AKP gol yedi!

20 Ocak 2006

Süleyman Demirel yasaklı olduğu dönemlerde bile "bir bilen" kimliği ile siyasetin içinde olurdu.Onun birikimi ve sezgi gücü özellikle halkın nabzını ölçmekte benzersizdir.Seçim anketini muhalefet ve iktidar gözüyle değerlendiren yorumlarını bu bakımdan önemsiyorum. Dileriz partiler de önemser.Meselâ Demirel'e göre anket sonuçları muhalefete şunu deme şansını veriyor:"Ey ahali, görüyorsunuz ki alternatifimiz yok diyenlerin alternatifi var. Bu iktidara mahkûm değilsiniz!"Peki iktidar sonuçlara nasıl bakmalı ve halka ne demeli?"Görüyorsunuz, bizden başka istikrar sağlayacak parti yok. Öyleyse bizim elimizden iktidan almayın da size hizmet edelim!"Demirel'in seçim anketinden okuduğu önemli bir sonuç da şudur:Halk muhalefet boşluğundan şikâyet etmeye başlamıştır. Demek ki iktidar icraatının hoşnut etmediği kesimler çoğalıyor.Şüphe eritirBaşbakan Erdoğan dün "Altını çizerek söylüyorum; bu iktidar döneminde kimse erken seçim beklentisi içine girmesin" dedi.Seçime bir buçuk yıldan fazla zaman var. Bizde siyasi muhalefet tembel oluyor. O bakımdan önümüzdeki seçimin sonucunu muhalefetin marifeti değil, iktidarın performansı belirleyecektir.Acaba AKP kurmayları, halkı alternatif aramaya sevkeden sebepleri dürüstçe arıyorlar mı? Bunları bulup, çaresine bakıp halkın güvenini kazanmayı başaracaklar mı?İşsizlikle ve yolsuzlukla mücadelede artik elle tutulur sonuçlar görmek gerekiyor.Dokunulmazlıklar kaldırılmadığı takdirde AKP ağır bedel ödeyecektir.Acaba Tayyip Erdoğan şu gerçeği de görüyor mu: iktidarın laik cumhuriyete sadakati ile ilgili şüpheler azalmıyor, artıyor.Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı seçileceği ihtimalinden etkilenen tedirginliğin tırmanması bundandır.İhtiras batırırLübnan'daki Hizbullah örgütünün lideri Fadlallah'ın CNN Türk'e yaptığı açıklama, rejim için endişe duyanların teşhislerine bire bir uyuyor.Fadlallah'a göre Tayyip Erdoğan partisini İslâmi kimlikte göstermemeye çalışmakla beraber İslâmi bir hükümeti temel alıyor.Çünkü "Kafasındaki plan ve programları, orduyla ve diğer laik güçlerle sorun yaratmadan" böyle gerçekleştirebilir!Önümüzdeki dönemde AKP türban ve imam hatip saplantısından uzaklaşmaz, rektörlerle ve YÖK'le kavgadan, kurumları ele geçirme hastalığından kurtulamazsa kendi altını oyacaktır.Futbol Federasyonu seçiminde uğradığı küçültücü yenilgiyi iktidar hazmetmeye çalışsın. İyi bir ibret var orada çünkü.Devlet gücünü böyle hoyrat kullandığınız zaman mazlumlar üretirsiniz.Seçimi iktidarın istemediği Haluk Ulusoy'un kazanması sürpriz değildir. Tayyip Erdoğan nasıl atladı bu gerçeği?Bu milletin ezilen insanları hak ettiklerinden daima daha yüksek yerlere getirdiğini en iyi o bilir!

