Bizde siyasi iktidarların inişe geçme dönemleri pek erken geliyor.Niye acaba?Partilerin oldukları gibi görünmek yerine sahte kimliklere bürünmeleri nedenlerden birincisi ise kamu kaynaklarını yağma etme fırsatı karşısında gösterdikleri aç gözlülük de ikincisidir.Bu iki sebep şu aralar Ben Hur filmindeki atlar gibi yarışıyor.Özellikle AB'den müzakere tarihini aldığımız 3 Ekim'den sonra siyasetin adeta gündemsiz kalması "şapka düştü kel göründü" benzeri olumsuzlukların çoğalmasında etkili olmuştur.Özelleştirmenin eşlik ettiği yapısal değişim, kamu kaynaklarının yandaşlara dağıtılmasına eskisi kadar izin vermiyor.Ama devletle boy ölçüşecek büyüklükte mali kaynaklara hükmeden belediyelerde yolsuzluk söylentilerinin ardı arkası kesilmediği gibi gereksiz gösteriş yatırımlarındaki artışlar bu iddiaları destekliyor.Dağıtma tablosu!Fakat AKP'deki düşüşün asıl sebebi, bu partinin laik rejime bağlılığı konusunda beslenen şüphelerin artık yavaş yavaş hüküm niteliği kazanmaya başlamasıdır.3 Ekim'e kadar AB kriterleri AKP'nin de sınırlarını belirliyordu. Ama ne yazık ki 3 Ekim'den beri adetâ bütünüyle siyasal İslâm'ın hedeflerine kilitlendiler.Türban yasağı konusunda Türk devletini haklı bulan AİHM bu yüzden TC Başbakanı tarafından topa tutulmuş;Yasaya karşı hile ile imam hatiplerin üniversite yolu açılmış;İrticai örgütlere karşı direnerek görevlerini yapan rektörlere yönelen husumet yargıya da zarar verecek biçimde eyleme geçirilmiş;Kimlik tartışması bahanesi ile millete karşı ümmet fikrine yol verilirken etnik ayrım yanında inanan-inanmayan ayrımı da derinleştirilmiştir.Asıl sınav şimdiİslâmi yaşam biçimini dayatma heveslerinin son denemesi, AKP'li belediyelerin içki yasağı girişimleridir.İç ve dış tepkiler biraz fren etkisi yapmış olsa da bu deneme, AKP kadrolarının ellerine geçecek yetkileri hangi amaç için kullanacakları konusunda yeteri kadar fikir vermiştir.Altındağ Belediyesi'nin dağıttığı "Nikâh ve Evlilik Rehberi"nde "erken kalkmayan avrat" için "kaldır at" aklı veriliyor. Kız çocuklarına da okumaktansa ev işleri öğrenmeleri tavsiye ediliyor.Bu sefil yaklaşıma parti yönetiminin derhal tepki vermemesi bile AKP'nin ciddi moral ve motivasyon sorunları yaşadığını göstermektedir.Liderler partilere asıl böyle zamanlarda lâzımdır. Tayyip Erdoğan hep rüzgârı arkasına alarak ilerledi.Liderliği ilk kez ciddi bir sınavdan geçmeyi bekliyor.
