Davos'a gidin ama

27 Ocak 2006

Aşırı nüfus artışını ve kontrolsüz göçü "trene bakar gibi" izleyen iktidarlar Türkiye'yi uçurumun kenarına getirdiler."Cennet vatan" kör cahillerin elinde cehenneme dönüşüyor.Emniyet Genel Müdürlüğü'nün açıklaması asayiş sorununun acil müdahale bekleyen bir vahamet noktasına vardığını gösteriyor.Çünkü asayiş olayları bir yılda yüzde 38 artmış, suçlusu yakalanan olaylardaki oran ise yüzde 63'ten yüzde 55'e gerilemiştir. Yani her yıl daha çok suç işleniyor ve suçluların daha azı yakalanabiliyor.Halk tedirginlik içindedir.AKP iktidarının en çaresiz ve başarısız kaldığı alan budur. Özellikle büyük kentlerde sorun her geçen gün derinleşmekte ve karmaşık hale gelmektedir.Çare diye gösterilen iki tedbir var:1. Polis mevcudunu artıralım;2. Cezaları ağırlaştıralım..Dinamit gibi kentlerGelişmiş ülkelerde ortalama 350 kişiye bir polis düşüyor. Bizde 500'e bir.. Eşitieseniz de basan garanti değildir, çünkü...Sizin halkınızın geliri onların onda biri kadar. Kentleri bizimkiler kadar yoğun göç akını altında değil. Nüfus artışı, çocuğa hakkı olan sevgi, koruma ve gelişmeyi garanti edecek seviyede. O ülkelerde işsiz gençlerin oranı bizdeki gibi yüzde 19'a asla çıkmaz.Türkiye'de 12 milyon insan günde 1 dolarla, 14 milyon insan da 2 dolarla geçiniyor. Her evin önüne bir karakol dikseniz ne olur?Güvensizlik o hale geldi ki, ilk kez asayiş sorunlarının en önemli belirleyici olduğu bir seçim yaşayacağız. Yaşayacağız da ne olacak?Proje mi konuşacağız? Hayır.. Yine bir sürü istismar, kışkırtma, yalan dolan, palavra.Başarılı bir polislik geçmişi olan DYP lideri Ağar geçenlerde "Çareyi açıklayacağım" diyerek herkesi heyecanlandırdı. Ama ortaya bir şey koyamadı.Hani asayiş zirvesi?Biz depreme çare bulmayı değil, enkaz kaldırmayı biliriz. Onun gibi önce polis adedini artırır, sonra da "Geçim sıkıntısı çeken mutsuz polislerle asayiş sağlanmaz" diye yeni bir başarısızlık mazereti üretiriz.Sorunların kaynağını arayıp onları doğduğu yerde çözmeyi öğrenene kadar çok çekeceğiz.Ülkeyi yönetenler, nüfusumuz ne kadar artarsa o kadar büyük bir ülke olacağımızı zannediyor hâlâ.İmam hatiplerin yolunu açmak uğruna meslek eğitimini sabote ediyor.Gecekondulara af getirerek köylerden kentlere akını tahrik ediyor.Gecekondu demek, herkesin istediği yerde, istediği insanlarla birlikte yaşaması demektir. Bu da gettolaşma doğuruyor. İşsiz ve eğitimsiz insanların etnik ve dinsel temelde ayrışarak yığıldığı bu gettolar, PKK'ya da, mafyaya da militan tarlaları hizmeti veriyor.Hükümet ve meclis, Emniyet'in açıkladığı asayiş rakamlarını şarkı gibi dinlemesin.Bu mesele Başbakan'in Davos'a ayırdığı mesaiden çok daha fazlasını hak ediyor.Davos'a bir şey demiyoruz ama asayiş sorununu görmemek gaflettir!

