Hazreti Muhammed'i terörist gösteren karikatürlerin yarattığı öfke dinecek görünmüyor.Alevli protestolar Müslümanların yaşadığı tüm ülkelerde sürerken dün Şam'da Danimarka Büyükelçiliği binası ateşe verildi.Karikatürler ilk olarak bir Danimarka gazetesinde yayınlanmıştı. Ülkenin Başbakanı, İslâm toplumlarının hassasiyetine saygı gösterdiğini belli edecek jesti derhal sergilemek zorundaydı.Borcunu gecikerek, o da yarım yamalak yerine getirdiği için dinler arası çatışmanın tuzaklarını kuran karanlık niyetlerin ve örgütlerin hizmetkârı durumuna düşmüştür.İçtenlik eksiğiDanimarka'nın Türkiye Büyükelçisi Cristian Hoppe dün CNN Türk'te İslâm dünyasına dindeki bağışlama ilkesini hatırlatan mesajlar veriyordu.Doğru; bağışlamak dinlerin temel değeridir ama samimi pişmanlık olmadan ve alçak gönüllü isteğe dayanmadan bağışlanmak var mı dinde?Kıta Avrupasının kibir ve egoistliği, Danimarka'da sönebilecek yangını körüklemiştir. Düşünce ve ifade özgürlüğü adına dini inanca yönelik hakaret hoşgörülmüş, hatta inadına desteklenmiştir.Teselli edici tavırlar sadece Amerika ve İngiltere'den gelmiştir. Bu iki ülkenin medyası gibi hükümetleri de, dinsel hassasiyete saygıda buluşmuşlardır.İki ülkenin dışişleri bakanlıklarından yansıyan sesler Türkiye'nin tavrı ile örtüşüyor:"Basın özgürlüğünü savunuyoruz ama basın da sorumlu davranmalı. Dini ve etnik nefreti körüklemek kabul edilemez."Nereye böyle?Ünlü Rus yazar Soljenitsin'in kötümserliğini gerçekçi bulup saygı gösterebiliriz:"Yirminci yüzyıl insanlıkta ahlâki bir olgunlaşmaya tanık olmadı. Tersine eşi görülmemiş imhalar gerçekleştirdi. Kültür keskin bir düşüş gösterdi. İnsan ruhu çöküşe geçti. Öyleyse 21. yüzyılın bize daha iyi davranacağını beklememiz için sebep var mı?"Bu bilanço ile "evet var" diyemeyiz ama gafletin doğuracağı cehennemi riskler terbiye edici olabilir.Medeniyetler çatışmasını önlemek isteyen toplumlar, inançlara saygılı davranmak zorunda olduklarını görecekler.Aksi halde dinsel terörizmi kutsallaştıran örgütlere yardım ettiklerini bilecekler.Başka çare yok!
Pişkinlik siyasetin demirbaşıdır. Hesap soranlar utangaç olduğu sürece hep kaybedeceğiz.Rahmetli Özal, olmadık işlerine yönelen tepkileri "alışırlar, alışırlar" diye geçiştirirdi. Birçok lider de medyaya tepki göstermesini isteyen adamlarını şu şekilde yatıştırmıştır:"Sabırlı olun. Yazarlar yazarlar sonunda ya bıkarlar veya okuyucularını bıktırmaktan korkarak susarlar."Doğrudur, utanma-arlanma duygusunun kontrol edici etkisi kendisini siyasete oranla medyada daha çok hissettiriyor. Çünkü gazetenin müşterisi, siyasetinkinden daha seçici, daha eğitimli, değerleri oturmuş bir kesimdir.Gerçekten de biz gazeteciler, kendimizi tekrarlamanın doğuracağı sıkıcılığa sürüklenmekten korkarak daha önce birçok kavgaya ara vermek yanlışına düştük. Bu bizim nahifliğimize sayılmamalı. Medya toplumun inançlı desteğini arkasında hissetmediği kavgalarda tükenmek istemez.Fatura yalnızca Don Kişot olmakla kalsa neyse; tirajınız, reklâmlarınız da düşer.İnternet uygarlığıSon günlerde değişimin nefesini hissediyoruz medya mensupları olarak.Dokunulmazlık, mal beyanlarının aleniyete kavuşturulması ve Maliye Bakanı'nın maceraları konularında okurlar, sonuç alınana kadar devam doğrultusundaki tercihlerini çok net yansıtıyorlar bize.