Adalete kalite

4 Ocak 2006

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne geçen yıl 44 bin başvuru yapılmış. Bunların 5 bini Türkiye'den...Soruşturma evresinde yapılan ve insan hakları ihlâli olarak nitelenen hatalar, başvurular içinde önemli yer tutuyor. AİHM bu başvuruların çoğunda Türkiye'yi tazminat ödemeye mahkûm ediyor.Sorun yalnız bu tazminatların devlet için maddi yük haline geliyor olması değildir, asıl insan haklarına saygı konusunda Türkiye'nin "ümitsiz vaka" görünmesi ve saygınlığının zedelenerek müzakere sürecinin zehirlenmesidir.Türkiye yargı normlarını kâğıt üzerinde AB'ye uydurdu. Ama iş bitmedi.Reformların en kısa zamanda hayata geçirilmesi gerekiyor. Eski genelgeleri yürürlükten kaldıran Adalet Bakanlığı, son yasalara göre hazırlanan yeni genelgeleri yayımlamaya başladı."Soruşturmalarda İnsan Hakları İhlallerine Yol Açılmaması" konulu genelge, bilinen bir gerçeğe büyüteç tutuyor:Hataları ile Türkiye'nin AİHM'de zararına sebebiyet veren savcılardan bu tazminatlar geri alınacaktır!Çağın hukuk anlayışı insanı koruyor, yüceltiyor. Eskiden savcılar yeteri kadar delil toplama zahmetine bile katlanmazlar, "Ben davayı açarım; git mahkemede suçsuzluğunu kanıtla" zihniyetiyle hareket ederlerdi.Bu kolaycılık artık insan hakları ihlâli sayılıyor. Yasa savcıya "Yeteri kadar delilin yoksa dava açma" diyor, mahkemelere iddianameyi reddetme hakkı tanıyor.Yasalar çıktı, bu genelgeler niçin?Çünkü Rektör Aşkın bu yasalara rağmen aylarca tutuklu yattı, Orhan Pamuk için AİHM içtihatlarını inkâr eden davalar açıldı.Yeni yasaların ruhunu meslek içi eğitimle yargı kademelerine taşımak elbette daha iyidir ama bizde bu yapılamıyor, uyanlar genelgelerle veriliyor.Yaşam kalitesini etkileyen bir numaralı faktör adalettir.Ona katkıda bulunan her eylem ve her araç, modası geçmiş olsa da desteğe ve saygıya lâyıktır.Demokrasiye iki tarifHızlı tepki verme huyu Başbakan'ı sık sık hataya düşürüyor.Yeni yıla Muğla yöresinde giren Erdoğan, Gökçeköy'de "Ölümüne arkandayız" diye seslenen bir vatandaşa "Ben de ölümüne geldim" diye karşılık vermiş.Şimdi bu lâfın neresini düzelteceksiniz?İyisi mi demokrasi üzerine sevdiğim bir özdeyişi aktarayım önce:"Demokrasi, sıradan insanlarda da üstün nitelikler olduğu temeli üzerine kurulmuştur."Sonra da ben bir katkıda bulunayım:"Demokrasi, ölümüne gelenlerin ölümüne gitmelerini önleyen bir yönetim şeklidir."

Devamını Oku

İhtiras yakar!