Devamını Oku

Merhamet ve adalet

18 Ocak 2006

Hızımız yeniden sürünme yavaşlığına indi; farkında mısınız?Rakiplerimiz demokraside, eğitimde ve ekonomide çağın talep ettiği değişimleri hızla gerçekleştirirken biz yaya kalmıştık.AKP iktidarının farkı, "çene suyuna tirit" tartışmaları unutturan bir konsantrasyonla AB reformlarına ve IMF programına ülkeyi kenetlemek oldu.Demokrasi ve ekonomi alanında yirmi yıldır hayali kurulan hedefler gerçekleşti. "İnmez" denilen enflasyon indi, "vermezler" dedikleri müzakere tarihi verildi.Sonra bir anda enerjimiz tükendi sanki; incir çekirdeğini doldurma tesislerinin tam kapasite çalıştığı o verimsiz dönem geri geldi gelecek...Toplumun dikkatini çekerek bu tehlikeyi püskürtmek gerekiyor.Bir haftadan fazla zamandır "Ağca salınmasın la uğraştık. O bitmeden ufukta yeni bir nafile sorun belirmiştir:"Erbakan hapse atılmasın!"Adalet hasretiŞimdi biliyoruz "Katil Ağca'nın aftan salıverildiği bir düzende yaşı 80'e dayanmış eski bir başbakanı hapse atmak adalet midir?" diye soracaklar.Hemen belirtelim ki böyle kıyas olmaz. Bu kafa Türk halkını sonsuza dek adalete hasret kalacağı berbat bir yaşama mahkûm eder. Necmettin Erbakan'ın suçu siyasi değildir. Partisine yapılan Hazine yardımı buharlaşmış, mahkeme de onu "özel belgede sahtecilik" suçundan 2 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırmıştır.Hoca sağlık raporu ile bu cezanın infazını dört kez erteletmiş, beşinci talebi reddedilmiştir. Bu yüzden savcı kendisine teslim ol çağrısı yapmıştır."Hoca hapse girmesin" diyenler bunun formülünü hemen söylemelidirler.Kayıp Trilyon Davası'ndan kaynaklanan para faiziyle 11 trilyona dayanmıştır. Hoca'ya kıyamayanlar isteseler bir saatte bu parayı toplarlar.İktidarı döneminde Erbakan Mercümekgiller gibi yığınla adamı zengin etti. "Faiz haram" hokkabazlığı ile müminleri soyarak Karunlaşan insanlar Türkiye'de, Avrupa'da imparatorluklar kurdu.Merhamet lazımsa onlardan başlaması gerekmez mi?İbret yaratmakCeza veremeyen devlet topluma huzur ve güven veremez. Türkiye'nin cezası ağırlaştırılmış kanunlara değil, cezaları infaz yeteğine sahip güçlü bir kamu otoritesine ihtiyacı vardır.Merhamet, adaletin elindeki kadife eldiven olabilir ama bileklerine geçirilmiş kelepçe olmamalı.Adaletin amacı yolsuzluklara karşı etkili bir ibret yaratmaktır: "Bu devlet eski bir başbakanın bile gözünün yaşına bakmadı; onun için çalmayayım..."Çalmayı düşünen adamlara bu korkuyu veremezsek bizden sonra çocuklarımız da soyulacaktır!Hazine'nin iç edilen parasını geri ödemiyorsa Erbakan cezaevine girmelidir.Onu bu cezayı çekmekten kurtaracak kapılan yine yasalarda aramak gerekiyor. Meselâ Cumhurbaşkanı, cezasını kaldırabilir.Anayasa'nın 87'inci maddesi meclise de "özel af yetkisi veriyor. AKP'nin yeterli oyu var.Kimse merhamet sömürüsü yaparak kafaları ve gündemi karıştırmasın. Yeter!

