AKP'nin son anketi, halkın çıkış yolu bulmakta zorlandığını gösteriyor. Ankete göre halk banka faizlerini indirmekte ve enflasyonla mücadelede iktidarı başarılı buluyor.Ama seçimin kaderini etkileyecek kıstaslar, dar ve sabit gelirli kitleyi etkileyen sorunlar karşısındaki performanstır.Ve bu alanlarda iktidar dökülüyor!Meselâ halkın yüzde 77,1'i işsizlikle mücadelede, yüzde 71,5'i yoksullukla mücadelede, yüzde 57,6'sı yolsuzlukla mücadelede iktidarın başarılı olamadığını belirtmiş.Fakat "Seçim olsa hangi partiye oy verirdiniz?" sorusuna cevaplardan AKP'nin iktidara geldiği seçimden bile iyi durumda (yüzde 44) olduğunu görüyoruz. Böyle şey olur mu?Cevap belli: 'Toplum mazoşist değilse ve rakamlarla oynanmamışsa olamaz."Uyuyan muhalefetToplumun sağlıklığından şüphe edemeyiz. Rakamlarla oynanmış olması ihtimaline gelince... Görünen köy kılavuz istemez.Son haftalarda laiklik karşıtı niyetlerin gemi azıya almasına ve milli bütünlüğe zarar veren cehalet-ihanet melezi saçmalıklara rağmen AKP'nin Takipsizliği çıplak gözle bile görülebiliyor.Yüzde 44,4'lük AKP'yi CHP yüzde 16,9'la, MHP ve DYP yüzde 10,9 ve 8,8 ile, ANAP 4,6 ile izliyorsa demek ki halk, iktidarı üç yıl önce radikal biçimde değiştirmesine sebep olan temel sorunlardaki başarısızlığa rağmen alternatif görememiştir!Türk Solu'nün "Deniz Baykal sürgünleri" diye tanımlanabilecek eski tüfekleri dün DİSK'in öncülüğündeki bir konferansta buluştular. Özeleştiri yaparak "demokratik alternatif nasıl yaratılır?" sorusuna cevap aradılar.Yalnız partilerinden dışlanmış solcuların değil asıl tabelası olan partilerin derdi olmalı bu soru.Mesela toplumu alt ve üst kimlik diye bölen politikalara karşı çıkan partilerden "Niye birleşmiyorsunuz?" sorusuna cevap veremeyenler hâlâ ne bekliyorlar?
PKK Şırnak'taki bir askeri birliğe gece yarısı roketatar, el bombası ve uzun namlulu silâhlarla saldırdı.Bebekleri, yaşlıları, kadınları ve öğretmenleri öldürmekle ünlenen bu alçaklar güruhu, biri asteğmen olan dört askeri şehit etti.Ağrı, Bitlis, Ulukışla ve Niğde kentlerinde dört ocağa daha ateş düştü.Böyle olaylarda babalar "Vatan sağ olsun" derler; ama ana yüreği hayat verdiği evlâdının canını vatan kadar aziz tutar. Onu teselli etmek, rızasını elde etmek o kadar kolay değildir.Siyasi sorumluluğu taşıyan iktidar bu şehitlerin analarına ne diyecek?Terörist katillerin başı devletin elindedir ama onun İmralı'dan örgütünü yönettiğini herkes biliyor.Türkiye'nin AB yolunda Kopenhag kriterlerine uyum sağlaması, ayrılıkçı terörün bahanelerini geçersiz kılmıştır. Fakat iç ve dış baskı gruplarının oyununa gelen iktidar, haddi olmayan tavizleri vermek suretiyle millet bütünlüğüne bilerek veya istemeden zarar vermiştir.Taviz politikası yanlışTerör tehdidi altında iken hangi ülke milli kimliğini tartışmaya açıp pazarlık masasına koymuştur?Yoktur örneği. Türk'ü bir alt kimlik tanımı olarak kullanan Başbakan, teröre dayalı Kürt ayrılıkçılığının tuzağına düşüyor."Cumhuriyet'i Türk ve Kürt unsurlar beraber kurduk, sonra bize kazık attınız" diyen nifak cephesinin ekmeğine yağ sürüyor.Peki, bu cahil, kişiliksiz ve teslimiyetçi politikalar katil sürüsünü durduruyor mu?Keşke Başbakan İmralı'ya birini gönderip de sordurabilse:- Be değersiz, hain mahlûk; o masum gençlere niye kıyıyorsun?İki zorluğumuz var: İktidar acemi, Kürtler adına siyaset yaptığını söyleyenlerin ise çoğu sapkın... Irkçılığı ve terörizmi reddeden, ılımlı ve milletin bütününe seslenen bir dünya görüşünü temsil etmiyorlar.Bu kalitesizliğin bedelini bir süre daha ödeyeceğiz. Ne yapacağız?Bu dönemde, PKK cinayetlerinden kendisinin sorumlu tutulacağını Apo'ya hissettiren bir politika belki çare olabilir!