Siyasi liderler unvan maçına çıkan boksörler gibi hazırlandılar bugünkü bütçe finaline.Başbakan Erdoğan, CHP ve ANAP liderleri Baykal ve Mumcu hafta sonu danışmanları ile kapandılar, çalıştılar. Genel kurulda iki hafta önce yapılan sert tartışmaların rövanşı, bütçenin ilgilendiği mali konulardan ziyade geniş bir siyasi polemikler yelpazesinde cereyan edecek.Siyasi tartışmalara meraklı olanlar bugün öğle saatlerinden itibaren meclis müzakerelerini naklen yayınlayacak olan kanalları izleyerek çok aydınlatıcı olmasa da hayli heyecanlı dakikalar geçirebilirler!Bütçe asıl Maliye Bakanı'nı ilgilendiriyor. Onun başrolünde oynansaydı bu oyun hem amacına daha uygun düşer, hem de Kemal Unakıtan'ın kişiliğinden üreyecek sürprizlerle belki daha eğlenceli olabilirdi.Unakıtan mali disiplin ve özelleştirme alanındaki kararlılığı nedeniyle beğeniliyor, fakat yolsuzluk ve kayırma şüphe ve iddialanna hedef oluyor ve eleştiriliyor. Meydan okuyan tavrı onu kimine küstah, kimine sempatik gösteriyor.Özelleştirme karşıtlarına "Babalar gibi satarım" diye meydan okumuştu. İki gün önce Adana'da iş adamlarına "Bana vergi konusunda yamuk yapmayın" dedi.Fırsat doğsaydı Unakıtan büyük ihtimalle sohbet havasındaki sunuşu arasında "Oğlum Müslim, arkadaşlara çay getir" diye bağırarak orijinal bir yapısal reformu hayata geçirecekti. Neyse bir dahaki sefere!Demirel karıştıBugünkü müzakereleri yatırımlar, işsizlik, faiz dışı fazla, bölgesel gelir dengesizlikleri gibi konular değil yine alt kimlik, üst kimlik, "Gâvur İzmir", yargının siyasallaşması, Rektör Aşkın ve TÜSİAD tartışmaları dolduracaktır.Eski Cumhurbaşkanı Demirel dün tartışmaya dahil oldu.Bilindiği gibi TÜSİAD Başkanı Mustafa Koç'un "Rektör Aşkın'a yapılan muameleyi ve uzun gözaltı süresini onaylamanın mümkün olmadığını" söylemesi üzerine Başbakan ağır suçlamalarla ihbarda bulunmuş, savcılık da inceleme başlatmıştı.Demirel dün Başbakan Erdoğan'a şöyle seslendi:"Her söyleneni mahkemeye götürerek nereye varırsınız? Sizi eleştirenleri mahkemeyle tehdit etmeye kalkmayın, yanlış olur!"Suçüstü tepkisiAKP iktidarının, muhalif çevreleri sindirmek için her şeyi göze aldığı, harta bu amacına yargıyı bile alet ettiği yaygın bir görüştür.TÜSİAD'ın Rektör Aşkın konusundaki hassasiyetini açıklaması üzerine Başbakan'in gösterdiği aşın tepki, bu şüpheleri haklı çıkarmıştır. Başbakan'ın tehditkâr tavrı, suçüstü yakalananların reaksiyonudur.AKP iktidarının yargıyı savunma çabası iktidarla menfaat ilişkisi bulunmayan hiç kimseye inandırıcı gelemez.Milletvekili dokunulmazlıklarını, yargıyı güvenilir bulmadıkları için kaldırmadıkları bahanesine sığınan bu siyasi kadro, aslında yargıyı savunmuyor, kendi günahının eşelenmesini önlemeye uğraşıyor.Mecliste bugün kavga gürültü etmeden bu meselelerin aydınlatılmasını bekliyoruz.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği en büyük bin şirketin iki yıllık durumunu değerlendirmiş.İlk 250 içine giren şirketlerin işi "çok iyi" gitmiş bu dönemde. İkinci 250'nin durumu "fena sayılmaz". Ama sonrası...Üçüncü 250 şirket "oldukça kötü", en alttaki 250 "bayağı kötü" bir dönem geçirmişler.TÜSİAD'ın genellikle ilk 500'deki şirketlerin sahip ve yöneticilerinden oluştuğu düşünüldüğü zaman, büyük patronların iktidarla yaşanan gerginliği bitirme kararlarına yanlış anlamlar yüklemek mümkündür.Yüksek istişare Konseyi Başkanlık Divanı dün Başbakan'ın TÜSlAD'ı eleştiren ve savcılara ihbar eden sözlerini tartışmak, hatta gerekirse bildiri yayınlamak niyeti ile toplandı.Fakat Başkan Ömer Sabancı "Bugün itibariyle bizim bu konularda ilâve söyleyecek bir şeyimiz yok" dedi.En büyük yanlışŞimdi bazılarının iddia edeceği gibi patronlar bindikleri dalı kesmemenin hesabını yaptıktan için mi tartışmaya noktayı koydu?Aldığımız bilgiler öyle demiyor.TÜSİAD gecen hafta ülkenin siyasal ve ekonomik istikran için çok önemli saydığı konuları gündeme getirmiştir.Patronlar tırmandırılacak polemiğin Rektör Aşkın ve o eksendeki yargı sorunlarını, AB reformlarındaki yavaşlamayı, başta cari açık olmak üzere ekonomide giderilmesini istedikleri riskleri örteceğinden korkmuşlardır.Bu doğru bir politikadır. Ülkenin yeni gerginliklere ihtiyacı yok. Ama ne pahasına olursa olsun sükûnet de savunulamaz.TÜSİAD, en etkili sivil toplum örgütü olmanın sorumluluğunu hiç bir şekilde terketmeyeceğini bir fırsatını bulup kamuoyuna hissettirmelidir.Laik ve demokratik rejimi savunan güçlerde zayıflama meydana geldiği yanılgısına katkıda bulunmak...Evet, şu dönemde yapılabilecek en büyük yanlış budur!
