Nereye böyle!

19 Aralık 2005

AKP'yi ve yeni Tayyip Erdoğan'ı yaratan sebep, Refah-Fazilet çizgisinden onları koparan değişimdi.Oyun AKP'nin, ilk yıllarındaki ANAP'a benzeyeceği, Tayyip Erdoğan'ın İkinci Özal olacağı hesabına kurgulanmıştı.Türkiye'nin geçirdiği ekonomik ve toplumsal sarsıntılar, hayallerin kolaylıkla satılmasına yardım etti. Halk yeni iktidar partisinin değişimini teşvik etmek uğruna şüphelerini uzun zaman sakladı.Gıdasını Atatürk karşıtlığından alan, laiklik başta devrimleri hiçbir zaman sindiremeyen ve ulus devlete karşı olan bir ideolojiyi bir anda sahiden terketmenin nasıl mümkün olabileceğini kimse açıkça sorgulamak istemedi.Lider "laikliği demokrasinin teminatı olarak görüyoruz" diyordu.Mecliste anayasayı değiştirecek çoğunluğa sahip bu iktidarın Erdoğan'ın anlattığı gibi olduğunu kabul etmek, ters yönde bir tehlike doğmadığı sürece herkesin çıkarına idi.Değişimin örtüsüTürkiye AKP döneminde yakın tarihinin en yoğun değişimini yaşadı. Ekonomik istikrar arayışına paralel olarak AB yolundaki demokrasi ve insan hakları reformlan, öte yandan Irak'taki savaşın etkileri, siyasal İslâm'ın hedeflerine yürüme gayretlerini dikkatlerden uzaklaştırdı.Oysa "Cumhuriyet değerlerinin yerlerini İslâmi bir yapıya devretmesi zamanının geldiğini" savunan bir kişinin bürokrasinin 1 numarası sayılan Başbakanlık Müsteşarı koltuğuna getirilmesi başlı başına bir olaydı.Nitekim bu alandaki ihmal, devlet kadrolarının aynı zihniyeti paylaşanlar tarafından yağmalanması yolunu açtı.İktidarın imam hatiplileri her üniversiteye sokmak ve türban yasağını delmek amacıyla YÖK'le yaptığı sinir savaşını biliyoruz.Bu iktidar, kaçak Kur'an kurslarına yönelik cezalan indirerek ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın denetimi dışına çıkararak bu alandaki yasa dışı organizasyonlan teşvik ve himaye ermiştir.Çek kenara, düşünSeçim yaklaştıkça tırmanış hızlanacak.Başbakan'ın cuma namazları Osmanlı padişahlarının Cuma selâmlığını andırır devlet törenleri haline gelmeye başladı. Kalabalık bir refakatçi eşliğinde büyük camilere gitmek, her defasında bunu bir medya olayı yapmak...İbadetin gizlisi daha makbul değil mi?içkili yerleri kent dışına çıkarmak, eline yetki geçtiği zaman AKP'nin topluma nasıl bir yaşam biçimi dayatacağını göstermiştir.Milli Eğitim Bakanlığı, imam hatiplerin önünü açan yönetmelik değişikliğini YÖK'ten habersiz yürürlüğe sokarken, Başbakan da türban yasağını haklı bulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne eleştirilerini saldırı tonuna yükseltmeye başlamıştır.Son haber Başbakanlık'ta Diyanet işleri Başkanlığı'nın teşkilât yapısını yeniden düzenleyen bir yasa taslağının hazırlandığıdır.Başvaiz ve başimam kadroları ihdas edilecekmiş. Evet, bir ulema sınıfımızla ayetullahlarımız eksik kalmıştı!Dengesizlik artmıştır. İktidar frene basıp kenara çekilse ve biraz düşünse çok iyi olur.

Devamını Oku

Suçlu kim?