Başbakan Avustralya'dan emir vermiş: Çömez'i ihraç talebiyle Disiplin Kurulu'na sevkedin!Elbette liderin emri derhal yerine getirilecektir. Ama bu karan veren kurul ne gerekçe bulacaktır?"Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez'in büyüklerin işlerine burnunu soktuğundan ve muzır meraklara kafayı taktığından parti ve ülke menfaati için AKP'den ihracına.." mı diyecekler?Çömez partisinin meclis grubunda bazı bakanlan ve parti yönetimini eleştirmiş, "Bölücübaşı cezaevinden tartışmalara katılıyor, ben katılamıyorum. Bizler kurşun asker değiliz" demişti.Eleştirileri değerlendirmek partinin iç işi olabilir ama Çömez'in kimi açıktan, bazıları da şüphe aşamasında yolsuzluk suçlamaları bulunuyor. Mesela..Belediyelere giden devlet yardımlarının kendilerinden değil, Maliye Bakanı'na ait fabrikanın müdüründen geçtiği..Sadece arazisinin değeri 120 milyon dolar eden Gemlik Gübre A.Ş'nin kâr ettiği halde zararda gösterilerek 83,1 milyon dolara, hem de taksitle satıldığı..Pırlanta imalindeki gümrük sıfırlanarak zengin edilen kişinin (Başbakan'in kuyumcusu Cihan Kamer ima ediliyor) nasıl BOTAŞ'ın doğalgaz kontrat devri ihalesini alacak güce kavuşturulduğu..Bu soruların cevaplarını yalnız Çömez değil, artık bütün vatandaşlar merak ediyor.Çömez'i partiden atıp kurtuldular diyelim, bizler ne olacağız?Maliye Bakanı Unakıtan'ın dün verdiği cevap, AKP'nin alt kimliğini de üst kimliğini de aşağı çeken, Bakan'in halk katındaki kanaat notunu düşüren kalitede oldu:"Hangi partiden, kimden ne teklif aldı, onu açıklasın!"Cevap değil ki bu!Sulukule parodilerindeki ağız dalaşları eğlendirici olabilir. Ama bu üslubu siyasete taşımak, hele ortada yolsuzluk suçlaması varsa kabul edilemez.Başbakan, Çömez'i ne isterse yapsın, ama sorduğu soruların cevaplarını millete mutlaka versin.Zihniyetin önemi..İçkili yerleri kent dışına çıkarma hamlesi bir kere daha gösterdi:İktidar İslâmi yaşam biçimini topluma dayatmak için her fırsati kullanmaya kararlıdır. Tutanlar tutacak, direnişin yüksek olduğu konularda geri adım atılacaktır. İlerde tekrar denenmek üzere..Yeni Belediye Yasası, içkili yerleri kentin belli bölgelerinde toplama görevini belediyelere verdi. İçişleri Bakanlığı da "içkili yerlerin yaşam alanları dışında toplanması" için genelge yayınladı.Belediyeler uygulama hazırlığına girişince kıyamet koptu. Karara Kürşat Tüzmen gibi bazı bakanlar bile itiraz edince ricat başladı.İçişleri Bakanı Aksu dün bir açıklama yaparak şunları dedi:"Yeni getirilen bir uygulama yok. Tek değişiklik yetki devridir. Ruhsatı artık vali, kaymakam değil, belediye verecek.."Bu açıklama da başka bir gerçeği anlatıyor: Kullanılan yetki değil, yetkiyi kullananın kafası önemlidir.Nitekim düne kadar sorun yaratmayan bir yetki, dine endeksli siyaset yapanların eline geçince nasıl her yeri altüst etti?İnşallah herkese ders olmuştur!