Bir TIR şoförü gazeteciye "Şimdiye kadar ben buradaki gümrükçülere bir ev parası vermişimdir" diye yakınıyor.Kapıkule sınır kapısındaki rüşvet çarkının balyoz yemesi, 44 gümrükçünün tutuklanıp 28 polisin mahkemeye sevkedilmesi en çok uluslararası taşımacılık yapan şoförleri sevindirmeliydi değil mi?Çünkü hiçbir eksikleri olmayanlar bile sırf işleri yokuşa sürülmesin diye her defasında pasaportçuya 10, muayeneciye 10, mühür basan memura 10 Euro vermek zorunda kalıyorlardı. Ama sevinmediler.Çünkü hiçbirinin umudu yok."Yenileri gelecek, aynı tezgâh devam edecek" diyorlar.Hep öyle olmuş.Herkes bilir amaGümrük kapılarının ne kadar verimli bir rüşvet tezgâhı olduğunu ve burada bir memuriyet kapmak için insanların servet büyüklüğünde paralan nasıl gözden çıkardıklarını hemen herkes bilir.Buna rağmen iz bırakan müdahaleler çok gerilerde kalmıştır.Meselâ Ecevit'in Gümrük ve Tekel Bakanı Mataracı 1981 yılında 21 gümrükçü ile birlikte tutuklanmış ve Yüce Divan'da rüşvetten 36 yıla hüküm giymiş, 1984 yılında Turgut Özal, Kapıkule'deki bir operasyon nedeniyle kazan kaldıran Maliye ve Gümrük Bakanı Vural Arıkan'ı azletmiş, o tarihten bu yana Kapıkule'nin rüşvet tezgâhına kimse doğru dürüst ilişmemiştir.İlk bilgiler, çetenin arsızlık ve haydutlukta tüm yasa ve haya sınırlarını aştığını gösteriyor.Çete, Türkiye'ye girip çıkarılan her adımda haraca bağlamış, yabancı kadınlardan cinsel ilişki yoluyla rüşvet ödemeye razı edilenler bile olmuştur.Hayırlı bir sürgünNe olursa olsun Kapıkule'deki operasyon bir sansür.Bu şansı, bir rastlantı yaratmıştır.Hatırlayacaksınız... Bu yılın başında Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Daire Başkanlığı yaparken Hanefi Avcı, bir yolsuzluk soruşturmasına girişmiş, birçok milletvekilini rahatsız eden ve bu arada AKP'li Cemal Kaya'nın milletvekilliğinden istifasına sebep olan bilgiler elde etmişti.Derken bir sabah aniden görevinden alındı ve apar topar Edirne'ye gönderildi. Geçici görevle Emniyet Müdürü yapıldı.Tayini, o güne kadar yapüğı başarılı hizmetlere ödül ve teşekkür değil, bazı önemli adamlar -değerli adamlar değil-rahat etsin, memnun olsun diye başvurulmuş bir tasfiye idi.Bu haksızlık şans doğurdu.Avcı Edirne'de bildiği işi yapü ve Türkiye'ye "üçüncü dünya ülkesi" olmaktan kurtulma şansını verdi.Bakalım Avcı'ya bu başarısının cezasını nasıl ödetecekler!
