Kenetlenmiş ellerini havaya kaldırmış siyasi liderleri TV'de görünce ben de ellerimi kaldırdım.Tabii "pes" demek anlamında teslim olmak anlamında!Başbakan ile muhalefet liderinin "bozguncu" görünmemek uğruna kerhen bile olsa el ele tutuşmaları sevindiricidir.Nitekim Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin (TOBB) olaya tanık olan 2 bini aşkın üyesi içinde duygulanıp ağlayanlar olmuştur.Kolay değil, cehennem azabı gibi günler geçirdik.Bir yüksek mahkememiz, verdiği türban kararı yüzünden katliam girişimine hedef oldu.Muhalefet lideri "siyasete kan bulaştı" dedi ve suçlunun iktidar olduğunu iddia etti.Başbakan olayın hükümete yönelik bir komplo olduğunu savunup CHP'yi bu komplonun içinde olmakla suçlayacak kadar ileri gitti.Gerçek barışDanıştay'a saldırının tahribatı sadece moral cephede kalmamış ekonomiyi de etkilemiştir. Bir hafta içinde borsa yüzde 4,56 düşerken dolar yüzde 4 daha yükselmiş, Hazine bir önceki ihaleye göre geçen hafta yüzde 2,2 daha pahalıya borçlanabilmiştir.Konut kredisi faizleri arttığı için tüketici kitlesinin zararı da büyük olmuştur. Örneğin 20 yıl vadeli 100 bin YTL kredi alan vatandaşın maliyeti son iki haftada faiz yüzünden 40 bin YTL artmıştır. Gerginliğin ağır bedeli ortada dururken bu barışmanın çağrıştırdığı umutları kendimize elbette çok görmeyelim.Kabul ama şu şartla:Gerçek bir barış olsun, yine kandırılmayalım!Eğer liderleri "horon tepen uşaklar" görüntüsüne sokan sebep, l milyon 200 bin firmanın üyesi olduğu dev bir kitle örgütü gözünde "oyun bozan" durumuna düşmemek ise sadece kendimizi kandırmış oluruz.Sınıfın önünde öğretmen zoru ile kucaklaştırılan çocuklar, ilk teneffüste yine kavgaya tutuşacaklardır.Neyi kutluyoruz?Liderlere "niçin kavga ettiniz" diye sormaktan vazgeçtik, ama iki gün öncesine kadar birbirlerini ihanet ölçeğinde suçlamalarına sebep olan çatışma konularından hangisinde uzlaşma sağladılar ki kenetlenmiş ellerini havalara kaldırdılar?Sevinebilmek için bu soruya doğru dürüst bir cevap duymak istemeye hakkımız vardır.Kongrede, doğruluğuna kefil olacağım iki mesaj dikkatimi çekti:Başbakan "Ekonomide elde ettiğimiz tüm kazanımların siyasetin kör dövüşünde heba edilmesi bu ülkeye de bu millete de haksızlık olur" dedi.TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu ise "demokratik, laik, sosyal hukuk devleti yapısının tartışılmaz değerler" olduğunu ifade etti.Hisarcıklıoğlu'nun dediğini Başbakan söyleseydi, el ele tutuşmuş liderler görmekten daha mutlu olurdum!
