Danıştay, dışarıda da olsa türban takan bir öğretmenin anaokuluna müdür olmasını doğru bulmadı.Vay sen misin; iktidar kanadından bir anda tehdit kokan tepkiler, meydan okuyan eleştiri salvoları yükseldi.Sebebi belli: Türban ve imam hatip hamleleri üç yıldır devamlı püskürtülüyor. İktidar partisi, tabanından gelen baskılardan bunalmaya başlamıştır.Siyasal İslamcı bir grup düşünür iktidarı sapma içinde ve başarısız görüyor. Bu değerlendirmenin yarattığı tedirginlik Danıştay'ın türban kararına gösterilen tepkileri aşınlığa itmiştir.Başbakan, "Öğretmenin dışarda da başı açık olacak" anlamı çıkardığı karar hakkında kabul edilemez şeyler söyledi:"Türkiye yol geçen hanı değildir. Biz bu ülkede gerginlikler olmasın diye sabrediyoruz. Bu ülkede böyle bir zemini hazırlama gayreti içerisine girmesinler."Partinin ikinci adamı Abdullah Gül de Başbakan'ın tehditkâr sözlerini netleştiren ifadeler kullanmıştır. Neymiş; karar "yanlış ve tehlikeli" imiş!Yapılmak istenen "sabrımızı taşırmayın" ihtarını vermektir!"Sabrediyoruz" ne demek?Yargı kararlarına saygı göstermek lütuf ve özveri değil sorumluluktur. Mahkeme kararlan eleştirilebilir ama bunun adabı var. Danıştay 2. Dairesi'nin karan bir son değildir. Dava itirazlar nedeniyle üst mahkemelerde sürecektir. Tehdit kokan tepkiler, üst mahkemelere saygısızca baskı olmayacak mı?"Sabrediyoruz" diyen Başbakan, böyle giderse AKP'nin ayağını frenden çekebileceğini mi söylemek istiyor?Üç yıldan beri üniversite kapılan ve cuma sonrası cami önleri sükûnet buldu. Eski günlerin geri dönmesi, AKP'yi zan altında bırakmayacak mı?Liderler sarfettikleri her sözü tartarak söylemek zorunda!Kaş yaparken göz çıkarmakAtalarımızı Ermeni katliamı töhmetinden kurtaracak her çaba övgüyü hak ediyor.Yaygın bir sivil katilimin oluşturduğu "Büyük Proje 2006" Ermeni soykırımı yalanına karşı bilimsel toplantılarla beraber Berlin'de büyük bir mitingi de kapsıyor. Organizasyon komitesi, Avrupa'daki Türkleri 18 Mart'ta bayraklarıyla birlikte Berlin'e bekliyor. İftiraya karşı dünyayı uyandırmak hakkımızdır ama mitinge çağrı metnindeki şu sözler?.."Batı başkentlerinin Paris gibi alevler içinde kalması istenmiyorsa Türkiye'ye reva görülen haksız ve vicdansız muamele son bulmalıdır."Avrupa başkentlerini ateşe vererek ve oradaki gurbetçilerimizi misafir oldukları toplumla karşı karşıya getirerek mi haklılığımızı ispat edeceğiz?Çağrı metnindeki bu sözler derhal kaldırılmalıdır!
