Turizmde alarm

21 Şubat 2006

Dara düştüğümüzde hep yakınırız: Etrafımız petrol dolu, Allah bizden niye esirgedi?Oysa biz daha değerli bir hazineye sahibiz:Turizm... Turizmin en değerli alt yapısı burada. Öyle bir hazine ki petrol gibi ürettikçe tükenmiyor, tersine zenginleşiyor, gelişiyor, değerleniyor.Bu zenginliğin değerini takdir ediyor muyuz, hayır. Değer bilmek şükretmek değildir yalnızca, gelişmeyi teşvik etmek, sorunları erken göğüslemektir.Antalya'ya 1 Ocak ile 19 Şubat tarihleri arasında havayolu ile gelen turist sayısı 214 bin kişi olmuş. Oysa sayı geçen yılın aynı döneminde 299 bindi. Yüzde 26 oranındaki azalma, ciddi tedbir aramayı gerektirecek bir tehlikeyi işaret ediyor.Geçen yıl turizmden 18,1 milyar dolar gelir elde ettik. Bu yıl da rekor umuyorduk ama AKP'li belediyelerin içki yasağı uygulama merakları, 2006 turizmini sabote eden ilk "herze" oldu. Yabancılara "otellerde yasak yok" deseniz bile sorunu çözemezsiniz.Çünkü turist bu haberleri İslâmi hassasiyetlerin yükselişine işaret sayıyor ve korkuyor.Sonra iki talihsizlik daha eklendi buna. Önce kuş gribi... Hastalığın birçok Avrupa ülkesinde de görülmesi ile bu sorun tavsarken karikatür krizi ile beteri geldi.Ve maalesef rahip öldürülen tek Müslüman ülke de Türkiye oldu.İktidarın turizme bakışını uyuyan Turizm Bakanı temsil ediyor.Tur operatörleri fiyatları yüzde 25'e kadar düşüren yeni broşürler çıkarmaya başladılar bile. Türk Lirası'nın değerli olması nedeniyle zaten zor durumda olan birçok otel kriz yaşayacaktır."Ne yapmak lâzım?" sorusuna doğru cevaplan hızla bulmak gerekiyor.Bütün turizmciler dışardaki tanıtımın etkili olmadığını söylüyor.Aynı zamanda herkes, zaten rekabet zorluğu taşıyan sektörün bir de fahiş KDV yüzünden bunaldığını öne sürüyor. Rekabet ettiğimiz hiçbir ülkede KDV yüzde 10'un üzerinde değil fakat bizde yüzde 18.Maliye Bakanı'nın oğlu yumurta işine girdikten sonra bu malın yüzde 18 olan KDV si yüzde 8'e düştü.Turizmcilerin kurtuluşu, mahdum beyin otel sahibi olmasını mı bekleyecek!İthal ibretİngiltere'yi altı Türkiye büyüklüğüne getiren sebepler aslında küçük şeylerdir.Ama biz ne yazık ki bu gerçeği bile oradan yansıyan bir ibretten öğreniyoruz.İngiltere'de bakanlara Jaguar makam otomobilleri tahsis edilmesi gündeme gelince ortalık ayağa kalktı. Tüm medya 85 bin dolarlık bu arabalar yerine bakanların 30 bin dolara satılan Toyota Prius'lara binmelerini önerdi.Türkiye ile İngiltere farkını, bu maliyetler yaratmıyor. Toplumsal itirazın dayandığı ilkeler yaratıyor.Halktan topladığı vergiyi İngiliz geleneği böyle harcıyor. Bizim bakanlar en az iki Jaguar değerindeki Mercedes'lere binerken İngiliz bakanlara Toyota öneriliyor. Bu örnek topluma da model oluyor.Halkının dörtte biri yoksulluk sınırında yaşayan Türkiye'nin kaderini değiştirmeye nereden başlarız diye sorarsanız eğer...Bakanlarımızı Mercedeslerden indirmekle başlayabiliriz derim!

Devamını Oku

Değişen ne?

