Türkiye'nin en önemli sorunları en ciddi zeminlerde bile televole formatında ele alınıyor.
Meclisteki bütçe müzakereleri de aynı havada geçti.
Muhalefet liderleri iktidara ve Başbakan'a Başbakan da muhaliflerine "hırsız-hain edebiyatı"ndan seçilmiş küfür melezi sözlerle veryansın etti.
Oysa bütçe ülkenin bir yıllık rotasını belirleyen yasadır. Temel sorunların irdelenmesi, küresel ve bölgesel trendlerin teşhis edilmesi, risk ve fırsatların değerlendirilmesi konusunda çok verimli olabilecek bu zemin ziyan edilmiştir.
Kimlik tartışmaları ve yolsuzluk suçlamaları zaten dünkü, bugünkü ve yarınki gündemimiz, bütçe müzakerelerine bulaştırmasaydık ne kaybederdik?
Ekonomideki olumlu göstergelere rağmen halkın çok büyük bir kesimi sıkıntı yaşıyor. Bu yalnız hükümetin meselesi değil. Bilmece çözülmediği takdirde, ilerde iktidar değişikliği bile çözüm getirmeyecektir.
Hazıra alıştılar
Geçen hafta TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu VATAN'a, yılın ilk yansında 45 bin bakkalın kapandığını açıklamıştı. Bu kaçınılmaz bir değişimin faturası olabilir. Ama düşünün, aile sorumluluğu taşıyan orta yaş grubu 45 bin iş sahibi bir anda ortada kalmış..
Ülkeyi yönetenler "Bu bir trend, bakalım sonu nereye varacak" diye oturup seyir mi edecekler?
Rıfat Hisarcıklıoğlu, sosyal güvenlik reformunun gecikmesinden doğan üç yıllık maliyetin 30 milyar dolara dayandığını söylüyor. Devlet gemisinin buzdağına çarpmasını dua ederek mi önleyeceğiz?
Türk sanayii en pahalı elektriği ve krediyi kullanıyor, en yüksek istihdam vergilerini ödüyor. Kurla sağlanan avantaj sonsuza kadar süremeyeceğine göre ihracatımızın rekabet sorunları nasıl halledilecek?
Yaşadığımız tecrübeden sonra şunu diyebilirsiniz:
"Dert etme. iktidarlar beş yıldır bu sorunları IMF direktifleriyle çözmeye alışmışlardır. Bu durumu onur meselesi yaparak kendileri kolları sıvasalar sanki çare üretecekleri mi var?"
Halkın çözümü
Doğrudur, yok... Ama insan siyaset sınıfının, ülke meselelerine hiç değilse sade vatandaşın duyarlılığı ve pratikliği ile yaklaşmasını arzu ediyor.
Mesela AKP'nin yaptırdığı anketteki bir bulgudan çok etkilendim.
Ankete katılanların yüzde 73'ü, Cumhurbaşkanı'nın meclis tarafından değil halk tarafından seçilmesi gerektiği yönünde görüş belirtmiş.
Oysa siyasetin gündemindeki Çankaya sorunu hangi hesaplar ve kaygılar boyutunda tartışılıyor?
Eşi türbanlı biri seçilsin-seçilmesin, Cumhurbaşkanı seçimi genel seçimden önce yapılsın-yapılmasın.
Halbuki halkın pratiği inat, dışlama ve gerginlik yaratmadan çözümü öngörüyor.
Gerçekten de Cumhurbaşkanı'nı halkın iki turlu seçimle belirlemesini sağlayacak bir reform, önümüze döşenmiş yığınla mayını bir anda etkisiz hale sokacaktır.
Siyasetçiler yere basmayı ve halktan ilham almayı öğrenmeli.
Siyasi akıl, üslup
Türkiye'nin en önemli sorunları en ciddi zeminlerde bile televole formatında ele alınıyor. Meclisteki bütçe müzakereleri de aynı havada geçti...
Haberin Devamı