İnternet uygarlığının ikna olanakları iktidar partisinin meclis grubunu da etkilemiş olmalı ki AKP milletvekilleri "Maliye Bakanı hesap versin" diyor, bazıları Başbakan ı utandırarak mal beyanını açıklamaya zorlayacak adımlar atıyor.Değişim heyecan vericidir. Ve bu rüzgârın Başbakan Erdoğan'daki değişimin eksik bıraktığı değerleri tamamlayacağını umuyorum.Yeter ki bizler, kamunun yaran ve demokrasinin gelişmesi için gerekli olan ısrar yükümlülüğümüzden vazgeçmeyelim.Lütuf mu bunlar?Devlet adamlığı isteyen koltuklara siyasetçi karakterlerini değiştirmeden oturanlar her an sapabilir. Kibirleri onları her an caydırabilir.Başbakan dün cuma çıkışı mal varlığı konusundaki sorulan cevaplarken, çıkan bölük pörçük haberleri ve şirket devrinden sonra yapılmış açıklamaları hatırlattıktan sonra şöyle dedi:Ama hepsinin derli toplusunu da anı geldiğinde açıklayacağım!"Boylan benzemiyor ama huylan benziyor. Maliye Bakanı Unakıtan'ın kaçak villaları ile ilgili açıklamasında da aynı babalanma havası:"Zaten onları ben yıkacaktım.."Yani millet istediği kadar "Derhal.. Derhal" diye yırtınsın, Başbakan mal varlığını kendi istediği zaman açıklayacaktır.Maliye Bakanı kaçak villalarını yasa emrettiği için değil, kendisi öyle münasip gördüğü için yıkacaktır.Gerçeği kabul edene kadar peşlerini bırakmamalıyız. Bu siyasetçileri, kendilerine, partilerine ve memlekete kazandırmak için göstereceğimiz fedakârlık belli:Doğru olan şeyi onlardan alana kadar dayanacağız!
Tüm gelecek bilimciler çoğulculuğu kabul etmeyen düzenlerin yıkılmaya mahkûm olacağını söylüyor.Eğer mutlu bir geleceğe kavuşacaksak bunu sadece kurmayı başaracağımız çok merkezli anlayışın uygarlığına borçlu olacağız.Dinin bittiğine dayanan iddialar doğru çıkmadı. Din, 21. Yüzyılda bile kültürün temelini oluşturuyor. Onu gerçekçilik adına hayatımızdan dışlamaya yönelik telkinler ve dayatmalar başarılı olamadı.Çünkü Batı'daki insanlar da, Doğu'dakiler de gördüler ki dinsel geleneklerin bulunmadığı bir toplumda insan onuruna saygı göstermek için daha etkileyici, inandırıcı nedenler kalmıyor.Egoist, terbiyesizMüslümanların gözlediği bu gerçeği Batılıların görmemeleri mümkün değil.İnsanlığı medeniyetler çatışması konusunda uyaran ve çatışma ihtimalini uzlaşma alternatifine dönüştürmek üzere kafa yoranların daha çoğu onlardadır.Hz. Muhammed'i terörist gösteren karikatürlerin Danimarka'da yayınlanmasından sonra patlak veren kriz, Batı uygarlığının kibirli ve ben merkezci karakterine çok yakıştı!Normal olarak Müslüman toplumlardan yükselen tepkiye saygı göstermeleri gerekirdi. Şövalyece bir özrü bile çok gördüler.Fransız, Alman, Norveç ve İtalyan gazeteleri, Danimarka'yla dayanışma göstermek adına İslâm toplumlarında infial yaratan karikatürleri yeniden bastılar.Yani Müslümanları terbiyesizlikle terbiye etmeye kalkışan bir haçlı dayanışması gösterdiler.Teröriste hizmet.."Medeniyetler çatışması" tezini kimileri tehdit olarak algılayıp çare düşünüyor, kimileri de -sanki gerçekleşmesi ne kadar erken olursa o kadar iyi- bir hesaplaşma olarak görüyor.Batılılar tavır alırken neye hizmet ettiklerini sorgulamak zorundadırlar. İslâm toplumları zaten İslâmi terörün ve şeriata dayalı devlet düzeni özlemlerinin tehdidi altındadır.Baü'dan esen saygısız rüzgârlar, İslâm toplumlarını izole etmek ve Bati karşıtlığını yaygınlaştırmak isteyenlerin ekmeğine yağ sürüyor. Cihat çağrılarına ve canlı bombaların patlayıcısı olan nefreti üreten kışkırtıcı naralara ilham veriyor.Dün Ankara'da Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, iki kültürün de anlayacağı şeyler söyledi:"Kültürler arası diyalogun öneminin arttığı bu dönemde tarafların daha uzlaşmacı bir yaklaşım sergilemesini bekleriz. Hz. Muhammed'e ilişkin karikatürlerin Avrupa ülkelerinin basınına yansımasını talihsizlik olarak değerlendiriyoruz."