Babam ve Oğlum bu yılın en iyi Türk filmi olarak altı tane ödül almış. Tebrikler..Maliye Bakara ile oğlunun siyaset sahnesindeki oyunu da kapalı gişe sürüyor.Bakalım o nasıl bitecek?Ödüllü film çok ağlatması ile ünlenmişti; Unakıtanlar'ın sonu da bakalım o kadar ağlatacak mı?Unakıtanlar'ın kimseden ödül beklentileri yok. Onlar ödülleri, iktidar nüfuzunu cüretle kullanarak kendileri topluyorlar."Ortada bir yolsuzluk yok, fırsatlar değerlendiriliyor, başarı kendiliğinden geliyor" diyebilirler ama olmaz ki, tesadüfler de bir aileyi bu kadar ısrarla kayırmaz ki!Unakıtan ailesinin "başarılan" vicdanlarda çalkalandıkça isyan dalgalan köpürüyor.Kemal Unakıtan artık iktidar partisi için yük haline gelmiştir. Değişim iddiasını AKP keşke hak etseydi de Unakıtan yarasına daha birinci gensoruda neşteri vursaydı.İkinci gensoruyu da "devrim muhafızı kafası" ile püskürten AKP artik Unakıtan'in suç ve günahlarını sahiplenmiş durumdadır.Siyasi muhalefetin tam istediği şey de budur. Çünkü AKP'li Fuat Gecen'in korkusu muhalefetin dileği ve hedefidir. Nedir o?AKP yolsuzluk yüzünden iktidara geldi, onu iktidardan yine yolsuzluklar götürecektir!Muhalif partiler bu yüzden Unakıtan'ı AKP ile aynlmaz bir bütün haline getirmenin tahriklerini tezgâhlıyorlar. Maliye Bakanı'nın halka karşı kellesini ister gibi yapıp öbür yanda onu inadına sahiplenmesi için Başbakan'a tuzaklar kuruyorlar.CHP lideri Baykal dün "Yolsuzluk iddialarının merkezinde Maliye Bakara değil bizzat Başbakan vardır. Yolsuzluklar takım dayanışması içinde götürülmektedir" dedi.AKP yönetimi için karar vaktidir:Ya bir "baba ve oğul" feda edilecek veya "bütün sülâle" riske atılacak!Yargıtay tepkisiYargıtay'dan dün önemli bir açıklama yapıldı.Bir gün önce "Sauna Çetesi" elebaşısının Yargıtay'daki Sedat Şahin dosyasını "halletmek" için muhatabından 3 milyon dolar istediğine dair iddia, telefon bant kaydına dayanılarak bazı gazete ve TV'lerde haber oldu.Yargıtay'ın açıklamasında Sedat Şahin'le ilgili olarak ne konuşmanın yapıldığı 2005 yılı nisanında ne de bugün itibariyle Yargıtay'a intikal etmiş bir dava dosyası bulunmadığı belirtildi.Son zamanlardaki benzer yayınlar, açıklamanın içeriğinden anlaşılıyor ki Yargıtay'da "hangi akla hizmet ettiği anlaşılamayan bir karalama kampanyası yürütüldüğü" şüphesi uyandırmış görünüyor.Biz yargıya güveni sarsma kastına medyanın alet olacağını asla düşünmeyiz. Mesleki rekabet içinde ölçünün kaçırıldığı bir örnek de hüküm oluşturmamalıdır.Ama Yargıtay'ın kurum onurunu ve meslek namusunu korumak konusunda gösterdiği enerjik tepkiyi her şeye rağmen yararlı buluyoruz. Toplumun adalete inanmaya çok ihtiyacı var.Çabalarımızı bu inancı güçlendirmek amacında birleştirmeliyiz!