Başbakan, türban sözü geçince tepesi atan bir terminatöre benziyor.Gözü bir şey görmüyor.Almanya gezisine yine bir türban skandali damgasını vurdu.Berlin'de vatandaşlarla buluştuğunda türbanlı bir kadının "Pasaport için konsolosluğa gittiğimde saçlarımı babaannemlerinki gibi bağlamamı, saçların biraz görünmesini istiyorlar" demesi üzerine Başbakan Erdoğan'ın Kasımpaşalı damarı yine birden kabardı.Büyükelçi İrtemçelik'e bu muamelenin sorumlusuymuş gibi davranan Başbakan o sırada bir büyük hata daha yapü.Meselenin türbanlıları konsolosluğa almamakla ilgisi olmadığını, pasaport fotoğrafı genelgesi ile ilgili olduğunu anlatmaya çalışan Büyükelçi'yi dinleyecek yerde onu yuhalamaya başlayan kalabalığın tepkisini sömürmeyi daha kazançlı görmüş olmalı ki, paylayan bir tonda şunu dedi:O genelgeyi..."Türkiye Cumhuriyeti'nin büyükelçiliğine benim vatandaşım bu kıyafetiyle girer. O genelgeyi göreceğim, çözümünü de burada emredeceğim inşallah!"Tayyip Erdoğan, yabancı bir ülkede büyükelçisini yuhalatan ilk Başbakanolmuştur!O, türban yüzünden AİHM'yi eleştiren ilk başbakan unvanını da almıştı daha önce.Mahkemenin Türkiye lehine verdiği karara karşıçıkmış "Hakimler bu işten anlamaz; ulemaya sorun" demişti.Başbakan daha kontrollü olmalıdır. Barut gibi hali, Cumhurbaşkanı olmak isteyeceği tahminleriyle birleştiğinde daha da korkutucu olmaktadır.Devletle ve kuralları ile çatışmaktan ne menfaat beklediğini bilmiyoruz ama vatandaşlarla da sık sık karşı karşıya geliyor. Aynı toplantıda İslâmî holdinglere para kaptıran bir gurbetçiyi "buraya provokasyona mı geldiniz?" diye azarlayarak pişman etmesi büyük haksızlık...Başbakan ticarette hep kazandığı için bu şanssızlığa uğrayanların halinden anlamayan biri olabilir. Ama anlasın artık, her şikâyet edene "Al ananı git" türü tepkiler göstermesin.Büyükelçi kalmazŞimdi ne olacak? Başbakan'ın payladığı, huzurunda yuhalattığı bir büyükelçi bulunduğu yabancı ülkede görev yapamaz.Saygınlığı ile beraber temsil yeteneğini de kaybetmiştir çünkü.Büyükelçi İrtemçelik ilkeli ve onurlu bir devlet adamıdır. Başbakan Ecevit'le ters düştüğü için bakanlıktan istifa etmiş, "kabile demokrasisi şartlarına katlanamayacağını" belirtip şu ümide bağlanmıştı:"Türkiye bu töhmetin altında kalmayacak, kendisini bu kadar küçümseyenleri de ardında bırakarak aşacaktır."Hayatin cilvesine bakın.."Beterin de beteri varmış" dersini alan Büyükelçi İrtemçelik herhalde bir istifa daha yazacaktır!
Başbakan'ın derin devlet iması içeren çete iddiaları için CHP lideri "ıvır zıvır" demişti.Başbakan dün Almanya'ya giderken "Danıştay'a saldırıda iktidarın da katkısı olduğu" nu söyleyen CHP liderine aynı sözlerle cevap verdi: "Herhalde o da bir ıvır zıvır!"Ortada cumhuriyetin temel kurumlarından birine yönelmiş alçakça bir saldırı var. Üzerinde bir haftadır konuşuyor ama bir yere varamıyoruz. Neden?