Çoğulcu bir dünya için inanca saygı, belki hoşgörüden bile önde geliyor.
Herkes öğrendi: Bir siyasi liderin mal varlığını açıklaması yasalara aykırı değilmiş.Ama aksini iddia etmek ahlâka aykırı olabilirmiş!Bu tartışmada Başbakan Erdoğan ağır yara aldı. CHP lideri Baykal'ın bombardımanı altında neler hissetmiştir bilemeyiz ama iki AKP milletvekilinin "Türk demokrasisine yakışanı yapıyoruz" deyip mal varlıklarını açıklamaları, herhalde onda sırtından bıçaklanma duygusu yaratmıştır.Ne yapalım, "Eden bulur" demişler.Başbakan da sıkıştığı her durumda gerçekleri eğip büken basit hileleri aklımızla alay ederek sergilerken, bir okurumun dediği gibi bize "TV'de kötü kaliteli bir sitkom izliyor duygusu" vermiyor mu?Başbakan'in mal varlığı ve dokunulmazlıklar konusunda öne sürdüğü bahaneler, onun yalnız serveti üstünde değil, siyasi yetenekleri konusunda da şüpheler doğmasına sebep olmuştur."Mal varlığımı açıklayamam, yasal engel var.." "Herkesin dokunulmazlığı beraber kalksın.."CHP'den iki çağrıHalkın zekâsını hor görmektir bu sözler. Anayasa değiştirecek güce sahip bir iktidarın liderine yakışmaz. Sadece halkın güvenini eritir, şüphelerini büyütür.Tayyip Erdoğan, kaçak yapıda oturduğunu söyleyerek İstanbul Belediye Başkanı oldu. Çocuklarını arkadaşının yardımı ile yurt dışında okuttu. Almanya Başbakanı'nın önünde maaşının yetmediğini söyledi. Şimdi, kendi bakanının tahrik ettiği toplumsal merak onu sıkışürıyorken direniyorsa insanlar elbette şunu düşünecektir:Demek ki on yılda, hesabını veremeyeceği kadar büyük bir servet yaptı!Sıkıştığı köşede Başbakan'ı hırpalamak rakibi olan Deniz Baykal'ın hakkı olabilir. Baykal da bu hakkı büyük bir keyifle yapıyor.Dün "Dokunulmazlıklar için ne yapacaksan getir; sonuna kadar destekleyeceğiz. Mal beyanını aleniyete kavuşturmak için ne gerekiyorsa gel birlikte yapalım" diye çağrıda bulunuyor, daha doğrusu oynuyordu."Nasıl"ı göstermek!Demokrasi hükmünü yürütecek, şeffaflaşma beklentilerine daha fazla direnemeyecektir. Başbakan bu mecburiyeti kavramakta ne kadar gecikirse kaybı o kadar büyüyecektir.Türkiye böyle meseleleri siyasi çalkantılara sürüklenmeden çözmeyi becermelidir artik. Başta siyasi muhalefet olmak üzere hepimize sorumluluk düşüyor.Mesela CHP bağcıyı dövme siyasetine hasan azaltıcı uzlaşmacı çözüm siyasetini ikame edebilir.AKP'li üç milletvekilinin yaptığı mal varlığı açıklamasının benzerini, tabii daha ayrıntılı olanını, yani eş ve çocukları da kapsayan bir beyanı ana muhalefet lideri olarak Deniz Baykal yapabilir.Tayyip Erdoğan'dan ne istiyorsa, Baykal onu bugünden tezi yok halka vermelidir.Başbakan'dan talep ettiği aydınlığı kendi şahsında sergileyen bir muhalefet liderinden daha sürükleyici bir siyasi güç olamaz.İnanıyoruz ki öyle bir durumda Başbakan da projektörlerin önüne çıkmaktan başka çare kalmadığını görecektir!