19 Şubat 2006

ANAP Genel Başkanı Mumcu'ya göre Danıştay, hükümeti bir krize düşmekten kurtarmıştır.Çünkü... Altıncı Daire Galataport ihalesini iptal etmeseydi Başbakan Yardımcısı Şener "tam bir yüz karası" olan işi ve ilişkileri kamuoyuna açıklayacaktı.Danıştay karan, iptal gereğinin gerçek sebeplerini açığa vurmaktan Abdüllatif Şener'i, deşifre olmaktan da iktidarı korumuştur.Erkan Mumcu, karartılmış sahnelerde oynanan üç perdelik oyuna ışık tutuyor:Kuşadası Limanı'nı ikinci firmaya veriyorsunuz. Birinci firmaya tanımadığınız dolgu yapma hakkını bunlara yönetmelikle tanıyorsunuz. Yönetmeliği mahkeme iptal edince adamlara "kanun çıkarırız" diye söz verip Ofer-Kutman avukatlarının hazırladığı kanun metnini geceyarısı meclisten geçiriyorsunuz.İKİNCİ PERDE: Aynı familya ile bir gece-yarısı görüşüyorsunuz. Ertesi gün Tüpraş'ın yüzde 14,76 hissesi için teklif alıp satışı gerçekleştiriyorsunuz. Birkaç ayda 500 milyon dolar kazandıran bu satıştan kimsenin haberi olmuyor. Satişı yapan aracı kurum durumu her şey bittikten sonra İMKB'ye bildiriyor.ÜÇÜNCÜ PERDE: Galataport sürecinde baştan anlaşıyorsunuz. Anlaştığınız adam "Başbakan bize projenin değiştirilmesi yönünde görev verdi" diyor. Başbakan hangi yetkiyle bu görevi verdi? Kimdir bu adamlar ki karşılarına üç bakan, dört milletvekili, 20 bürokrat ve bir Başbakan konuyor?Türkiye'de temiz siyasetin önünü tıkayan dokunulmazlık rezaleti olmasa savcılar ANAP liderinin bu açıklamalarını suç duyurusu sayıp soruşturma acardı. Biz de Başbakan Yardımcısı Şener'in ancak partiyi bırakıp gitme noktasına geldiği takdirde açığa vuracağı suçlan ve suçluları öğrenir, kendimizi korurduk.Ama şimdi ne oldu? Galataport'u Danıştay iptal etti, Abdüllatif Şener'in başını derde sokmasına gerek kalmadı.Şener kurtuldu ama o ekip kaldı ve iş bitirme yöntemlerini şimdi Şener'le karşı karşıya gelmeyeceği başka alanlarda sürdürecek.Çünkü yargı karan ile yolsuz bir işlem durdurulmuş fakat o yolsuzluğun oyuncuları deşifre ve tasfiye edilememiştir.Cüzdanlarınıza sahip olun!Sürpriz ülkesiSürpriz çekicidir ama öngörülebilir bir ülkede yaşamak hepsinden iyidir.Kapıkule Gümrüğü'nden otomobiliyle yurt dışına çıkmak isterken Zafer Çava adlı vatandaşın uğradığı talihsizlik çok düşündürücü.Adamcağız pasaportunu görevli polise uzatıyor. Pasaportun içinde 10 Euro bulunduğunu görünce polis şikâyetçi oluyor ve Zafer Çava rüşvet vermekten tutuklanıyor.Zorluk görmeden işini bitirip bir an önce yola revan olmak için o parayı şimdiye kadar kimbilir kaç kez ödemiştir?Yurt dışında çalışan bir işçi, bu tür kanunsuz kazançların kapısını "bir süreliğine" kapatan bir operasyonunun yeni yapıldığını, 58 gümrükçü ile 19 polisin tutuklandığını nereden bilsin? Bir sürprizdir rüşvetin gümrükte durması. "Hemşerim bu 10 Euro'nu afiyetle sen ye. Artık burada rüşvet yenmiyor" diyebilirdi polis memuru. Bu hoş bir sürpriz olurdu."Vay bana rüşvet teklif ettin" diyen bir kompleksliye denk geldiği için kötü sürpriz mağduru olmuştur.Tanrı hepinizi hoş sürprizlerle karşılaştırsın!