Devamını Oku

Öfke dinmesin

18 Ocak 2006

Ağca'nın askerlik yapıp yapmayacağı kararını iyi ki siyasetçiler vermedi.Partileri fark etmiyor, siyasetçiler hep aynı hamurdan... AKP Meclis Başkanvekili Kapusuz "Mahkeme karan sonucu bu arkadaş dışarıya çıkarılıyor. Sayın Ağca ile ilgili konu yargıyı ilgilendiriyor" diyor.İpekçi cinayeti, Papa'ya suikast girişimi ve gasp suçlarından -o da İtalyan adaleti sayesinde- 25 yıl hapis yatmış bu kişi nasıl ve nereden "arkadaş" oluyor ve "sayın" hitabını hangi erdemi sayesinde hak ediyor?Salih Kapusuz kamuoyuna bunun cevabını açıklamak borcu altındadır.GATA'daki askeri doktorların kararı ibret olmalı. Karar tam bizim beklediğimiz biçimde çıktı. Teknik ifade farklı olabilir ama mesaj şu:Askerlik ceza değildir. Bir terörist katil, suikastçı ve gaspçı, Mehmetçik'le aynı üniformayı giymeye lâyık olamaz!DurduramadıkPeki, Ağca'nın cezasının on yılını kimler, ne uğruna affetti? Son günlerde Ağca'nın serbest bırakılmaması gerektiğini, çünkü hesabın yanlış yapıldığını iddia eden Prof. Hikmet Sami Türk medyada geniş yer buluyor.Prof. Türk yalnız saygın bir hukuk hocası değil, aynı zamanda eski bir adalet bakanıdır. Hem de Ağca'nın hapisten on yıl erken bırakılmasını sağlayan "Rahşan Affı"nı çıkaran hükümetin adalet bakanı...Hatırlıyorum, kirli oylara tamah edip adalete hançer vurulmasın, vicdanlar azaba mahkûm edilmesin diye çırpınmıştık milletçe. Gazeteci Metin Sertoğlu'nun Cumhurbaşkanı'na mektubunu hâlâ hatırlarım.Müzisyen olan biricik oğlu, iyilik olsun diye arabasına aldığı bir otostopçu çift tarafından öldürülmüştü. Katiller, 1980 öncesi öğrenci olaylarında kahvehane taramaktan hükümlüyken aftan çıkmış bir terörist ile sevgilisi idi.İbret olur mu?23 yaşındaki müzisyen Erdim Sertoğlu'nu kaçırdıkları gün öldürdükleri halde, aileden hayatta olduklarını söyleyip 40 bin Mark fidye almışlardı. Adalet bunları idama, fidye almaktan 47'şer yıl hapse mahkûm etti. Ama onlar da Ağca gibi bugün-yarın çıktı, çıkacak.Sertoğlu'nun ve onun gibi evlât acısı ile yüreği dağlanmış; caniler, gaspçılar tarafından mağdur edilmiş binlerce insandan gelen çağrılar ve yakarışlar hiç bir işe yaramadı.O gün "Bu af çıkacaktır" diyen Rahşan Ecevit'e boyun eğmenin yarattığı vicdan azabını, Ağca'nın bugün tahliyesine beyhude muhalefet etme çabaları acaba dindirir mi?Millet seçimde bu affı çıkaranları toptan çöplüğe süpürdü. Prof. Türk'ün çabalan nedeniyle okurlardan gelen mektuplar, affı çıkaranlara yönelik öfkenin dinmediğini ve dinmeyeceğini gösteriyor.Dileriz siyasetçiler ibret alır!

Devamını Oku

Erken seçim yok!