Başbakan inandırıcılık bakımından herhalde hiç bu kadar dibe vurmamıştı!Mal varlığını açıklamayacağını biliyorduk. Ama savunduğu değerlerden bu kadar uzaklaşacağını tahmin edememiştik.Medyaya bir hafta oynayacağı "çelik-çomak" vereceğini söylemişti. Konuşmasındaki yanlışlar, rakiplerinin eline AKP'nin sırtında kıracağı sopalar vermiştir.Maliye Bakanı Unakıtan'ın ektiği rüzgârın fırtınaya dönüşen hasaü, Başbakan Erdoğan'ı istemese de mal varlığını açıklama borcu altına sokmuştu.Başbakan dünkü grup konuşmasını bu meseleye tahsis etti. Her şeyi söyledi ama halkın beklediği şeyi söylemedi.Bir saat konuşup şeffaflık, adalet ve dürüstlük reklâmı yapacak, verilemeyecek tek kuruşluk hesaplan bulunmadığını uzun uzun anlatacak yerde mal varlığını açıklayıverse benzeri az görülmüş bir zafer kazanacaktı.Lâfa boğuldukÖyle bir durumda temiz siyasetin önündeki kirli duvar yerle bir olacaktı. Bu yürekli adım, iktidar gücünü haram kazançlara dönüştüren çarklara çomak sokan başka tedbirleri de beraberinde getirecekti.Bundan on yıl önce "Temiz Eller" Savcısı Di Pietro Türkiye'ye geldiğinde şunu demişti:1. Kamu yöneticileri kazançlarını nereden sağladıklarını ispat etmek zorunda olmalı;2. "Nereden buldun" diye sorulabilmeli. Yolsuzluk başka türlü önlenmez!Başbakan, sıkıştığı köşeden kurtulmak için Atatürk'ü bile kullanacak yerde iki dakikada mal varlığı listesini okusaydı, siyasi tarihin en etkileyici, en hayırlı devriminin yolunu açacaktı.Yapamadı bunu. Şimdi herkes "Üç yılda açıklayamayacağı bir serveti birikmiş olmalı ki hesabını veremeyeceği için lâf kalabalığına getirdi" diyecektir. İnternete yansıyan vatandaş tepkileri bu kanaatin şaşılacak yaygınlıkta olduğunu gösteriyor.Kaçmanın bedeliMal varlığını gizlemesinin imkânsız hale geldiğini Başbakan da görmüştür. Ama doğacak riskler gözünde büyüdüğü için bir hileye başvurmuştur. Neymiş?Yasa, mal bildiriminin açıklanmasına imkân vermiyormuş.Toplum vicdanının hangi talebi işlerine gelmiyorsa o noktada beyaz yalanlara başvuruyorlar. Mesela dokunulmazlıktan kaldırma vaadinden yan çizerken "Bürokratlarınkiyle birlikte kaldırılacaksa kaldıralım" demeye devam ediyor.Oysa bir rektör bile dokunulmaz değildir. Van Rektörü Aşkın'ın tutuklanması ile AKP'nin savı çöktü. Ama ne gam? Nasılsa bu gerçeği göremeyenler, seçim kazanmasına yetecek kadar çoktur ülkede!Aynı şekilde son olay: Başbakanın mal varlığını kendi iradesi ile açıklamasına hiç bir yasal engel yoktur.AKP döneminde Türk ekonomisinin bazı müzmin hastalıkları düzelmiş, ekonomik varlıkların değerlenmiş, irticai örgütlenmenin tırmanışına rağmen siyaset de istikrardan nasibini almıştır. Bunlar doğru...Ama bu durum Başbakan'a sıkıştığı her köşede "Üstüme gelirseniz, siz kaybedersiniz" diye tehdit savurma hakkı vermez. Böyle demokrasi, hukuk devleti olmaz.Bizce AKP son zamanlarda giderek sıklaşan bir tempo ile kendi ayağına ateş ediyor!