Devamını Oku

Hayal ve gerçek

18 Şubat 2006

Yolsuzluk söylentilerinin AKP'yi parçalayacak güçte etkiler yarattığı doğru mu?Başbakan'da görülen gerginliğin, yolsuzluk söylentilerinin muhalefete gensoru verme cesareti kazandıracak kadar yaygınlaşmasından ileri geldiğini herkes biliyor.Parti içi muhalefetin beslendiği www.bil-gihikmet.com adlı internet sitesinin Ali Bu-laç'la beraber lokomotifi olan İslamcı yazar Kenan Çamurcu'ya bakarsanız sorunlar gizlenemez boyuta varmıştır.Tayyip Erdoğan ve ekibi üç yıldır ellerine geçen her fırsatı türban ve imam hatipler konusundaki hedeflerine varabilmek için kullandıkları halde sonuç alamadılar.Bu tatminsizliğin beslediği hoşnutsuzluk özellikle Maliye Bakanı ekseninde oluşan yolsuzluk söylentileri ile köpürme hali almış görünüyor.Ve genişleyen sorunlar, merkez üssü AKP olan bir siyasi depremin pek çok çevrede beklentisini uyandırıyor.Galiba uçuyorlarArkadaşımız Ruşen Çakır'ın sorularını yanıtlayan Kenan Çamurcu "AKP'ye eleştiri yönelten İslamcı aydınların, tabanın yaralı vicdanını dile getirdikleri" ni söylemekle kalmıyor "yüksek bir temsil" i de taşıdıklarını iddia ediyor.Çamurcu'ya göre "AKP'yi doğuran koşullar ve süreç şimdi AKP için geçerli olabilir.." Yani AKP'nin içinden yeni bir parti çıkarsa AKP, Erbakan partilerinin akıbetine mahkûm olabilir!Siyasi gündemde hak etmediği kadar önemsendiğine tanık olmamız, bu konuyu ele almaya bizi mecbur bıraktı.Yakın ve orta gelecekle ilgili öngörülerde bulunurken AKP'nin iç sorunlarından doğacak etkilere yüksek katsayılar biçmek yanılgı doğuracaktır.Hoşumuza gitse de gitmese de bu gerçeği görmekte yarar vardır. Neden?Kabine değişikliği1. İslamcı aydınlar kendilerinde sahip olmadıkları güçleri vehmediyorlar;2. Başbakan, partisinden daha büyük bir siyasi gücü temsil ediyor. Yani Erdoğan'ı karşısına alan bir hareketin başarı şansı kazanması, ancak onun Çankaya'ya çıkmasından sonra söz konusu olabilir.3. Muhalefet cephesinde bir iktidar alternatifi henüz görünmüyor.İç muhalefetin haklı olacağı tek beklenti yolsuzluk iddialarını kızgınlık içinde izleyen kesimin göstereceği tepkidir. Bu noktada şöyle bir soru akla geliyor:Başbakan yolsuzluk söylentilerinin yarattığı erozyona müdahale etmeyecek mi?AKP herhalde üç buçuk yılın yıpratıcı izlerini taşıyan bir kabine ile seçim dönemine girmeyecektir.Tayyip Erdoğan'ın bir iki ay içinde kabineyi en az yarı yarıya değiştiren bir hamle yapacağını bekleyenleri ciddiye almak gerekiyor.AKP'nin dağılacağı hayaline ortak olmak gerçekçi değildir!

Devamını Oku

İyi düşünün!

