Medyanın su aldığı çeşmeden koli basili akıyor...
Adalet Bakanı Çiçek'in bu sözüne mim koymak lâzım.
Eğer ayrıntılar üstündeki didişmeler yüzünden büyük davayı kaybedersek, başarısızlığımızın gerekçesi olarak tarihe herhalde bu cümle geçecektir.
Cemil Çiçek dün telefonda şöyle diyordu:
"TV'leri izlerken hayrete düşüyorum. Olaylar konusunda söylenen sözlerin yüzde 90'ı bilgiye dayanmıyor."
Ne demektir bu?
Üretilen itham ve hükümler, somut bilgilere dayanmadığına göre siyasi ve ideolojik çıkar hesaplarından besleniyor demektir.
Herkes savcı gibi
Hukukun üstünlüğüne dayanan köklü demokrasiler böyle tehlikeler yaşamıyor.
Hazırlık soruşturmasının gizliliğine dayalı ilke oralarda arızasız işliyor. Batı'da her 100 soruşturma dosyasından 90'ının mahkumiyetle sonuçlanması bundandır.
Çünkü gizlilik, suç ilişkilerinin açığa çıkarılmasını kolaylaştırmaktadır.
Gizlilik ihlâl edilirse ne oluyor? Onun cevabı bizde: Sevkedilen her 100 suç dosyasından 48'i beraatle son buluyor.
Türkiye'nin asıl sorunu, kriminal olayları siyasi yargılar yoluyla çözme yanılgısını aşamamaktır. Her olayda siyasetçiler adeta savcılara iddianame empoze etmeye çalışıyorlar. Onları yansıtan medya da bu etkiyi katmerlendiriyor.
Van Rektörü'nün tutuklanması ile başlayıp Şemdinli'de başka bir fay hattına atlayan sonra çetelerle tırmanıp Danıştay'da tavana vuran olaylarla ilgili soruşturmaların her biri başlı başına hukuk cinayetleridir.
Son çete önceki gün ortaya çıkarıldı.
Operasyonun üstünden iki saat geçmeden çetede kaç asker bulunduğu ve hangi silah ve patlayıcılara sahip oldukları bilgileri, Başbakan'a yönelik suikast hazırlığını da delillendiren krokiler ekinde ve "sarı zarflar içinde medyaya servis edildi.
Karanlığın çaresi
Kural dışı iktidar değişikliklerinin yaşandığı karanlık bir geçmişe sahibiz.
Yazık ki Ankara yönlendirme ve kışkırtma amaçlı yanıltıcı bilgilerin karanlığını bugün de yoğun olarak yaşamaktadır.
Derin devlet bağlantılı çetelerin varlığına kitleyi inandırma amaçlı kampanya işe yaramış, halkın psikolojisi ve piyasaların dengeleri bozulmuştur.
Ama düşünmek lâzım. Endişeleri körükleyerek, yargının alanına girerek komplocuların tehdit ve hakaretine karşı demokratik rejimi savunabilir miyiz? Hayır.
Çünkü bu suçlama furyasında oluşacak hükümler uzlaşma getirmeyecek, tersine zıtlaşmayı ve bölünmeyi derinleştirecektir.
Hukukun üstünlüğü zemininde büyük bir uzlaşma etrafında toplanmak zorundayız. Geleceği kurtaracak olan garanti budur.
Siyasetçiler, yargısı bağımsız olmayan bir rejimin demokrasi olmadığını fark edip gereğine boyun eğdikleri güne kadar bu karanlık ve karabasan sürecektir!
Bu kafayla olmaz!
Medyanın su aldığı çeşmeden koli basili akıyor... Adalet Bakanı Çiçek'in bu sözüne mim koymak lâzım...
Haberin Devamı