Dürüstlük özde değil sözde kalmışsa, insan hamamda bile kirlenebilir!Bazı AKP'li milletvekilleri ile belediye bürokratlarını "Sauna Çetesi" ile sarmaş dolaş gösteren fotoğrafları gazetelerde izleyenler ne düşünmüştür bilemeyiz ama SHP dün fırsatı kaçırmadı.Genel Başkan Yardımcısı İlhan Göğüs Başbakan'a golü attı:"Sayın Erdoğan, fotoğrafa bak! Fuhuş, uyuşturucu ve cinayet şebekesi ile senin milletvekillerin ve bürokratların aynı karede. Müslüman olmak, dürüst siyaset yapmak bu mudur?"Maliye Bakanı Unakıtan gensorudan bağımsız vicdanlarda aklanarak değil sayısal üstünlüğün sağladığı kaba güçle kurtuldu. Aslında "kurtuldu" denemez. Çünkü onu korumaya mecbur edilen erdemli insanların rahatsızlıkları Unakıtan'a rahat vermeyecektir.Nitekim AKP Milletvekili Turhan Çömez dün bir mektupla "vicdanlarda aklanmadınız" dediği Maliye Bakanı'nı, partiye ve ülkeye yük olduğunu hatırlatarak istifaya çağırdı.Balık baştan kokarUsulsüz kredi vermekle suçlanan Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen de topun ağzında.Bürokrasiden yansıyan yolsuzluk haberleri, 3 Kasım seçiminde yolsuzluğa karşı gerçekleştirilmiş demokratik ihtilâlin bir işe yaramadığını millete düşündürmektedir.İşte Kapıkule Gümrük Başmüdürü'nün durumu... Geçenlerde Necati Doğru, "Evi Florya'da olduğu için evine her gün beyaz Mercedes'i ile geliyor. Evde hizmetçiler, aşçılar... Kendisi bir müdür ama devletin müdürü. Devletin kaç müdürü böylesine Koç hayatı yaşayabiliyor?" diye soruyordu.Rüşvet suçundan tutuklanan Başmüdür'e şimdi İtalya'da dil kursuna giden kızına rüşvet burs istediği için hesap sorulacak. Ya "Büyüklerimden ilham aldım" derse ne cevap vereceğiz?Hukuk kötülenirseBaşbakan'ın son zamanlarda artan asabiyetini anlıyoruz. Ama çare her eleştireni pişman etmeye çalışmak değildir.Çabuk sinirlenen bir lider diktatörlüklerde korkutucu olur. Böyleleri demokratik toplumlarda muhaliflerine koz verirler.Başbakan Erdoğan aşınma sürecine girdiğini, farklı ve yenilikçi kimliğini kaybetmeye başladığını görmelidir. En önemlisi de kendi davranışlarının model rol niteliği taşıdığını, örnek alındığını unutmaması gerekiyor.Dokunulmazlıkları kaldırma sözünü tutacak yerde her fırsatı mahkeme kararlarını eleştirmek için kullanıyor. Hukuk devletinin başbakan tarafından kötülendiği bir toplumun asayişsizliğe batmasına şaşmamak lâzım.Başbakan, yolsuzlukla mücadelede yargının elini serbest bırakırsa hem dürüstlük konusunda iktidarın aşınan itibarı düzelir, hem de en önemli sinirlenme sebebi ortadan kalkar.Ama "bağırmak, paylamak hoşuma gidiyor" diyorsa...Çiftçileri, gazetecileri azarlamaktan vazgeçip gazabını her yeri saran mafyalara, çetelere yöneltsin!