Başbakan kaçak yapıları yapanların başına yıksınlar diye belediye başkanlarına talimat vermişti.Adından da anlaşılacağı gibi AKP adalet içinde kalkınma iddiasına sahip çıkıyor.Bu iddiaya ne yakışır?Haksız bir eylemin üstünde partinin lideri bile yakalansa bedelini ödeyecek!Kaçak yapı söz konusu olduğunda Başbakan'in "abi" dediği bir kodaman ile yıkım ekipleri önünde karınca kadar hükmü olmayan gariban arasında fark olmayacak.Kemal Unakıtan bundan 25 yıl önce "burası sittir" diye uyardıkları Küçükçamlıca'ya bir villa inşa ettirdi. Bu villayı üç kez yıkımdan kurtardı. Maliye Bakanı koltuğuna oturduktan sonra sit alanına çocukları için iki villa daha yaptırdı.Özetle, bir kaçak villayı yıkılmaktan kurtarmak için girdiği savaştan kitabına uydurulmuş üç villa ile çıktı.Ana muhalefet lideri Baykal, iktidarın çıkardığı aflardan en çok yararlanan siyasetçi olan Maliye Bakanı Unakıtan'ın derhal görevinden uzaklaştırılması gerektiğini söylüyor.Başbakan da "Bakanımı yedirmem" diyor, "Bizler tanıdığımız, bildiğimiz dost ve arkadaşlarımızı bunlara yedirmeyiz. Haberler çıkabilir, bize birileri haber getirebilir. Ama haberin kendisi değil kaynağı önemli."Kendi kaynağına sorsun, ama sormuyor.Çünkü Başbakan "Ben inanmak istediğim şeye inanırım. İktidar gücümü, benimle kader birliği yapan dost ve arkadaşlarımı korumak için kullanırım" demek istiyor.Demokratik hukuk düzenlerinde kimse kimseyi yemez. Suç işleyen kendi başını yer. O kişileri dayanışma adına koruyan liderler varsa o partinin ekstradan düşmana ihtiyacı yoktur zaten.Tayyip Erdoğan "yedirmem" tavrı ile partisini hukuktan uzaklaştırmıyor mu?Dokunulmazlığın bu kadar hoyratça kötüye kullanıldığı bir demokratik ülke var mı yer yüzünde?AKP'ye AKP dediğimiz zaman kızıyorlar."Bize AK Parti deyin" diyorlar.Nasıl diyelim?Şövalyelik lâzımAjanslar dün savcının YÖK Başkanı Teziç ve 77 rektör hakkında soruşturma açma izni istediğini bildirdi.Ama sözü edilen Ankara C. Başsavcılığı yazısı akşama kadar YÖK'e ulaşmadı.Van Rektörü Prof. Yücel Aşkın'ın tutuklanması üzerine yaptığı açıklamalar nedeniyle Prof. Erdoğan Teziç hakkında soruşturma açılmasına YÖK'ün izin vermesi gerekiyor.Dün çok önemli bulduğum bir bilgiye ulaştım. Prof. Teziç, yazı geldiğinde savcılık talebi doğrultusunda olur kararı vermesini kurul üyelerinden isteyecekmiş.Öğrendiğime göre YÖK Başkanı, Rektör Aşkın konusunda dediklerinin arkasında durduğunu belli etmek için savcılıkta "susma hakkı" nı kullanacak. Bu şekilde yargıya olan güvenini ortaya koyacak.Prof. Teziç'in bir arkadaşına ifade ettiği niyet, siyasetçiler için ibrettir:"Hukuk kazansın, dokunulmazlık kaybetsin. Yapmak isteğim bu."Arkadaşları YÖK Başkanı'nı "şövalyeliğe lüzum yok" diye caydırmaya çalışıyorlarmış. İnsaf!Şövalyeliğin simgelediği ruh şimdi bize değilse kime ne zaman lâzım?