PKK sorununa çözümde Öcalan'dan yararlanmayı temel alan bir arayışın işaretleri çoğalıyor.MiT Müsteşarı Emre Taner'in geçen yıl Müsteşar Yardımcısı iken İmralı'da terörist başı Apo ile konuştuğu yeni duyuruldu.Hemen ardından Apo'nun o buluşmada söyledikleri kamuoyuna yetiştirildi: "TC üst kimliğini kabul ediyorum. Ne bağımsızlık, ne federasyon istiyoruz. Üniter devlet içinde demokratik çözümden yanayım."Bu arada Irak Kürdistan Federasyonu Başkanı sıfatıyla Mesut Barzani'nin Amerika'ya gidip Başkan Bush'la görüşeceği haberleri kesinleşti.Ve 20 Ekim'de MÎT Müsteşan Emre Taner, Selahaddin kentindeki karargâhında Barzani ile görüştü.Sonra bir hızlanma:Barzani 23 Ekim'de Amerika'ya uçarken İncirlik'e indi. Irak Kürdistan Federasyonu Başkanı sıfatıyla indiği ilk toprağın Türk toprağı olmasındaki özel anlama vurgu yapmak istemiş olabilir mi?Yeni şartlar, fırsatlarErtesi gün MGK toplandı. Bu toplantıda Irak'taki yeni oluşumlar ışığında devlet politikalarının değişeceği sinyali verildi.Buna Başbakan Erdoğan'ın Şemdinli ve Yüksekova ziyaretlerinde verdiği mesajları da eklemek lâzım. Başbakan'ın üst kimlik-alt kimlik kavramlarını, doğuracağı riskleri göze alarak ortaya attığı anlaşılıyor.Ve nihayet dün eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş'in Radikal'de çıkan yazısı.. Yeni emekli olan Öneş, "PKK terörüne endeksli politika üretiminin, 20 seneyi aşan süreçte verdiği ağır bedelleri görerek" dönemin yeni koşullarına uyumlu yeni politikalar üretilmesini önerdi.Cevat Öneş, örgüte silâh bıraktırmak amacında Apo'nun yardımından yararlanma şartlarını oluşturmanın önemine vurgu yaptı.Nasıl olacak bu? Toplum böyle bir açılıma nasıl razı edilecek? Cevabı şu:Çabuk olmalıyızÖneş'e göre Irak'taki Kürdistan Federasyonu oluşumunun Iran ve Suriye'nin de dahil olduğu bölgede yaratacağı riskler olacaktır.Türkiye, kendi Kürt sorununu demokratik laik yapısını güçlendirerek çözme gücüne sahiptir ve bu avantajını kullanmalıdır.Evet ama ülkenin güvenlik siyasetinin en önemli ayağını oluşturan bu meselede radikal değişimlerin çarçabuk gerçekleşmesi imkânı var mıdır? Buna "evet" diyemeyiz.Son olaylar zincirinin işaret ettiği hedef belli ki devlet katında oluşmuş bir karar değil olsa olsa bir önermedir.Yalnız şu var ki, Kuzey Irak realitesi, Türkiye'yi kendi Kürt realitesi üstündeki çabalarını yoğunlaştırmaya zorluyor.Bu tür arayışlan, ülkenin bütünlüğü için hayatlarını vermiş şehitlere nankörlük ve ihanet sayanların ruh halini anlıyoruz.Ama affını asla düşünmemek koşulu ile Apo'yu terör dönemini bitiren bir çabaya katmanın, kanı durduracağı için şehitlerimizin ruhlarına da huzur vereceğini bilmeliyiz.
