar zordur.Milletin bırakın bu örgütü affetmesini onu muhatap alacak bir iktidara katlanması bile düşünülemez.Kürt aydınları nerede?Bu örgüt Kürt kökenli vatandaşların da kâbusu oldu. Çocuklara bile acımadılar, yoksul yığınları yıllarca haraca kestiler, vermeyenleri öldürdüler, şiddetin çıkar yol olmadığını söyleyen yoldaşlarını kendi arkadaşlarına öldürttüler. Ve bunlan hâlâ yapıyorlar.DTP Başkanı Ahmet Türk, Saddam'dan kaçan Kürtlerin Türkiye'ye sığındıklarını, oysa Güneydoğu'da terör nedeniyle köylerini terk eden insanların başka bir ülkeye kaçmadığı hatırlatarak şöyle demişti:"Göçmek zorunda kalanlar İstanbul'a Mersin'e, Antalya'ya gittiler. Bu durum Kürk kökenli Türk vatandaşlarının burayı bir vatan olarak gördüklerinin ispatı değil midir?"Peki bu insanları, iplerini PKK'nın çektiği bir siyasetin kandınlmış piyonlan olarak kullanmaya devam etmek ayıp ve günah değil midir?Kürt sorunu, 3-5 çete başına siyasi ikbal sağlama bahanesi olamaz.Kürt aydınları, şiddeti ve etnik milliyetçiliği izole etmek olan tarihi sorumluluklarını daha çok gecikmeden sahiplenmek zorundadırlar.
Cumhurbaşkanı seçiminde yanlışa düşme ihtimali halkı tedirgin ediyor.VATAN'ın anketinde bu gerçeği, görme bozukluğu olanlar bile okuyabilir.Hiçbir yönlendirme olmadan, herhangi bir aday ismi zikredilmeden sorulmuş:"Sizce cumhurbaşkanı kim olmalı?"Cumhurbaşkanı Sezer, on puan fark atarak Başbakan Erdoğan'ın önünde birinci çıkıyor. Bu on puanlık fark 30'a 40 gibi bir üst basamakta değil; 12,8'e karşı 22,8...Yani Erdoğan Sezer'in yarısında kalıyor, Sezer Erdoğan'ı neredeyse katlıyor.Oyunu AKP'ye vereceğini söyleyen seçmenlerin bile yüzde 10,3'ü Çankaya'da Ahmet Necdet Sezer görmek istiyor.Bu insanlar Sezer'in ikinci kez seçilemeyeceğini elbette biliyorlar. Fırsattan yararlanarak yapmak istedikleri, iktidara bir model empoze etmek, Çankaya'ya verdiği önemi vurgulamaktır.Sezer'i kim yarattı?Düşünün ki Tayyip Erdoğan, partisinden daha yüksek oranda halk desteğine sahip bir liderdir fakat Cumhurbaşkanlığı yarışı söz konusu olduğunda hiçbir partinin hazır desteğine sahip bulunmayan Sezer'in yarı boyunda kalmaktadır.Bunun sebebini artık herkes biliyor:Millet Cumhurbaşkanlığı makamında çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil yeteneğine sahip bir devlet adamı görmek istiyor. Başbakan Erdoğan üslubunda ve ilişkilerinde siyasetçi kimliğini aşamadı.Türk halkı hükümette yapılan bir yanlışın telâfi edilebilir olduğunu düşünür ama Çankaya'da yapılacak yanlışın dönülemez olduğundan korkar.AKP iktidarı, cumhuriyetin kurumları ve değerleri ile kavgalı bir görüntü vermiş olmasa kadrolaşma çabaları bu kaygıları tahrik etmese Sezer bir yıl sonra sırasını savmış bir eski cumhurbaşkanı olurdu. Ama şimdi onu Atatürk'ün ve İnönü'nün halefi görenler vardır.Halk: Bana bırakınEvet, Sezer cumhuriyet değerlerine, laik rejime ve hukukun üstünlüğüne bağlılığını cesaretle kanıtlamış bir devlet adamı olarak saygıyı ve güveni hak etmiştir ama onu asıl yücelten kendisinden sonra gelecek cumhurbaşkanının getireceği risklerdir.Ne yapılabilir?Siyaset bu mesajları doğru algılar mı?Anket, halkın siyasetçiye güvenmediği için sorunu kendi çözmek istediğini, hatta bu konuda ısrarlı olduğunu belli ediyor. Ankete katılanların yüzde 76'sı "Cumhurbaşkanı'nı halk seçsin" demiştir. AKP'li seçmenin bile yüzde 64,6'sı aynı fikirdedir.Çünkü destekledikleri partinin lider kadrosunun, ellerine geçen fırsatı ganimet bileceklerinden, Çankaya'ya doğru adamı gönderemeyeceklerinden korkmaktadırlar.Cumhurbaşkanını seçtikten altı ay sonra genel seçim yapılacağını bile bile iktidar halkın dikine gitmeyi göze alabilir mi?Bilemeyiz. Bu biraz da AKP'nin Çankaya'yı niçin istediğine bakar.