Devamını Oku

Korkmayın

26 Ocak 2006

Kadınların erkeklerle karışık saf tutup başı açık namaz kılması neye işaret ediyor?Çok değil, Erbakan'ın tarikat şeyhlerini Başbakanlık konutunda ağırladığı döneme denk gelseydi "Başımıza taş yağacak" sahte kerametlerine kaynaklık ederdi bu teşebbüsler ve tartışmalar.Bugün hoşgörü ortamında konuşabiliyoruz.Başbakan Erdoğan dün Davos'a giderken bu konudaki soruya pek alışık olmadığımız bir cevap verdi:"Ben siyasetçiyim, bu tip soruları Diyanet'e sormalısınız. Halkımız Diyanet ne diyorsa ona inansın ve ona göre hareket etsin."Leylâ Şahin'in türban kavgası hoşuna gitmeyen bir kararla sonlanınca muhatabının Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi olduğuna aldırmadan kılıcını çekip saldıran Tayyip Erdoğan acaba bu tartışmada neden kenarda durmayı tercih etti?"Size ne?" mesajıDiyanet'in ne diyeceğini bilmesi ona bu rahatlığı sağlamış olabilir.Nitekim Diyanet İşleri "İbadetlerin şekli ve kuralları üzerinde tartışmak kimseye fayda sağlamayacaktır. Alternatifler üretmek dinen doğru değildir" diyen bir açıklamayı daha önce yapmıştı.Fakat Başbakan'ın sanıldığından daha hoşgörülü olduğunu düşündüren başka bir çıkışı var. Danışmanı Cüneyt Zapsu'nun eşinin bir camide karışık safta başı açık namaz kılarken çekilip yayınlanmış fotoğrafına gönderme yaparak şu tepkiyi koyuyor:"Bazıları benim danışmanımın eşiyle ilgili olayı alıp AKP'ye maletmeye çalışıyor. Bu bir ailenin kendi hukukunu zedeleme yoludur, çok da çirkindir!"Bayan Zapsu'nun hedef kitle içinde yer alması, Başbakan'ın bu meseleye daha ılımlı yaklaşmasına sebep olmuş mudur?Tehlikesi var mı?Bunu bilmiyoruz. Fakat bu sözleri onu Ankara İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mualla Selçuk'un paraleline getirmiştir:"Geleneklere saygı duyulur ama önemli olan bireyin seçimidir."Protestan Müslüman önermesi olarak da adlandırılan girişime en sert tepki, açık fikirli bir din bilgini olarak tanınan Halkın Yükselişi Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk'ten geldi:"Karma namaza onay vermek namazın Hıristiyanlaştırılmasına, caminin de kiliseleştirilmesine onay vermek demektir!"Prof. Öztürk bir komplo seziyor. Ona göre küresel güçler, Türkiye'ye önerdikleri "Ilımlı İslâm" ı bu şekilde günlük hayata yansıtmaktadırlar!Özgür ortamda toplumsal aklın doğruyu bulacağını düşünüyoruz. Evhama gerek yok. İnsanlar inançsız yaşayamaz.Tanrı'nın verdiği aklı kullanarak ibadete farklı yollar açmaya çalışan insanların denemeleri hiçbir tehlike doğurmaz.