17 Aralık 2005

Pek az olay kamuoyunu Orhan Pamuk kadar bölmüştür.AB'ye üyelik uğruna iftiraları bile kabullenmeye bizi mahkûm gören uçtan, ifade özgürlüğü tanımayanların yığınak yaptığı öteki uca kadar gök kuşağı sayısını aşan renkler var arada.Meselâ büyük bir çoğunluk "Bu topraklarda 30 bin Kürt ve l milyon Ermeni öldürüldü" diyen Pamuk'un iftira suçu işlediğini, ifade özgürlüğünün iftira atma hakkını içermediğini düşünüyor.Bu büyük çoğunluk yaptırım işletme yönteminde ortadan ikiye bölünüyor.Bir kısmı "Mahkeme cezasını versin. AB şantajına boyun eğilmesin" derken diğer kesim "ifade özgürlüğünü kitap satmak amacıyla kötüye kullanan Orhan Pamuk"u kitaplarını almamak ve okumamak suretiyle halkın cezalandırmasını savunuyor.Miyop ve sağırAyrı bir tasnifin ezici bir çoğunluğu var ki onlar, Pamuk'a ecel teri döktüren utanç verici şiddet tezahürlerine, ayrıca bu ilkelliğe meydanı boş bırakan otorite zaafına esef ediyorlar.Başbakan dün, adliye önündeki şiddet gösterilerine fırsat yaratan güvenlik boşluğunun sorumlularını belirlemesini İçişleri Bakanı'ndan istediğini söyledi.Zahmete gerek yok; aynaya baksın suçluyu hemen bulur!Bu davanın siren sesleri haftalar önce duyuldu.AB hassasiyetini belirtti."Düşünce özgürlüğü noktasında bu işin mağduru olarak dünkü kanaatim neyse bugün de onu söylüyorum" dediğine göre Pamuk'un mahkemeye verilmesine Başbakan razı değildir.Üç büyük ihmalHazır Zülfü Livaneli'nin TCK 301'inci madde ile ilgili değişiklik önerisi var. Bu öneri iktidar kanadında da kabul gördü; niye meclisten geçirmediniz?Buna zaman yoktu diyelim; yasa davayı Adalet Bakanı'nın iznine bağlıyor. Yarın Bakanlar Kurulu'nda oluşturacağınızı söylediğiniz karan Perşembe günü alabilirdiniz, niye yan çizdiniz?Hepsi bir yana "Bu dava Türkiye muhaliflerine koz vermesin. Mahkemede ve sonrasında bizi zora sokacak ayıplara meydan bırakmayalım" demek, İçişleri Bakanı'nı baştan uyarmak Başbakan'ın aklına gelmedi mi?Başbakanımızın, suya gönderdiği oğlunu testiyi kırmadan önce döven Nasrettin Hoca'dan daha az zeki olduğunu düşünmüyoruz.İki tarafın da oyunu kaybetmemek için "ne şiş yansın, ne kebap" siyasetine batıp kimliğini kaybetmeye başladığını görüyoruz!

Devamını Oku

Niye böyleyiz?

