Düşmanlık!

26 Nisan 2006

Promosyon kampanyalarının dejenere edildiği dönemlere özlem duymayacak gazetelerin başında VATAN gelir.Birinci nedeni, bu gazeteye hayat veren ekibin, mesleği tencere ve tava satışlarına meze yapan zihniyeti yakışıksız bulması, hem topluma, hem kendine hakaret saymasıdır.İkincisi, bizim destek aldığımız holdingler yok, bu faaliyete ayırabildiğimiz fon sınırlıdır. Hediye kampanyalarında sadece kültürel ürünler verilebilmesi, bizi haksız rekabete karşı koruyan bir güvence olmaktadır.Dolayısıyla en büyük özeni bizim göstermemizden doğal bir şey olamaz.Buna rağmen nedenini anlamakta zorluk çektiğimiz düşmanca bir muameleye hedef olduk. Satranç Bilgisayarı kampanyamız, hem de 15'inci gününde Sanayi Bakanlığı'nca durduruldu.Bakan Ali Coşkun'un açıklamasına bakılırsa satrancı kültür, satranç bilgisayarını kültür hizmeti olarak görmemişler! Nasıl olur?Satrancın analitik düşünme ve doğru karar verme yeteneğini geliştiren eski bir kültür mirası olduğunu bütün dünya biliyor. Bizim Milli Eğitim Bakanlığı da bunu kabul etmiş ki, satrancı bir yıldan beri okullarda seçmeli ders olarak müfredata koymuş.Bugün İstanbul okullarında en yüksek talebi alan seçmeli ders satrançtır.VATAN'ın vereceği ürün de süper bir alet... Yeni başlayan birini satranç turnuvasına kadar taşıyacak 136 seviye ve ustaların açılış oyunlarından 32 örnek.. Okullara dağıtsak teşekkür alırdık. Tüm okurlara vermek istiyoruz ve ceza görüyoruz.Belli ki çelişkilerle dolu bu hasmane tutumun tek amacı VATAN'a zarar vermektir. Başardılar. Ama daha büyük zararı okuyuculara, yani tüketiciye vermişlerdir.Mahkemeye başvurduk. Yargının bu haksızlığı durduracağına güveniyoruz!Dikkat geri teper!Türkiye güvenliği için istediği kadar askerini, gerekli gördüğü bölgesine gönderebilir.Önemli olan bu faaliyetin sunuluş biçimidir.Güneydoğu bölgesine yapılan askeri yığınağı medyamız tehditkâr bir güç gösterisi olarak sunuyor. Bu riskli bir kumardır.Nitekim bu yayınlar dışarda, PKK'dan kaynaklanan tepkinin Türkiye'de kontroldan çıkmaya başladığı ve Türk askerinin Kuzey Irak'a girmenin eşiğine geldiği biçiminde değerlendirildi.Evet bu haberler Kuzey Irak'taki PKK unsurları arasında tedirginlik yaratmış, yani psikolojik bir yarar sağlamıştır ama ne kadar bir süre için?Nitekim dün Ankara'ya gelen ABD Dışişleri Bakanı Rice, Türk askerinin Kuzey Irak'a girmemesi gerektiğini nezaketle ama yeteri kadar açık biçimde söyledi.Aynı saatlerde Leylâ Zana'yı ağırlayan Barzani "Öyle bir durumda biz de sizin istikrar ve emniyet içinde olmanızı engelleriz" anlamına gelen tehditler savurdu.Gerçekçi olmak ve uluslararası koşulların Irak'a yönelik askeri bir operasyon yapmamıza şu dönemde elverişli olmadığını görmek zorundayız.Askeri harekete abartılı anlamlar yüklemek belki birkaç gün için terör örgütü üstünde baskı yaratabilir ama söylenenler havada kalınca rüzgâr tersine döner ve Türkiye, gücü ciddiye alınmayan bir devlet görüntüsüne girer, bu da katil sürüsünün cüretini artırır.Doğru haber, mevsim nedeniyle kolaylaşacak sınır geçişlerine tedbir alındığı ve daha etkili takipler yapmak amacıyla Türk askerinin bölgedeki gücünü artırdığıdır.Şu dönemde hükümetin göstereceği diplomatik maharet, Amerika'nın uydu istihbaratı da dahil PKK hakkında elde ettiği her türlü istihbaratı Türk Ordusu ile paylaşmasını sağlamaktır.Kendi evimizi temiz tutabilirsek, Kuzey Irak'tan gelen tehdidi daha kolay göğüsleyebiliriz.