Devamını Oku

Nüfus bombası

26 Ocak 2006

Ekonominin sürekli büyüdüğü konusundaki haberler, işsiz yığınlara küfür gibi geliyordur!Türkiye yaman bir çelişki yaşıyor.Dünya Bankası raporunda belirtildiği gibi, ekonomideki iyileşme beklentilerin üstünde gerçekleştiği halde istihdam sorununa çözümde mesafe alınamadığı yakıcı bir realite.İstatistik Kurumu'nün dün açıkladığı veriler, ekim ayında işsizlik oranının yüzde 10'un üstüne çıktığını gösterdi. Bu oran geçen temmuzda yüzde 9,1 idi.İşsizlik genç nüfusta daha da yaygın: Yüzde 18,8... Genç işsizlerin toplumun huzur ve güvenliği için doğurduğu tehdidin ayak seslerini büyük kentlerin asayiş istatistiklerinde duyuyoruz.Büyüme alternatifinin yanında başkaçareler de üretmek zorundayız.Öylesine yüksek bir nüfus artışı varki, büyüyen ekonominin yarattığı istihdam talebi, nüfus hızına asla yetişemiyor.Başbakan Erdoğan "Allah ne verdiyse çoğalın" demişti.İktidar sorumluluğunu yüklendikten sonra yüz yüze geldiği gerçekler ona hayatin pek çok alanda ezberi ile uyuşmadığını öğretti. Ama din üzerinden siyaset yaptiğı dönemde sarfettiği bu sözünü geri aldığını duymadık.Tayyip Erdoğan, yaşam garantileri sağlanmamış mutsuz çocukların ülkeye de, her adımında gözettiği dine de hayrı olmayacağını anlamalıdır artık.İşsizliğin içindeki sosyal bombanın fitili ateş almıştır. Herkes aklını başına toplasın!Titre ve kendine gel!Nükleer bomba peşindeki İran'ın tehdit yaratma riskini, aşırı muhafazakâr yeni Cumhurbaşkanı Ahmedinecad daha da artırıyor.İran'ın yakın bir gelecekte nükleer bombaya sahip olacağı ihtimali bulunmasaydı Ahmedinecad'ın "İsrail'in haritadan silinmesi gerekir" sözleri bu kadar ciddiye alınmazdı.Mollalar rejimi yalnızlıktan kurtulmak istiyor. Türkiye'ye yapmak istediği ziyaret için Ahmedinecad'ın resmi olmayan yollardan yaptığı sondaj, "buyursun gelsin" cevabı almadı. Bu çok normal..Türkiye, iran'a karşı oluşmuş uluslararası cephenin dışında kalamaz. Aksi halde Irak'ta ödediğimizden daha ağır bir bedelle karşı karşıya kalırız.Bizim için ideali, atom silâhına sahip olmayan bir İran'a savaşsız ulaşmaktır.iran'ı yalnızlığa mahkûm etmek bu amacın aletlerinden biriyse ve bunun karşılığı da mollalar rejiminden doğalgaz ambargosu yiyip soğukta titremek ise katlanmalıyız.Zaten doğalgaz bağlamındaki iki olay, enerji politikamızın Rusya'da buza, İran'da kuma yazılmış olduğunu bize öğretti.Türkiye, enerji üretiminde dışa bağımlılığı azaltacak mecburiyeti ne kadar erken fark ederse o kadar iyidir.