16 Aralık 2005

Orhan Pamuk dün Şişli Adliyesi'nde korku dolu dakikalar yaşadı.Korkması doğal. Sokaktan yansıyan öfke kontrolden çıkar mı, çıkarsa neler olur? Bir otele sıkıştırılan aydınların ateşe verildiği ve suçlulardan çoğunun ceza görmediği bir ülkede yaşadığımızı unutabilir miyiz?Onun bu korkuyu yaşaması, yabancıların hakkımızda söylediklerinden daha fazla üzdü ve utandırdı beni.Orhan Pamuk İsviçre'de çıkan bir dergiye "Bu topraklarda 30 bin Kürt ve l milyon Ermeni öldürüldü" dediği için mahkemeye çıkarıldı.Pamuk tarihçi mi, araştırmacı mı, devlet arşivlerinden sorumlu biri mi? Hayır. O zaman bu olayların tanığı olması gerekir ki Ermeni iddiaları için yaşı, Kürtlerle ilgili savı yönünden de konumu müsait değildir.Öyleyse bu eylemi hangi amaca hizmet ediyor?Eleştiri hakkının sınırıÜlkelerine muhalif yazarların edebiyat ödüllerine daha kolay ulaştıkları tezi Pamuk'u tahrik etmiş olabilir.Orhan Pamuk'un Bati kamuoyunun dikkatini çekme amaçlı çıkışı, Ermeni iddialan yüzünden bunalmış olan Türk halkını rencide etmiş, öfkeye sürüklemiştir.Bu tepkilere saygı göstermek zorundayız. Doğru ama girmek istediğimiz AB, eleştiri hakkını ifade özgürlüğünün doğal parçası sayıyor ve "ağır, sert veya incitici nitelikte de olsa, eleştiri hakkı kullanıldığında kişiye yaptırım uygulanamayacağı, çoğulcu demokrasilerin vazgeçilmez gereği"dir diyor.Bu görüş, Pamuk'un 3 yıl hapis istemiyle dava edilmesine dayanak olan TCK'nın 301'inci maddesinin gerekçesinde aynı ifadelerle yer almaktadır.Müeyyide halk olmalıÖyleyse bu patırtının; Türkiye'yi hâlâ demokrasi fukarası gösteren eleştirilerin hedefi haline getirmenin anlamı nedir?Niçin bunca yabancı parlamentere, adeta insan hakları cinayetlerini önleme rolü oynamaları için fırsat verildi?AB ve AP temsilcileri niçin öfkeli kalabalıkların yumruk mesafesi içinde bırakıldı?Bu davanın görülmesi, Adalet Bakanlığı'nın iznine bağlıdır. Beklenen yazı bakanlıktan gelmediği için dava ertelenmiştir.Bakanlığın faksla göndereceği bir yazı, bütün bu olayları hiç yaşanmamış kılabilirdi.Soranlar olabilir: Peki kişisel çıkarı için ülkesine yaptığı haksızlık Pamuk'un yanına kâr mı kalacak?Böyle düşünenlerin, kitaplarını evinin veya Pamuk'un yayınevinin kapısı önüne bırakması, emin olun çok daha etkili bir cezadır.Çünkü şimdi yalnız o değil hepimiz yargılanıyoruz!