Başbakan'ın ihbarı üzerine savcılık hemen incelemeyi başlattı.Tayyip Erdoğan bir gün önce şunu demişti:"Suç işlenmiştir. Bunu TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı söylediği gibi başkaları da söylüyor. Ana muhalefet partisi de başka kuruluşlar da aynı suçu işledi. Bunun hakkında da devreye girilmesi lazım. Bu bir Anayasa suçudur!"Van'da tutuklu bulunan Rektör Yücel Aşkın'la ilgili açıklamaların "yargıyı etkileme" suçu olduğunu iddia ederek aleni suç duyurusu yapan Başbakan, bu sözleri söylerken 138'inci maddesine atıf yaptığı Anayasa kitapçığını gösterdi.Tayyip Erdoğan, Anayasa kitapçığını sürekli sol üst cebinde taşıyan Süleyman Demire!'! mi izlemeye başladı?Sadece izlemekten değil, benzemekten de bahsedebiliriz.Nalıncı keseriMustafa Koç, Deniz Baykal ve Prof. Teziç'in çıkışlarının, Rektör Aşkın hakkında çıkacak hükmü etkileme amaçlı olmadığını, sadece tutukluluk halinin devamına itiraz olduğunu Başbakan bilmiyor mu?Biliyor ama tutukluluğun bir ceza gibi işletilmesini, adeta intikam isteyen bir mağdur gibi savunuyor. Oysa üniversiteyi işgal eden irtica odaklarına karşı savaşan ve kazanan Rektör'e niye düşman olsun?!Acaba bütün derdi yargıyı baskılara karşı korumak mı?Geçmişi bu ihtimali doğrulamıyor ama dileriz öyledir. Çünkü "Minareler süngümüz" şiirinden on ay hapse çarptırıldığı zaman (24 Eylül 1998) belediyede bir basın toplantısı yapmış, dosyanın Yargıtay'da olduğuna bakmadan yargının siyasallaştığını iddia etmiş ve şunu demişti:"Bu kararın hukuk tarihimiz adına bir utanç sayfası olduğunu belirtmek isterim."Yorulduk artıkO kadar da değil... Yargıtay onayından bir hafta önce TÜSİAD YİK Başkanı Bülent Eczacıbaşı, cezanın dayandığı yasaları eleştirip Erdoğan'a arka çıkmıştı.Tayyip Erdoğan o gün bu cesur jeste teşekkür etti mi bilmiyoruz ama aynı koruyucu tavrı şimdi Rektör Aşkın için tekrarlayan TÜSİAD'ı Anayasa suçu işlemekle suçlayıp savcılara ihbar ediyor!"Bu ne pehriz, bu ne lahana turşusu?" diye sormaya hakkımız vardır.Ama korkarız Başbakan cevap ararken başka bir Demirel klâsiğine başvuracaktır.Meselâ "Dün dündür; bugün bugündür" diyecektir.Tayyip Erdoğan eğer Demirel'den yararlanmak istiyorsa, onun taklit edebileceği daha yararlı huy ve alışkanlıkları vardır, onlan alsın.Değerleri oturmamış bencil ve ilkesiz liderlerin yarattığı belirsizlikler hepimizi bıktırdı, çok yordu!
Başbakan Erdoğan yüzde 10'luk seçim barajını indirmeyeceklerini söyledi.Gayet faziletli bir gerekçe de bulmuş."Koalisyon dönemlerinde hep gerileme oldu. Türkiye'yi yeni bir koalisyon dönemine itmeyi düşünmüyoruz" diyor.TÜSİAD'ın "Seçim barajı indirilmeli" önerisine Başbakan gibi CHP lideri de karşı çıktı.O, farklı bir öcü gösteriyor."Yüzde 10 barajının indirilmesi, etnik temelde bir siyasal yapılanmayı başlatabilir. Bu da istikrarsızlık getirir" dedi.Demokratik temsil, saygının tezahürüdür. Saygı gören bir kültür de ayrılık değil bütünleşme sebebidir.Baykal bunu bilmez mi?ikisinin de derdi demokrasi değil, sadece avantajlarını korumak için savaşıyorlar.AKP kullanılan oyların yüzde 34'nü alarak meclisteki sandalyelerin üçte ikisini, CHP deyüzde 19 oy oranı ile geri kalan üçte biri aldı.Öteki partilerin aldığı ve toplamda yüzde 47'yi bulan milyonlarca oy çöpe gitti.Daha doğrusu AKP ve CHP paylaştılar baraja takılan oyları.Erdoğan'la Baykal'ın itirazları doğaldır.