Devamını Oku

İki önemli hamle

25 Ocak 2006

Avrupa Birliği hedefini canlandıran her hamleyi desteğe lâyık buluyoruz.AKP iktidarı sık sık "suni gündem"lerle yıpratıldığından şikâyet ediyor. Bu kusuru başkalarında aramasınlar; suni gündemleri zorlamalar yaratmıyor. AB hedefi ihmale uğradığı zaman kendiliğinden ortaya çıkıyor.Ankara dün iki önemli hamle yaptı. Bunlardan biri Kıbns için önerilen eylem planı idi. Dışişleri Bakanı Gül, Türk limanlarının Rum gemilerine bu planın kabul edilmesi halinde açılacağını bildirdi.Kuzey Kıbrıs'a yönelik izolasyonlar kaldırılmadığı takdirde Türkiye'nin Gümrük Birliği ek protokolünü meclisten geçirmeyeceği böylelikle resmen ilân edilmiş oldu.Zaten hiçbir hükümet Kıbrıs'ta bir şey almadan yeni bir şey veremez.Barışçı görünmekAslında Ankara bir şey vermiyor, sadece Kıbrıs'taki referandumla elde erliği "iyi niyetli taraf" özelliğini cilalıyor.Eğer başarabilirsek Kıbrıs Rum yönetimini Türkiye'nin iyi niyet taşıdığına dair yaratılacak olan inancın baskısı masaya oturmaya zorlayacaktır. Ankara'nın hamlesini işte bu nedenle ingiltere Dışişleri Bakanı Straw'un Kıbns ziyaretiyle birlikte okumak lâzım. İngiltere Dışişleri Bakanı'nın KKTC Cumhurbaşkanı ile makamında görüşmesi, belki Rumlara bir gerçeği öğretecektir.Uzlaşmama inadının bir şey kazandırmadığını bizim gibi onlar da bir gün görecekler.AB yolunda en az Kıbrıs planı kadar önemli bir hamle Adalet Bakanlığı'ndan geldi. Bakan Çiçek'in imzasıyla yayınlanan genelge ile Orhan Pamuk tecrübesinde yaşanan olumsuzlukların tekrarına karşı savcılar uyarıldı.Çerçeve genişlediGenelge, ifade özgürlüğünün kırıcı, şoke edici veya rahatsız edici görüş ve düşünceler için de geçerli olduğunu hatırlatıyor. Çünkü AİHM ifade özgürlüğünün sınırlarını çok genişletmiştir.Pamuk hakkındaki davanın düşürülmesinde bilinçli bir eylem zinciri seziliyor olsa da asıl neden, suç sayılan ifadenin AİHM ölçülerine göre suç olmaması gerçeğidir.Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu savcılardan takdir haklarını kullanmalarını, yeterli delil yoksa dava açmamalarını istiyor. Çünkü mahkemeleri en çok "açmış olmak için açılmış davalar" işe boğuyor.Sonunda düzeltsek de özgürlükle ilgili eski ölçüleri uygulamanın maliyeti ağır:1. "Türkiye'ye yine boyun eğdirdi" diye halkta AB karşıtlığı artıyor;2. Beraatle sonuçlanacak suçlamalar yüzünden durduk yerde ucuz kahramanlar yaratılıyor.Dışarda ihtilâf çözücü, içerde özgürlük genişletici iki hamle de olumludur.

Devamını Oku

Kibir zehirdir

22 Ocak 2006

Halkın sesini iktidara taşıyan dizi için seçilen "Dinle Başbakan" başlığını abartılı bulanlar olmuştu.Başlık doğru çıktı, "Halkın sesini Başbakan elbette dinleyecektir" diyenler yanıldı.Ne yapalım; bu bizim değil, çoğulcu demokrasiyi, özgür medyayı sindirememiş zihinlerin yanlışıdır. Biz "Halka kızılmaz" deyip görevimizi aynı iyi niyet ve heyecanla sürdüreceğiz.Erdoğan'ın dün AKP 11 Başkanlan Toplantısı'nda sarfettiği şu sözler çok şaşırtıcı oldu:"Gazetelerde, televizyon ekranlarında bir gayrettir gidiyor, görüyorsunuz. Ne bu? Hortumları kesildiği için bu gayret var. Pazarlığa oturamadıkları bir iktidar olduğu için bu yaygaralar kopuyor, onu da söyleyeyim.Oturamayacaklar, kendilerine muhatap bulamayacaklar. Biz gazete kanalıyla dinleyen Başbakan değiliz. Biz halkımızın zaten içindeyiz. Endirekt suflörlere ihtiyacımız yok."Küfür yakışmazKöpürmüş bir öfke bu. VATAN'dan yansıyan kamuoyu eleştirilerine, önerilerine, değerlendirmelerine cevap değil, düpedüz küfürdür!Hangi hortum, kimden kesilmiş?Hangi medya kuruluşu iktidarla pazarlığa oturmak istemiş?Devletle işi olmayan, başka tarakta bezi bulunmayan, bağımsızlığı ile dürüstlüğünü ve özgürlüğünü garanti altında tutan bir gazetenin adını sorsalar ve vicdanının kefil olacağı bir cevap isteseler, eminiz ki Başbakan'in aklına birinci sırada VATAN adı gelecektir.O zaman bu köpürme halinin sebebini ciddi olarak aramak gerekecektir.Halkı gazete kanalı ile dinlemek ayıp değil erdemdir, basirettir.Demokratik bir idarenin, milletle iletişim kanallarını çoğaltıp genişleten her çabayı şükran ve takdirle karşılaması gerekmez mi?Küfür iktidara yakışmaz. Yakışan, hangi eleştiri haksızlık taşıyor, onu göstermek, onu çürütmektir.Biz vazgeçmeyizDemokratik iktidarlar her sesi dinler, değerlendirir. Sadece sultalara özgü kibrin girdabına kapılanlar bu görevin farkında olmaz.Acaba Tayyip Erdoğan'ı "Dinle Başbakan" çağrısı mı rahatsız etti?Padişahların bile cuma selâmlığında her hafta dinlemek zorunda oldukları şu sözleri kendisine hatırlatmak isteriz:"Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var.."Kendisi halkın seçtiği bir idarecidir, halkı dinleyecektir, dinlemediği takdirde de sonuçlarına katlanacaktır. Ayrıca onun gazeteden yansıyan sesleri dinlemeyeceğini söylemesi bizi görevimizden alıkoymaz.Çünkü birçok kişi, dinlediği, okuduğu bir kişinin sözlerinde kendi sıkıntısını veya özlemini keşfedebiliyor. Kamuoyu da böyle oluşuyor.Başbakan'a önerimiz VATAN'in tarafsızlığından yararlanmasıdır.Vatandaşa "her zaman açık" diye bir telefon numarası vermişti.Bu dizi sayesinde en azından o telefonun kapalı olduğunu öğrendi. Fena mı oldu?