AKP Milletvekili Turhan Çömez dünkü grup toplantısında parti yönetimine zehir gibi eleştiriler yöneltti.Partizanlık ve yolsuzluk konularında örnekler veren ve meclis grubunu kendine mecbur hisseden hükümet etme anlayışını yerden yere vuran Turhan Çömez "Bölücübaşı cezaevinden tartışmalara katılıyor, ben katılamıyorum dedi.Çömez'in çıkışını ciddiye mi almalıyız yoksa Başbakan'ın yokluğu nedeniyle doğmuş otorite boşluğunun kısa ömürlü sonuçlarından biri mi saymalıyız?Hüküm vermek için erken ama iyi bir hekim olan Çömez'in kendini gösterme fırsatı bulduğu zeminleri iyi kullandığı izleniyor.Bu ustalığı dün de tekrarladı. Sert eleştirilerine, liderin gözüne girmek için pusuda bekleyen milletvekillerinden itiraz ve sataşma almadığı gibi alkış toplamıştır.Yani ortada "Kediler gitti, meydan farelere kaldı" diye alaya alınacak bir durum yoktur. Çünkü Turhan Çömez, milletvekilleri arasında yaygınlık taşıyan rahatsızlıklara sözcülük yapmıştır.Halkın gözüne bakmakAKP'li milletvekilleri seçim bölgelerinde eskisi kadar rahat dolaşamıyor. Başbakan TV'lerden vatandaşlara sürekli "iyi haberler" veriyor ama halkın tepkilerini kentte, köyde milletvekilleri dinliyor.İşsizlik, geçim sıkıntısı, durgunluk, belediyelerin hizmet üretmemesi, arkası kesilmeyen yolsuzluk söylentileri, bunlar yetmiyor gibi irticaya ve bölücülüğe hoşgörülü beyanların yarattığı tepkiler ve cevaplanması gün geçtikçe zorlayan ahiret soruları..Balıkesir Milletvekili Çömez'in konuşması sadece hesap sormuyor, asıl parti içi demokrasi talep ediyor.Tayyip Erdoğan, başına buyruk standart bir lider olarak bugüne kadar gelebildi. Fakat şartlar belli ki onu milletvekillerinin aydınlanma ve katilim talepleri karşısında yeni bir tavır belirlemek zorunda bırakacak.Baykal'ı örnek alır mı?Çömez'in ortaya attığı kayırma ve yolsuzluk iddiaları konusunda parti grubunu aydınlatıp aydınlatmamak AKP liderinin kendi bileceği iştir.Ama görevini kötüye kullanan bakanlar kimlerdir, değerli taş ithalinde gümrüğü sıfırlayan karar sayesinde yükünü tutup doğalgaz ihalelerini alacak güce kim, kimlerin sayesinde ulaşmıştır; iktidar bunların hesabını halka vermek zorundadır.Başbakan, bu uzun geziye zaten içi çok rahat çıkmadı. Eleştirdik diye bize bile attı tuttu ama on gün ülkeden uzak kalmayı içine sindiremediği belliydi.Hatırlarsanız, Avustralya ve Yeni Zelanda başbakanlarını kastederek "Bunların yoğun ısrarlı davetleri üzerine bu ziyareti gerçekleştiriyoruz" dedikten sonra uçağa bindi.Ama Çömez'in çıkışını mesele yapıp gezisini kendine zehir etmesin. Düşünmek için önünde çok zaman var.Deniz Baykal gibi eleştirenin kafasını mı koparır, yoksa bu itiraz sesinden özeleştirinin kazanımlarını mı üretmeye çalışır? Başbakan'ın dönüşünü beklemeye değer bir merak..
Hükümetin, uyguladığı ekonomik programı değiştirme vakti geldi. Hatta geç bile kalındı.Başbakan'ın turistik faaliyetlerdeki cevvaliyeti, başka alanlarda da göstermesinde büyük yarar var.AKP'nin iktidara geldiğinde yapması gereken, popülizme sapmadan, devraldığı IMF programını sadakaÜa sürdürmesiydi.Şaşılacak bir sağduyu gösterdiler ve en büyük başarıyı ekonomi alanında, üstelik yeni bir şeyler yaparak değil hiçbir şey yapmamak suretiyle elde ettiler.Ama artık düşünmek gerekiyor. Çünkü büyüme hızında yavaşlama, alt gelir gruplarında geçim sıkıntısı, genç ve okumuş kesimde işsizlik, alt yapı yatırımlarını ihmalden kaynaklanan toplumsal sağlık sorunları sancılı sarsılmalarla alarm veriyor.VATAN'a konuşan Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in "Sihirli bir formül yok" sözü doğrudur, "Kendi yönetimimizi süslemeye dönük politikalardan uzak duracağız" sözleri övgüye lâyıktır.Fakat "kalıcı iyileşmeler sağlayacak politikalar" neyse artık görelim.