Rumların yarattığı küçük kriz aşıldı ve AB yolunda bir viraj daha dönüldü.
Müzakerelerin fiilen başlaması önemli bir aşamadır ama 35 başlık var; her defasında aynı gerginlikleri yaşatacaksa yandık demektir.
Çünkü bu havanın körükleyeceği duygular halkı AB fikrinden uzaklaştırabilir.
İktidar son olayın doğru bir tahlilini yapmalı ve uzun yıllar yaşanacağı anlaşılan Rumlarla ilgili sorunlara karşı tavrını belirlemelidir.
Başbakan dün, "müzakere süreci gölgelenirse ne yaparız" sorusuna "Yeni politikalar üretiriz; problem değil" cevabını verdi.
Meselâ en başta bu hatayı yapmamak gerekiyor. Hükümet AB hedefinden kolaylıkla vazgeçebileceği havasını, politik gösteri amacıyla dahi olsa uyandırmamalıdır.
Türkiye bu küçük ülkenin taleplerinden ve yarattığı krizlerden aşırı etkileniyor görüntüsü verirse zarar eder.
Rum yönetimi Türkiye'nin değil AB'nin sorunu olarak görülmeli ve öyle gösterilmelidir. Bu söylenecekse, uçak Esenboğa'da AB'den gelecek haberi bekler durumda iken Ankara'da söylenmemeli, bizi bekleyen zeminlerde muhataplarının yüzlerine söylenmelidir.
Hatalı çıkışlar, AB'nin Rumların uyumsuzluğundan bıkma süresini kısaltmaz, uzatır çünkü.
Siyasette yargılan algılamaların oluşturduğunu da unutmayalım.
Başbakan istediği kadar heyecan kaybetmediğimizi söylesin; Avrupa kurumlan bir yana kendi sivil toplum kuruluşlarımız bile aynı teşhisten hareketle reform sürecinin yavaşladığı uyansını yapmıyorlar mı?
Ve son nokta... AKP popülizmin cazibesine kapılmamalıdır. Seçim yaklaşırken bu tuzağa düşeceği endişesini uyandıran işaretler çoğalıyor. Aman dikkat!
Girecekleri riskin maliyeti hakkında bir fikir edinmek istiyorlarsa emekli Büyükelçi Temel İskit'in şu iki uyansını hiç unutmamalıdırlar:
AKP Avrupa Birliği projesini sürdürmezse iktidarı kaybeder!
Türkiye AB'den vazgeçerse parçalanır!
Kötü emanetçi...
Hani "Bir yaşıma daha girdim" derler.
Aileden Sorumlu Bakan Nimet Çubukçu bu tecrübeyi bize yaşattı.
Çubukçu dün Amasya'da kayıp çocukların sayısı ile ilgili soruları cevaplarken şaşırtıcı şeyler söyledi:
"Bugünden yarına değişiyor rakamlar. Bugün kayıtlı gözüküyor, iki gün sonra çocuk kaçıyor. Türkiye genelinde ortalama olarak bu rakam 600-900 arasında değişiyor."
Bir toplumun yönetim kalitesini, insanla ilgili rakamların "küsurat" derecesi belirler.
Bir çocuğun kaybolması bir ülkeyi günler boyu uykusuz bırakabilir, sorumlu idarecileri yerinden edebilir. Ama bugün Türkiye'de kayıp çocuklar 600-700 bile değil 600-900 diye sayılaştırılıyor. Üstelik bu rezaleti bir bakan yaratıyor.
Sayıların makası açıldıkça insana, çocuğa verilen değer, sevgi küçülür.
Başbakan iki sene kadar önce "Allah ne verdiyse çoğalın" demişti.
Şaşmamak lâzım, o zihniyetten işte böyle bir çocuk politikası üremiştir.
Soyulan müzeler ve eleğe dönmüş çocuk yuvalan.
Bu iktidar "kutsal emanetler" listesini genişletmeyi öğrensin artık!
Bu da bir ders
Rumların yarattığı küçük kriz aşıldı ve AB yolunda bir viraj daha dönüldü. Müzakerelerin fiilen başlaması önemli bir aşamadır ama 35 başlık var; her defasında aynı gerginlikleri yaşatacaksa yandık demektir
Haberin Devamı