Başbakan dün siyasi literatüre çok özel, çok kendine özgü bir diyalog kazandırdı.Parti kongresinin yapıldığı salona girerken, protesto tonunda sözler işitti. Biri "Öldük bittik sayın başbakanım. Hangi yüzle geldin buraya?" diye bağırıyordu.Korumalar adamı uzaklaştırırken Başbakan "Bırakın yanıma gelsin, derdini anlatsın" diye müdahale etti. Ve film başladı:Başbakan: Böyle bağırılmaz ki, terbiyesizlik yapma!Vatandaş: Terbiyesizlik yapmıyorum, lütfen bana hakaret etmeyin.Başbakan: Artistlik yapma!Vatandaş: Artistlik yapmıyorum, ben sanatçı değilim.Başbakan: İyi bir sanatçısın!Vatandaş: Tarım Bakanımızın anayasayı ihlâl ettiğini biliyor musunuz?Başbakan: Lan terbiyesizlik yapma!Vatandaş: Lan mı?Başbakan: Evet!Vatandaş: Lan mı?.. Canın sağ olsun.Başbakan: Sen şu anda çiftçiye ne verildiğinin farkında mısın?Vatandaş: Ne zaman?Başbakan: Şimdi.Vatandaş: Benim mahsulüm öldükten sonra mı? İki senedir anamız ağlıyor.Başbakan: Hadi ananı al git buradan!Nereye böyle?Erdoğan'ın Kasımpaşalı ağzı ve edası halkın bir kesimine tuhaf gelse de bir kesime sempatik geliyor. Ama kabalık ile küfürü ayıran sınır üstünde onu hiç bu kadar kontrolünü kaybetmiş halde görmemiştik.Tayyip Erdoğan, TV kameraları önünde bir seçmeni ile zıtlaşan ve ona "lan" diye, "ananı" diye eziyet uygulayan ilk Başbakan olarak tarihe geçmiştir.Bu olayın hayırlara vesile olmasını dileriz!"Kurtlar Vadisi" kültürünün hüküm sürdüğü iklim, bu Kasımpaşalı şovu nedeniyle onu Cumhurbaşkanlığı 'na bir adım daha yaklaştırabilir çünkü!Son zamanlarda siyasetçilerde devlet adamlığı hasletleri arayan seçicilik önemini kaybetti. Eskiden olsa şöyle düşünürdük:Bağıran, bir kışkırtıcı da olabilir. Bu bizi ilgilendirmez. Bizi ilgilendiren, Başbakan'ın bu tahrik karşısında göstereceği basiret, denge, hoşgörü ve tuzak kuranları pişman edecek zekâyı sergileme becerisi var mı, yok mu; bunu öğrenmektir.Adaletsiz güçDün Başbakan'ın kontrolünü kolay kaybettiğini öğrendik. Böyle bir karakter devlet gücünü adil kullanabilir mi?AKP iktidarı öylesine selleşmiş bir hınç üstüne geldi ki öteki partiler hâlâ bellerini doğrultamadılar. Başbakan muhalefet boşluğunda at oynatıyor, vatandaşı kameralar önünde paylayabiliyor.Gazeteci olarak zorluklarımız büyümüştür. Bir yandan kızgınlığına hedef olmadan Başbakan'ı uyarmak zorundayız. Öte yandan "Başbakanı Anlama Kılavuzu" olarak okurlara "Argo Sözlüğü" armağan eden bir kültür hizmeti verilebilir.Neyse... Başbakanımız heyecan verici şeyler de yapıyor. Meselâ bu karikatür gerilimini bitirmek amacıyla 189 ülke liderine gönderdiği mektup çok hoş. Empati, hoşgörü ve ahlâki sorumluluk çağrılan pek etkileyici idi.İnsan ister istemez meraka düşüyor:Bu mektubu gönderenle Mersin'de vatandaş paylayan aynı adam mı lan?!
Okulda başını açsa bile dışarda türban takan bir öğretmen ana okuluna müdür olmamalı!Danıştay'ın bu görüşe hak veren kararı ortalığı karıştırdı. Çünkü kararın, özel yaşam alanını daraltıp kamu alanını alabildiğine genişlettiği düşünülüyor.Danıştay 2. Dairesi, okul dışında türban takan bir öğretmenin ana okuluna müdür olmasını neden sakıncalı bulmuştur?Mahkemeye göre, ana okulu öğrencilerinin yaşlarının çok küçük olması, yönetici öğretmenin dış görünümünü önemli hale getiriyor.Bu değerlendirme, görevini yaparken başını açan, işe gidip gelirken türban takan eğitimcinin, küçüklerin gözünde "örnek insan" sayılamayacağı kabulüne dayanıyor.İslâmi medya bu durumu hakaretamiz ve kışkırtıcı bulmuştur.Şu tespiti dürüstçe yapmak gerekir ki Danıştay kararı, okul dışında türban takan öğretmenleri bağlamıyor. Karar, değerlendirme yetenekleri henüz gelişmemiş çağdaki küçüklere eğitim veren ana okullarındaki kadın müdürlerle ilgilidir.Peki, yönetmeliğin emrine saygı göstererek işini yaparken başını açan, kurum dışında başını örten kamu görevlisi, kötüye mi örnek kabul edilecektir?Elbette bu yorum savunulamaz. Özel yaşam alanını daraltan tırmanışı mahkeme kararları desteğinde sürdürmek, laikliği hiç hak etmediği bir kötü propagandanın hedefi yapabilir. Bu haksızlık da türban akımının reaksiyonla beslenmesine yol açabilir.AKP iktidarının türban kavgasında tepki uyandıracak kadar ölçüyü kaçırması, son Danıştay kararını inşa eden sebeplerden biridir.