Devamını Oku

Siyasi akıl, üslup

16 Aralık 2005

Türkiye'nin en önemli sorunları en ciddi zeminlerde bile televole formatında ele alınıyor.Meclisteki bütçe müzakereleri de aynı havada geçti.Muhalefet liderleri iktidara ve Başbakan'a Başbakan da muhaliflerine "hırsız-hain edebiyatı"ndan seçilmiş küfür melezi sözlerle veryansın etti.Oysa bütçe ülkenin bir yıllık rotasını belirleyen yasadır. Temel sorunların irdelenmesi, küresel ve bölgesel trendlerin teşhis edilmesi, risk ve fırsatların değerlendirilmesi konusunda çok verimli olabilecek bu zemin ziyan edilmiştir.Kimlik tartışmaları ve yolsuzluk suçlamaları zaten dünkü, bugünkü ve yarınki gündemimiz, bütçe müzakerelerine bulaştırmasaydık ne kaybederdik?Ekonomideki olumlu göstergelere rağmen halkın çok büyük bir kesimi sıkıntı yaşıyor. Bu yalnız hükümetin meselesi değil. Bilmece çözülmediği takdirde, ilerde iktidar değişikliği bile çözüm getirmeyecektir.Hazıra alıştılarGeçen hafta TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu VATAN'a, yılın ilk yansında 45 bin bakkalın kapandığını açıklamıştı. Bu kaçınılmaz bir değişimin faturası olabilir. Ama düşünün, aile sorumluluğu taşıyan orta yaş grubu 45 bin iş sahibi bir anda ortada kalmış..Ülkeyi yönetenler "Bu bir trend, bakalım sonu nereye varacak" diye oturup seyir mi edecekler?Rıfat Hisarcıklıoğlu, sosyal güvenlik reformunun gecikmesinden doğan üç yıllık maliyetin 30 milyar dolara dayandığını söylüyor. Devlet gemisinin buzdağına çarpmasını dua ederek mi önleyeceğiz?Türk sanayii en pahalı elektriği ve krediyi kullanıyor, en yüksek istihdam vergilerini ödüyor. Kurla sağlanan avantaj sonsuza kadar süremeyeceğine göre ihracatımızın rekabet sorunları nasıl halledilecek?Yaşadığımız tecrübeden sonra şunu diyebilirsiniz:"Dert etme. iktidarlar beş yıldır bu sorunları IMF direktifleriyle çözmeye alışmışlardır. Bu durumu onur meselesi yaparak kendileri kolları sıvasalar sanki çare üretecekleri mi var?"Halkın çözümüDoğrudur, yok... Ama insan siyaset sınıfının, ülke meselelerine hiç değilse sade vatandaşın duyarlılığı ve pratikliği ile yaklaşmasını arzu ediyor.Mesela AKP'nin yaptırdığı anketteki bir bulgudan çok etkilendim.Ankete katılanların yüzde 73'ü, Cumhurbaşkanı'nın meclis tarafından değil halk tarafından seçilmesi gerektiği yönünde görüş belirtmiş.Oysa siyasetin gündemindeki Çankaya sorunu hangi hesaplar ve kaygılar boyutunda tartışılıyor?Eşi türbanlı biri seçilsin-seçilmesin, Cumhurbaşkanı seçimi genel seçimden önce yapılsın-yapılmasın.Halbuki halkın pratiği inat, dışlama ve gerginlik yaratmadan çözümü öngörüyor.Gerçekten de Cumhurbaşkanı'nı halkın iki turlu seçimle belirlemesini sağlayacak bir reform, önümüze döşenmiş yığınla mayını bir anda etkisiz hale sokacaktır.Siyasetçiler yere basmayı ve halktan ilham almayı öğrenmeli.

Devamını Oku

Direnmeyin!

15 Aralık 2005

Dokunulmazlıkların kaldırılmasını isteyen Cumhurbaşkanı'na bir AKP'li "Yemezler" demişti.Ne oldu? Bu "yavuzluk"un halkta uyandırdığı duygular şimdi iktidar partisinin ahlâk notunu, itibarını ve güvenilirliğini yiyip bitiriyor.Mecliste dün yapılan bütçe görüşmeleri sırasında iktidar, muhalefet liderlerinden hakaret kokan eleştiriler dinledi.CHP lideri Baykal yolsuzlukların tırmandığını öne sürerek "Liberal hırsızları gördük, şimdi dindarlık taslayan hırsızları görüyoruz" dedi ve iktidarı dokunulmazlıktan kaldırmaya çağırdı.ANAP Genel Başkanı Mumcu talanı, rüşveti ortadan kaldırma vaadiyle gelenlerin düzenin bekçisi olduğunu savundu.Mumcu'ya göre iddiaların aksine halkın geliri artmamış, sadece iktidar çevresinde kümelenmiş bir grup -hem de kat kat- zenginleşmiştir. ANAP lideri, mal beyanları güncel ve şeffaf hale getirilirse bunu kanıtlayacağını öne sürmüş, muhatapları da kös dinlemiştir.Dokunulmazlığa direnmenin faturası her gün tahrip edici şekilde büyüyor. Bazı bakanları bile hedef alan yolsuzluk suçlamaları artik AKP'li milletvekilleri tarafından açık açık ortaya konuluyor.AKP'li Koçak'ın başkanı olduğu derneğin yaptırdığı ankette, iktidarın icraatlarından memnun olmayanların oranı yüzde 72 çıkıyor.AKP iktidara ne kadar kolay geldiğini unuttu.Halk, suçlandığı halde mahkemeden kaçanları seçim sandığında linç ediyor.Tayyip Erdoğan, dokunulmazlığı kaldırmanın belki hırsızları ateşe atacağını, ama partisini çamurdan, rejimi de en ayıplı kamburundan kurtaracağını görmelidir!Başbakan'a çapraz ateşBaykal doğru söyledi: Başbakan'ın yurt dışındaki konuşmaları Türkiye'nin sorunlarını çözmüyor, sıkıntıları artırıyor.Bütçe görüşmelerinde alt kimlik-üst kimlik takıntısı muhalefet liderlerinin hedefi oldu. Ve dün ilk kez hükümetindeki bir bakan tarafından da eleştirildi.Sanayi Bakanı Ali Coşkun kimlik tartışmasından rahatsız olduğunu, Başbakan gibi Türkiye'yi mozaik olarak görmediğini "Türk Milleti olarak" düşündüğünü söyledi.Dün meclis kürsüsünün arkasındaki "Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir" yazısını gösteren Baykal, Tayyip Erdoğan'a şunu soruyordu:"Hangi millet bu? Adı var mı bu milletin?"Başbakan'in başına açtığı bu dertten kendisini ve iktidarını kurtarması gerekiyor. Atatürk'ü örnek alma gayreti içinde olduklarını söylediğine göre...Muhtaç olduğu kudret, yüksek değişim kabiliyetinde mevcuttur!

