Her şey o kadar açık ve basit ki, insan şüpheye düşüyor.
Olayların ve ilişkilerin kurgusu en durgun zekâlı insanları bile çarçabuk karara götürecek basitlikler taşıyor.
Meselâ Danıştay'da katliam girişiminde bulunan avukatın kurşun sıktığı hakimleri hedef gösteren gazete kupürü, Cumhuriyet Gazetesi'nin bombalanmasıyla ilgili haber, kimlik kartları ve daha bir çok delil adeta ona yapıştırılmış gibi yanında geziyor.
Galiba eylem sırasında vurulup ölürse, niyeti ve mensubiyeti konusunda kimse şüpheye düşmesin istenmiş!
Soruşturma sırasında "özel ordu" denilebilecek türden, vatan kurtarıcı görüntü ile yalıtılmış mafya bozuntusu yapılar ortaya çıkmış durumda. Ne iştir demeyin, bu haberler, kafalarımızda uyuyan "derin devlet" şüphesini ayağa kaldırmaya yarıyor.
İpin ucu kimin elinde?
Katil avukatın, ordudan atılmış bir yüzbaşı ile ilişkisi bu sırada açığa vuruluyor. Eski yüzbaşı aranırken iki asker arkadaşı onu yine "tam zamanında" hastane acil servisine bırakıyor.
Meğer kendisine komplo kuran "şerefsiz" in iftirasını hazmedememiş, intihara kalkışmış, fakat becerememiş!
Oysa "şerefsiz" onu suçlamıyor "Türban kararına kızmıştım. Olaya kendim karar verdim. Muzaffer Tekin'in (eski yüzbaşı) olayla kesinlikle ilgisi yok" diyor.
Toplumu saran hissiyat şudur: Türkiye'yi yerinden oynatan bir olay yaşadık. Mesele sanıldığı kadar basit olamaz.
Nitekim Emniyet Genel Müdürü dün "Örgütsel bir oluşumun var olduğu saptanmış, mensupları yakalanmıştır" dedi.
Peki ama komplo hangi derin bağlantı ile yukarı irtibatlanıyor? İpin ucu kimin elinde?
Bunun cevabı yoktur.
Oysa Devlet Bakanı Şahin daha ilk gün ne demişti:
"Bekleyin, çok kısa sürede olayın neden yapıldığı ve arkasında kimler olduğu ortaya çıkarılacaktır. Bir takım sürprizlere de hazır olun!"
Ayrı sorumluluklar var
Terör olayları üstünden siyaset yapmamak lâzım. Çünkü terör sahnesinde çoğu zaman yumaklar çözdükçe dolaşır.
Yani bazılarının temenni ettiği "derin komplo" ihtimali ile bu uğursuz saldırının, kendinde misyon vehmeden bir kaçık tarafından gerçekleştirilmiş olduğu ihtimali, gerçeğe aynı uzaklıktadır..
Yanılgımız şurada: Bilmeceyi temennilerimizle çözüyor, suçlu ve mağdur çıkarıyoruz. Oysa işini bilen, dürüst ve cesur yargıç ve savcıların önemi burada kendini belli ediyor.
Yargıdan adaleti süratle sağlayacak kahramanlık bekliyoruz. Bir de asıl iktidardan beklentilerimiz var.
Başbakan "Biz İslamcı parti değiliz" diyor ama eylem ve beyanları onu doğrulamıyor.
Yargı sonuna kadar gitsin ve suçlulara cezalarını versin.
Ama bu tür demokrasi ve insanlık dışı eylemler için pusuda bekleyenlere fırsat vermemek, rejimin geleceği konusunda korkular uyandırmamak ve Anayasal sigortalan bile tartışma konusu yapmamak...
Bunlar her durumda siyasi iktidarın sorumluluğu değil midir?
Terör böyledir
Her şey o kadar açık ve basit ki, insan şüpheye düşüyor. Olayların ve ilişkilerin kurgusu en durgun zekâlı insanları bile çarçabuk karara götürecek basitlikler taşıyor...
Haberin Devamı