Çünkü baskın çabalar olayı aydınlatmayı değil, iki karşıt siyasi kanadın birbirlerini batırmalarını hedefliyor.Aradığımız hayati önemdeki cevaplar yanında liderlerin takıntıları ıvır zıvır düzeyinde kalmakta ve bu durum onları halkın gözünde "Ivır Zıvır Liderler" kalitesine düşürmektedir.CHP'li Halûk Koç dün sarsıcı bir hatırlatmada bulundu:"Danıştay'daki saldırıyla ilgili soruşturmayı cumhuriyet savcısı mı yoksa Başbakan eliyle hükümet mi yürütüyor?"Kamuoyu öylesine dehşet verici senaryoların pençesine atılmıştır ki soruşturmanın gizliliği kuralına saygı gösterilmesi şartını pek az insan önemsemektedir. Büyük ihtimalle bu hatırlatma CHP aleyhine kullanılacak, "halkın bilgilenmesini istemiyorlar" diyeceklerdir.Eski Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk dün komplo tezlerine farklı boyutta bir katkı yaptı. Cindoruk'a göre ancak yabancı bir gizli servis eliyle düzenlenebilecek mükemmellikte bir komplo ile karşı karşıyayız."Bunca yıllık deneyimim ve hislerimle söyleyebilirim ki bu kadar kusursuz bir planı Türkiye'de hazırlayıp eylem planına sokacak örgüt yoktur" dedi.Tecrübeli siyasetçiye göre Türkiye'nin siyasi ve ekonomik gücü artıyor. Bölgedeki etkinliğimizi azaltmak ve ülkenin birliğini zayıflatmak amacıyla bu provokasyon örgütlenmiş, şeytanın aklına gelmeyecek bir tetikçi bulunmuş ve amaç gerçekleştirilmiştir.Cindoruk'a göre "yabancı servis" ihtimali en az diğerleri kadar ciddiye alınmalıdır.Bizce de bunun mahzuru yok.Ivır zıvırın yarattığı bölücü etkileri düşünürsek yararlı bile olabilir!Kucaklama sırasıCHP lideri Baykal "sine-i millete dönme" fikrinden döndü.Böyle bir hareketin şartlarını hazırlamanın zorluğunu gördü herhalde. En az bir milyon insanın talebini örgütleyeceksin, sonra onları eyleme geçireceksin... Gözü korkmuş olmalı ki gündeminden düşürdü bu olayı.Onun yerine başka bir yaratıcılık sahne almış durumda:Baykal, demokratik cumhuriyeti ve laikliği benimseyen toplumun bütün kesimlerine, "merkez sağda siyaset yapmış, hatta muhafazakâr kimliği de olan" herkese CHP'nin kapılarını açacaklarını söylüyor."Türkiye'ye sahip çıkma temelinde herkesi kucaklayacağız" diyor.Şey... Bozguncunun biri çıkar da "Sen önce partiden kovduğun ve kaçırdığın CHPlileri kucaklamayı öğren" derse ne cevap verecek?
Tüpraş'ın yüzde 14.76'lık hissesinin İsrailli iş adamı Ofer'e satışını İdare Mahkemesi iptal etti.Bu karar, iktidara gelince padişah yetkilerine sahip olduklarını zanneden acemi siyasetçiler dışında kimse için sürpriz olmamıştır.İdare Mahkemesi'nin ortaya koyduğu iptal gerekçelerini sekiz ay önce VATAN, satışın usul ve ahlâk seyrine bakarak yazmıştı.Mahkeme satışın gizli yapılmasını "aleniyet ilkesine ve rekabet kurallarına aykırı" bulmuştur.Yine mahkemeye göre Tüpraş hisseleri o tarihte 20.09 YTL'ye satılabilecekken Ofer'e 15.40 YTL'den devredilmiştir.Kararı Danıştay da onaylarsa Özelleştirme İdaresi'nin, o tarihte ödediği 446 milyon doları Ofer'e vererek hisseleri ondan geri almak isteyeceği belirtiliyor.Hisseler elinde duruyor olsa bile Ofer bu çağrıya uyar mı?Hisseleri elinden çıkardıysa, borsadan tekrar toplar mı?Geçen yıl devletten 446 milyon dolara aldığı hisseleri şimdi borsadan toplamak, bugünkü fiyatla Ofer'e 582 milyon dolara mal olacaktır. Acaba geceyarıları buluşup görüşecek kadar kendisine yakınlık gösteren Başbakan ve Maliye Bakanı'nı kurtarmak için 136 milyon doları feda edecek midir?Aslında bu 136 milyon dolar milletin parasıdır. Ama şu anda Ofer'in kazanç hanesinde durması onun ayıbı mı? Değil... Bir iş yapmış ve kazanmıştır.Her durumda kaybeden Türkiye olacaktır.