Devamını Oku

İyi avcı Arınç

25 Nisan 2006

TBMM Başkanı Arınç meclis dışındaki kurumların gereğinden fazla önemsenmesine bozuluyor.O kurumlara vehmedilen önemin meclisten yontulduğunu düşünüyor adeta.Her şey meclisten sorulsa, her şey orada bitebilse ortada ne laiklik ve türban, ne de imam hatip ve YÖK gibi sorunlar kalacaktır.Arınç'ın 23 Nisan'ı fırsat bilerek adetâ bir muhalefet lideri edasıyla ortaya koyduğu sisteme yönelik eleştiriler büyük yankı yaratmıştır.Şimdi kim bilir kaç günümüz "kurumsal saltanat" ın peşinde koşanları ve mecliste halledeceği işleri kurumsal mutabakat zeminde çözmenin beyhude çabalarında yorulanları aramakla geçecektir?Bülent Arınç sade bir parlamenter olarak seslendirseydi bu isyanı, kimse dönüp bakmazdı nesöylediğine. Ama Meclis Başkanı'dır; dediklerini önemsemek, TBMM'ye gösterilmesi gereken saygının gereğidir.Öyle olmasa "Her şey mecliste başlar, mecliste biter" diyen birine verilecek en detaylı cevap "Anayasa'nın 6'ncı maddesini aç, oku" tavsiyesinden ibaret olurdu.O madde "Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır" diyor.Yani Arınç, Anayasanın yetkilendirdiği meclis dışındaki organların neredeyse gereksiz olduklarına ve "saltanat" aracı olduklarına inanıyor.İmam hatip ve türban sorunlarının çözümünde "ülkeyi germemek için kurumsal mutabakatı sağlamak" istediğini her fırsatta tekrarlayan Başbakan'ı bile karşısına alıyor.Egemenlik kimde?Tayyip Erdoğan 12 yıl önce şöyle demişti:"Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor... Bu millet istedikten sonra tabii elden gidecek yahu!"Tayyip Erdoğan değişti.Fakat Arınç demokrasi konusunda hâlâ Tayyip Erdoğan'ın 12 yıl önce bulunduğu noktada görünüyor. Olur mu böyle şey?Kendisi hukukçu olduğu için bu kadar yanlışa düşemez. Daha büyük ihtimal amacı, partisi içindeki Milli Görüşçü grubun sisteme muhalefetinden kazanç sağlamaktır.Bu alandaki maharetini, türban inadı üzerine inşa ettiği Meclis Başkanlığı seçilme başarısı ile kanıtlamıştır.Şimdi de önümüzde, Cumhurbaşkanlığı seçimi var. Erdoğan "orası benim" derse boşalacak Başbakan koltuğu var.Tartışma konusu arayanlar, dediklerine atlamadan önce biraz dursunlar... Arınç'ın o konuşmadan bir gün önce mecliste düzenlediği imam hatip gösterisini hatırlasınlar... Koltuğuna oturttuğu 21 yaşındaki hafız çocuğa ne kadar derin bir sevgiyle baktığını düşünsünler.İktidar seçim yaklaşırken muhalefete alan bırakmamak için oyun oynuyor olabilir mi acaba?Başbakanın Arınç'a gösterdiği sabır bu ihtimalin ciddiye alınmasını gerektiriyor!

Devamını Oku

Seçerken dikkat!