Çünkü biri "Baraj Kralı" ise öteki de "Baraj Prensi"dir.Piyango zenginlerine benzeyen baraj zenginleri hiç değilse eleştiri ve önerilere daha açık olmalılar.Başbakan TÜSİAD'ın seçim barajını indirme önerisine, meslek liseleri eleştirisine ve Rektör Aşkın'a yönelik muameleye gösterdiği tepkiye belli ki içerlemiş."Otursunlar oturduktan yerde, kendi işlerine baksınlar" demeye getirdi dün.TÜSİAD "tüccar kulübü" değil, geçmişi ile övünmeyi hak eden güçlü bir sivil toplum kuruluşudur.TÜSİAD'ın tepki gösterme hak ve yetkisini tartışan bir iktidar kaybeder.Korkudan tedbire geçelimDeprem tatbikatı, İstanbul'u bekleyen depremin yıkımını azaltacaksa ne âlâ...Ama sadece kurtarma ve enkaz kaldırma etkinliğini artıracaksa yetti artık.Her an deprem olabileceğini ve başımıza neler geleceğini biliyoruz, ezberledik.Deprem senaryosu 32 bin ölü, 135 bin yıkık bina gösteriyor. Tamam da artik deprem hazırlığı, korkutarak zorlamaktan tedbire yatırım yapmaya özendirmelidir bizleri.Halkı da, yönetenleri de..Kriz yönetiminden risk yönetimine nezaman geçeceğiz?Depremin mali faturası 50 milyar dolar olacak deniyor. Şu gerçeği unutmayalım:Deprem hazırlığına harcanan her 1 lira, 10 lira olarak geri dönüyor.Yani birbirimizi korkutacak yerde, birlik olup iktidarı zorlayalım.Ya köprüleri, viyadükleri, kamu binalarını güçlendireceğiz veya bir gün onların enkazına eğilip "Kimse var mı?" diye bağıracağız.
TÜSİAD'ın dünkü toplantısı "yiğidi öldür, hakkını ver" atasözünü destekleyen konuşmalara sahne oldu.Eleştiri ve öneriler övgülerin eşliğinde geldi. Cumhurbaşkanı Sezer, ekonomideki sonuçları överken iyileşmenin tüm toplum kesimlerine yaygınlaştırılması için çağrı yaptı.TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı ile Yüksek istişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç da makro istikramı sağlanması sayesinde 2006 için olumlu bir atmosferin yaratıldığını, bununla birlikte cari açık, işsizlik ve bölgesel gelişme dengesizlikleri gibi riskler bulunduğunu belirterek acil tedbir istedi.Mustafa Koç'un en can alıcı eleştirisi eğitim alanında oldu. Çünkü Türkiye yüksek ölçekte işsizliği kalifiye eleman sıkıntısı ile bir arada yaşıyor.Koç "Başarılı olmuş ülkelerde meslek liseleri doğrudan mesleğe yönlendirirken bizde meslek liselerinin üniversiteye geçiş basamağı olarak kullanılabilmesi için kavgalar edilmektedir" dedi.Sabancı, kalıcı istikrarın siyasi önlemi için TÜSİAD'ın seçim ve partiler yasasında değişiklik önerdiğini belirtti."Seçimde baraj mutlaka düşürülmeli ve seçim sistemi, seçmenin hesap sorabileceği, siyasete daha aktif katılabileceği bir yapıya kavuşturulmalı" dedi.Öneriyi Cumhurbaşkanı da destekledi. Sezer yüzde 10 olan barajın yedi veya sekize çekilebileceğini, daha fazlasının hükümet kurmakta sorun çıkarabileceğini savundu.Başbakan TÜSİAD toplantısına katılmadığı için iktidarın tavrı anlaşılamadı. Fakat AKP'nin "Yüzde 10 baraj olmaz" eleştirisi getiren Avrupa Birliği'ne de direndiği biliniyor.Çünkü bu adaletsizlik şimdilik AKP yaranna çalışıyor.Bize kalırsa muhalefet önümüzdeki seçime, barajın inmeyeceğini hesaba katarak hazırlanmalı!İzmir'e bir unvan lazımsa eğer...İzmir'in "ilk seçimde üzerinden silip atacağı yakıştırma" meğer "Gâvur İzmir" değilmiş.Başbakan "Solun Kalesi" demek istemiş!MHP lideri Bahçeli, Tayyip Erdoğan için "Hazırlıksız çok konuşan bir şahsiyet" demişti. Galiba haklı.Devirdiği çamları ayağa kaldırmak bile pahalıya patlıyor.İyi zamanlarında DP, AP, ANAP bu kentin desteğini almıştır; rejimin korunmaya muhtaç olduğu dönemlerinde CHP sigorta olarak öne çıkarılmıştır.Siyasi yasakların 1987 yılındaki referandum sırasında İzmir'den gelen 200 bin fark sayesinde kıl payı kalktığı unutulmasın. O nedenle İzmir'e dense dense "Demokrasinin Kalesi" denebilir.İzmir, laik ve demokratik cumhuriyete dost bütün partileri denedi, sadece din istismarı yapanlara vize vermedi.Başbakan bu kaleyi fethetmek istiyorsa sözde değil, gerçekten değişmek zorunda!