3 Ocak 2006

Yüzyıl sonra tarihe bakanlar 2007 Cumhurbaşkanlığı seçiminin "pek çok şeyin başlangıcı" olduğunu görecek.Arkadaşımız Bilâl Çetin'in bu oluşuma katkıda bulunacak senaryoları konu alan yazı dizisi yalnız gazetecilik görevi değil, siyaset kurumuna sorumluluklarını hatırlatan bir aydın hizmetidir aynı zamanda.Meclisteki gücü AKP'ye tek başına Cumhurbaşkanı'nı seçebilme hakkını veriyor. Ama iktidar partisinin bu konuda başkalarıyla uzlaşmaya mecbur bulunmaması sanıldığı gibi büyük bir avantaj değildir.AKP'deki hesaplar hep parti menfaati ekseninde yapılmaktadır.Tayyip Erdoğan mı, yoksa uygun göreceği biri mi Çankaya'ya çıkmalı?Erdoğan Cumhurbaşkanı olursa ve Abdullah Gül onun şapkalarını giyerse parti genel seçimde güç kaybeder mi?Senaryoların tümü AKP kontrolüne geçmiş bir Çankaya şartına dayanıyor. Bu durumun partiye 2007 sonbaharındaki genel seçim için avantaj sağlayacağı düşünülüyor."Türban, imam hatip gibi sorunların önünde Çankaya engeli vardı, artık bu engel aşıldı" diyerek muhafazakâr oylarını firesiz toplayacaklarına inanıyorlar.Yalnız dikkat: İkinci meclisi olmayan, halkın yansının mecliste temsil imkânı elde edemediği bir rejimde Sezer gibi bir Cumhurbaşkanı acaba engel midir, yoksa sigorta mı?Sezer, Anayasa'nın çerçevelediği laik ve ulusçu duyarlılığı ile AKP'yi karşı devrimci maceralara karşı koruyan bir rol oynamıştır. Sezer'in faziletlerini onu kendisine hiç benzemeyen biri ile değiştirdikten sonra fark etmek AKP için en büyük tarihi yanılgı olur.Şu gerçeği unutmamak gerekiyor:AKP kayıtlı seçmenin dörtte birinin, sandığa gidenlerin üçte birinin oyunu alarak meclisteki sandalyelerin dörtte üçünü kazandı.Bu çoğunluğun seçeceği kişinin, hele rejimle çekişme riski de varsa, Cumhurbaşkanlığı çok tartışmalı olur.İki turlu seçimle doğrudan doğruya halkın seçeceği bir Cumhurbaşkanı Türkiye'yi görünür görünmez birçok kazadan koruyacaktır.AKP önderleri, hem akılcı hem daha demokratik olan bu çözüme en azından tartışılma şansı tanımalıdırlar.Neler dönüyor?İran'ı vurmak için Washington'un Türkiye'den üs istediği haberleri nihayet yalanlandı.Başbakanlık kaynakları Alman ve İsrail medyasında çıkan haberlerin "spekülatif varsayımlar" olduğunu öne sürdü.Gerçekten de Amerika'nın İran'ı nükleer programından caydırmaya yönelik baskılarını savaşa kadar vardıracağına pek ihtimal verilmiyor. Böyle bir ihtimal doğsa bile İran'ı vurmak için Türkiye'ye hiç ihtiyaç olmayacaktır. İran etrafında Amerika'nın kullanacağı daha yakın ve daha az riskli yığınla imkân var çünkü.Türkiye'ye bu alanda yapılacak baskı ABD karşıtlığını artırmaktan başka sonuç doğurmaz. Zaten son bir ankete göre halk, Türkiye'nin güvenliğini en çok tehdit eden ülkelerin başına Amerika'yı koymuş durumdadır. Bizden üs istenmediği kesin. Ama şu var:Daha önce gizli tutulan CIA ve FBI başkanlarının Türkiye ziyaretleri bu defa niye bando-mızıka ilân edildi? Huzurla uyumak için asıl bu sorunun cevabını bilmeliyiz!