24 Nisan 2006

Yazı yazanlar risk taşıyan bir fikri açıklamak ihtiyacına düştüklerinde soru sorarlar.Meselâ Ertuğrul Özkök geçen gün Merkez Bankası'na atanan yeni başkanın başı örtülü eşinden ve evinin kapısı önünde çıkarılmış erkek ayakkabılarından hareketle şu soruları soruyordu:"Rol modelleri bu kadınlar mı olacak?""Garibanizm ihtilâli mi yaşıyoruz? Bu ihtilal Beyaz Türklerin tasfiyesi sürecini mi başlattı?"Aslında çok sayıda kanıtın birbirini doğrulaması ile oluşmuş hükümlerdir bunlar. Sadece soru formuna sokulup yumuşatılmıştır.Doğru olan açıkça söylemek midir, yoksa halkın kafasında bu tehlikenin varlığını sorularla uyandırmak mı?Rol modeli kadınlarVATAN olarak biz haftalar önce Erdem Başçı Merkez Bankası'na başkanvekili yapıldığı gün "Yine aynı kriter" manşeti ile yargımızı açıkça ortaya koymuştuk.Kızanlar ve bizi önyargılı olmakla suçlayanlar oldu ama iktidarın o koltuk için Çankaya'ya önerdiği adayların, eşleri türbanlı olmaktan gelen ortak nitelikleri hiç değişmedi.Cumhurbaşkanı Sezer Adnan Büyükdeniz'i geri çevirdiği halde Durmuş Yılmaz'ın kararnamesini neden imzalamak zorunda hissetti kendini? Çünkü bu konudaki ısrarın ülkeye vereceği zararlar ortada idi ve iktidar da türban uğruna gözünü kararttığını belli etmişti.AKP "Referansımız demokrasi" diye geldi ama muhafazakârlık bayrağı altında siyasal İslâm'ın nemasını toplamağa kararlıdır. Kullandığı araçların başında türban geliyor. Evet, "rol modelleri" bu kadınlardır artık.Çünkü din istismarının en verimli tezgâhını türban işletiyor.Poyrazoğlu çözümüDikkat edin, Müslüman liderler toplantılarında en muhafazakâr örtünme modellerini bizim siyasi yöneticilerin eşleri kullanıyor. Şeriat kurallarının geçerli olduğu ülkelerin "first lady"leri bile başları açık veya yarım örtülü iken bizimkilerin tek teli görünmüyor.Dün Washington'da Devlet Bakanı Babacan'a "Beyaz Türklerin tasfiyesi"ni sordular. O da bu tartışmaların modern çağı yakalamış olan Türkiye'ye yakışmadığını söyledi.Peki, dindarlığını simgelerle göstermenin devlette yükselme şartı sayıldığı bir tatbikat, modern çağı neresinden yakalıyor?Bu açmazı nasıl aşacağız diye kafa yorarken dün Ali Poyrazoğlu'nun harika oyunundan akıllı bir çözümün ilhamını aldım: Esnaf sahteciliğe karşı banknotu ışığa tutup filigranı kontrol ediyor, görünmez baskı Atatürk var mı, bakıyor.Biz de düzgün insanlar seçmek istiyorsak, önce ışığa tutacağız; içinde Atatürk var mı bakacağız, varsa seçeceğiz!