17 Ocak 2006

Keşke tüm siyasetçiler doğru yolda ilerlediklerinden emin olacakları birer pusulaya sahip olabilseler.Demokrasi aslında partilere bu imkânı veriyor ama yazık ki çoğu pusulaya bakmıyor, bazıları baksa da okuyamıyor!Genel seçimin üzerinden 3 yıl 2 ay geçti. Seçim zamanında da yapılsa artık partilerin her adımlarını sandığı düşünerek atacakları bir döneme girilmiştir. Bu dönemde aynaya bakmak önemlidir.Partiler seçim anketi yaptırıyorlar ama bu anketlerin gerçeği aramaktan çok parti örgütünü motive etme amacına hizmet ettiğini hep biliyoruz.O nedenle VATAN'ın anketi, okurlarının merakını tatmin edici bir haber fonksiyonu taşıdığı kadar, parti içi demokrasiye de ihtiyacı olan gerçeği sunacaktır.Çünkü bu çalışma, VATAN tarafsızlığının ve dürüstlüğünün garantisini taşıyor.Duraklama dönemiAnketimiz, AKP'nin tek başına iktidarını sağlayan 3 Kasım 2002'deki tasfiyeci öfkeyi halkın geride bıraktığını gösteriyor. Bugün bir seçim olsa dört parti (AKP, CHP, DYP ve MHP) barajı aşarak meclise girecektir.AKP'nin oyu yüzde 29,9'a gerilemiş görünüyor ama yüzde 11,8 oranındaki boş ve kararsız oylardan ne kadarı bu partiye yönelecektir ve bu yöneliş kaybın ne kadarını telâfi edecektir, şimdiden kestiremeyiz.Tayyip Erdoğan'ın AKP'si, farklı bir yaşam biçimini savunan ancak referansı demokrasi olan bir kitle partisi kimliği ile ortaya çıktı, net hedefler ortaya koydu. AB ve IMF politikalarında sağlanan başarıları, siyasal İslamcı icraatın yarattığı güven erozyonu aşındırmıştır.Ayrıca yoksulluk ve yolsuzlukla mücadelede başarı yoktur.Bal tutanların semirmesi, ekonomi büyüdüğü halde yoksulluğun yayılmaya devam ermesi, işsizlerin çoğalması, iktidar partisini şu anda gerileme demesek bile duraklama dönemine sokmuştur.Merkezde birleşmeSiyaset 3 Kasım 2002'de uçlara savurmuştu. VATAN'ın anketi merkezin yeniden önem kazanmaya başladığını gösteriyor.Ama bu durum öteki partilerden hiç birine iktidar müjdesi vermiyor.Rakiplerindeki renksizlik ve sıradanlık sürdükçe AKP önümüzdeki seçime oy oranını koruyarak girecek, fakat DYP ve MHP de barajı geçeceği için, dört partili bir parlamentoda çoğunluk gücünü yitirmiş, belki de koalisyona mecbur kalmış bir iktidar durumuna düşecektir.Bu tabloyu iki şey değiştirebilir:Birincisi AKP'nin kendisine laik rejimle daha barışık bir görüntü verecek cesur adımlar atması, örneğin türbanı Çankaya'ya çıkarma sevdasından vazgeçmekle beraber dokunulmazlıkları kaldırarak yolsuzlukla mücadele alanında iyi niyet göstermesi...İkincisi DYP ile ANAP'ın birleşmeyi nihayet gerçekleştirmesi...Merkeze dönmek isteyen oylar için heyecan verici bir kapı olabilir bu birlik...Başka seçenek görmediği için AKP'ye giden oyları cezbedebileceği gibi "sandığa gitmeyeceğim" diyenlerin aklını çelebilir.Anketinin en çarpıcı sonuçlarından biri de erken seçim şartlarının asla bulunmadığı gerçeğinin ortaya çıkmasıdır."Erken seçim" naralarının hiç bir anlamı yok!

Devamını Oku

Herkes haklı!