Devamını Oku

Tehlikeli uyku

1 Ocak 2006

Komplo teorilerine pek meraklıyızdır ya; işte size titreten bir kara senaryo...Ukrayna ile Rusya arasında yaşanan doğalgaz krizi, Türkiye için bir bunalım provası olma değerini taşıyor.Artık biliyoruz: Rusya doğalgazdaki patronluğunu siyasi güç, Gazprom şirketini de sopa olarak kullanıyor.Mesela 2005'te Avusturya, Almanya, Türkiye ve Romanya'dan bin metreküp gaz için 200 dolar alan Rusya, Batak ülkelerinden bunun yarısını, Ermenistan ve Belarus'tan dörtte birini istedi.Avrupa'ya giden gazın yüzde 80'i üstünden geçtiği için Ukrayna, bu özel durumunu pazarlıkta avantaj olarak kullandı. Avrupa'nın ödediği fiyatın dörtte birine satın aldı Rus doğalgazını.Fakat "Batı yanlısı Viktor Yuşçenko'nun iktidara gelmesi ile gerilen ilişkiler en zayıf yerinden kopacak" tahmini yürütenler haklı çıktı.Ve Gazprom fiyatına beş kat zam yaptı!Soğuk bir şaka gibiUkrayna "İstediğiniz zammı yıllara yayarak uygulamayı görüşelim" diyerek bir uzlaşma aradı ama Ruslar, kışın tam ortasıymış, yeni yılın ilk günüymüş filân dinlemeden dün bir anda gazı kesti!Ukrayna yönetimi "yeterli stok var" diye yatıştırmaya çalışıyor halkını. Ayrıca Rusya'dan aldığı gazın üç katını Avrupa'ya taşıyan borular ellerinin altında; anlaşmaya göre bunun yüzde 15'ini sormadan alma hakkına sahip bulunuyorlar.Ama bu, krizi tırmandırabilir.Yeni tür bir soğuk savaşla karşı karşıyayız. Doğalgazı silâh olarak kullanmanın Kremlin'de yeni çarlar üretip üretmeyeceği sorusu cevap bulacak bu arada. Tabii daha önemli soru; biz ne yapacağız?Ukrayna doğalgazda Rusya'ya yan yarıya bağımlı. Biz şu anda üçte iki.. 2020'de bağımlılığın yüzde 80'e varacağı belirtiliyor.Yani tam teslimiyet!Avrupa'ya satılan Rus gazının geçişini kontrol ettiği için Ukrayna'nın pazarlık gücü var. Bizim o şansımız da yok. Bizdeki "aklı evveller" biraz fiyat düşürmek uğruna ihtiyaç fazlası gazı ihraç etme hakkından vazgeçtiler.Yani enerji geleceğimizi Kremlin yöneticilerinin merhametine terk ettiler!Baltacı kurtarır mı?Türkmen doğalgazı ile denge kurma imkânını kullanmayan Türk hükümeti Türmenbaşı'nı 1999 Ekimi'nde çıldırtmış, Enerji Bakanımızı gazetecilerin önünde azarlamıştı:"Türk politikacılarının bir bölümü halkının çıkarlarını düşünmüyor. Rusya bizden 42 dolara doğalgazı alıp size 114 dolara satacak. Gelin Türk halkının ihtiyacını karşılayıp sevap işleyelim. Hazar geçişli hattı 2 yılda yapmalıyız.."Türkmenbaşı'nın dedikleri aynen gerçekleşti:Rusya 42 dolara aldığı Türkmen gazını bize 200 doların üzerinde satıyor.Bu yermiyor, yeni yöneticiler iç pazarı da Rus devlet şirketi Gazprom'a terk eden bir uyurgezer siyaseti yürütüyor.Bereket tarihten gelen bir avantaja sahibiz, çok üşümeyiz:Baltacı ile Katerina'yı konu alan fantezileri ateşleyip ısınırız!