Her yiğidin bir yoğurt yiyişi var derler. Doğru ama ülke sorunları yoğurt mu; yönetmek için yiğitlik yeter mi?Başbakan çabuk parlıyor. Üslubuna hırçınlık yapıştı kaldı. "Gerekirse dışardan doktor ithal edeceğiz" sözüne tepki gösteren doktorlara dün verdi veriştirdi.Dışardan doktor getirilmesine yönelen itirazları "çağdışı anlayış" diye niteleyen Başbakan şöyle dedi:"Biz Amerika'dan da Türk cumhuriyetlerinden de, başka yerlerden de doktor ithal ederiz. Bilginin evrenselliği bunu gerektirir. Ben Anadolu'ya uzman doktor, cerrah gönderemiyorum. Kars'a bir tane kardiyolog zor gidiyor. Olmaz böyle şey. Türk cumhuriyetlerinde 50-100 dolara çalışan doktorlar var."Mesele, mecburi hizmette yürütmeyi durduran idari yargı kararının doğurduğu sıkıntıdır. Bu durumun Anadolu'da yarattığı hizmet boşluğunun faturasını halk iktidara çıkaracaktır. Başbakan bunu bildiği için bir yandan hekimlerin meslek kuruluşlarını tehditle uzlaşmaya zorlamak istiyor, bir yandan da halka çare üretmek için ne kadar cesur ve kararlı olduğunu göstermeye çalışıyor.Ama sorunları ses tonunu yükseltmek değil akılcı projeler çözebiliyor. İktidar elbette yabancı hekim ithal edebilir. Ama kaç hekim getirilecek, nereden temin edilecek, eğitim denkliği sorunu nasıl çözülecek, o doktorlar hastalarla nasıl konuşup anlaşacak, kaç para ücret ödenecek?Millet "Kurtlar Vadisi" çözümlerini, yöntemlerini sevdi diye aynı jargonu, raconu hükümet ederken benimsemenin yararı yok, tehlikesi vardır.Türkiye'de büyük bir hekim eksiği bulunmuyor. Mecburi hizmet de özendirme yoluyla çözülebilir. Bir dönem hekimsiz sağlık ocağı kalmamıştı, yine başarılabilir.Türk cumhuriyetlerinden 50-100 dolara doktor getirtmek bir fantezidir, hatta çiftçiye ağzının payını vermek için söylenen "Al ananı git" sözünün yeni versiyonudur. Ve bedeli vardır.Siyasetin bu kadar ucuzladığını görenler, 1000 dolara ithal başbakan önermeye kalkabilirler maazallah.Tehditle terbiye olmaz. Yönetmek hiç olmaz!Sezer'den sonra?Arkadaşımız Bilâl Çetin, Erbakan için çıkarılan özel af yasasının Çankaya'dan döneceğini yazıyor.Çünkü Cumhurbaşkanı'nın danışmanları yasa teklifinin müzakerelerini izlerken düzenlemenin Necmettin Erbakan'ı kurtarmaya yönelik "özel af niteliğini tespit etmişler.Partiye verilen Hazine yardımının buharlaşmasından yediği hapis cezasını yaşı nedeniyle evinde çekebilmesi için normalde Erbakan' ın 11 trilyon lira olarak hesaplanan kamu zararını ödemesi mecburiyeti var.AKP'nin çıkardığı yasa Erbakan'ı bu parayı ödemeden kurtarıyor.Sezer veto etse bile yasayı ikinci kez meclisten geçirecekleri için AKP'liler hedeflerine ulaşacaklar. Sonuçta bu iltimas önlenemeyecek ama Sezer sayesinde hiç değilse toplumsal vicdan adına bir itiraz olacak ve biz bunu duyacağız.On beş ay sonra Sezer gidince ne olacak? Yeni gelen, Cumhurbaşkanı sorumluluğunu kişisel ve ideolojik borçlarından ayırmayı bilecek mi?
Dışişleri Bakanı Gül hariciye geleneğine yakışacak bir özür bile dileyemedi. Yazık..Hamas örgütünün siyasi lideri Mesai'in gelişine yönelik eleştirel yorumlara tepki gösterirken kendini tutamayıp şunları söylemişti geçen gün:"Basının, yabancı servislerle diplomatların manipülasyonlarına açık olduğunu görüyorum!"Kaba ve ağır bir suçlama idi. Hedef gözetmeden tüm medyayı hedef almak, yöneltilen suçlamadan daha hafif olmayan bir sorumsuzluktu. Ve hak ettiği tepkiyi derhal gördü.Bunun üzerine Abdullah Gül dün bir yarım dönüş yaptı:"Ben herhangi bir basın mensubunun maddi çıkar karşılığı bir şey yaptığını düşünmedim, söylemedim. Ama servis sözünün yanlış anlamalara yol açabileceğini bugün görüyorum. En azından o kelimenin doğru olmadığını burada ifade