16 Ocak 2006

Ağca'nın tahliyesi ile ortaya çıkan karmaşa, Nasrettin Hoca fıkralarını andırıyor.Hani hakemliğine başvuran tarafları dinlediğinde ikisine de "Haklısın" deyince "Öyle şey olur mu Hoca efendi?" diye itiraz eden üçüncü kişiye Nasrettin Hoca "Sen de haklısın" demiş ya... Aynı komedi yaşanıyor!Adalet Bakanı Çiçek "Ağca tahliye edilirken niçin müdahalede bulunmadı?" sorusunu sorarak kendisine eleştiri yönelten çevrelerin düştüğü çelişkiye dün isyan ediyordu.Bu yanlışa hemen hepimiz ortağız.Hem "Yargıya siyasi müdahale asla olmasın" diyoruz ve AB sürecinde bu yoldaki gerçekleşmeleri hızlandırmak için sabırsızlık gösteriyoruz hem de sonra "Ağca'nın tahliye edilmesine niçin seyirci kaldı?" diye Adalet Bakanı'na hesap sorup kusur yüklüyoruz. Cemil Çiçek dün şunu dedi:"Adalet Bakanlığı'nda hiçbir hükümlünün dosyası bulunmaz. Ceza nerede infaz ediliyorsa orada bulunur. Tahliyeden bir gün önce tereddüt meydana geldiğinde bakanın 'hesap doğru mu; kontrol edeceğim getirin' deme yetkisi yoktur. Kararı yargı verecek. Bu olmuş, dört ayrı yargı merciinden geçerek tahliye kararı gerçekleşmiş."Bakan elindeki tek imkânı şartlar oluşunca hemen kullandığını, yazılı emir yoluyla Yargıtay'a gittiğini belirtiyor.Yani sonuçta hem "Adalet Bakanı yargıya karışmasın" diyenlerin hem "Ağca'nın bırakılmasına izin vermemeliydi" diyenlerin haklı olamayacağını söylüyor.Ne yapalım, çoğumuz bu iki şeyi aynı anda istiyoruz! Ve bu olayda iki değil, üç tarafı da haklı buluyoruz.Çünkü devlet adamı sorumluluğu taşıyan siyasetçilerin egemen olduğu toplumlarda böyle rezaletler yaşanmıyor.Hem siyasi erk yargıya elini sokmuyor, hem İslahı imkânsız caniler toplumun vicdanına hakaret edercesine 5-6 senede sokağa bırakılmıyor.Dün Bakan Çiçek söylüyordu; Türkiye'de her 1,5 yılda bir af çıkıyormuş.Ayrıntıları bırakıp buradaki temel soruna yüklenmemiz gerekmiyor mu?Askerlik ceza mı!Ağca'yı kafesten kaçırdık ya, kafamızdaki tilkiler fazla mesai yapıyor:Onun topluma karışmasını geciktirmek için ne cinlik bulabiliriz?Zorlanan formül "Askere alalım, zaman kazanalım."Bir yanlışı, başka bir yanlışla düzeltemeyiz. Topluma zarar vereceği inancı varsa, şartlı salıverme imkânının Ağca için işletilmemesi gerekirdi. Ama hem bu hak ona tanınacak hem de riskleri toplumu etkilemesin diye kışlaya gönderilecek...Her şeyden önce kendi çocuklarımıza büyük haksızlık olur!Ağca'nın bulunduğu birlikte vatan görevi yapanlara ceza vermektir bu. Yalnız onlara değil, onların anne ve babalarına da.Vatani görev bir borçtur ama aynı zamanda da bir onurdur.İmkânlarımızı bu terörist katile o üniformayı giydirmek için değil, giydirmemek için zorlamalıyız!

Devamını Oku

Bir bu eksikti!

15 Ocak 2006

Parçası ve çoğunlukla mağduru olduğumuz belâlı coğrafya, nurtopu gibi bir kriz daha dünyaya getirdi.İran'ın tehditlere rağmen nükleer programına yeniden başlaması üzerine Berlin'de buluşan ingiltere, Fransa ve Almanya dışişleri bakanları sorunu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne götürmeye karar verdiler.AB'nin üç patronu, bu karan eyleme dönüştürmesi için Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nı acil toplantıya çağırdı.Bati dünyası İran'ın nükleer bomba peşinde olduğuna inanıyor. Bu haberlerin Irak savaşı öncesi dünya kamuoyunu Saddam rejimine karşı kışkırtmak amacıyla üretilmiş yalanlarla benzerliği olabilir mi?Henüz bilmiyoruz ama İngiliz The Guardian gazetesinin geçen hafta verdiği habere göre dört AB ülkesi gizli servislerinin hazırladığı ortak rapor açıkça şunu diyor:"İran nükleer bomba için gizli gizli uzman ve teknik ekipman arıyor!"Tehlikeli tırmanışRapora göre Tahran'in peşinde olduğu nükleer silâh İsrail'i, Güney Avrupa'yı ve tabiiTürkiye'yi menzili içine alacaktır.Amerika ve Avrupa Birliği, terör örgütlerine destek sağlayan İran'ı durduramamanın, bölgede demokrasi ile yönetilmeyen radikal rejimleri tahrik edeceğinden korkuyor.BM Güvenlik Konseyi tehdidine İran Cumhurbaşkanı dün meydan okuma tonu ile karşılık verdi hemen: Önce nükleer silâh üretmek peşinde olmadıklarını iddia etti sonra da "Korkmuyoruz, çünkü onların bize on kat daha fazla ihtiyacı var" dedi.İran bir ambargoya hedef yapılma riskini, misilleme olarak petrol ambargosu uygulama tehdidi ile göğüsleyeceğine inanıyor.Sakar elde atomKrizin büyüyüp askeri müdahale aşamasına dayanması Türkiye'nin görmek istemeyeceği siyasi ve ekonomik faturaları nedeniyle asla katlanamayacağı bir ihtimaldir.Nitekim dün Ankara, Tahran yönetimini uzlaşmaya çağıran bir tepki verdi. Dışişleri Bakanlığı, nükleer programına yeniden başlayan İran'ın AB ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile tam işbirliğine gecikmeksizin gitmesinin temenni edildiğini resmi açıklama ile duyurdu.Komşuluk ve din kardeşliği tabii önemlidir ama rejimi demokrasi olmayan bir komşunun atom silâhı merakından vazgeçirilmesi belki daha bile önemlidir.Ankara'nın bu rolünü oynarken ABD'yi huy haline gelmiş yanlışlarını tekrarlamaktan vazgeçirme şansı da olacaktır. Amerika'nın yalnız desteği değil, düşmanlığı da Saddam tipi diktatörler üretiyor.Yani ambargo müeyyidesini çok dikkatli kullanmak gerekiyor.Irak'a yönelik acımasız ambargonun Irak halkını Saddam'in arkasında nasıl ölümüne bir araya getirdiği hiç hatırdan çıkarılmamalıdır.Aynı yanlışı İran'da tekrarlamanın bedeli çok daha ağır olur!