17 Şubat 2006

Ayasofya camii 1469 yıl önce kilise olarak, İspanya'daki Cordoba katedrali 1284 yıl önce cami olarak inşa edildi.Medeniyetler çatışmasının felâket işaretleri çoğaldıkça Allah inancını samimiyetle içselleştirmiş insanlar medeniyetler arası uzlaşmayı kolaylaştıracak köprüleri arayıp bulmak, yenilerini inşa etmek için uğraşıyorlar.İspanya'da yaşayan 80 bin Müslümanı temsil eden İslâm Konseyi'nin, BM şemsiyesi altında oluşturulan Medeniyetler İttifakı projesine Tayyip Erdoğan'la birlikte eşbaş-kanlık eden İspanya Başbakanı Zapatero'ya götürdüğü öneriyi, işte bu iyi niyetin uzantısı saymak gerekiyor.İspanya İslâm Konseyi yöneticileri Başbakan Zapatero'ya, eğer Türkiye'deki ortağı ile birlikte "Medeniyetler İttifakı'n in çimentosunu sağlamlaştırmak istiyorlarsa" bu iki değerli mirası "evrensel ibadet merkezleri" olarak kullanıma açmalarını önerdiler.Ayasofya hayalleriİslâm Konseyi'nden yapılan açıklamada "Hıristiyanlar, Müslümanlar ve diğer dinlerin inananları olarak Allah için birlikte dua edebilir ve ruhsal düğümleri aza indirebiliriz" deniliyor.Medeniyetler arasındaki uçurumları gidermekte bu tür çabaların yararı olabilir mi?Öneriyi "Cehenneme giden yolların çoğu iyi niyetin taşlan ile döşenmiştir" sözünü hatırda tutarak düşünmek gerekiyor.Ayasofya bugün müzedir ve ibadete kapalıdır. Cordoba Katedrali ise Katoliklere hizmet etmekte ve Müslümanlara ibadet izni verilmemektedir.İki tarihi mirasın ibadete açılmasına karar verilmesi için öncelikle Cordoba'nın kilise yönetiminden ayrılması gerekecektir.Ayasofya'yı cami yapmak, siyasal İslamcıların hevesidir. Böyle bir anlaşma gerçekleşirse Müslümanlar Cordoba katedralini cami gibi kullanabilecek ama Hıristiyanlar cami yapılan Ayasofya'dan kilise gibi yararlanamayacaktır.Paylaşılır ama nasıl?Müslüman her yerde ibadetini yapabilir. Hıristiyanlar yapamaz.Çünkü onların ibadet yerinde kutsal kabul edilen eşyaların bulunması gerekir ve camiye dönüşmüş bir ibadethanede bunlara yer yoktur. O nedenle önerinin hayata geçirilmesini sağlayacak karmaşık yol kiliseye uğradığı anda tıkanacaktır.Çünkü bir müze ve bir katedral için başlayan pazarlığın pratikte iki cami ile sonlanacağını fark edeceklerdir.Eğer bu iki tarihi mirasın kültürler arası barış ve uzlaşmaya hizmet etmesi isteniyorsa Ayasofya Müzesi ve Cordoba katedrali evrensel ibadet merkezleri değil, dini toplantılara ev sahipliği eden evrensel kültür merkezleri yapılmalıdır.Bu kadar değerli miraslan dinlerin ancak sahiplenmek isteyeceğini, paylaşmaya razı olmayacaklarını unutmamak lâzım.İttifak diye yola çıkıp, dini siyaset için sömürenlerin tuzağına düşmeyelim!

Devamını Oku

Galiba rulet

17 Şubat 2006

Dertli başımıza yeni bir dert mi sardık, yoksa büyük prestij getirecek bir hamle mi yaptık?VATAN'ın manşeti "Hamas satrancı"...Bu değerlendirme, Türkiye'nin yaş tahtaya basmayacak kadar köklü geleneklere sahip bir devlet olması güvenine dayanıyor.Ama Filistin seçimlerini kazanan Hamas lideri Halid Mesai'in beklenmedik gelişi, ziyaretin iyi planlanmadığı ve sonuçlarının da doğru dürüst hesap edilmediği şüphelerini davet ediyor.Dileriz bu satrançtır ama barbut atıldığı veya rulet oynandığı ihtimalini de gözden uzak tutmamak gerekiyor!Risk, Hamas örgütünün henüz uluslararası zeminde muhatap kabul edilmeyi hak edecek dönüşümü gerçekleştirmediği tespitinden doğuyor.Çünkü "canlı bomba" nın mucidi olan bu örgüt seçim kazandığı halde İsrail'i tanımıyor, silâh bırakıp terörden vazgeçeceği ümidini dahi vermiyor.Zamanlama yanlışBelli ki Hamas AKP'nin konuğudur.Dışişleri Bakanı Gül son anda Amerika ve İsrail'i ziyaretten haberdar ederken ne dedi bilmiyoruz ama millete ne yapmak istediklerini açıklamak zorundadır.Başbakan Erdoğan "medeniyetler buluşmasında Türkiye'nin yedeği olmayan bir oyuncu olduğunu ispat etmek için fırsat kolluyor.Bu akılcı bir hedeftir ama hamlenin başarısı zamanında yapılıp yapılmadığına da bağlıdır.Demirel veya Ecevit olsaydı bu ziyarete asla fırsat vermezdi. Böyle bir hamleyi olsa olsa Özal göze alabilirdi. Ama o da, Amerika'ya telefonu açıp Başkan'ı ikna etmeden bunu yapmazdı.Hele hele, kimlik değiştirme fırsatını kullanmamış ve hükümet sorumluluğunu resmen üstüne almamış bir örgütü asla muhatap saymazdı.Sırça köşk sorunuBaşbakan Erdoğan'ın oynadığı kumarın kazanma şansı hiç yok mu? Var. Hamas lideri uçakta gelirken "Silâh bırakmaya hazırız. Ama İsrail'in de adım atması lâzım" dedi.Ankara, uluslararası kamuoyunun beklentilerini kabule Filistinli konuklarını razı edebilir mi, bilmiyoruz. Ama Dışişleri Bakanı Gül'ün bir sözü var: "Bizden ricalar oldu" diyor. Bu sözler Hamas'in değişim mecburiyetini fark ederek Türkiye'den yardım istediğini düşündürüyor.Hamas bu şansını Türkiye'de kullanırsa harika olur. Ama kullanmazsa?..Dün rahatsız edici bir uyan geldi Washington'dan:Türkiye PKK hassasiyeti ile Diyarbakır Belediye Başkanı'nın ABD Dışişleri Bakanlığı ile temasına bile tahammül edemiyor ama PKK gibi terör örgütü kimliği taşıyan Hamas'a ev sahipliği yapıyor.Sırca köşkte oturmanın yüklediği sorumluluklar ve duyarlılıklar vardır.İktidar Türkiye'nin dış politikasını parti merkezinde oluşturmaya alışmamalıdır!