ediyorum."Para alındığı iddiası bükülüp bir kenara konmuştur ama suçlamanın esası durmaktadır. Yani basınımızı yabancı diplomatların yönlendirdiği suçlaması halâ tedavüldedir. Peki sebep para değilse ne?Dışişleri Bakanı Gül'ün ona da cevabı var:Medya içindeki rekabet veya ideolojik kaygılar...Demokrasisi yüz yaşını idrak etmemiş toplumlarda sandıktan çıkan insanlar her nedense vahiy inmiş gibi medya otoritesi kesiliyorlar.Abdullah Gül medyanın "kendi içinde özgürce bir otokontrol mekanizması" geliştirmesini tavsiye etti.Dışişleri bakanlarını öteki devlet adamlarından daha seçkin yapan özen ve tedbirliliğe sahip olsa bu mekanizmanın medyada zaten var olduğunu öğrenirdi.Otokontrol mekanizması asıl kendilerine lâzım!Çünkü öyle bir mekanizmanın desteğini almış olsalar Başbakan halkla ilişkilerinde "ulan" gibi "ananı" gibi argo kelimelere başvurmak zorunda kalmazdı.Kendisi de VlP'ten karşıladığı Hamas heyetini ertesi gün aynı havalimanının kargo kapısından uğurlamak mecburiyetine düşmezdi.Türban oyunu bitmezBir Danıştay kararı geçen gün İslâmi kesimi kışkırtmaya yönelik yeni bir sömürüye alet edildi.Sözde bir imam hatip okulu öğretmeni, geçmiş iktidarlar döneminde yurt dışı görev için yapılan sınavı Türkiye ikincisi olarak kazandığı halde eşi türban takıyor diye bu haktan mahrum edilmişti. Öğretmen idare mahkemesine açtığı davayı kazanamamış, itiraz üzerine davaya bakan Danıştay 2. Dairesi de "bu haksızlığı oybirliği ile onaylamıştı!Hayır.. Türban, gerçeğin "ayrıntı" derecesindeki parçasıdır. Yurt dışı göreve gidecek kamu personeli temsil yeteneğine sahip olmalıdır.Oysa bu öğretmenin 1987 yılında Kayseri'de irticai örgüt kurmak ve Atatürk büstünü tahrip etmek suçlaması ile soruşturma geçirdiği, ayrıca özel yaşamında harem-selâmlık uyguladığı sicilinde yazmaktadır.Türban siyasetçileri şimdi yargıyı husumet hedefi yapmaya uğraşıyorlar.Yeni taktik bu, dikkat!
Bu iktidar yolsuzlukla savaşacağına yetim hakkı yedirmeyeceğine söz vererek gelmişti.Milletvekili dokunulmazlıklarını kaldıracakları taahhüdünü nasıl yuttularsa bu konudaki vaadi de unuttular.Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen' in Dış Ticaret Müsteşarlığı döneminde Eximbank'tan usulsüz kredi verdiği iddiasını içeren raporu VATAN yayınlanmasaydı ne olacaktı?BDDK'nın kasasında 40 gün daha bekledikten sonra zaman aşımına uğrayıp çerezcilere külah olacaktı!"Nereden biliyorsun?" diye merak edenlere söyleyelim: Bu haber VATAN'ın manşetinde patladığından beri Ankara'da en ağır mesaiyi kelle avcıları harcıyor.Raporu VATAN'a kim sızdırdı; herkes onu arıyor. Ama sanmayın ki madalya takmak için, ocağına incir dikmek için arıyorlar!Altı aydır bekliyorDileriz bulamazlar. Çünkü o adam bir kahramandır. Adaletten kaçırılan bir olayı gün ışığına çıkarmıştır. Öyle insanları şükran duygulan ile alınlarından öpmeyen toplumlar soyulmaya mahkûmdur.Daha beteri, siz halk olarak "ne oluyoruz?" diye ayağa kalkmadan onlar W ekranlarından baskın çıkarlar: "Bugün olsa yine aynı şeyi yapardım" derler. Ama bu fiyaka asla istifa ile ve dokunulmazlıktan soyunma eylemi ile tamamlanan, hukuka saygılı bir devlet adamı soyluluğuna dönüşmez.Yeminli murakıplarca kaleme alınan rapor altı buçuk aydır işleme konulmayı bekliyor.Bekletme ve zaman aşımı uykusuna yatırma inisiyatifini BDDK bağımsız iradesi ile mi kullandı, yoksa göndereceği üst makam olan Başbakanlık' tan kendilerine o yolda telkin mi geldi? Artık bunun önemi yoktur, kamuoyu bilgilenmiştir.Dosyanın savsaklanması bundan sonra unutkanlık veya ihmal kusuruna girmez, düpedüz suiistimal ve yataklık suçuna girer.40 gün çabuk geçerEskiden murakıpların raporları BDDK'ya gitmeden