İstifa yoksa kov..Birçok icraat için büyük paralar harmaya bile gerek yoktur. Halka saygı, öncelikleri ayırma basireti, biraz da yaratıcılık toplumda umut ve heyecan yaratmaya yetebilir.Meselâ Malatya'da şehir suyundaki mikroplanma binlerce insanı hastanelik etti. Belediye Başkanı Cemal Akın'in W kameraları önünde şebeke suyunu bardağa doldurup içmesi, hasta sayısının 9 bine yaklaşmasında mutlaka etkili olmuştur.Şansa bakın ki mikroplu suyu içen Başkan değil, eşi tifoya yakalanmış.Kader de dalgasını geçiyor!Şimdi aynı sağlık sorununun Şemdinli'de patlak verdiğini duyuyoruz.İktidar hizmet etmek mi istiyor, bugünden tezi yok belediye başkanlarını görevlerinden almalıdır. Belediyenin birinci görevi, halkına temiz su temin etmektir. Bunlar bunu yapmamış, siyaset yapmış.Gitsinler o zaman. Çünkü o koltuklar hizmet yerleridir.İnsan yerine koyBaşbakan'ın İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde siyaset yaptığını hatırlatarak suçlamayı püskürtmek isteyebilirler.Onun da cevabı var: "Kötü örnek, örnek olmaz" dersiniz, biter..İçişleri Bakanı, belediye başkanlarını önce istifaya davet etmeli, direnirlerse de işten el çektirme yetkisini kullanmalıdır.... Ki "sağlıklı su temin edemeyen belediye başkanlarının hemen suyu ısınıyor" dersi herkesin kulağına küpe olsun.Bir de şu var: Güneydoğu'da terörle mücadelenin dayattığı köy boşaltma mecburiyetleri bölgenin kentlerinde nüfus patlaması yaratmıştır. İçme suyu, kanalizasyon gibi alt yapı ihtiyaçlarının maliyeüeri, belediyelerin gücünü çok aşmıştır.Hükümet bu hizmetlere artık mutlaka fon ayırmalıdır.Temiz suyu bile olmayan insanlar, mensup oldukları devletin kendilerini insan yerine koyduğuna inanamazlar bu çağda.Alt kimlik-üst kimlik masalları da o yüzden sabır değil daha çok kızgınlık sebebi olur.
Seçim tarihi yaklaştıkça AKP sanki özüne mi dönüyor? İçki yasağı kafaları karıştırmıştır..AKP'li belediyeler eliyle yasak her gün biraz daha genişliyor. Ruhsat verme yetkisini elde eden belediyelerin bir süre sessiz ve derinden yürüttüğü yasaklama faaliyeti, parti kurmaylarının vazife çıkarmalarına yarayacak bir Anayasa maddesini bayrak yapmalarından sonra hız kazandı.Evet Anayasa'nın 58'inci maddesinde "Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden (...) korumak için gerekli tedbirleri alır" diyor. Ama çare yasak koymak mıdır?Gençlerin nasıl korunacağını uygar ülkelerin yönetimleri gösteriyorlar. Çocuklara içki satişı yapılmıyor, belli bir yaşın altındaki gençler içkili eğlence yerlerine sokulmuyor.Hiçbiri yetişkinlerin yararlandıkları yerleri kapatmayı düşünmüyor.Türkiye'deki amaç tamamiyle din adına "harama karşı savaş" yapıyor görünmenin siyasi rantını toplamaktır.Ülkede halkı bölme sebepleri yetmedi, bir de içenler-içmeyenler ayrılacak, içenler kent dışı kırmızı bölgelerde izole edilecekler.Dönüşte yolları da kan kırmızı yaparlar herhalde!Bu, hukuksuz ve insan haklarına aykırı bir uygulamadır. Yargı bir noktada din sömürüsü amaçlı bu uygulamaya "dur" diyecektir.Ama bu sayede ortaya çıkan bir gerçek var: İçki ruhsatı yetkisini ele geçirince sergilediği despotik tavır, AİHM'den ters bir karar çıksaydı türban konusunda bu iktidarın nasıl davranacağı hakkında fikir vermiyor mu?Siyasal İslâm'ın hedeflerine yürümek için Anayasa'ya bile takla artıran zihniyet, elindeki gücü, türban yasağına sığınarak okuyan kızları "artık bahaneniz kalmadı" diye baskı ile örtünmeye zorlayacaklardı.Nereden belli demeyin.