Devamını Oku

Evet, halk seçsin

21 Ocak 2006

Çok kimse Başbakan'ın "erken seçim yok" demesini Çankaya'ya çıkma gizli niyetine bağlıyor."Niyeti olmasa açıkça söylerdi. Söylemiyor çünkü muhalefetin rejim kaygılan ile halkı körükleyerek yolunu tıkayacağından çekiniyor."Olabilir ama Erdoğan'ın, Cumhurbaşkanı olmamaya bugünden karar verdiği halde bunu saklamakta yarar görmesi ihtimali de aynı oranda geçerlidir.Çünkü 1,5 yıl öncesinden kendini iddiasızlığa bağlarsa otoritesini kaybeder. Kifayetsiz olanlar da dahil ihtiras sahibi bir sürü insanın ortalığa dökülmesine sebep olur.Şu anda Tayyip Erdoğan'ın ne yapacağını en yakınındakiler bile bilmiyor.Dileğimiz, geleceği planlarken kişisel ikbali ile partisini gözetmekten daha ileri hedefler gözetmesidir; laik ve demokratik rejime bağlılık yeminini unutmamasıdır.Eski Cumhurbaşkanı Demirel, şu fıkrayı çok sever: Nasrettin Hoca damdan düşmüş. Ağrıları ile inlerken başına üşüşenlerden biri "Hekim çağırın" diye bağırınca müdahale etmiş:"Boşverin hekimi, siz bana damdan düşmüş birini bulun getirin."Demirel VATAN'a verdiği mülakatta, damdan düşmüş biri olarak şu tesbiti yapıyor:"Hem Turgut beyin Çankaya'ya çıkması, hem benim çıkmam, arkamızdaki partilerin dağılmasına sebep olmuştur."Başbakan'ın aynı akibete uğramadan bu danışmanlığı alması şanstır. Yararlanır mı bilemeyiz. Ama cumhurbaşkanını artık Türkiye'de halka seçtirmek zamanının geldiği kanaati yaygınlaşmaktadır.Bu fikri Demirel gibi Meclis Başkanı Bülent Arınç da desteklemektedir.Meclisteki parti grupları yerine doğrudan halk tarafından iki turlu seçimle ve halkın en az yüzde 51'nin oyunu arkasına alarak seçilecek bir Cumhurbaşkanı mutlaka daha iyi olur.Çünkü siyaset kirlendi. Halk daha temiz.Bu reform demokrasimizi geliştirir ve güvencelerini arttırır.Rektörlerle devam!Ondokuzmayıs Üniversitesi Rektörü TV'de şunu söylüyordu:"Beş buçuk yıldır rektörüm. Mal beyanım ortada: Bankada 120 milyar param bir de ikinci el otomobilim var. Doktorluk gerilimle beraber elime ayda 7,5 milyar lira geçiyor.."İktidar mecliste bir araştıra komisyonu kurdurarak Rektör Prof. Dr. Ferit Bernay'ı ve yaptığı işlemleri didik didik ediyor. Etsin de niye?Millet olarak şansımız şu: Bizde niyeti kötü olanların zekâsı kıt oluyor. Araştırma sırasında rektöre şu hesabı bile sordular:"Üniversite kampüsündeki camiye dışardan niye insan alınmıyor?"Aklı başında insanların teşhis koymalarına yardım eden gaflardır bunlar. Meselâ emekli Yargıtay Başsavcısı Kanadoğlu, bir W programına yaptığı değerlendirmede şunu dedi:"Amaç laikliğe karşı durmak ve yıldırma politikası izlemektir."Bu teşhis kolaylığını sağlayan milletvekillerine teşekkür etmek lâzım. Düşünsenize..."Üniversite kütüphanesini dışardan vatandaşlara niçin kullandırmıyorsunuz?" diye sorsalar işler ne kadar zorlaşırdı!