Devamını Oku

Gözümüz Van'da

13 Aralık 2005

Ülkenin Atatürkçü güçleri, bilim ve hukuk camiası bugün Van'dan iyi haberler bekleyecek.Aylardır tutuklu bulunan Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Yücel Aşkın mahkeme karşısına çıkıyor.İrticai çevreler Prof. Aşkın'ın şahsında yaşanan tecrübeyi Cumhuriyet değerlerini savunan rektörlere karşı gözdağı olarak kullandıkları için tamamen zıt bir beklenti içinde bulunuyorlar.Nitekim siyasi bir husumete uğramanın kahn Rektör Aşkın'ı kalp hastası yapmış, genel sekreteri olan Enver Arpalı'yı intihara sürüklemiş, fakat bu trajik gelişmeler, üniversiteleri ele geçirme hevesine düşmüş şeriatçı cephede en küçük bir üzüntü yaratmamıştır.Prof. Aşkın aylardır tutuklu. AİHM'nin Türk yargıcı Rıza Türmen itirazını sakınmadan söylemek zorunda hissetmiştir kendini. Aşkın hakkındaki tutukluluk kararının Avrupa hukukuna ters olduğunu belirtmiştir.Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu bile yapıldığını düşündüğü yanlışları açıklamayı "mesleki ve vicdani bir borç" saydığını belirten bir makale yayınlamıştır. (Cumhuriyet 9 Aralık 2005)Kanadoğlu'na göre ihaleye fesat karıştırma ve çıkar amaçlı suç örgütü kurma fiillerinin unsurları oluşmamıştır. Ayrıca şartları mevcut olmayan tutukluluk, "yargısız infaz" ihtimalini ortaya çıkarmıştır.Prof. Aşkın'ın tutukluluk kararına muhalefet eden hakimin "karşı oy" yazısında da aynı Kanadoğlu gibi, rektöre atılı suçlarla ilgili soruşturmanın YÖK Başkanlığı'nca yapılması gerektiği görüşü savunulmaktadır.Yargı şüphesiz adaleti sağlayacaktır. Ama önemli olan tamiri olanaksız zararlar doğmadan bunun gerçekleşmesidir.İktidarın yargıyı muhaliflerine karşı baskı aracı olarak kullanmak istediğini biliyoruz. Bu tehlikeye karşı tek güvencemiz, görev bilincine sahip onurlu hakimlerdir.Pratikte bağımsız olmasalar da vicdanlarında taşıdıkları bağımsızlık yeter!Vodafone: Doğru evlilikUzanlar'ın kurduğu Telsim'i 4 milyar 550 milyon dolara GSM devi Vodafone aldı.Ödeyeceği KDV ve yapacağı 1 milyar dolarlık yatırımla beraber Türkiye'ye 6 milyar dolarlık bir yabancı sermaye girişidir bu.AB yolundaki Türkiye'nin taşıdığı cazibenin çok itibarlı bir kuruluş tarafından dünyaya ilân edilmesidir.Dün ihaleyi TV'den bir gençler grubunun ortasında izledim. Kuveyt firması artırdıkça salona sessizlik çöküyordu.İngiliz şirketi kazandığında kendileri kazanmış gibi sevindiler.Çünkü Batılı büyük şirketlerin toplumsal değerlerimizi zenginleştirici katkılar getireceğini biliyorlar.Yapacakları rekabetin hizmet kalitesini toptan yükselteceğini seziyorlar.Bu arada TMSF'yi kutlamak da boynumuzun borcu. Uzanlar tarihin en büyük mali yıkımını yaşattı devlete. TMSF'nin çabaları, bu büyük zararın kangrene dönüşmeden giderilmesinde büyük başarı sağlamıştır.Hayırlı olsun.