Devamını Oku

Adaleti kimler katletti?

14 Ocak 2006

Ağca yüzünden Türkiye uluslararası toplumun gözünde utanç verici bir şüphenin hedefi haline geliyor!Bu olayı yüzümüze gözüme bulaştırırsak Türkiye'nin terörizmle ilgili savları inandırıcılığını yitirecektir. Terörle ve teröristlerle oynayan bir ülke suçlamasına Türkiye'yi hedef hale düşürmeye kimsenin hakkı olmamalı.Papa'ya suikast girişiminde bulunmak suçundan İtalya'nın yirmi yıla yakın hapiste tuttuğu Ağca'ya, Türkiye'de İpekçi cinayetinden yediği müebbet hapis cezasının sadece beş yılını çektirip salıvermenin adaletle ve devletin dayandığı değerlerin hiçbiri ile uzlaşır yanı yoktur.Ama bu rezalet yaşanmıştır!Şüpheler yapışırAbdi İpekçi'nin katili olarak tutulduğu askeri cezaevinden kaçırılan Ağca, sonra da Roma'da Papa'ya suikast girişiminde bulunmuştur.En akla zarar senaryoların kitleleri etkilediği bir ortamda biri çıkıp "Türk gizli servisi Ağca'yı kurtarıp onu Papa'ya yöneltti. İtalya'daki cezasını çekip Türkiye'ye iade edilmesinden sadece beş yıl sonra onun bırakılması, eskiden verilmiş bir sözün yerine getirilmesidir. Bırakılmasa Ağca her şeyi açıklardı" dese ne olur?Kötü şöhretimiz nedeniyle herkes buna inanır. Ayrıca saygın kişilerin şüpheleri destek veriyor. İşte İpekçi ailesinin avukatı ve eski Baro Başkanı Turgut Kazan:"Ağca, Askeri Cezaevi'nden kaçırıldığı gibi kaçırılmıştır. Karanlık oyunlar yeniden oynanmaya başlamıştır.."İşte eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk: "Ağca nasıl vaktiyle cezaevinden kaçırıldıysa şimdi de böyle bir yöntem geliştirildi. Haksız tahliye, hukuka aykırı tahliye var.."Korkutan ihtimalVicdanlar isyan halindedir. Suikast girişiminden ötürü İtalya'nın yirmi yıl hapiste tuttuğu Ağca'yı Türk adaletinin İpekçi cinayeti nedeniyle sadece beş yıl yatırıp bırakması, hukuka ve adalet sistemine duyulan güveni yerle bir etmiş durumda."Çıkmaması gerekir" inancı o kadar yaygın ki, Adalet Bakanı Çiçek hesabın yeniden yapılmasını istemek için Yargıtay'a gitmek zorunda kalmıştır.Cemil Çiçek gibi tecrübeli bir siyasetçi, şüphesi olsaydı bu müdahaleyi Ağca çıkmadan yapardı. O nedenle hayale kapılmamak lâzım.Bu adalet faciasını Özal ve Ecevit zamanında çıkarılmış iki hileli af yasasının yarattığı gerçeği ile yüz yüze gelmemiz, azımsanmayacak bir ihtimaldir.Devleti hunhar bir katili koruyup kurtarmanın ayıbına batıracak yerde af yasaları ile adaleti katleden siyasetçileri teşhir ve pişman etsek daha doğru bir iş yaparız.