İptal kararı uluslararası piyasalarda Türkiye ile iş yapmanın risk primini büyüteceği için Ofer hisseleri geri verse de, üstüne yatsa da faturayı millet ödeyecektir.Bu haksızlık, bu sorumsuzluk ne zaman sona erecek diye soracak olursanız...Siyasetin hukuk ve ahlâk algılamasında bir mucize beklemediğimize göre iki zayıf ihtimal var:Ya balık kavağa çıkınca veya milletvekili dokunulmazlıkları kalkınca!Reform ümidiBaşbakan'ın dünkü grup konuşmasını izleyenler fark etmiştir...Hamasi dokusu hayli yüksek olan uzun konuşma en çok alkışı, erken seçimle ilgili bölümünde aldı."Bizden erken seçim kararı bekleyenler boşuna heveslenmesinler. Türkiye'nin erken seçim derdi yoktur" deyince AKP milletvekilleri "Türkiye seninle gurur duyuyor" diye bağırarak liderlerini ayakta uzun süre alkışladılar.Bu görüntü bazı çevrelerde AKP'nin sanılanın aksine seçimden dehşetli korktuğunun delili gibi algılandı. Ama bu değerlendirme hatalıdır.Anketler iktidar partisinin bir erken seçimde eski gücü ile tekrar geleceğini gösteriyor. Yani korkan, birey olarak milletvekilleri olabilir ama parti tüzel kişiliği olamaz.Milletvekillerini korkutan da, aday listelerini ve sıralamayı yapan liderin kendilerini seçip seçmeyeceğinden ve şanslı bir sıraya koyup koymayacağından emin olmamalarıdır.Bu korkuyu hayırlı bir sonuç almanın motoru olarak kullanmak mümkün olabilir mi acaba?Adayları belirleme yetkisini liderden alıp parti üyelerine devreden gerçek bir demokratik reform ne iyi olur!
Her şey o kadar açık ve basit ki, insan şüpheye düşüyor.Olayların ve ilişkilerin kurgusu en durgun zekâlı insanları bile çarçabuk karara götürecek basitlikler taşıyor.Meselâ Danıştay'da katliam girişiminde bulunan avukatın kurşun sıktığı hakimleri hedef gösteren gazete kupürü, Cumhuriyet Gazetesi'nin bombalanmasıyla ilgili haber, kimlik kartları ve daha bir çok delil adeta ona yapıştırılmış gibi yanında geziyor.Galiba eylem sırasında vurulup ölürse, niyeti ve mensubiyeti konusunda kimse şüpheye düşmesin istenmiş!Soruşturma sırasında "özel ordu" denilebilecek türden, vatan kurtarıcı görüntü ile yalıtılmış mafya bozuntusu yapılar ortaya çıkmış durumda. Ne iştir demeyin, bu haberler, kafalarımızda uyuyan "derin devlet" şüphesini ayağa kaldırmaya yarıyor.İpin ucu kimin elinde?Katil avukatın, ordudan atılmış bir yüzbaşı ile ilişkisi bu sırada açığa vuruluyor. Eski yüzbaşı aranırken iki asker arkadaşı onu yine "tam zamanında" hastane acil servisine bırakıyor.Meğer kendisine komplo kuran "şerefsiz" in iftirasını hazmedememiş, intihara kalkışmış, fakat becerememiş!Oysa "şerefsiz" onu suçlamıyor "Türban kararına kızmıştım. Olaya kendim karar verdim. Muzaffer Tekin'in (eski yüzbaşı) olayla kesinlikle ilgisi yok" diyor.Toplumu saran hissiyat şudur: Türkiye'yi yerinden oynatan bir olay yaşadık. Mesele sanıldığı kadar basit olamaz. Nitekim Emniyet Genel Müdürü dün "Örgütsel bir oluşumun var olduğu saptanmış, mensupları yakalanmıştır" dedi.Peki ama komplo hangi derin bağlantı ile yukarı irtibatlanıyor? İpin ucu kimin elinde?Bunun cevabı yoktur.Oysa Devlet Bakanı Şahin daha ilk gün ne demişti:"Bekleyin, çok kısa sürede olayın neden yapıldığı ve arkasında kimler olduğu ortaya çıkarılacaktır. Bir takım sürprizlere de hazır olun!"Ayrı sorumluluklar varTerör olayları üstünden siyaset yapmamak lâzım. Çünkü terör sahnesinde çoğu zaman yumaklar çözdükçe dolaşır.Yani bazılarının