Devamını Oku

Maden buldular!

16 Şubat 2006

Maliye Bakanı iktidarın yumuşak karnı oldu. Belli ki muhalefet sürekli olarak aynı noktaya vuracak!CHP ikinci gensoruda da Unakıtan'ı indiremedi. Ama zaten böyle bir sonuç alınamayacağını herkes biliyordu. Meclisteki sandalye paylaşımı, böyle bir hayalin kurulmasına bile izin vermiyor.Gensoru aleti Kemal Unakıtan'ı koltuğundan indirmek için değil, AKP iktidarı tarafından daha çok sahiplenilmesin! sağlamak kastıyla kullanılmıştır.Dünkü meclis görüşmelerinde bu niyet iyice açığa çıkti. iktidar da bu tuzağa göz göre göre düştü.Unakıtan koltuğuna zaten defolu oturmuştu. Üstüne atili suçlardan yargıya hesap verme borcunu milletvekili dokunulmazlığı sayesinde ödemeyen Unakıtan, Ofer ilişkisi ve oğlunun ticari yükselişinden kaynaklanan şüpheler nedeniyle sürekli gündemdeydi.Şu an kamuoyunda sempatisini kaybetmiş bir konumdadır. Muhalefet ikinci gensoru ile bakan hakkında oluşmuş şüpheleri hükme dönüştürmek istemiştir.Çünkü bu hedef kolaylaşmış durumda.AKP'nin kendi milletvekilleri dahi huzur içinde değiller. Önceki gün AKP'nin meclis grubunda Sinop Milletvekili Cahit Can, Başbakan'ı "Ne biçim konuşuyorsun?" diye yerinden zıplatan şeyler söyledi.Partide yolsuzluğa karışanların arttığını öne sürerek "İki yıldır hiçbir tedbir alınmıyor. Biz Yaşar Topçu'yu Yüce Divan'a göndermişiz, bizimkiler onlardan daha beter" dedi.Başbakan Erdoğan'a göre böyle şüpheler üretmek "CHP'nin oyununa gelmek"tir.Bizce yanılıyor. CHP asıl, Maliye Bakanı'nı AKP'nin sahiplenmesini tahrik etme oyunu oynuyor. Bu noktadan yola çıkıldığı zaman asıl Başbakan'ın CHP'nin oyununa geldiği söylenebilir.Çünkü Erdoğan, Kemal Unakıtan'ı sahiplenirken açıkça dürüstlüğüne kefil olduğunu gösteren şeyler söylemedi, "Muhalefet istedi diye bakanımı feda etmem" dedi. Bu güçlü ve etkileyici bir savunma değildir.İktidar dünkü gensoruyu püskürttü ama AKP'yi iktidara getiren temizlik iddiası da önemli zayiata uğradı.Kemal Unakıtan artık muhalefete çalışacaktır!Var mı anlamayan?Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi "Artık bana türban davası getirmeyin" mesajı verdi dün.Bazı öğrencilerle bir üniversite öğretim üyesinin başvurularını değerlendiren mahkeme, başvuruları daha kabul aşamasında reddetti. Çünkü artık yeteri kadar içtihat oluşmuştur.Yüksek mahkemenin kararında, Başbakanımızı çok kızdıran ve "Ulemaya sormalıydılar" dedirten Leylâ Şahin kararının adeta tekrarı okunuyor ve Türkiye'de laikliğin önemine vurgu yapılıyor.Doğrudur; laiklik Türkiye için daha gerekli bir sigortadır. Çünkü dine dayalı rejim kurma iddiaları Batı toplumlarında çoktan tarihe karışmıştır ama Müslüman bir toplumda hâlâ güncel bir tehdittir.Başbakan'a uyup ulemaya sorsalar, eminiz onlar da bu gerçeği inkâr etmezdi!