Devamını Oku

Güzel ve çirkin

31 Aralık 2005

Veda ettiğimiz yılın son günlerinde siyasetin iyice ağzı bozuldu.Bütçe görüşmeleri sırasında Başbakan muhalefet liderini iddialarını ispata çağırırken cümlesini "İspatlamayan, oraya üç nokta koyuyorum" diye bitirdi.CHP lideri bu sözlere ağır bir karşılık verdi, "O üç nokta Başbakan'ın yakasına yapıştı. Onu, uygun görüyorsa yakasından alır, daha uygun bir yerine koyabilir" dedi.Kendisinden beklenmeyen bu üslubun uyandırdığı hayret ve tepki, belli ki Deniz Baykal'ı uzun uzun savunma yapmaya mecbur bırakmış. Diyor ki:Kahve kavgası"Bütçede ilginç bir başbakan izledik. Bu üslup başbakan üslubu değil, kahvehaneye hitap ediyor. Vatandaşın anladığı dilde konuşuyor' diye prim veriliyor. Oysa eleştirilmeliydi. Bu bir marifetse ve alkışlanıyorsa başbakanın konuştuğu dilde yanıt veren bir muhalefet lideri de olur. 'Başbakan yine efelendi, oturttu' dedirtmem. Kahvehane kültürü olumlu görülüyorsa kahvehaneyi ona bırakmam.." "Kötü para iyi parayı kovar" yasası siyasette de hükmünü yürütüyor. "Yahu, vesselam, eyvallah" gibi sözcükleri siyasete Tayyip Erdoğan soktu. Bu üslubun takdir gördüğü zannına kapılan Deniz Baykal aynı alanda lâf yarıştırmaya başladı."Terbiye öğretmek için terbiyemi bozmak bana yakışır mı, getireceği siyasi kazanca değer mi?" hesabını herhalde yapmıştır.Sezer kalitesiMerak ediyoruz; kahvehane kültürünün egemen olduğu bir siyaset ortamı bize ne tür bir siyasi gelecek vaad edebilir?2006'ya "üç nokta" ile girdik korkarız genel seçim ve cumhurbaşkanı seçimlerinin yapılacağı 2007'ye bu gidişle "ana-avrat" gireceğiz.Türkiye'nin ayrılıklarını arttıracak kavgalara değil çözümler üstünde sağlanacak geniş tabanlı uzlaşmalara ihtiyacı var.Eleştiri ve önerinin önemi büyüktür. Üslup bozukluğuna feda edecek tek günümüz yoktur.Cumhurbaşkanı Sezer'in yeni yıl nedeniyle dün yayınladığı mesaj, ülkenin önde gelen iki siyasetçine hem üslup hem içerik bakımından ibret olmalıdır.Yeni yılın siyasete Sezer kalitesi getirmesini diliyoruz.

Devamını Oku

Göz çıkarmak!