İktidarın bazen hile, çoğu zaman baskı yoluyla sürdürdüğü türban dayatması geri tepmiş laik rejim kendini savunmak için kurumları ile sert tepki vermeye başlamıştır.Sonuç?. Bakın düne kadar türbanı devlet dairelerine sokmanın cazgırlığını yapan ağızlar, bugün türbanın hiç değilse sokakta takılabilmesi için çabalıyorlar. "Kadın işinde başını açmış ya, daha ne?" diyorlar.İslamcıların düştüğü ölçüyü kaçırma yanlışına şimdi de laikliği savunanlar düşmemeli!Kalbi de çelik gibi!Hüseyin Çelik eğitim bakanı filân değil de sanki "YÖK'le Mücadele, İmam Hatipleri İnkişaf ve Türbanı Himaye Cemiyeti" başkanı.Geldiği günden beri işi gücü bu. Elde ettikleri "kendi dünyasında bile kocaman bir sıfır" olduğuna göre şimdiye kadar çoktan af dileyip çekilmesi gerekmez miydi? Son olarak Danıştay, imam hatip ve meslek lisesi öğrencilerinin açık lise formülü ile genel lise mezunu olabilmelerini sağlayan "Hüseyin Çelik maymuncuğu"nü geri çevirmiştir.Çünkü herkes biliyor, düzenlemenin amacı imam hatip mezunlarını vali, savcı, hakim, maliye müfettişi yapmanın yolunu açmaktır.Ama yargıya kurnazlık sökmüyor. Sonuçta olan şudur:Bu beyhude savaş, meslek liselerinde okuyan çocukları huzursuz ediyor, imam hatip öğrencilerini boşuna umuda sevkedip hayal kırıklığının boşluğuna yuvarlıyor.Bakan Bey siyasal İslamcıların gözüne girecek diye çocuklara bu eziyeti çektirmek günah değil mi?
Yolsuzlukla mücadele, sivrisineklere karşı verilen savaşa çok benziyor.Bazı toplumlar "kaynak sorun" un üstüne gidiyor ve bir anlamda bataklığı kurutuyor. Biz ve bize benzeyen bazıları ise ellerinde sprey veya raket, sinek kovalıyor. Yakaladıklarımızı pek yaman cezalandırıyoruz ama ne fayda, hınç çıkarmamız ötekilerin üremelerini ve kanımızı emmelerini önlemiyor. Hatta tahrik ediyor.İşte bugünkü manşetimiz, bir zamanlar pek moda olan "Garip ama gerçek" başlığı altında yayınlanan inanılmaz öykülerden birine benziyor.Samsun'daki iki mobil santrala, çalışmaları mahkeme kararıyla durdurulmasına rağmen devletin her ay 2,4 milyon dolar kira ödediği ortaya çıktı. Sözleşme süresinin 5 yıl olması nedeniyle yapılacak ödemenin 454 milyon dolara ulaşacağı hesaplanıyor."Kimin parasını kime veriyorsunuz?" diye bağırmak, haram zıkkım bedduaları okumak öfkemizi boşaltsa da zararımızı önleyemez.Çakallara pasTürkiye bir hukuk devleti ise sözleşmeler geçerli olacak, yüklenilen taahhütlerden şartlar değişti diye caymak haklı görülmeyecektir.O mobil santralların yapımına Türkiye'nin enerji darboğazına girdiği 2000 yılında karar verilmişti. Slogan neydi, hatırlayın:"Olmayan enerji en pahalı enerjidir!"İşte sivrisinekleri üreten bataklığı beslemenin bahanesi bu sözdür.Yolsuzluğun kaynak sebebi, kıtlık ve yokluktur. Çakallar, ülkenin zor durumunu pazarlık avantajına çevirirler, devlet ve millet adına bu kazığa onay verenler de kendilerini savunacak bahaneleri kolay bulurlar.Türk halkı en büyük kazıkları enerji alanında yemiştir. Çünkü enerji yatırımları hemen hep elektrik üretiminin darboğaza girdiği dönemlere denk getirilmiştir.Niçin Türkiye elektriğin en pahalı olduğu ülkelerden biridir; işte sebebi!AKP farklı mı?Bu gerçek çareyi de işaret ediyor: "Denize düşen yılana sarılır" atasözünü unutmayacağız, üretimde hiçbir zaman ihtiyacın arkasına düşmeyeceğiz. Asıl yolsuzluk suçluları, pazarlık anındaki çaresizliği yaratanlardır. AKP hükümeti, soygunu önleyecek basireti göstermelidir.Enerji Bakanı, planladıktan santrallar inşa edilmediği takdirde Türkiye'nin 2009'dan itibaren tekrar enerji açığı nedeni ile sıkışacağını haber veren bir uyanyı MGK'ya dosya halinde sundu.Görev tamamlandı mı? Hayır. İktidar fark yaratmak istiyorsa sızlanmayı bırakıp yatınm yapmalıdır. Üç yıldır hiçbir enerji yatınmı yapmayan bir iktidar, halkın ve sanayicinin değil, olsa olsa nükleer santral pazarlayan lobilerin umudu olur. Birkaç ay kesintilerle bunaltırlar milleti, ardından da çocuklarımıza bile yetecek kazıkları "büyük başarı" diye yedirirler bize.Ama yeter artık. Kapkaççılardan bıktık!