CHP den gelen tahrik edici suçlamalar üzerine Başbakan önceki gün ne dedi?Ana muhalefeti siyasi rant peşinde koşmakla suçladıktan sonra AKP'nin mal varlığının şeffaf olduğunu, isteyenlerin internet sitesinde bulabileceğini belirterek "Kişisel noktada da ben salı günü bazı açıklamalar yapacağım" dedi.Tartışma mal varlığı üzerinde yapıldığına göre Başbakan'ın bu çıkışını tercüme etmeye, yanlış anlamaya olanak var mı?Meğer varmış... Erdoğan dün AKP'nin Kadıköy İl Kongresi'nde "Ben mal varlığımı açıklayacağım demedim" diye yeni bir şaşırtıcı çıkış yaptı.Neymiş?.. Mal varlıklarını açıkladıklarını söyleyen parti liderleri aslında bir şey açıklamamışlar, dürüst ve samimi değillermiş.Örnek ol o zaman. Karşındakini nasıl görmek istiyorsan kendin de öyle ol!Temiz siyaset rüyaTürkiye'de siyaset kifayetsiz muhteris liderler ile çevrelerini saran bir avuç insanın kolay yoldan zenginliğe eriştikleri ahlâksız bir iş olarak algılanmaktan kurtulsun artık değil mi? İşte tam sırası...Top önünde, kaleci ile karşı karşıyasın, vur gol olsun!Başbakan dün "medyaya sesleniyorum" diye başlayınca heyecanlandık. Çünkü..."Tüm medyaya sesleniyorum. Cımbızlama yapmadan aynen yayınlayacaksanız söyleyeyim" uyarısı, ancak karanlığa karşı temiz ve cesur bir meydan okumanın iddiasına yakışır.Yazık ki Başbakan yine hayal kırıklığı yarattı. Sözlerinin devamı şöyle geldi:"Ben dün mal varlığımı açıklayacağım demedim. Ama gazetelerde mal varlığımı açıklayacağım ilân ediliyor. Ama ben sevinçliyim, çünkü salı gününe kadar ellerinde çelik çomak var. Salı günü ne konuşacağımı görecekler. Tabii salı gününden sonra yeni bir malzeme çıktı. Bir hafta da onunla meşgul olsunlar."Başbakan oynuyorSalı günü mal varlığını açıklamayacağına göre Başbakan o gün ne konuşacak?Mal varlığını neden açıklayamadığını mı açıklayacak!Konuşmasının aydınlanmaya değil sadece gürültüye katkıda bulunacağı şimdiden belli.Şurası da belli ki Başbakan tatmin edici bilgi vermeyecek, sadece temiz siyaset hayali kurarak heyecanlanan saf vatandaşların ve saf gazetecilerin eline yeni bir çelik çomak verecektir.Bu davranışın vahim bir yanlış olduğunu dileriz etrafındaki ulema Başbakan'a söyler.Aksi takdirde pek çok kimse şöyle düşünecektir:"Çocuklarını bile arkadaş yardımı ile okutabilen Tayyip Erdoğan, üç yılda açıklamaktan korkacağı kadar büyük bir servet mi biriktirdi?"Başbakan çelik çomak oynamasın. Çünkü...Biz değil, asıl o oynuyor!