Devamını Oku

Adaletin rövanşı

20 Ocak 2006

Yargıtay, infaz hesabının yanlış yapıldığına hükmederek Ağca'nın tahliye kararını bozdu.Haber kamuoyunda memnuniyet yaratmış olmalıdır.Abdi İpekçi'yi öldüren ve Papa'yı kurşunlayan birinin Türkiye'ye iadesinden 5,5 yıl sonra salıverilmesi yalnız Türk kamuoyunu rahatsız etmekle kalmamış, Batı toplumlarının ülkemizdeki adaleti alaycı bir merakla izlemelerine de sebep olmuştu.Hıristiyan dünyasının dikkatini üstünde toplayan bir suçlunun hapiste yatacağı sürenin doğru hesaplanmaması utanç verici bir talihsizliktir.Türkiye'de bir çok af yasası çıktığı ceza ve infaz yasaları değiştiği, her suç için ayrı bir indirim yapıldığı için hesap yanlışları çok sık yaşanıyor. Örneğin Serpil öğretmenin katilleri de geçen yıl tahliye edilmiş, tekrar içeri alınmışlardı. Ama yanlış Ağca'da tekrarlanmamalıydı.Yargıtay kararını yorumlayan hukukçular Ağca'nın en az 8 yıl daha yatacağını söylüyorlar. Bu kesin mi; değil.Çünkü Yargıtay karan ışığında hesabı mahkeme yapacak.Yabancı basında Türkiye'yi alaya alan yorumlara hazır olalım.Neyse ki Ağca'nın bu arada kaçmamış olması tesellidir.Yeniden cezaevine kapatılmış olması ise, aflarla hançerlenmiş olan toplum vicdanına biraz merhem...Erbakan'ı rehin tutmakErbakan' ın infazını beşinci kez erteletmeyi başaramayan destekçileri şimdi yeni çareler arıyorlar.Aynı suça ortaklık etmiş kişiler dokunulmazlığa sahip olduğu için kurtulurken bu kollektif suçun cezasını tek başına 80 yaşına gelmiş eski başbakanın çekmesinin vicdansızlık olacağını iddia ediyorlar.Meclis Başkanı Arınç, ev hapsi şartlarını Erbakan'a göre düzenlemeyi öneriyor. Başka bir öneri "12 Eylül döneminde Erbakan'ın suçsuz yere yattığı 11 ay bu mahkumiyete sayılsın" diyor. Şüpheniz olmasın, Erbakan'ı kurtaracaklardır. Varsın kapkaççılar gaspçılar kentlerin orta yerinde 4 aylık hamile kadınları bile çocuklarının önünde 27 yerinden bıçaklayacak kadar gemi azıya almış olsunlar...Dün bir okurum "Makam arabalarında ve korumalar arasında yaşayan dünün halk çocuklarının (!) gözleri kör oldu, kalpleri nasır tuttu" diye yazıyordu.AKP iktidarı kendini Erbakan'a borçlu hissediyorsa onu mertçe kurtarmalı. Anayasa buna elverişti.Ama iktidar, hem Erbakan hapse girmesin hem de AKP'ye meydan okuyacak kadar kendini güvende hissetmesin istiyor. Çünkü...Hapisteki Erbakan, seçim meydanındaki Erbakan kadar tehlikedir AKP için.En iyi Erbakan eve kapatılmış olanıdır!

