İhtiras yakar!

Yüzyıl sonra tarihe bakanlar 2007 Cumhurbaşkanlığı seçiminin "pek çok şeyin başlangıcı" olduğunu görecek.

Haberin Devamı

Yüzyıl sonra tarihe bakanlar 2007 Cumhurbaşkanlığı seçiminin "pek çok şeyin başlangıcı" olduğunu görecek.

Arkadaşımız Bilâl Çetin'in bu oluşuma katkıda bulunacak senaryoları konu alan yazı dizisi yalnız gazetecilik görevi değil, siyaset kurumuna sorumluluklarını hatırlatan bir aydın hizmetidir aynı zamanda.

Meclisteki gücü AKP'ye tek başına Cumhurbaşkanı'nı seçebilme hakkını veriyor. Ama iktidar partisinin bu konuda başkalarıyla uzlaşmaya mecbur bulunmaması sanıldığı gibi büyük bir avantaj değildir.

AKP'deki hesaplar hep parti menfaati ekseninde yapılmaktadır.

Tayyip Erdoğan mı, yoksa uygun göreceği biri mi Çankaya'ya çıkmalı?

Erdoğan Cumhurbaşkanı olursa ve Abdullah Gül onun şapkalarını giyerse parti genel seçimde güç kaybeder mi?

Senaryoların tümü AKP kontrolüne geçmiş bir Çankaya şartına dayanıyor. Bu durumun partiye 2007 sonbaharındaki genel seçim için avantaj sağlayacağı düşünülüyor.

"Türban, imam hatip gibi sorunların önünde Çankaya engeli vardı, artık bu engel aşıldı" diyerek muhafazakâr oylarını firesiz toplayacaklarına inanıyorlar.

Yalnız dikkat: İkinci meclisi olmayan, halkın yansının mecliste temsil imkânı elde edemediği bir rejimde Sezer gibi bir Cumhurbaşkanı acaba engel midir, yoksa sigorta mı?

Sezer, Anayasa'nın çerçevelediği laik ve ulusçu duyarlılığı ile AKP'yi karşı devrimci maceralara karşı koruyan bir rol oynamıştır. Sezer'in faziletlerini onu kendisine hiç benzemeyen biri ile değiştirdikten sonra fark etmek AKP için en büyük tarihi yanılgı olur.

Şu gerçeği unutmamak gerekiyor:

AKP kayıtlı seçmenin dörtte birinin, sandığa gidenlerin üçte birinin oyunu alarak meclisteki sandalyelerin dörtte üçünü kazandı.

Bu çoğunluğun seçeceği kişinin, hele rejimle çekişme riski de varsa, Cumhurbaşkanlığı çok tartışmalı olur.

İki turlu seçimle doğrudan doğruya halkın seçeceği bir Cumhurbaşkanı Türkiye'yi görünür görünmez birçok kazadan koruyacaktır.

AKP önderleri, hem akılcı hem daha demokratik olan bu çözüme en azından tartışılma şansı tanımalıdırlar.

Neler dönüyor?
İran'ı vurmak için Washington'un Türkiye'den üs istediği haberleri nihayet yalanlandı.

Başbakanlık kaynakları Alman ve İsrail medyasında çıkan haberlerin "spekülatif varsayımlar" olduğunu öne sürdü.

Gerçekten de Amerika'nın İran'ı nükleer programından caydırmaya yönelik baskılarını savaşa kadar vardıracağına pek ihtimal verilmiyor. Böyle bir ihtimal doğsa bile İran'ı vurmak için Türkiye'ye hiç ihtiyaç olmayacaktır. İran etrafında Amerika'nın kullanacağı daha yakın ve daha az riskli yığınla imkân var çünkü.

Türkiye'ye bu alanda yapılacak baskı ABD karşıtlığını artırmaktan başka sonuç doğurmaz. Zaten son bir ankete göre halk, Türkiye'nin güvenliğini en çok tehdit eden ülkelerin başına Amerika'yı koymuş durumdadır.

Bizden üs istenmediği kesin.

Ama şu var:

Daha önce gizli tutulan CIA ve FBI başkanlarının Türkiye ziyaretleri bu defa niye bando-mızıka ilân edildi?

Huzurla uyumak için asıl bu sorunun cevabını bilmeliyiz!

DİĞER YENİ YAZILAR