Kendi düzeninin dayandığı değerleri uluslararası ilişkilerde ihlâl etme hakkını kendinde gören bir süper devlet..ABD artık böyle tarif ediliyor ve o nedenle güvence değil güvenlik riski olarak görülüyor.Bush'tan sonra Amerika niçin dünyanın sevdiği ülke olmaktan uzaklaştı sorusunun cevabında da aynı gerçek yatıyor.Bush yönetiminde Amerika camcı dükkânına giren fil gibi oldu. Onunla müttefiklik yapmanın, pimi çekilmiş bir el bombası ile yatağa girmekten farkı yok.Şükür ki bu gerçeği Amerikan halkı da gördü. Ama neler pahasına?Başkan Bush, kamuoyu desteğinin yüzde 40'ın da altına düşmesi üzerine günah çıkarma yönteminin merhamet getirişine yatırım yapmaya başladı.TV'lerden halkına seslenerek "Bazı kararlarımın korkunç kayıplara yol açtığını biliyorum. Bu savaşın (Irak) tartışmalı olduğunu da biliyorum" dedi."Dürüst lider"i oynayan bir kurnaz mı, yoksa günahlarından ders almış bir ermiş adayı mı; yakında göreceğiz.Irak savaşından önce Avrupa Komisyonu Dışişleri Komiseri Chris Patten NPQ dergisine şunu demişti:"Amerika'nın, bugün içinde yaşadığımız dünyanın inşa edilmesinde önemli rol oynamış maharetinden vazgeçerek sadece zor kullanmaya bel bağlaması gerçekten feci bir şey olur.."O feci şey oldu. Şimdi Bush, yarattığı fecaati itiraf etmenin erdeminden yararlanarak kendine iktidar zemini inşa etmeye çalışıyor.İkinci dönemini yaşıyor olması ve yeniden seçilme imkânı bulunmaması tesellidir ama Irak'ta işgal otoritesi ülkenin başkanı olması Türkiye'yi Bush riskinin hedefi yapıyor.Düşünün... Bush, uluslararası teröre destek verdiği gerekçesiyle Irak'a savaş açıp bu ülkeyi işgal etti. Şimdi bu istihbaratın doğru çıkmadığını söyleyip özür diliyor..Ama terör örgütü olduğunu ilân ettiği ve işgali altındaki topraklarda barındığını bildiği halde PKK'ya hiçbir şey yapmıyor.Biz ne yapabiliriz?En azından yeni yıl için dua edebiliriz:Tanrı dünyamızı Bush'un yanlışlarından korusun. En yakınında biz varız, öncelikle bizi korusun. Amin!Gâvur İzmirHay Allah; Başbakan "Gâvur İzmir" sözünün hakaret anlamında kullanıldığını sanırmış meğer..İzmir'de parti örgütüyle yaptığı toplantıdaki şu konuşmasına bakar mısınız:"İzmir'in üzerindeki o zaman zaman yakıştırılan bazı ifadeler vardır ya... İzmir'in hakkı bu değil. İnşallah o yakıştırmaları da bir şekilde silip atacaktır İzmir. Buna inanıyorum."Ne zaman silip atacaktır? Tabii ki önümüzdeki seçimde AKP'ye oy verince!Başbakan böyle konuşmalar yapmadan önce yerel bilgelere danışmalıdır. AİHM'ye bile "ulema yardımı" öneren Tayyip Erdoğan niye böyle tedbirleri ihmal ediyor?Dediğimizi yapsaydı "Gâvur İzmir" deyiminin bir kötüleme olmadığını, İzmir'in çağdaş ve açık fikirli kimliğine övgü olduğunu öğrenir, yeni bir çam devirmezdi."İzmir AKP'ye oy verince gâvur yakıştırmasından kurtulacak" ne demek?Erdoğan'ın bu durumda "Bizden olmayan patates dinindendir" diyen Erbakan'dan ne farkı kalıyor?Hani Milli Görüş gömleğini çıkarmışlardı!