Devamını Oku

Hukuk ve egemenlik

22 Nisan 2006

Meslekten ihraç edilen Savcı Sarıkaya için her kafadan bir ses çıkıyor. Büyük çoğunluk, yetkisini aşarak ve kanıt olmadığı halde Orgeneral Büyükanıt'ı töhmet altında bırakan eylemi nedeniyle Savcı Sarıkaya'nın cezalandırılması gereğini baştan kabul ediyor.Ayrışma verilen cezada gözleniyor.Düşünce açıklayanların önemli bir kesimi ihraç cezasının ağır kaçtığını savunuyor.Hakim ve savcıların mesleki konulan tartıştıkları internet sitesinde düzenlenen "Nasıl bir karar bekliyordunuz?" anketine dün akşama kadar 518 hakim ve savcı görüş açıklamış.Bunlardan sadece yüzde 3'ü meslekten ihraç cezasını yerinde buluyor. Yüzde 23 "uyarma",yüzde 17 "kınama" ve yüzde 11 "yer değiştirme" cezasını uygun görürken yüzde 39 oranındaki en geniş kesim "cezaya yer yoktu" diyor.Neden? Meslek dayanışması mı bu?Yargı mensuplarının yorumlarında sık rastladığım ve hak verdiğim bir nokta var:Hakimler ve savcılar, verilen meslekten ihraç kararının gerekçesini merak ediyorlar ve açıklanmasını istiyorlar. Aynı şeyi kafası iyice karışmış olan vatandaşlar da bekliyor.Şu tartışılıyor: Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından verilen karar, yargı bağımsızlığının kanıtı mıdır, yoksa yargı bağımsızlığı bulunmadığının itirafı mı?İkisini savunan da vardır bugün."Et koktuktan sonra"Savcı Sankaya'nın komuta kademesindeki terfi zincirini değiştirmeye yönelik tertiplere karıştığı, yazdığı iddianame için bu amaçla dışardan yardım aldığı dahi söylendi.Hatta daha çevik bir denetim Demirel'in dediği gibi belki bütün bu nahoş tırmanışı baştan durdururdu.Sarıkaya, Van Üniversitesi Rektörü Prof. Aşkın'ayönelik siyasi komplo kokusu taşıyan iddianemeyi yazarak aylarca tutuklu kalmasına sebep olan savcıdır aynı zamanda.Eski Cumhurbaşkanı Demirel "Et koktuktan sonra müdahale edilmiştir" diyor;"Üniversite meselesinde savcının ehliyetinden bir takını şüpheler var; tedbirini o zaman almak lâzımdı..."Meslekten ihraç kararının gerekçesini açıklamak, yalnız yargı görevlilerinin tereddütlerini yenmelerini ve onların yargı bağımsızlığına güven kazanmalarını sağlamakla kalmayacaktır. Aynı zamanda çeşitli ideolojik kampların propaganda bombardımanına hedef durumda olan toplumun vicdanını da tatmin edecektir.Bugünkü bayramı hak etmek istiyorsak bu beklenti karşılanmalıdır.Ulusal egemenlik hukukun üstünlüğüne dayanmalı ve millet buna inanmalıdır ki çocuklarımıza gerçek bir bayram vermenin onurunu taşıyalım.