içindeki suçlamalar savcılara ulaşır, baskınlar, gözaltılar, geceli gündüzlü sorgular olurdu.Ne çabuk unuttular; eski Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'ı bu iktidar, Kürşad Tüzmen gibi kredi verdiği için değil, kredi veren genel müdür hakkında soruşturma izni vermediği için Yüce Divan'a yolladı.Oysa şimdi kredi yolsuzluğu ile doğrudan suçlanan bir bakanı 6,5 aydır bile bile koltuğunda oturtuyorlar.Ahlâk talep etmeyen bir topluma iktidar ahlâklı davranmaz!Sivil toplum olarak niçin istifa etmediğini, niçin dokunulmazlık zırhını çıkarıp mahkemede aklanmak istemediğini bakana;Suçlayan raporu Başbakanlıkla niçin göndermediğini BDDK'ya;BDDK'dan raporu, bakandan istifasını niçin istemediğini Başbakan a bıkmadan, usanmadan, her gün, artan kalabalıklarla sormalıyız.Zaman aşımının dolmasına 40 gün kaldı, unutmayın.Yan çizenler utanmıyorsa ısrar etmekten siz de utanmayın!
Dış ticaretten sorumlu Devlet Bakanı Tüzmen, faziletlerini ispatlamak gibi önemli bir sınavla yüz yüze geldi.Bomba dünkü VATAN'da patladı.Kürşad Tüzmen, Dış Ticaret Müsteşarı olduğu dönemde Eximbank'ın yönetim kurulu başkanlığını yapıyordu. İki yıl önce Başbakanlık Teftiş Kurulu Eximbank'ta Tüzmen'in dönemiyle ilgili bir yolsuzluk tespit etti.Başbakan'ın izniyle soruşturmaya BDDK elkoydu. Yeminli murakıpların 14 aylık çalışması sonucunda çıkan rapor...1. Tüzmen ve 9 yönetim kurulu üyesinin usulsüz krediler yoluyla Hazine'yi zarara uğrattıklarını iddia ediyor;2. Sorumlular hakkında emniyeti suiistimal suçlaması ile dava açılmasını talep ediyor.Bakan Tüzmen dün VATAN'daki manşetin mürekkebi kurumadan basın toplantısı düzenledi, kendini savundu.İş yaparken dürüst kalabilmiş bir yönetici olduğunu söylerken "Eximbank'ın Başkanı olsam, aynı kredinin altına bugün de imza atardım" dedi.Kendi bürokratlarıNereden nereye?Eskiden benzer suçlamalara hedef olanlar çete damgasını yiyip toplumun önüne atılır, linçe tabi tutulur, DGM'lerin sanığı olurlardı. Değil ki böyle TV'lere çıkıp kendilerini savunsunlar, "Bugün olsa aynını yapardım" diye meydan okusunlar.Ama biz Kürşad Tüzmen'in bu sözlerini yine de önemsiyoruz. İtirazımız sadece seçtiği adresedir.Suçlanan kişi bir "devri sabık" bakanı değil, AKP hükümetinin üyesidir. Soruşturma izni Başbakan tarafından verilmiş, suçlama da bu iktidarın bürokratları tarafından yapılmıştır.Ayrıca raporun düşmanca yazıldığını kimse iddia edemez. Benzer durumların daha önceki banka davalarında "emniyeti suiistimal" değil düpedüz "zimmet" suçu olarak değerlendirildiği unutulmamalıdır.Buna karşılık BDDK suçlamalarının yüzde yüz gerçek çıkacağını söylemek de mümkün değildir. Kürşad Tüzmen'in sonuçta aklanması kimse için sürpriz olmaz. Yeter ki bunu hak etsin!Devlet adamı geniBakan için doğru adres önce savcı, sonra mahkemedir.Tüzmen röportajında "DNA'larımda devlet adamı geni var" diyordu. Ne güzel; bu yüksek kalite, kendisini temize çıkarırken siyasetimizi dokunulmazlık kangreninden de kurtarabilir.Önce istifasını verir, sonra meclis kürsüsüne çıkar ve hakkını arayan, adalet isteyen bir şövalye gibi, dimdik konuşur:"Dokunulmazlığımı kaldırın, ben yargılanmak istiyorum!"Bakan Tüzmen Hürriyet'teki röportajında "Denize indiğimde plaj dolardı, kızlar bakardı" diyor. Belli ki beğenilmeyi önemsiyor.Bu suç değil. Hayra yönlendiği zaman büyük yararlar üretebilir.DNA'larındaki devlet adamı geni işte bugünler için lâzım.Siyasi koruma altında ve zaman aşımından yararlanarak suçlamadan kurtulursa, sayısız benzeri olan siyasetçiler kalabalığına karışıp kaybolacaktır.Ama genlerinin dizginlerini bırakırsa...Yalnız plajdaki kızlar değil, her yerde, herkes ona hayranlıkla bakacaktır!