Devamını Oku

Neredesiniz?

15 Şubat 2006

Acı veriyor olsa da gerçeği arayıp bulmak, sonuçlarına katlanmak, çağdaş toplumun davranış biçimidir.Açlık ve yoksulluk durumu ile yüzleşmek, her şeyden önce cesaret istiyor. Çünkü tablo uykularımızı kaçıracak derecede vahim, büyük özverileri talep edecek kadar yaygındır.İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) Hane Halkı Bütçe Anketi birkaç yıldır gelir dağılımı ve yoksulluk konusunda güvenilir veriler sunuyor."Bu sonuçlar iktidarları ve sivil toplumu ne kadar motive ediyor?" diye sorarsanız bunu henüz bilen yoktur."Bu ağır sosyal yaraya merhem olacak projeler var mı?" derseniz, onu gören de yoktur.Ama TÜİK görevini yapıyor. Tuttuğu aynanın yansıttığı gerçekler, ayrıca alarm zillerine basmayı gerektirmeyecek kadar ciddidir.Yazık çocuklaraAçıklanan 2004 yılı anketine göre Türkiye'de 909 bin kişi açlık, 17 milyon 991 bin kişi yoksulluk sınırının altında yaşıyor.En yüksek yoksulluk yüzde 40,88 oranı ile tarım sektörü çalışanları arasındadır. Sanayi ve hizmetler sektörlerindeki yoksullaşma oranları ise düşme gösteriyor.Yoksulluğun kırsal kesimde yoğunlaşması büyük kentlere yönelik göçü tahrik edecektir.TÜİK anketinin gözümüze soktuğu iki vahim gerçekten biri "Ailelerin kalabalığı arttıkça yoksullaşma riski de artiyor..." Diğeri ise toplumsal güvenlik için de yakın ve açık tehlike:15 yaşın altındaki nüfusun yüzde 34'ü yoksulluk sınırının altında yaşıyor!Her dört vatandaştan biri yoksulluk sınırının altında iken, insanlık onuruna hakaret olan bu kadere her üç çocuktan biri mahkûm oluyor.Uçmuş bunlar!Bu gidişe son verecek çarelere, nüfus artışını özendirmekten vazgeçmekle başlayıp seferberlik disiplini ile yoğunlaşmak gerekiyor. Her kurum ve her sivil örgüt günü tamamlarken "Bugün yoksullar ve çocuklar için ne yaptım?" diye sormalıdır kendisine.Dün Sağlık Bakanlığı'nın ilköğretim okullarına yönelik sağlıklı beslenme önerilerini konu alan bir haber geldi.Bakanlığı dinleyecek olursa öğretmen çocuğa "Hazır gıda yeme evlâdım" diyecek, "Onların yerine peynir ye, haşlanmış yumurta, ızgara köfte, tavuk ye, mevsimine uygun taze meyve, sebze ye, meyve suyu, süt veya ayran iç" diyecek.Çocukların neredeyse yansı beslenme çantalarına iki dilim kuru ekmekle üç-beş zeytini zor koyuyor. Bakanlarımızın ve bürokratların haberi yok mu?Her nerede yaşıyorlarsa acele dönsünler Türkiye'ye- Bekleriz!