temenni ettiği "derin komplo" ihtimali ile bu uğursuz saldırının, kendinde misyon vehmeden bir kaçık tarafından gerçekleştirilmiş olduğu ihtimali, gerçeğe aynı uzaklıktadır..Yanılgımız şurada: Bilmeceyi temennilerimizle çözüyor, suçlu ve mağdur çıkarıyoruz. Oysa işini bilen, dürüst ve cesur yargıç ve savcıların önemi burada kendini belli ediyor.Yargıdan adaleti süratle sağlayacak kahramanlık bekliyoruz. Bir de asıl iktidardan beklentilerimiz var.Başbakan "Biz İslamcı parti değiliz" diyor ama eylem ve beyanları onu doğrulamıyor.Yargı sonuna kadar gitsin ve suçlulara cezalarını versin.Ama bu tür demokrasi ve insanlık dışı eylemler için pusuda bekleyenlere fırsat vermemek, rejimin geleceği konusunda korkular uyandırmamak ve Anayasal sigortalan bile tartışma konusu yapmamak...Bunlar her durumda siyasi iktidarın sorumluluğu değil midir?
Kömür madeninde iş aramak ekmek ve onur kavgasının son hamlesi olabilir.Yakalanan hızlı ekonomik büyüme fırsatını türban takıntısı ve laikliğe dost olmayan tutumlarla ziyan eden AKP'li milletvekillerini ve kabine üyelerini, imkân olsa da Zonguldak'a götürebilsek.Yüzlerce metre derinde kazma kürek sallayarak 30 YTL günlük ücret almak için birbirleriyle yarışan 41 bin gençle konuşturabilsek onları.Belki utanırlar, ülkeye zarar verdiklerini görerek belki uyanırlar.Taşkömürü Kurumu'nun 17 yerde yaptığı seçmeler, Orta Çağın köle pazarlarını hatırlatıyor. Maden direğini bükülmeden taşıyanlar, hele avuçları nasırlı olanlar avantaj elde ediyorlar.Okumuş olmanın fark yaratmadığı bir yarış bu. Buna rağmen 40 bin adayın 14 bini lise, 738'i üniversite bitirmiş gençler. Ve her 40 kişiden sadece biri işe alınacak.İşimiz kolay değilDün Türkiye İstatistik Kurumu'nun üç aylık istihdam rakamları açıklandı.Ülke ekonomisi bir yılda yüzde 7,6 büyüdüğü halde işsizlik ne yazık ki geçen yılın aynı dönemine göre binde iki artarak yüzde 11,9'a yükselmiş.Ekonomik büyüme elbette sanayi ve hizmetler sektöründe yeni iş imkânları yaratmıştır ama AB sürecinin de etkilediği değişim kırsaldan kentlere göçü hızlandırdığı için ekonomik büyüme şehirlerde işsizlik baskısını hafifletmemiştir.Kentlerde iş bulanlardan daha fazla bir nüfus köylerden buralara akmıştır. Ve böylelikle kentlerdeki işsizlik ülke ortalamasının üstüne, yüzde 13,9'a çıkmıştır.Daha önemlisi, işsizliğin genç nüfusta daha yaygın olarak yaşanmasıdır.Her 5 gencinden birinin işsiz olduğu bir toplumun sürüklendiği tehlikeleri, kentlerin asayiş istatistikleri haber veriyor. Bir siren sesi eksik.Günahkâr siyasetİşsizlik sosyal devleti, siyasal ve ahlâki değerleri tehdit ediyor, zaten dengesiz olan gelir dağılımını daha beter bozuyor. Açlık ve yoksulluk sınırında 18 milyondan çok insan yaşıyor.Ülkenin daha hızlı kalkınmaya, daha kaliteli ve yaygın eğitime ihtiyacı var. Bir de nüfus artışını kontrol etmeye.İşsizlik ve yoksulluk, Türk toplumunun kimliğini ve değerlerini eriten, öğüten en ciddi hastalıktır. Çünkü bölücülük ve irtica, taraftarlarını yoksulluk ve umutsuzluk tarlalarından toplayacaktır.Bölücülük ve irtica, yoksul ve eğitimsiz yığınlara bu yüzden çoğalmayı öneriyor. Çünkü iki tehlike de ekonomik büyümenin yetişemeyeceği hızda bir nüfus artışı ile sistemi çökertmek üstüne oynuyor.Bir ülkenin siyasetçileri bu kadar kör olabilir mi?
