Şemdinli iddianamesi de, onu izleyen karmaşa da hukukun saygısız saldırılarla yıpratılmasıdır.
Terör nitelikli bir asayiş olayı, güçler çekişmesinin entrika ile dolu labirentlerinde hem ideolojik, hem kişisel hesaplaşmaların insafsızlığına alet edilerek lânetli bir bilmece haline getirildi.
Yanlışlık, Van Rektörü Aşkın'ı tutuklatan savcının Şemdinli iddianamesini de yazması ile başladı.
Delilsiz suçlamaları ordunun en üst komutanlarına yürütmesi, savcının arkasında ideolojik odaklar bulunduğundan şüphelenmek için haklı bir neden olabilirdi.
Ama bu şüphenin, mahkemede sanık vekilleri tarafından ortaya konulması ve iddianamedeki zayıf delillerin orada çürütülmesi gerekmez miydi?
"Yargı süreci başladı diye insafsız bir komploya seyirci kalmak hem hedef seçilen komutana, hem bu yolla itiban sarsılmak istenen Silâhlı Kuvvetlere haksızlıktır" demek mümkündür.
Zaten bu mantıkla hareket edilmiş, Genelkurmay bildirisi ile komplocular perişan edilmiş, kelle avı bile başlamıştır ama "adil yargılama" ortamı da duman olmuştur!
Şemdinli sanıklarını yargılayacak mahkemenin yol haritası olan iddianame delik deşik durumdadır. Olan bitenin yargıyı etkilemeyeceğini kimse söyleyemez. Ama yeter.
Gazete sütunlarını ve meclis koridorlarını halk mahkemesi gibi kullanmaktan artık vazgeçmeliyiz.
Kördüğüme çevirdiğimiz olayı çözmek mahkemenin görevi olduğuna göre onu etkilemekten sakınma sorumluluğunu hatırlamakta yarar vardır.
Zararın neresinden dönülse kârdır demişler.
Niye Başbakan' a değil de Uzan' a?
İmarbank bonozedesi Turgay Uygur'un şiirsel bir mesajı internette günlerdir dolaşıyor. Özetle:
"Benim babamın adı Mustafa Kemal Uygur; senin babasının adı Kemal Uzan. Çağdaşız, laikiz. Sen de babanla öğünüyorsun, ben de.
Benim babam mezarda; seninkini bilmiyorum. Benim babam Danıştay'dan emekli. Vergisini ödemiş, emeğini harcamış.
Öldüğünde bir tek kişi 'Borcu vardı' demedi. Öleli on yıl oldu, dün gibi. Onurla, gururla yüreğimde yaşıyor.
Senin babanı gazeteler yazdı. 'Öldüğümde kimseye borçlu gitmek istemiyorum' demiş.
Üç yıl oldu, yüzlerce kişi alacağını alamadan hakkın rahmetine kavuştu. Gözleri açık gitti.
Sen meydanlardasın, hakkını anyorsun, 'mallarımı istiyorum' diyorsun.
Bononun parası nerede?
Benim babamın borcu olsaydı, benim namusum olurdu. Namusuna sahip çık. Hâlâ fırsat varken bul getir!"
Kusur devletindir, 22 bin bonozede ailenin hakkını vermek iktidarın görevidir.
Ama AKP'nin adaletinden umut kestikleri belli. Cem Uzan'ın merhametini daha ulaşılabilir görmeye başlamışlar ki Başbakanca değil ona yazıyorlar!
Yeter artık susalım!
Şemdinli iddianamesi de, onu izleyen karmaşa da hukukun saygısız saldırılarla yıpratılmasıdır...
Haberin Devamı