Dünkü VATAN'da Evren'in dediklerini okuyunca çok insanın derin bir "oh" çektiğini tahmin ediyorum.Bütün toplumlar güvenlik ve güvence ararlar. Toplumların gelişmişlik farklarını da işte bu güvencenin kalitesi belirler.İdeal olanı elbette demokratik rejimin zorlama tedbirlere, çağ dışı yetki sahiplenmiş güçlere muhtaç olmaksızın sivil sigortalarla ayakta durabilmesidir.Türkiye 1980'den sonra on yılda bir tekrarlanan askeri müdahale bağımlılığını kırdı, çeyrek yüzyıldır, üstelik AB kriterlerine uygum bir gelişme çizgisi üzerinde ilerliyor.Bunu, dönüşü olmayan sağlıklı bir gidiş sayanlar olduğu gibi, Türkiye'yi tehlike anlarında kurtaran sigortanın devreden çıkmaya başladığını düşünerek kaygılananlar da vardır.AKP iktidarının din sömürüsüne dayalı takıntıları ve muhafazakâr seçmenleri hoşnut etmeye yönelik açık ve gizli eylemleri, şüphe ve korkuları körüklemektedir.Maliyeti çok yüksekAli Baransel eski Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in en yakın danışmanıdır. 12 Eylül darbesinin lideri Evren, Baransel'e şu sözleri, Çankaya'da olduğu yirmi yıl öncesinde değil, geçen yıl söylüyor:"Ne zaman ki devletin yönetimi Cumhuriyetin temel niteliklerini tatbikten uzaklaşır, dini kurallara dayalı bir sisteme doğru gitmeye başlarsa, bu duruma başta parlamento olmak üzere bütün anayasal kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri çözüm bulamazsa, Türk Milleti çaresizlik içinde kıvranma noktasına gelirse, işte o zaman ordu ne Avrupa Birliği'ni, ne Kopenhag kriterlerini, ne de NATO'yu dinler. Hiçbir şeye aldırmaz!"Kenan Evren'in bu sözleri, AKP'ye ihale edilen niyetierden huzursuzluk duyan kesimlerin yüreğine su serpecektir kuşkusuz. Ama maliyeti de olacaktır.Birinci sakınca, ordunun Türk demokrasisinin üstünde Demokles kılıcı gibi sallanmaya devam ettiği savlarının Evren'in tanıklığı ile güçlenecek olmasıdır.Sivillere sürekli tatilBize göre daha önemli sakınca, "asker garantisi" nin sivil aydınlar üzerinde yarattığı etkilerdir. Siviller "nasılsa asker var" diye rejimi korumaya ve geliştirmeye yönelik kişisel risk taşıyan sorumluluklarından yan çiziyor.Bazıları bununla da kalmıyor; asker güvencesinden aldığı ilhamla, demokrasiyi anarşi boyutuna taşıyacak fanteziler üreten, demokrasinin disiplin ve sorumluluk boyutunu yok eden züppeliklere sapabiliyor.Türkiye rejime ve geleceğine yönelik güvencelerinin kalitesini yükseltmek zorundadır. Bunun yolu da sivil kurumların güçlenmesi, sivil aydınların sorumluluklarını taşıyacak bilinci geliştirmesidir.Evren'in tarif ettiği "garanti" laik rejime ve ülke bütünlüğüne düşmanlık yapanlara varsın gözdağı olsun ama sivil aydınlardaki tembelliği, sorumsuzluğu teşvik etmesin!