Terör ve İslâm kavramları yan yana gelirse bundan siyasi olarak zarar görecekleri korkusu AKP'de sabit fikir oldu.Her şiddet olayına bu açıdan yaklaşmak kendilerini koruyor mu, yoksa gereksiz yere şüphe gölgelerinin içine çekerek zarar mı veriyor; iyi düşünmeliler.Meselâ Danıştay'ın basıldığı gün her yer toz duman iken Meclis Başkanı Arınç aynı refleksle erken konuşarak hataya düştü.Ona göre saldırganı katliam girişimine yönlendiren sebep 2. Daire'nin verdiği türban kararı olamazdı. Çünkü o karara muhalefet şerhi koyan üye de vurulanlar arasındaydı.Meclis Başkanı Arınç'a göre "Bu saldırgan o karardan infial duyarak bu karara imza atanlara karşı eylem yapmayı düşünmüşse, karara muhalif kalan birine silâhını boşaltmaması gerekir" di.Ama yanıldı. Katil eylemci avukat Alparslan Arslan, Danıştay üyelerini verdikleri türban karan nedeniyle hedef aldığını itiraf etti.Çevir kazı yanmasınİktidarın resmi ve gönüllü sözcüleri bu defa saldırganla çevresinin yansıttığı aşın milliyetçi renklere bakarak "derin devlet komplosu" senaryoları üretmeye başladılar.Bu manevranın şu kolaylığı var:Türkiye'de devleti hedef almanın iddia sahiplerine yüklediği bir ispat mecburiyeti bulunmuyor. Tersine derin devlet üstüne şüpheler üretmek, kişileri ucuz yoldan demokrat bile yapıyor. Bu fırsattan yalnız dinciler değil, zaman tünelinde kalmış solcular da yararlanıyor.Danıştay üyesi Ayfer Özdemir'in dün hastane çıkışında söyledikleri Meclis Başkanı Arınç üstünde ne etki yaptı merak ediyorum.Bileğine kurşun isabet eden Ayfer Özdemir belli ki tedavisi süresince hakkında üretilen yakıştırmalara çok üzülmüş.Önündeki meslek hayatında tarafsızlığına şüphe düşürmek pahasına şunu dedi:Laiklik dini de korur"Kullandığım azlık oyunu bazı siyasi çevrelerin çarpıtarak çıkarları doğrultusunda kullanmalarından rahatsızlık duyuyorum. Azlık oyum türban taraftan olduğum anlamını asla taşımıyor..Cumhuriyet düşmanları beni kendilerinden tarafmışım gibi göstermesinler. Attıkları kurşun beni öldürmedi ama bu öldürür."Müslümanlara ve Müslümanlığa dair her şeye doğru-yanlış ayrımı yapmadan sahip çıkma iddiasının risklerini iktidar partisi şu son olayda umarız ki görmüştür.Halkının neredeyse yüzde 99'u Müslüman diye din istismarı ile AKP'nin oyunu 99'a çıkarabileceğini sananlar mı var?Bilinmeli ki böyle bir zihniyet olsa olsa partiyi radikal çekirdeği oluşturan küçük oranlara doğru geriletebilir.Müslümanlık dünyada en özgür ve mutlu yaşamı Türkiye'de buluyor. Bu farkı da sadece laik-demokratik rejim farkı yaratıyor.Kendiliğinden Anıtkabir'e yürüyen kalabalıklar, halkın sahip olduğu değerin bilincinde olduğunu kanıtlamıştır.Bu durum AKP'yi endişeye değil, rotasında düzeltme yapmaya götürmelidir.