Devamını Oku

İki önemli gerçek

14 Şubat 2006

Anket bir uzmanlık işidir. Namuslu ellere teslim etmek asgari bir güvence sağlasa da hiçbiri aranan cevabı yüzde yüz garanti edemez.Biz gerçeğe en yakın fotoğrafı çekip yansıtmak peşindeyiz.Geçen ay "örnek seçim çevreleri" nde yaptığımız araştırma, simgesel bir anlama sahip olsa da bilimsel temele dayanmıyordu. Buna rağmen bir doğrultu verdi:AKP küçük bir gerilemeye rağmen açık farklı birinciliği koruyor, CHP erime süreci yaşarken DYP ve MHP barajı geçerek meclise girecek iki parti oluyordu.Bu defa, araştırma adedini artırarak anketin tabiatında var olan yanılma risklerini küçültmeyi hedef aldık. Elde ettiğimiz sonuçlar, katlandığımız zahmete değdiğini düşündürüyor.SONAR, Yönelim ve Konsensüs araştırma şirketlerinin ulaştıkları en önemli ortak sonuç bugün seçim olsa AKP'nin 3 Kasım'dan daha güçlü çıkacağı öngörüsüdür.AKP son seçimde oyların yüzde 34'ünü almıştı. Anketlerde AKP'yi Konsensüs yüzde 36,4, SONAR 37,5 ve Yönelim yüzde 39,8 buldu.Muhalefet boşluğuİkinci önemli sonuç CHP'deki dramatik erimedir. Araştırma şirketlerinden biri CHP oylarını yüzde 15,3 bulurken, diğeri 13,9, üçüncüsü ise yüzde 11,8 bulmuştur.CHP bırakınız muhalif oyların sığınağı olma şansını, solun toplandığı merkez olma özelliğini bile kaybetmektedir. Deniz Baykal AKP'den korkanların CHP'ye nasılsa mahkûm olacaklarına dayalı hesabın tutmayacağını dileriz görür.Hele barajı geçeceği ihtimali anketlerde güçlenen partilerin seçmenleri "akıllarından geçene değil, gönüllerinde yatan partiye" oylarını vermeye kalkarlarsa CHP daha kötü günler de görebilir!Anketlerde öteki partilerin durumları net bir resim görmemize imkân vermiyor. Bir şirket iki partinin, bir şirket üç partinin, bir şirket de dört partinin barajı geçeceğini söylüyor.Rakamların uyumsuzluğu, iktidar ve ana muhalefet dışındaki partiler hakkında sağlıklı yorum yapılmasına olanak tanımıyor. Aynı partinin üç şirketçe tespit edilen güçleri arasında dünyalar kadar fark var.Ama eldeki veriler, bazı cevapları bulmak için yeterlidir.Sinirinin sebebi ne?Önümüzdeki dönemi yönlendirecek soruları hepimiz biliyoruz:1. Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olacak mı?2. Olacaksa seçimi bu meclise mi, yeni meclise mi yaptıracak?Bir görüşe göre bu anketlerin de verdiği cesaretle Erdoğan sonbaharda erken seçime gidecek, Çankaya vizesini yeni meclisten alarak muhalefetin ağzını kapamayı tercih edecektir.Karşı görüş ise AKP liderinin "çantadaki keklik"i seçimle riske atmayacağı, kendisini Çankaya'ya çıkarmayı bu meclise "son görev" olarak vereceği yönündedir.Çünkü riskler kendini göstermeye başlamıştır. AKP'ye şu anda en büyük zararı yolsuzluk iddiaları verebilir. Kötü kokular çoğalmaya başlamıştır.AKP'den iyi haber alan, Başbakan'a yakın bir yazar dün hükümetin ciddi bir dönemece geldiği" ni belirtiyor ve Başbakan'in son zamanlardaki sinirini de karar arifesinde olduğuna işaret sayıyordu.Seçim barajının düşmesini kimse beklemesin. Kozları elinde tutan AKP seçmi kendine en elverişli gördüğü zaman yapacaktır.Niçin ayrı tabelalar altında yaşadıklarını kendileri bile bilemeyen muhalefet partileri uyanmayacak mı?Birleşme gereğine uyandıklarında korkarız yine kaçan trenin arkasından bakakalacaklardır.

Devamını Oku