İçki yasağı maskeleri düşürmüştür!Mülteci kampı gibiCHP'li Milletvekili Atilla Kart'ın uyarısı sayesinde öğrendim:Düzce'de deprem sırasında yıkılarak 15 hayatı söndüren Ersoy Apartmanı ile ilgili davanın sanıkları üç değil, dört kişiymiş..Müteahhit, mühendis ve mimar yanında Fahri Çakır da sanıklar arasındayken AKP milletvekili seçildiği için dokunulmazlık zırhına bürünmüş ve böylelikle yargılanmaktan kurtulmuş.Bilindiği gibi mahkemeden hırsız müteahhitleri cüretlendirecek bir karar çıktı. Üç sanığa komik para cezalan (50 YTL) verildi, onlar da ertelendi.Acaba AKP'li milletvekili de yargılansa ve toplumun dikkati mahkemeye yoğunlassaydı daha farklı bir karar çıkmaz mıydı? Dokunulmazlık rejimi, seçimden önce mutlaka değiştirilmelidir.Şaibelilerin meclisi "mülteci kampı" gibi kullanmaları demokrasimizi çürütüyor!***Adnan Oktar'dan tekziptirVatan Gazetesi'nin 17.10.2005 tarihli sayısında Güngör Mengi imzasıyla yayınlanan başyazı tamamen gerçek dışıdır:1. Sayın Adnan Oktar'ın güya "kokain kullanmak suçundan cezaevine girdiği" iddiası tamamen hayal ürünüdür. Kokain iftirasının, gözaltı sırasında müvekkilin yemeğine karıştırılması ve evinde güya kokain varmış gibi gerçekdışı tutanak düzenlenmesi yoluyla gerçekleştirilmiş bir komplo olduğu İstanbul 10. Asliye Ceza Mahkemesinin beraat kararıyla (91/1130 Esas) kesinlik kazanmıştır.2. Güngör Mengi'nin Sayın Adnan Oktar'ın askerlik hizmetiyle ilgili iddiaları da tümüyle gerçekdışıdır. Sayın Oktar askerlik yükümlülüğünü 2000 yılında yerine getirmiştir.3. Sayın Adnan Oktar' ın ruh sağlığıyla ilgili seviyesiz ithamın en güzel cevabı Sayın Adnan Oktar'ın kişiliğini, birikimini ve fikri gücünü açık biçimde gösteren eserleridir. Sayıları 250'yi aşan ve 42 ayrı dilde yayınlanan bu eserler 80 ülkede milyonlarca okuyucunun teveccühüne mahzar olmuştur.4. Sayın Adnan Oktar'ın hiçbir yasadışı kazanç veya varlığı söz konusu değildir. Maliye Bakanlığı'na bağlı Mali Suçları Araştırma Kurulu'nun bunu belgeleyen raporu İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2004/337 sayılı dosyasındadır.5. Güngör Mengi'nin yazısında yer alan tehdit ve şantaj iddiaları da gerçek dışıdır. Nitekim yazıda ismi geçen Celal Adan herhangi bir şikayeti olmadığını net bir biçimde ifade etmiştir. Tehdit iddiasını ortaya atan yegane kişi olan Ebru Şimşek'in ise yalan söylediği bilirkişi Çağlar Göksu'nun raporuyla sabit olmuş, Ebru Şimşek aleyhinde iftira suçundan 10 ayrı ceza davası açılmıştır.6. Güngör Mengi'nin, "Mehdilik" konusundaki açıklamaları da gerçeğe aykırıdır. Sayın Adnan Oktar'ın hiçbir zaman hiçbir yerde böyle bir iddiası olmamıştır. Sırf Adnan Oktar'ın Mehdi ve ahir zaman konusunda kitaplar yayınlamış olmasından yola çıkarak "Mehdi olduğunu iddia ediyor" yakıştırmasında bulunulması, basın meslek ilkeleriyle bağdaşmayan bir durumdur.7. Güngör Mengi'nin, Sayın Adnan Oktar'ın kişiliği ile Türk-İslam ahlak ve aile anlayışını hedef alan yakıştırmaları çirkin ve gerçek dışıdır. Bunlar 1999 yılında müvekkilim aleyhinde yürütülmüş olan psikolojik savaş sırasında uydurulan yalanların bir tekrarından ibarettir.8. Sayın Adnan Oktar'ın çalışmaları "topluma zararlı" değil "topluma yararlı"dır. Onun eserleri kanalıyla Atatürk milliyetçiliği, vatan sevgisi, bayrağa bağlılık, milli ve manevi değerleriyle tanışan binlerce