Devamını Oku

Adaletin rövanşı

20 Ocak 2006

Yargıtay, infaz hesabının yanlış yapıldığına hükmederek Ağca'nın tahliye kararını bozdu.Haber kamuoyunda memnuniyet yaratmış olmalıdır.Abdi İpekçi'yi öldüren ve Papa'yı kurşunlayan birinin Türkiye'ye iadesinden 5,5 yıl sonra salıverilmesi yalnız Türk kamuoyunu rahatsız etmekle kalmamış, Batı toplumlarının ülkemizdeki adaleti alaycı bir merakla izlemelerine de sebep olmuştu.Hıristiyan dünyasının dikkatini üstünde toplayan bir suçlunun hapiste yatacağı sürenin doğru hesaplanmaması utanç verici bir talihsizliktir.Türkiye'de bir çok af yasası çıktığı ceza ve infaz yasaları değiştiği, her suç için ayrı bir indirim yapıldığı için hesap yanlışları çok sık yaşanıyor. Örneğin Serpil öğretmenin katilleri de geçen yıl tahliye edilmiş, tekrar içeri alınmışlardı. Ama yanlış Ağca'da tekrarlanmamalıydı.Yargıtay kararını yorumlayan hukukçular Ağca'nın en az 8 yıl daha yatacağını söylüyorlar. Bu kesin mi; değil.Çünkü Yargıtay karan ışığında hesabı mahkeme yapacak.Yabancı basında Türkiye'yi alaya alan yorumlara hazır olalım.Neyse ki Ağca'nın bu arada kaçmamış olması tesellidir.Yeniden cezaevine kapatılmış olması ise, aflarla hançerlenmiş olan toplum vicdanına biraz merhem...Erbakan'ı rehin tutmakErbakan' ın infazını beşinci kez erteletmeyi başaramayan destekçileri şimdi yeni çareler arıyorlar.Aynı suça ortaklık etmiş kişiler dokunulmazlığa sahip olduğu için kurtulurken bu kollektif suçun cezasını tek başına 80 yaşına gelmiş eski başbakanın çekmesinin vicdansızlık olacağını iddia ediyorlar.Meclis Başkanı Arınç, ev hapsi şartlarını Erbakan'a göre düzenlemeyi öneriyor. Başka bir öneri "12 Eylül döneminde Erbakan'ın suçsuz yere yattığı 11 ay bu mahkumiyete sayılsın" diyor. Şüpheniz olmasın, Erbakan'ı kurtaracaklardır. Varsın kapkaççılar gaspçılar kentlerin orta yerinde 4 aylık hamile kadınları bile çocuklarının önünde 27 yerinden bıçaklayacak kadar gemi azıya almış olsunlar...Dün bir okurum "Makam arabalarında ve korumalar arasında yaşayan dünün halk çocuklarının (!) gözleri kör oldu, kalpleri nasır tuttu" diye yazıyordu.AKP iktidarı kendini Erbakan'a borçlu hissediyorsa onu mertçe kurtarmalı. Anayasa buna elverişti.Ama iktidar, hem Erbakan hapse girmesin hem de AKP'ye meydan okuyacak kadar kendini güvende hissetmesin istiyor. Çünkü...Hapisteki Erbakan, seçim meydanındaki Erbakan kadar tehlikedir AKP için.En iyi Erbakan eve kapatılmış olanıdır!

Devamını Oku