Devamını Oku

Kimlik değil iş ver

12 Aralık 2005

Başarısız siyasetçiler felsefe yaparlar. Kavram karambolundan yararlanıp sıvışmak için iyi taktiktir.Bir düşünürün tarifi ile "Filozof, çözümü olmayan sorunlara anlaşılmaz yanıtlar veren kişidir".Bizim siyasetçilerin çoğu felsefe yapacak alt yapıya sahip olmadan filozofluğa soyunduklarından çözümü olan sorunları bile çözümsüz hale sokabiliyorlar.İşte Başbakan bir "alt kimlik-üst kimlik" tartışması çıkardı, kimsede rahat, huzur bırakmadı."Bir gün gelecek Türkiye'de insanlar göğüslerini gere gere 'Ben Türküm' demekten çekinir hale düşecek" deseydi biri, kim inanırdı?Başbakan, millet yerine ümmeti geçirerek ve Türk üst kimliğinden şikâyeti olmayan insanları etnik tanımlara dayalı alt kimliklere bölerek PKK terörüne çare bulacağını sanıyor. Ne büyük yanılgı?CHP lideri Baykal geçen gün "Doğu ve Güneydoğu'da iş imkânı olsa kaç genç dağa çıkar?" diye sordu.Ankara Sanayi Odası, işsizliğe çare olarak ülkenin en geri kalmış 19 ili için yerel asgari ücret uygulaması önermişti.Bu çerçevede yapılan kamuoyu araştırması, Deniz Baykal'ın sorduğu soruya en doğru cevapları ortaya koyuyor.Doğu ve Güneydoğu'da şu soru soruldu: "İstanbul veya Ankara'da aylık ücreti 350 YTL olan bir işi mi, yoksa kendi ilinizde 250 YTL alacağınız bir işi mi istersiniz?"Cevap verenlerin yüzde 90'ı parası az da olsa kendi ilini tercih etti.Halkın yüzde 97'sini temsil eden ezici çoğunluk, yatırımların artarak işsizliğin azalması durumunda huzur ve güvenliğin yükseleceğine inanıyor.Anket çalışmasını yürütenler Van'da günlük 10 milyon lira ücrete razı binlerce insanın iş beklediğini tespit etti.Bir esnaf "İşi olan dağa çıkmaz" dedi.Başbakan bu basit gerçeği görüp harekete geçecek yerde ne yapıyor?"İş veremiyoruz, kimlik verelim" diyor! Yazıktır, ayıptır, günahtır!AKP ve adaletTek kusurları devlete güvenmek olan 22 bin tasarruf sahibi iki yıl cehennem azabı çekti.Aileleriyle beraber yüz bin insan, İmar Bankası'ndan hazine bonosu aldıklarını zannederken devletin gözü önünde soyulmuşlardı.İktidarın merhameti bu bankada devlet güvencesi sınırını kaldırarak, hatta ticari mevduat bile garanti kapsamına alarak herkesi kucakladı, sadece bonozedeleri dışladı.Belki de soyguna seyirci kalmaktan kaynaklanan ihmalin suçu ve tazminatı kendilerine döner diye korktular ve o yüzden bu paralan ödemek istemediler.Ama Danıştay mağdurları korumuş ve paralarının ödenmesine karar vermiştir.Yüz bin kişinin "Yaşasın adalet" diye bağıra bağıra bayram etmeleri gerekir değil mi? Ama yok böyle bir manzara.Gelen mektuplardan "Ya mahkeme kararını dinlemezlerse" korkusu okunuyor.Adı "Adalet'le başlayan bir partinin iktidarı için acıklı bir durum. Olacağı budur...Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına bile "ulemaya sorulmadı" diye itiraz ederseniz fazlası olmaz!