31 Aralık 2005

O üç noktayı nereye isterlerse koysunlar. Yeter ki iki nokta üst üste koyarak yaptığımız çağrının gereğini yerine getirsinler:Siyasi dokunulmazlıklar, yolsuzlukla mücadelenin en önemli engeli haline gelmiştir.Yolsuzluk söylentilerinin kirlettiği bir koalisyonu cezalandırma hıncı ile hareket eden halkın iktidara getirdiği AKP şu anda aynı girdaba kapılmış durumdadır.Seçimden önce halka verdikleri sözü tutmamak için "kurt masalı" taktiği ile bahaneler üreten iktidar yöneticileri gaflet içindedirler. Genelde siyaset kurumuna, özelde kendi partilerine büyük zarar veriyorlar. Halkın güven duygusu ve saygısı hızla düşüyor.Bütçede Başbakan, CHP liderinin suçlamalarını cevaplarken Baykal'ı ispata davet etti ve "ispatlamayan" için lâyık gördüğü niteleme yerine üç nokta koydu. CHP lideri de, iş efelenmeye geldiği takdirde altta kalmayacağını ispatlayan bir karşı atak yaptı.Sonuç ahlâki rezalet, siyasi iflâstır!"Eyvallah" olmaz!.Küfre varan atışmalar arasında devlet ve millet soyuluyor, soyanların yakasına adalet yapışamıyor.Başbakan yargının önünü kapatıyor, sonra da "ispatlayın" diyor. Bir davanın, imtiyazsız sanıkları mahkûm olmuşken, dokunulmazlığı olduğu için kurtulan öteki sanıkları için daha başka hangi ispat gerekir?Tayyip Erdoğan "Siyaset Meydanı"nda yine eski plâğı çaldı:"Eğer dokunulmazlıkların kaldırılması isteniyorsa, bu ülkede ne kadar dokunulmaz varsa hepsinin dokunulmazlığı kaldırılsın. Hep birlikte olursa eyvallah.""Haydi güle güle" diyemeyeceğiz, kusura bakmasın!1. Dokunulmazlıkları kaldırmanın şartı, bütün imtiyazlara son vermekse iktidar üç yıldır neyi bekliyor? Birilerinden mi korktular, yoksa bu bahaneyi kendileri için mi saklıyorlar?2. Dokunulmazlık sadece milletvekilleri için vardır. Diğer kamu görevlileri için yargılanma engeli söz konusu değildir.Beterin beteri varÖteki kamu görevlileri ile ilgili iddiayı tek başına Rektör Yücel Aşkın'ın tutuklanması bile yalanlıyor.Aynı şekilde Türk Silâhlı Kuvvetleri'ni karalamaya yönelik sinsi ve sistematik çabalara rağmen askerlerin yolsuzluklar üzerine kararlılıkla girmesinden, zanlıları yargıya teslim ederek yargılanmaları ile ilgili haberlere hiçbir sınırlama getirmemesinden ibret alınmalıdır.AKP yöneticileri dokunulmazlıkları kaldırmama gerekçesi olarak "yargıya güven duymamalarını" göstermişlerdi. Bu unutulmadı. CHP Milletvekili Atilla Kart'a göre iktidar tehlikeli bir oyun peşindedir:"Kamuoyu yanıltılarak zaman kazanılıyor. Bu arada Yargı'da kritik noktalara özel atamalar yapılarak gerekli kontrol ve yönlendirmeler gerçekleştiriliyor. Bu süreç tamamlandıktan sonra 'buyrun gelin, düzenlemeyi yapalım' denecektir."Böyle bir planın başarısı yağmurdan kaçarken doluya tutulma bahtsızlığını doğurur.Dokunulmazlıkları halletmenin bedeli yargıyı katletmek olacaksa eksik olsun!

Devamını Oku

Var mısınız?