Başbakan Erdoğan, mal varlığı ile ilgili iddiaları Salı günü cevaplayacağını açıkladı.Niye Salı? Bizim bildiğimiz bir kaç kalem malı, mülkü var:Ortağı olduğu pazarlama şirketlerindeki hissesini paraya çevirdi, Üsküdar'da dört katlı bir apartmanı ile bir miktar döviz tasarrufu vardı, Kısıklı'da iki villa aldığı söylendi ama resmileşmedi, bir de sünnette gelen altınlarla düğünde gelen takılar filân..Bunları alt alta yazıp fiyatlandırmak zor olmadığına göre Başbakan niye uzattı acaba?Süre kullanması, açıklamasına şüphe gölgesi düşürecektir. Çünkü daha önce sıkıştırıldığı köşeden "sünnette gelen altınlar" savunması ile kurtulduğunu kamuoyu unutmamıştır.Başbakan, kendisine mal varlığı konusunda açıklama yapma mecburiyeti yükleyen tartışmadan CHP'yi sorumlu tutarken ne diyor:"Bu da gündemi kaybolmuş olanların gündemde başlık bulamayanların öne çıkarmak istedikleri gündem maddeleridir.."Asıl AKP'ye yaradıMal varlığından kim rant üretmeye çalışıyor?Başbakan'ın bu konuda CHP'ye suçlama yöneltmeye hakkı yok; tam tersine özür borcu var. Çünkü meseleyi durup dururken Maliye Bakanı Unakıtan gündeme getirdi.AKP'yi destekleyen bir gazete, Maliye Bakanı'nın "yakın çevresine" anlattıklarına dayandırdığı haberinde Baykal'ın banka hesabında "muazzam para"sı, CHP'nin hesabında 150 milyon YTL olduğunu iddia etti.Bunlar, doğru bile olsa Maliye Bakanı'nın açıklama yetkisine sahip olmadığı bilgilerdir.Ama Baykal açıklandığı için değil, yalan olduğu ve bu yalandan iftira üretildiği için davacı olmuştur.Mal varlığı tartışması rant sağlamışsa, bu kazancı gerçekte iktidar partisi devşirmiştir.Çünkü doğalgazda en büyük kazığı Türkiye'nin yediği gerçeğini, seçim anketinin hizaya getirici etkilerini, içki yasağının ayıbını ve yolsuzluk tartışmalarını unutturacak gündemler en çok AKP'ye yarıyor olmalıdır.Başbakan dan ricaYaramazlık bazı çocukları sevimli bile yapabiliyor. Ama sırca köşkte oturan yetişkinler sağa sola taş atmadan önce kendileriyle birlikte mensup oldukları kurumların başını da derde sokacaklarını bilmek zorundalar.Maliye Bakanı bu hataya sık düşüyor. Acaba bu defaki tedbirsizliği, Başbakan'ın sevdiği ifade ile "hayırlara vesile olabilir" mi?Deniz Baykal şunu istedi:"Maliye Bakanı en kısa sürede benim ve Başbakan'ın özel mali hesaplarını inceleyerek açıklamalıdır. Ama on yıl, beş yıl, bir yıl önceki banka hesaplarını da açıklamalıdır!"Başbakan Erdoğan'ın Salı günü yapacağı açıklama, Baykal'ın talep ettiği ayrıntıyı acaba içerecek mi?Bunu göreceğiz ve eksik kalırsa isteyeceğiz.Salı günü Başbakan'dan şu soruların cevabını da istiyoruz:Siyasetçilerin mal bildirimleri üstündeki gizliliği kaldırıp bu bilgilerin internetteki parti sitelerinde yayınlanmasına öncülük yapamaz mısınız?Seçimden önce verdiğiniz dokunulmazlıkları kaldırma sözünüzü tutmak için daha ne bekliyorsunuz?