Daha ilkokulu bitirmeden TV sayesinde 8 bin cinayet izlettiğimiz çocuklar büyüdüler.Şimdi onların bir kısmı kapkaççı, bazıları evlerimizi sık sık ziyaret eden hırsızlar, önemli bir çoğunluğu da asayişten adalete, borç-alacak ihtilâflarından otopark sorunlarına kadar her işe bakan, düzeni sağlayan (!) mafyaların genç kuşak bıçkınları.Sanki kaderin intikam saati gelip çatmıştır.Büyük kentlerde can ve mal güvenliği sorunu öylesine hayatî bir önem kazandı ki, önümüzdeki seçimlerde bu meseleye inandırıcı çözüm vaat eden partilerin şansı artacaktır.Bundan on yıl önce yine şiddeti tartışıyorduk.Çünkü şiddeti yaşamın doğal parçası gibi algılayarak büyüyen çocuklarla 5-10 yıl sonra "sadist manyak sürüsü" bir kuşak yaratabileceğimizi söyleyerek birbirimizi korkutuyorduk.Mübalağa yapmamışız, korktuğumuzdan daha beter bir tablo ile karşı karşıyayız.Ve gelecek adına da umut beslemeyi hak etmiyoruz.Dün okullarda yaşanan şiddetle ilgili dört haber geldi. Manisa, Bursa, İstanbul ve Mersin'de cereyan eden bıçaklı, usturalı kavgalarda 5 öğrenci yaralandı.Sevginin, yardımlaşmanın, adalet anlayışının, uzlaşma ve paylaşma duygusunun yok oluşunu bellerdeki silâhlar ve dillerdeki argo dışa vuruyor. TV'lerde mafya dizilerinin ikinci tekrarları bile izlenme rekorlarını kaptırmıyor.Cehennemine sürekli ateş taşıyan bir ahmaklığı acaba daha ne kadar sürdüreceğiz?Kendimizi koruyamadık, bari çocuklarımızı ateşe atma gafletine bir son verelim.Medya, siyaset ve sivil toplum, şiddeti besleyen ihaneti deşifre edip topyekûn karşısına geçmek için daha ne olmasını bekliyor?Çankaya'dan dönerNecmettin Erbakan, partisinde buharlaşan Hazine parası yüzünden hapiste yatsın mı, yatmasın mı?"Kayıp trilyon" davasından yediği 2 yıl 4 ay hapis cezasını Erbakan'a evinde çektirmek amacıyla hazırlanan yasa teklifi bu yazının yazıldığı saatlerde mecliste görüşülmeyi bekliyordu.Her şey hazırdı. Komisyonda teklif metni "suç nedeniyle doğmuş zararın tazmin suretiyle tamamen giderilmesine dair hukuki sorumlulukları saklı kalmak üzere" diye değiştirilmiş, yani Hoca ev hapsi hakkından yararlanmak için parayı ödeme mecburiyetinden kurnazca kurtarılmıştı.Halbuki bu hak, hazine parasının tazmini ön şartına bağlanmış olsa büyük ihtimalle Erbakan hapse girmemek için bu parayı bulup yatırmak zorunda kalacaktı.Şimdi bu "özel af muhtemelen Anayasa Mahkemesi'nde açılacak bir davadan sonra genel affa dönüşecektir.AKP'lilerin Necmettin Hoca'larına duydukları vefa borcunu niye bu kadar pahalıya ödüyoruz?CHP lideri Baykal'ın "Erbakan için hukuk maskara oluyor" itirazı haklıdır.Bereket Çankaya'da bu isyanı paylaşacak bir vicdan vardır.Sezer'in bu özel affı veto etmesini bekliyoruz!