29 Aralık 2005

Cumhurbaşkanlarına süresi dolunca nedense "eski" demiyoruz, onlara numara veriyoruz.Cuma gecesi Kanal D'de Demirel'i izlerken kendi kendime düşündüm:"Dokuzuncu Cumhurbaşkanımızın gönlünden bir numara daha almak geçiyor olabilir mi acaba?"Yaşı 81.. Bir buçuk yıl sonraki Cumhurbaşkanı bu meclisten çıkacağına göre şansı yok. Ama siyasetçi kimliği ile yeni bir başlangıç?Onda aktif siyasete yeniden dönmenin yoklamalarını yapan ve halkta bu fikri uyandırmaya çalışan bir hava sezinledim geçen gece.Kimse "Bu yaştan sonra olmaz" demesin. Üçüncü Cumhurbaşkanı Celâl Bayar 100 yaşına kadar meydan meydan siyaset yaptı.Bayar gibi, Demirel gibi adamları yaşlılık durdurmaz. Yeter ki sebepleri, davaları ve inatları olsun.Ailesine yapıldığını düşündüğü haksızlıklar bile Demirel'i aktif siyasete dönmek için içerden dışardan zorluyor olabilir.Davetiye etkisiO gece Demirel'in karşısında, atv'nin "Siyaset Meydanı"ndaki Başbakan Erdoğan vardı.Demirel'in katıldığı program daha sonra yayına girdiği halde Başbakanın katıldığı programdan daha fazla izleyici topladı.Kaderini elinde tutan bir iktidar sahibinin söyleyecekleri halk için, dünde kalmış bir devlet adamının diyeceklerinden her zaman daha fazla merak uyandırır.Ama Demirel farkı bu kuralı bozmuştur. Renkli ve bilge bir kişiliğin cazibesi, muhalefet boşluğu çeken yığınların özlemi ile birleşince dengeler değişmiştir. Durum Demirel'in gönlünde bir çağrı hissi uyandırmış olabilir.Demirel bu davete icabet eder mi, ederse ne yapar?Bizce böyle bir ihtimali ciddiye almanın şartlan henüz oluşmamıştır. Yani buna kafa yormak, Demirel'in deyimi ile "abesle iştigal" olur. "Çünkü doğmamış çocuğa don biçmek doğru değildir!" Neyse..."Baba" dediysekDemirel genelde iyi bir siyasetçi olamadı ama Çankaya'da iyi bir Cumhurbaşkanı ve örnek bir devlet adamı oldu.Dönerse nereden başlar; devlet adamlığını bıraktığı yerden mi yoksa siyasetçiliği bıraktığı yerden mi?"İmam hatip okulları sizin döneminizde açıldı. İmam olamayacak kızlar neden bu okullarda okutuluyor?" sorusuna verdiği cevap kötü bir işarettir:"Babasının cenazesinde bir Fatiha okuyamayacak insanlar vardı. Normal liselerde yeterli din dersleri verilmiyordu. İmam hatipler bu yüzden açıldı. Dinini bilen doktor, mühendis, avukat yetişmesi kötü mü?"Buyrun bakalım.. Bilgili, nüktedan, derya gibi birikimli adam siyaset yapınca imam doktoru, imam mühendisi, imam avukatı savunuyor, Tayyip Erdoğan'ı ve onun Milli Eğitim Bakanı'm bile solluyor.28 Şubat'ı yöneten, irticai saldırıyı göğüslerken üniversiteye girişleri güvenliğe kavuşturan kişilik, Tayyip Erdoğan ile Hüseyin Çelik'in bile seslendirmeye çekindiği tezleri savunmayı, devrim yasalarına ters düşmek pahasına göze alabilen bir değişime uğruyor.Allah Demirel'e uzun ömür versin. Onu dinlemek, öğrenmek, eğlenmek evet. Ama hükümet ettiği bir iönemde tekrar yaşamak? Hayır!

Devamını Oku

Bitirin bu işi!

29 Aralık 2005

Yeni TCK'nın "Türklüğü aşağılama" suçunu düzenleyen 301'inci maddesini neredeyse savunan yok.Orhan Pamuk'un bu maddeden yargılanıyor olmasını Dışişleri Bakanı Gül de, Türkiye'nin imaj sorununu düzeltmek için on yıllık bir tanıtım kampanyası planlayan TÜSİAD'ın proje sorumlusu Ümit Boyner de aynı örnekten yola çıkarak değerlendiriyor:"Orhan Pamuk davası Türkiye'ye Gece Yarısı Ekspresi filmi kadar zarar veriyor!"Bu filmi 27 yıl önce Londra'da izlemiştim. Film bittiğinde ağır bir sessizlik çökmüştü salona. Biraz da haksızlığa duyduğum isyanın itişi ile çıkışta yanımdaki bir kadınlar grubunda göz göze geldiğim birine "Ben Türk'üm" deyiverdim.O çığlığı hiç unutmayacağım.İspat için fırsatGece Yarısı Ekspresi filminin bize yaptığı kötülüğün benzerlerini üretecek yanlışlara ne pahasına olursa olsun düşmemeliyiz.Bence Orhan Pamuk bunca ilgiyi ne kadar hak etmiyorsa Türkiye de bu kadar kötü gösterilmeyi o kadar hak etmiyor."Bu topraklarda 30 bin Kürt ve 1 milyon Ermeni öldürüldü" diyen Pamuk uluslararası şöhretini genişletme ihtirası ile iftira suçu işlemişse, cezasını okurları verebilir.Dışişleri Bakanı Gül "Yasalar dokunulmaz değildir, gerekirse değiştiririz" derken aydınlar da aynı konudaki talebi içeren bildirilerini dün yayınladılar.Aydınlar istedi diye yasa değiştirmeyi boyun eğme ve yenilgi sayan iktidarları şimdiye kadar çok gördük.Ama bu tutumlar Türkiye'de sadece zaman ve itibar kaybettirdi."Değişerek geliştim" diyen Başbakan Erdoğan'ın iddiasını, bu sorunu kangrene dönüşmeden çözerek kanıtlamasını bekliyoruz!