vatansever bunun somut belgesidir.9. Atatürkçülük kimsenin tekelinde değildir. Türkiyemiz'de birçok kişi, kurum ve kuruluş Sayın Adnan Oktar'ın Atatürkçü faaliyetlerinden etkilenerek görüşlerini ve çalışmalannı Atatürkçü çizgiye çekmiştir. Türkiye'nin bugünkü siyasi istikrarının arkasında bu değişimin büyük rolü bulunmaktadır.10. Güngör Mengi, Atatürkçü, milliyetçi, ülkesini ve milletini yürekten seven, aydın gençleri "rehin alınmış gençler" olarak nitelemiştir. Güngör Mengi Türkiye'de bu milli bilince sahip gençler yerine nasıl bir gençlik istediğini belirtmemiştir, ama kendisine bu şuurlu gençlerin ülkemizin geleceğinin teminatı olduğunu hatırlatınz.Değerli kamuoyumuzun bilgilerine saygılarımızla sunarız.Adnan OktarVekili Av. Kerim Kalkan
Ekonominin sayıları ile vatandaşların algılamaları arasında uçurum var.Rakamlar işlerin iyiye gittiğini gösteriyor ama nabzını tuttuğunuz vatandaşların çoğu mutlu olmadığını söylüyor.Satılan araç, beyaz eşya ve bilgisayar bu yıl da rekor kıracak. Cep telefonu ve doğal gaz, gelişmiş ülkelerdeki yaygınlığa koşuyor. Evlerine klima taktırmak isteyenlerin kuyruk oluşturduğu bir durum var. Yolcu taşımacılığında havayolu büyük artış gösterdi. Paralı üniversiteler bile bu yıl tamamiyle doldu.Bunlar refah artışının işaretleri değil mi?. Öyle ama kiminle konuşsanız geçim sıkıntısından şikâyet ediyor, ticaretle uğraşanlar da durgunluktan. Üç esnaftan ikisi "işler kesat" diyor.Hiç kimse "Bu tüketim olanağını çok dar bir zümre bulabiliyor" demesin. Çünkü sayılar bu iddiayı yalanlıyor.İktidar yetersiz kaldıAKP iktidarının marifeti, Kemal Derviş programını sadakatla sürdürmesi oldu. Bu tercih, iktidar kadrolarının deneyim, bilgi ve beceri yetersizliğini örttü fakat üç yılda koşullar çok değişti.Yapısal değişim kamu maliyesinde, özelleştirmede, faizde, yabancı sermaye girişinde amacına ulaşıldığı halde kur olayı, yani TL'nin değerli kalması ekonominin nefesini daralttı.Programın güne uydurulması gerekiyor. Ama bakıyoruz, ekonomiden sorumlu bakanlar sadece lâf üretiyorlar.Yapısal değişim, istihdamın da yapısını değiştirmiştir. Beş yıl önce 10,6 milyon insan ücret ve maaş aldığı bir işte, 12 milyon kişi de kendi işyerinde çalışıyordu. Şimdi ücret ve maaşla çalışanlar 12,4 milyona yükselirken kendi işinde çalışanlar 2 milyon eksildi.Küçük dükkân devri bitiyor. Bir Cevahir açıldı, acaba kaç dükkân kapanacak?Eriyen esnafın, hoşnutsuzlukta etkisi vardır. Öte yanda eski rantlar kalmadı. Düşen faizler, yüzbinlerce aileyi ikinci bir gelirden mahrum ermiştir.Halkın güveni şartDeğerlenen TL ihracat üstünde fren etkisi yaparken ithalâtı gazlıyor. Bu sorun çözülse, ihracatla beraber ona bağlı üretim ve yatırımlar da artacak.Türkiye'nin yüzde 7'den aşağı olmayan büyüme hızlarına ihtiyacı bulunuyor. Bu yıl imalât sanayii yüzde 4 kadar büyüyecek. Asaf Savaş Akat'ın dediği gibi "Bu fiyaskodur ve Türkiye bu tempo ile ne AB'yi yakalar, ne de işsizlik sorununu çözebilir.."Ekonominin iyiye gittiği açık. iyileşme şansı tam olarak kullanıldı mı; bu şüphelidir. Ama elle tutulur bir gerçek varsa o da iyileşmenin halkın özlem ve beklentilerine yetişemediğidir.Bundan sonra hedef, büyüme politikalarına öncelik vermek olmalıdır. Bu alandaki başarının önemli şartlarından biri, halkın şevk ve heyecan duyarak katılımını sağlamaktır.Onu da huzur ve güven veren bir iktidar başarabilir.Laik rejimin altını oymak için sürekli maraza çıkaran, alt kimlik, üst kimlik gazına gelip ülkenin altını üstüne getiren bir iktidar değil!