Devamını Oku

Oldu bitti tezgâhı

13 Ocak 2006

Pusuda bekleyen içten pazarlıklılık öylesine bir kükredi ki Mehmet Dülger ne yapacağını, ne diyeceğini bilemedi.Aynı zamanda TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı olan AKP Milletvekili Dülger, Demokrat Parti geleneğinden gelen bir ailenin ve fikriyatın mensubudur.Yaygın bir düşünceye sözcülük etmiş "Emine Hanım Çankaya Köşkü'ne çıkarsa başını açmalı" diyerek bir medeni cesaret göstermiş, fakat lâfı adeta ağzına tıkılarak pişman edilmiştir.Kuş gribi ile ilgili haberlerin gündemi örtmesi normaldir ama siyaset kurumu ilk fırsatta bu konuya dönmeli, enine boyuna tartışmaya başlamalıdır. Aksi tutum devekuşu siyaseti olur.Dülger "Real politiği iyi ölçmek, tartmak lâzım" dedi. Bu, tartışma ile olur. Mehmet Dülger'i susturmaya ve tartışmayı önlemeye çalışanlar, meclisteki çoğunluk gücüne dayanarak bir oldu-bitti tezgâhı hazırlayanlardır.Ortak kimlik yokTürkiye'de bir türban sorunu var. "Bu sorun toplumsal mutabakatla çözülecek" diyen Tayyip Erdoğan'dır.O mutabakat sağlanmadan Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı seçilmesi, eşinin durumundan ötürü bu vaadinin inkârı olur. Diyorlar ki;"Emine Hanım Çankaya'nın bu tarafında iken bir şey olmuyor da, yolun karşı tarafındaki köşke geçince mi sakıncalı oluyor?"Mehmet Dülger'in önemsenmesini talep ettiği siyasi gerçekçilikle olaya bakanlar bu soruya "Evet" diyeceklerdir "Sakıncalı oluyor. Çünkü yolun altı iktidardır, üst tarafı devlet!"Siyasette cesaret önemlidir ama ahlâk daha önemli bir erdemdir. Dülger'in en azından şu uyarısı dikkat göstermeye değer niteliktedir:"AK Parti, başka başka kaynaklardan gelen insanlarla meydana gelmiş bir parti. Gelenler, geldikleri partinin ilkelerini bırakacaklar, yeni bir kimlik oluşturacaklar. Çalışma yapmalan lâzım. Ama öyle bir çalışma yapılmış değil parti bünyesinde."Maceraya önlemEvet, iktidar yetkisi taşıyan bir partinin katlanamayacağı kadar büyük bir boşluk yaşıyor AKP"Milli Görüş gömleğini çıkardık" demek yeni bir kimliği tarif etmeye yetmiyor. Özellikle siyasal İslâm'ın hedeflerini gözeten niyetlerin her imkânı zorlayan fırsatçılığı, AKP içinde Milli Görüş'ten gelenler dışındaki grupları bir noktada "Acaba kullanılıyor muyuz?" şüphesine düşürecektir. Hatta düşürdü bile.Mehmet Dülger'in çıkışında bu tedirginlik hissedilmektedir.AKP'nin kimliğini oluşturacak ortak görüşü arayıp bulmak hayati önem taşımaktadır. Öbür grupları sindirip susturan Milli Görüş yandaşlan, Çankaya'yı elde etmek uğruna partiyi feda edebilirler.Ama ortak kimliğin yaratacağı sahiplik duygusu maceracılığa geçit vermez.İçten pazarlıklılara meydanı boş bırakmayalım!

Devamını Oku