Devamını Oku

Yaşayın…

22 Nisan 2006

Hayatı taşınması zor bir yük haline getirmekte üstümüze yok!Mesela rüyaları süsleyebilecek mükemmel şartları üzerinde toplamış bir derbi günündeyiz. Galatasaray ve Fenerbahçe takımları, rekabetin bütün tatlarını, en güzel heyecanlarını hak eden bir final düzlüğünde yarışacaklar.Bu müthiş heyecanı dolu dolu yaşayalım değil mi; hayır!..Bu harika olayı kâbus senaryolarının birinci sayfası haline getirdik maşallah.Birçok Fenerli ve Galatasaraylı dost, ne stada gitmeye ve hatta ne de maçı TV'den izlemeye yüreklerinin yeteceğini söylüyor.Bu okumuş yazmış adamlar sonra da kalkıp ellerinde döner bıçakları ile stada gidip "ölmeye geldik" diye tezahürat yapan yaratıkları anlamakta zorluk çekiyorlar.Spor, tutku yönü rekabetle dokunmuş bir sevgi ve dostluk olayıdır. Dürüstlük, mertlik ve bükemediğin eli öpme alçak gönüllülüğü ile beslendikçe yücelir spor. Kendimiz beceremedik bari çocuklarımızı böyle yetiştirmeye çalışalım ve onlara kötü örnek olmayalım.Taraftarlık elbette sevgiyle beslensin ama rekabetin niçin nefretten başka gıdası yok bizde? Nefretin esiri olmuş meczupları artık sporun temiz ve soylu dünyasından tasfiye etmeyi başarmalıyız.Bugünkü maç için iki kulübün taraftarlarına -işe yaramayacağını bile bile- iyi eğlenceler diliyorum.Sadece şunu düşünsünler; bu rekabet, yılda 2-3 kez yaşanan bu derbiler olmasa, hayat ne kadar renksiz ve tatsız olurdu!Onun için rekabetin ve birbirinizin kıymetini bilin ve bugünün tadını çıkarınSirmen'in zırhı, meclisin ayıbı Her gün adalet duygumuzu rencide eden yeni bir haber duyuyoruz.İzmit'e su sağlayan Yuvacık Barajı ile ilgili yolsuzluk davası sonuçlandı. Barajı yaptıran eski belediye başkanı Sefa Sirmen, bugün dokunulmazlığa sahip bir milletvekili olduğu için kurtuldu.Ama projeyi yürütüp hizmete sunan şirketlerin sahipleri ile "emir kulu" bürokratlar altışar yıl hapse mahkûm edildi.Sefa Sirmen dün "Onlar bir şey yapmadı, beni yargılasınlar" demiş.Acaba bu dediklerini, mahkemeye çıkabilse ve orada söyleyebilseydi, karar farklı olur muydu?Dokunulmazlığından arınmadıkça bunu bilemeyiz.Ama şunu biliyoruz; yargının mahkûmiyet kararı verdiği bir davanın baş sorumlusunu dokunulmazlık zırhı ile koruduğu için meclis şu anda bir zanlıya yataklık ediyor! Bu zanlı bir CHP'li milletvekilidir.Meclisin AKP'li çoğunluğu, talep ettiği halde Sirmen'in dokunulmazlığını niçin kaldırmıyor?Acaba aklanacağından mı çekiniyorlar yoksa zırhlarından soyunma sırası kendilerine gelecek diye mi korkuyorlar?

Devamını Oku

Pahalı ibret

21 Nisan 2006

Bir hukukçu dostum adaletin havaya benzediğini söyler. "Sağlıklı işlerken hissetmeyiz onu. Kirlenince fark ederiz"Kirlenme nedir? Yargının siyasallaştırılmasıdır. Yönlendirilmek amacıyla etkilenmek istenmesidir.Son zamanlarda yargının işleyişi ile ilgili sorunlar sürekli olarak gündemi meşgul ediyor.Hatırlanacağı üzere Şemdinli olaylarını soruşturan Van Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Büyükanıt'a yönelik suçlamalara iddianamesinde yer vermesi, iktidarla silâhlı kuvvetler arasında gerginliğe sebep olmuştu.Sarıkaya, Van Üniversitesi Rektörü Prof. Aşkın'ın aylarca cezaevinde yatmasına sebep olan suçlamaları içeren iddianameyi de hazırlayan savcı idi.Savcıya ihraçYetkisini aşan, hukuka aykırı işlemler yaptığı konusunda artan eleştiri ve şikâyetler üzerine Adalet Bakanı Çiçek, Savcı Sarıkaya hakkında soruşturma başlattı.Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu'nun sunduğu raporu dün ele alan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), Savcı Sarıkaya'nın meslekten ihraç edilmesine karar verdi.Siyasal etkileme yapıldığı iddialarına fırsat vermemek için Adalet Bakanı Çiçek bu toplantıya katılmadı. Bakanlık Müsteşarı "kınama" cezası önerirken kurulun 6 hakim üyesinin oyları "meslekten ihraç" cezası üstünde birleşti.Kurulun kararı, Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69'uncu maddesine dayanıyor. Bundan anlaşıldığına göre Kurul, Savcı Sarıkaya'nın fiilini "mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte" görmüştür.Erken gerekçeAslında Savcı Sarıkaya ne tür bir kusurun bedelini ödemiştir; bunu anlamak için Cumhurbaşkanı Sezer'in geçen haftaki konuşmasına bakmak gerekiyor. Sezer orada şunu diyor;"Yargının siyasallaştırılmasının yaratacağı sakıncaların önemli bir örneği, kısa süre önce Şemdinli'de yaşanmıştır. Şemdinli'de dile getirilen savlar adalet duygusuna büyük zarar vermiş, Türk Ordusu'nu hak etmediği bir tartışmanın konusu yapmıştır... Şanlı ordumuzu yıpratma etkinlikleri, akılla ve yurtseverlik duygulan ile bağdaştırılabilecek bir durum değildir."Savcının meslekten atılması, çok etkili bir ibret yaratacaktır. Doğru ama bunun hukuk devleti adına maliyeti de hayli yüksek olacaktır.Cumhurbaşkanı Sezer, teftiş raporu kaleme alınırken ve HSYK kararını henüz açıklamamış durumdayken Savcı Sarıkaya hakkındaki düşüncelerini saklı tutmayı keşke başarabilseydi. Böyle davransa HSYK'den bu karar çıkmaz mıydı? Eminiz yine çıkardı.Yargıya Cumhurbaşkanı da dahil hiç kimse müdahale etmemelidir.