Kredi Kartları Yasası meclisin bu dönem gerçekleştirdiği en hayırlı işlerden biri olacak.Türk halkı kredi kartı sayesinde gelirinin üzerinde harcama yapmanın cazibesine kapıldı. Bu sayede bazı lükslere erken kavuştu ama hesabını bilmeyenlerin de hayatı karardı.Tabii toplumu sarsan facialar tümüyle ödeme güçlüğüne düşenlerin kusuru değildir.Aldıkları maaşlar memurların yarıdan fazlasını yoksulluk sınırının altında bir yaşama mahkûm ediyor. Ama bu insanlar kamu personeli gibi yaşamak zorundadır.Olanaklarının yetmediği yerde kredi kartlarını kullanmışlar, kontrolü kaybettiklerini farkettikleri noktada kendilerini uçurumun dibinde bulmuşlardır.Harcayanlar ve dara düşenler kadar uçuruma yuvarlanışı seyreden kredi kurumlarının da sorumluluğu vardır.Kredi Kartları Yasa Tasansı yarın mecliste son şeklini alırken fedakârlık adil bir biçimde paylaştirılmalıdır.Tedbirler, önerilerYasa ile bir kişinin sahip olduğu kredi kartlarının toplam limiti, o kişinin aylık gelirinin iki katını aşmayacak. Bu esaslı bir koruma tedbiridir ve müzakerelerde fazla esnetilmemelidir.Yeni dönemde aylık asgari ödeme tutarı toplam borcun yüzde 20'sine çıkıyor. Bu rakam eskiden yüzde 10'du.Bizce tüketiciyi koruyan bu tedbir ilk aşamada ödeme güçlüğüne düşen kart müşterilerinin sayısını arbrabilir. Böyle bir sakınca ise yüzde 20 uygulamasının 6 ay sonra başlayacağını hükme bağlayan bir geçici madde ile göğüslenebilir.Yasa, icra takibine uğramış kişilere, kredi kartı borçlarını yüzde 22 yıllık faizle ve 12 eşit taksitle bir yılda tasfiye etme hakkını tanıyor. Burada unutulan şudur:Birçok borçluyu canından bezdiren rakamlar yüzde 100'ün çok üzerindeki faizlerle oluşmuştur. Evet bu felâketli faturayı bilinçsiz tüketicinin okumadan imzaladığı taahhütnameler yaratmıştır ama tasarıdaki şartlar sorunu çözmeyecektir.Nasıl olsa borç silinmiyor, enflasyon da elverdiğine göre yüzde 22 faiz yarıya indirilebilir, borç tasfiyesi de 24 taksitle iki yıla yayılabilir.Nasıl yem olmayız?Tabii asıl önemli olan cenazeyi kaldırdıktan sonra aynı felâketi tekrar yaşama bahtsızlığına düşmemektir.Krediyi gelire orantılı olarak limitleyip aylık ödeme rakamlarını yükseltmek yerinde tedbirlerdir ama asıl tedbir tüketici bilincini geliştirip eyleme geçirmektir.Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener dün haklı olarak uyanyordu:"22 banka var. Her birinin faiz oranı farklı. Yüzde 2 faiz uygulayan var, yüzde 7 işleten var. Kart alırken tüketicinin buna dikkat etmesi lâzım."Çok doğru. Eğer düşük faiz uygulayan bankanın fedakârlığı tüketici tarafından fark edilmiyor ve takdir görmüyorsa o piyasada rekabetin işlemesi mümkün değildir.Rekabet, piyasadaki aslanların birbirini yemesidir.Rekabet yoksa aslanlar birlik olup tüketiciyi yerler.Biz de bunu yaşadık!