Kimlik değil iş ver

Başarısız siyasetçiler felsefe yaparlar. Kavram karambolundan yararlanıp sıvışmak için iyi taktiktir. Bir düşünürün tarifi ile "Filozof, çözümü olmayan sorunlara anlaşılmaz yanıtlar veren kişidir".

Haberin Devamı

Başarısız siyasetçiler felsefe yaparlar. Kavram karambolundan yararlanıp sıvışmak için iyi taktiktir.

Bir düşünürün tarifi ile "Filozof, çözümü olmayan sorunlara anlaşılmaz yanıtlar veren kişidir".

Bizim siyasetçilerin çoğu felsefe yapacak alt yapıya sahip olmadan filozofluğa soyunduklarından çözümü olan sorunları bile çözümsüz hale sokabiliyorlar.

İşte Başbakan bir "alt kimlik-üst kimlik" tartışması çıkardı, kimsede rahat, huzur bırakmadı.

"Bir gün gelecek Türkiye'de insanlar göğüslerini gere gere 'Ben Türküm' demekten çekinir hale düşecek" deseydi biri, kim inanırdı?

Başbakan, millet yerine ümmeti geçirerek ve Türk üst kimliğinden şikâyeti olmayan insanları etnik tanımlara dayalı alt kimliklere bölerek PKK terörüne çare bulacağını sanıyor. Ne büyük yanılgı?

CHP lideri Baykal geçen gün "Doğu ve Güneydoğu'da iş imkânı olsa kaç genç dağa çıkar?" diye sordu.

Ankara Sanayi Odası, işsizliğe çare olarak ülkenin en geri kalmış 19 ili için yerel asgari ücret uygulaması önermişti.

Bu çerçevede yapılan kamuoyu araştırması, Deniz Baykal'ın sorduğu soruya en doğru cevapları ortaya koyuyor.

Doğu ve Güneydoğu'da şu soru soruldu: "İstanbul veya Ankara'da aylık ücreti 350 YTL olan bir işi mi, yoksa kendi ilinizde 250 YTL alacağınız bir işi mi istersiniz?"

Cevap verenlerin yüzde 90'ı parası az da olsa kendi ilini tercih etti.

Halkın yüzde 97'sini temsil eden ezici çoğunluk, yatırımların artarak işsizliğin azalması durumunda huzur ve güvenliğin yükseleceğine inanıyor.

Anket çalışmasını yürütenler Van'da günlük 10 milyon lira ücrete razı binlerce insanın iş beklediğini tespit etti.

Bir esnaf "İşi olan dağa çıkmaz" dedi.

Başbakan bu basit gerçeği görüp harekete geçecek yerde ne yapıyor?

"İş veremiyoruz, kimlik verelim" diyor! Yazıktır, ayıptır, günahtır!

AKP ve adalet

Tek kusurları devlete güvenmek olan 22 bin tasarruf sahibi iki yıl cehennem azabı çekti.

Aileleriyle beraber yüz bin insan, İmar Bankası'ndan hazine bonosu aldıklarını zannederken devletin gözü önünde soyulmuşlardı.

İktidarın merhameti bu bankada devlet güvencesi sınırını kaldırarak, hatta ticari mevduat bile garanti kapsamına alarak herkesi kucakladı, sadece bonozedeleri dışladı.

Belki de soyguna seyirci kalmaktan kaynaklanan ihmalin suçu ve tazminatı kendilerine döner diye korktular ve o yüzden bu paralan ödemek istemediler.

Ama Danıştay mağdurları korumuş ve paralarının ödenmesine karar vermiştir.

Yüz bin kişinin "Yaşasın adalet" diye bağıra bağıra bayram etmeleri gerekir değil mi? Ama yok böyle bir manzara.

Gelen mektuplardan "Ya mahkeme kararını dinlemezlerse" korkusu okunuyor.

Adı "Adalet'le başlayan bir partinin iktidarı için acıklı bir durum. Olacağı budur...

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına bile "ulemaya sorulmadı" diye itiraz ederseniz fazlası olmaz!

DİĞER YENİ YAZILAR