Devamını Oku

Sosyal cinayet

27 Aralık 2005

Kaçak yapıları gözlerinin yaşına bakmadan yıkın. Yıkmazsanız her afetten sonra yıkılan biz oluruz!Bu sözler Tayyip Erdoğan'a ait.14 Ağustos 2004'te belediyelere bu direktifi veren Başbakan, dün kabul edilen bütçe kanunu içine sıkıştırılan bir af düzenlemesine seyirci kalarak gecekondulara elektrik ve su bağlanmasının yolunu açtı."Yeni TCK 12 Ekim 2004'te yürürlüğe girdi. Bizim yaptığımız, bu tarihten önceki ruhsatsız yapılara hizmet götürülmesini mümkün kılıyor. Daha sonrakilere değil" diyebilirler.Ama bu hiçbir şey değiştirmez.Yapılan af oy avcılığıdır ve oyuna tamah edilen vatandaşın mezarını kazmaktır. Çünkü depremde ilk yıkılacak evler bunlar olacaktır. AKP sözcüleri şimdi "Bu son" diyebilirler.Biz Başbakan'ın koltuğuna oturmasından sadece 17 gün sonra yine buna benzer bir affı çıkararak kaçak yapılara elektrik ve su bağlanmasına izin verdiğini hatırlatalım da "Bu son" taahhüdüne inanmak caiz midir, buna öyle karar verin!AKP iktidar şansını akıl ve adaletten uzaklaşarak mirasyedi gibi harcıyor.Gecekondu siyaseti bir sosyal cinayettir.Bu siyaset kırda yaşayan donanımsız insanları arazi yağma etmeleri için büyük kentlere akın etmeye kışkırtıyor.İşgal edilen arazilere yapılan çürük yapılara doluşan bu insanlar çalışamıyorlar, bakılamıyorlar ve çocuklarını okutamıyorlar. Varoşlar dinamit deposu oluyor.Bu felâketi ya ihanet, ya cehalet üretebilir.İkisi de değilse iktidar zahmet edip bu yaptığına bir ad koysun!Erken başlayan gerginlikDün akşam Baykal'ı dinlerken "korktum" desem yalan olmaz.Başbakan'a yönelttiği olumsuz sözler, ancak seçime bir hafta kala açığa vurulacak türden kanaatlerdi.Baykal'ın tarif erliği bir başbakana daha uzun süre katlanılamaz çünkü.Erdoğan'ın nereden geldiği, geçmişte neler söylediği meçhul değildir.Kendisi bu geçmişe sünger çektiğini söylediği, değiştiğine halkı inandırdığı için iktidara getirilmiştir.Şimdi ulusal bütünlüğe ve rejimin laik karakterine zarar veren söz ve eylemlerinden ötürü ondan şüphe etmeye ana muhalefet liderinin hakkı olabilir. Ama neredeyse gayrimeşru ilân edecek kadar ileri gitmek doğru mudur?CHP'nin iyi muhalefet yapamadığı eleştirileri etkili olmuştur. Ama iyi muhalefet, indiremeyeceğiniz bir Başbakan'la köprüleri atmak mıdır, yoksa iktidarı etkileme şansını feda etmemek midir?Baykal düşünmeli: Türkiye iki yıl bu gerginliği taşıyabilir mi?

Devamını Oku