Devamını Oku

Laiklik asıl dindarı korur

20 Nisan 2006

Dine dayalı rejimin doğasında radikalizm vardır. Kolalı içecek gibi diyeti olmaz bunun.Ya demokrasi vardır, onun da ön şartı laikliktir veya şeriat kurallarına dayanan İslâmi rejim...Yani "Ilımlı İslâm" olmaz.Olur diyenler ya cahildir veya kandırmak için narkoz veriyordur topluma.Cumhurbaşkanı irticanın siyasete eğitime ve devlete sızmaya çalıştığını ihbar etti geçen hafta.Dinin inanç olarak sınırsız bir özgürlükle anayasal güvence altında olmakla beraber, sömürülmesinin ve kötüye kullanılmasının yasaklanabileceğini, bazı temel haklara bu amaçla sınırlamalar konulabileceğini söyledi. Sen misin söyleyen...Sakin olalımAhmet Necdet Sezer'i İran Devlet Başkanı Ahmedinecad ile kıyaslamaya kalkıştılar.Başbakan Erdoğan bile kendinden önceki siyasetçilerin inançlarını aşağılayan ifadeler kullandı."Bu ülkede dindarlar da siyaset yapma hakkına sahip" dedi. Hocası'na ve kendisini siyaset dünyasına armağan eden eski partilerine vefasızlık etti, o partilerin dini sömürdükleri için kapatıldıklarını unutuverdi. Neyse..Laikliğin törpüsü "Ilımlı islâm" uyutmacasıdır. Ve hiç kimse din kurallarının egemenliğini kurduğu bir toplumda toleransın alanını genişleteceği hayalini kurmamalıdır.İran'da Humeyni devriminin üzerinden çeyrek yüzyıl geçti. Rejim yerine oturduktan sonra tolerans rüzgârları esmeye başladı. İlk etkileri kadınların giyim kuşamında görüldü. Baş örtüleri gevşedi, saçların bir kısmı ortaya çıktı. Derken...Bizim türbanİran'da rejim yeniden gazaba gelmiştir: Yarından itibaren yetersiz örtünen kadınlar tutuklanacak ve 2 aya kadar hapis cezasına çarptırılacak!Tuhaf ama İran'daki mollalar rejiminin görmek istediği şey, Türkiye'de takılan türbandır.Bizdeki türban yasağına muhalefet edenler hep şunu söyler:"Yasak tahrik ediyor. Yasak kalksa gerilim düşecek, heves kaybolacak, sorun çözülecektir.."Tek başına İran örneği bile yalanlıyor bunu. Örtünmeyi dayatan, erkek egemen iktidardır. Bu, cemaat iktidarı olabilir, devlet iktidarı olabilir. Toplum elini verdiği takdirde kolunu kurtaramaz.Ve en büyük acıyı da gerçek dindarlar çeker. Çünkü laiklik korumasından yoksun bir toplumda kimin daha dindar olduğunu, gücü eline geçirenler tayin eder.İran'daki devrimin ilk dört yılında Humeyni yanlısı 400 siyasetçi ve din adamı, yeteri kadar İslamcı bulunmadıkları için kökten dinciler tarafından öldürülmedi mi?