Gerginliğin bir an önce aşılması gerektiğini savunan görüşler yerden göğe haklıdır.Bu yüzden uğradığımız moral kayıplar ve ekonomik zararlar tek kelime ile ayıptır. En kısa zamanda kurtulmalıyız ama nasıl?Öncelikle rejimin temelini dinamitlemek isteyen bu hain saldırı hiç bir karanlık noktası kalmadan aydınlatılmalı, tetikçiler ve onları yönlendiren ihanet patronajı en ağır cezalara çarptırılmalıdır.Suçluların yakalanmış olması gerginliği aşma sorununun yansını çözüyor.Öteki yarısı, toplumun rejimle ilgili kaygılarını dağıtmak ve yerine güven duygusunu yerleştirmektir.Onun yolunu da dün Mısır'a giderken Başbakan söyledi:"Biz varsa yoksa demokrasimizi daha güçlü hale getirmenin, laikliği ve hukuku daha güçlü hale getirmenin gayreti içinde olmalıyız."Lâf altında kalmazBaşbakan bu gayreti kimden istiyor?Eğer çağrısına olumlu bir karşılık almak istiyorsa bu gayreti herkesten önce kendilerinin sahiplendiklerini kanıtlamaları gerekir.Başbakan halâ Kasımpaşalı refleksi ile lâf altında kalmayacağını gösterme gayreti içinde hata yapmaya devam ediyor.Dünkü mesajı doğrudur ama kendilerini "sütten çıkmış kaşık" gösterme inadı inandırıcılığını yok ediyor. Boşuna zorlamasın, sağduyu sahiplerini iktidarın mağdur olduğuna inandıramaz. Türban ve imam hatip ekseninde biriken gerilimin kanlı bir patlamaya kadar tırmanmasında iktidarın günahı ve suçu vardır.Bunu inkâr ederek uzlaşma olmaz, gerilim kalkmaz. Çünkü öyle bir durumda "Laikliği güçlendirme gayreti içinde olmalıyız" sözlerinin hiç bir değeri kalmayacaktır.İmam hatiplerle ilgili karar üzerine Danıştay'a 12 Şubat'ta ne dediğini Başbakan hatırlasın: "Efendi!.. Bu senin değil Diyanet'in işi. Herkes yerini bilmeli."Yargı kararlan eleştirilebilir ama Başbakan'ın yaptığı eleştiri değil, Danıştay'ın varlığını inkâr etmektir, elinden gelse yok etme isteğini açığa vurmaktır.Kriz yönetimi sıfırGenelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök Danıştay'a saldırı sonrasında yükselen toplumsal tepki için "Bir tek olaya reaksiyon olarak kalmamalı, daimilik kazanmalı" demişti.Başbakan bu söze alınmış.Dün "Geleceğe yönelik olarak bu tür eylem ve tepki içerisinde olmayı beklemek, bunlara yönelik tavsiyelerde bulunmak asla doğru bir yaklaşım değildir" dedi.Keşke makamına çağırıp bize duyurmadan yüzüne söyleseydi bunları. Belki gereksiz bir alınganlığa kapıldığını anlardı. Çünkü bizce Orgeneral Özkök'ün muradı, süreklilik kazanmış bir toplumsal sahiplik şuuru ile cumhuriyetin korunduğunu görebilmektir.Daha demokratik olan böyle bir sigorta hem rejimi, hem askeri korur çünkü.Genelkurmay Başkanı'na bile paylama tonunda ve medya aracılığı ile cevap yollayan bir yönetim anlayışı tansiyonu düşürebilir mi? Gerginlik istemiyorsa Başbakan üslubunu değiştirmeli, özeleştirinin erdeminden yararlanmayı bilmelidir.