Devamını Oku

Ha gayret!

11 Aralık 2005

Başbakan kimlik üzerine ürettiği tezlerle en büyük zararı galiba kendisine verdi.Uzak ve uzun gezisinden döner dönmez, on gün boyunca devirdiği çamları ayağa kaldırmak için başladı konuşmaya. Bakalım kaç gün sürecek? Çünkü..."Türk"ü, milletimizi tarif eden bir kavram katından etnik bir tanım seviyesine indirirseniz;"En önemli birleştirici unsurumuz dindir" ve onun hemen ardından "TC vatandaşlığını çatı olarak görüyoruz" diyerek ulus kavramının içini boşaltır, ümmet fikrini milletin önüne geçirirseniz, yıktığınız, duvarları kolayca tamir edemezsiniz."Tek bayrak, tek millet, tek vatan" deseniz bile bu, yararı olmayan bir pişmanlıktır artık.Milleti rahat bırakınAvustralya'da son gün yine aynı hataya düştü: "Kürt Kürtlüğü ile, Türk Tûrklüğüyle, Çerkez Çerkezliğiyle, Laz Lazlığıyla övünebilir."Atatürk'ün "Övün" dediği Türk etnik Türk değildir, Türk Milleti'dir. Onun içinde Kürt de vardır, Çerkez de Laz da.Kürt ayrılıkçıların oyununa gelip Çerkez, Laz ve benzeri unsurlara ayrı kimlikler yüklemek için sürekli tahrik ve teşvik propagandaları yapmanın ne anlamı var?Türk Milleti'nin bir ferdi olmaktan şikâyeti olmayan insanları sürekli kışkırtmanın amacı ne?Toplumu önce etnik alt kimliklere ayırıp sonra birleşmeyi din şemsiyesi altında gerçek leştirmek mi?Başbakan Erdoğan dün şikâyet ediyordu: "Tek bayrak, tek millet. tek vatan dememe rağmen sanki ben tek millet değil de çift millet demişim gibi sağırlık yapıyorlar."Hayır, söyledikleri "çift millet"ten daha fazlasına çanak tutan bir gaflet ifadesidir'Keşke onu anlasaErdoğan dün TC vatandaşlığının üst kimlik okluğunu belirtip dinin "bir çimento ve şu anda en önemli birleştirici unsurumuz" olduğunu, Atatürk'ün de bunu böyle gördüğünü söyledi.Evet, Atatürk "Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur" demiştir. "Milletimiz din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet alamaz" demiştir.Ama su sözler de onun:"Dinden maddi menfaat temin edenler iğrenç kimselerdir."Atatürk dini, özgün ve özgür kimliğine kavuşturmuştur. Onu bütün sadeliği ile vicdanlardaki yerine oturtmuş, çimento niteliğine saygı göstermiş ama asla hiçbir amacın şemsiyesi olarak kullanmamıştır.Erdoğan Avustralya'dakl son gününde "Atatürk'ü örnek alma gayretindeyiz" demiş.Yaptıklarına bakınca en azından şunu demek geliyor içimizden:Gayretiniz yeterli değil Sayın Başbakan!

Devamını Oku