Devamını Oku

Acıklı komedi

19 Nisan 2006

Yüce Divan Cumhurbaşkanı'nı bakanları ve yüksek yargı mensuplarını yargılayan mahkemedir.Kararları kesin olan 1 numaralı mahkemedir.Böyle bir mahkemeden "devlet sırrı" gerekçesiyle bilgi esirgemek, dünyada benzeri az görülecek bir acıklı komedidir.Dün eski Enerji Bakanlarının yargılandığı davada BOTAŞ Genel Müdürü Gökhan Yardım tanık olarak Yüce Divan'ın huzuruna çıktı.Temyizi olmayan bu yüksek mahkemenin karar verebilmek için bütün gerçeği bilmeye ihtiyacı vardır. Ama BOTAŞ Genel Müdürü, heyetin fiyat ve öteki kontrat şartları hakkındaki sorularını cevapladığı takdirde "devlet sırrını açığa vurma fiilini işleyeceği uyarısında bulundu.Yüce Divan bunun üzerine fiyatın "yüksek, düşük, uygun" nitelemeleri ile ifade edilmesini yeterli görerek rakam istemedi ve "devlet sırrı"na saygı göstermiş oldu.Oysa bütün gerçeği kavrayan adil bir karar, ne olursa olsun hiçbir sebebe feda edilmemelidir. Ticari bir kararın yerinde olup olmadığı ancak rakamsal olarak ölçülebilir.Bir malın fiyatı kime göre yüksek, kime göre uygundur? Dört ay önce Ukrayna Rusya'ya kazan kaldırana kadar bizim siyasetçilerimiz halkımızı "çok uygun" fiyatla doğalgaz aldığımıza inandırmıştı. Ukrayna'nın çıkardığı kavga, fiyatı sır sayan sözleşme maddesinin maskaralığını gözler önüne serdi.O kavga sayesinde en büyük kazığı Türkiye'nin yediğini öğrendik.Ruslar, gazı siyasi tercihlerine göre fiyatlandırmışlar ve gizlilik anlaşmasıyla bütün müşterilerini kandırmışlar. Bizi de yediğimiz kazığın sırrına muhafız dikmişler. Ne komik!Oyun açığa çıkmıştır. Yüce Divan, bizimkilerden bilgi alamıyorsa Türkmenistan Devlet Başkanı'nın Nevruz konuşmasının metnini resmen isteyerek gerçeğe ulaşabilir. Diyor ki Türkmenbaşı:"Türkmen doğalgazını ben Türkiye'ye daha ucuza verecektim ama maalesef şimdi Türkiye diğer ülkelerden daha pahalıya alıyor!"Ama bizce en doğrusu, yüksek mahkemenin gerekirse "gizli celse" karan alarak kazığın hesabını kuruş kuruş, santim santim sormasıdır.Çünkü devletin Yüce Divan'dan saklanacak sırrı olamaz! Olmamalı!Doğa hep susmaz!Doğayı en akıllı yaratık olan insan tahrip ediyor.Bunu refahı ve mutluluğu için yaptı. Ama aklını yetirmemişse bundan sonra bütün çabasını sanayinin tahripkârlığına karşı yaşamı savunmak için kullanmak zorundadır.Doğa tecavüze uğradığında "imdat" diye bağıramıyor. Savunma görevini bizlerin üstlenmesi gerekiyor ama ne gezer!Tuzla'daki zehirli variller cinayeti, bu alandaki gafletimizin ibretli ifadesidir.O varilleri toprağa gömen üç şüpheli, bununla ilgili yasa maddesi 12 Ekim'de yürürlüğe gireceği için serbest bırakıldı.Savcı "Dağ fare doğurdu" demiş.. Keşke o kadarla kalsa.Çaresizlik yıkım doğuruyor. Zehirli atıklara karşı savunmasız bir vatanın tepkisi olmaz mı vatandaşına?TEMA Vakfı'nın kurucusu Karaca'nın şu sözü cevaptır:"1996 yılında 7 vatandaştan biri açtı. Bugün 5 vatandaştan biri aç!"

Devamını Oku