Zanlı yakalandı ve Türkiye'yi lekeleyen olayın uğursuz tezgâhı da açığa çıktı.Cinayet sanığı, bölünmüş bir ailenin sevgi ve ilgi yoksulu 16 yaşındaki çocuğu.Okuldan kaçıp internet cafe'ye gitmeler, tarikat bağlantılı bir üniversiteli tarafından fanatik bir cemaate sürüklenmek..."Din elden gidiyor" vaazları ve misyonerlik faaliyeti yürüten rahiplere karşı nefret yüklemeleri...Ve son olarak karikatür krizi bağlamında "Islâmiyeti aşağılıyorlar. Trabzon'da da durum aynı. Bizi aşağılayan bu papaz ölmeli" çağrısının coşkusu içinde bir cinayet aletine dönüşmek...Bireysel bir suç koca ulusa ihale edilemez. Ama Papa'ya suikast düzenleyen ve rahip öldüren silâhların tetiklerini niçin bizim çocuklarımız çekiyor, onu da ciddi ciddi düşünmek gerekmiyor mu?Başbakan doğru şeyler söyledi dün. Düşünce özgürlüğünün başkalarının mukaddesatına dil uzatma hakkı vermediğini, ama saygısızlığa gösterilecek tepkinin de şiddet içermemesi gerektiğini vurguladı. Bunlar doğru.Din adına insan öldürmek Allah inancına yönelmiş en kaba inkârdır.Ama bu kutsal kurallar Türkiye'yi Hizbullah'ın mezar evlerinden ve irili ufaklı Ağca'lardan koruyamamıştır.Din, ondan menfaat sağlayan güçlerin karanlığına çekildikçe zarar görüyor ve zarar veriyor. Çünkü o karanlıklarda Başbakan'in anlattığı Müslümanlık öğretilmiyor.Kaçak Kur'an kurslarını teşvik eden yasayı yaparken ve bu kursları Milli Eğitim Bakanlığı denetiminden çıkarırken AKP'liler millete ve dine hizmet ettiklerini sanıyorlardı.Acaba hâlâ aynı yerdeler mi!"Lanet olsun" dedirtene kadarBaşbakan mal varlığını açıkladı. Nasıl o CHP liderinin beyanına şüphe ile baktiysa dün de CHP lideri aynısını ona yaptı. Ama artık şaibe üreten tavırlara prim vermemek gerekiyor. Suç isnat eden ispat etmeli. Mal varlığı tartışması, şeffaflığı kurumsal hale getirecek reformun kapısını açmıştır. Bu şansı kullanıp hedefe yürümeliyiz. Başbakan dün şunu söyledi: "Sadece siyasetçi değil, kamusal sorumluluğu olan herkesin şeffaf bir şekilde görevini sürdürmesini herkesten çok biz istiyoruz.."Yani seçilmiş, atanmış herkes servetinin hesabını verecek. Versin!AKP'yi dışardan kimse durduramaz. Sadece içerden durduranlar olabilir ki, onun da çaresini öğrendik.Başbakan, ortağı olduğu şirketteki hisseleri, medyanın ısrarlı bastırmaları sonunda "lanet olsun" diyerek paraya çevirdiğini itiraf etti dün.Şeffaflık için de bastıracağız artık.Lânetlisine bile eyvallah!
Büyükelçi Carlo Marsili Trabzon'da öldürülen İtalyan papazın katilinin "akli dengesi bozuk biri" olabileceğini söyledi.Bizi teselli etmek için gösterdiği inceliği takdir ediyoruz ama kendimizi kandıramayız.Hazreti Muhammed'e yönelik saygısız karikatürlerin İslâm dünyasını öfkeyle ayağa kaldırdığı gün Türkiye'de bir Katolik rahip hem de ibadethanede öldürülmüştür.Uluslararası haber ajans Reuters olayı verirken şu hatırlatmayı yaptı:"Türkiye, değişik kültür ve dinlerin birleşme noktasıdır ve tarihteki yerini de bu şekilde gururla almıştır.."Trabzon'daki olay, cihan imparatorluklarına özgü bu mirasın hançerlenmesidir.Cani, din adamlarına ve ibadethanelere savaşta bile dokunulmamasını emreden peygamberimize itaatsizlikle kalmamış, Türkiye'nin temiz ve onurlu siciline kan lekesi düşürmenin ihanet suçunu da işlemiştir.Çatışma aşamasıKatil henüz yakalanmadı, cinayetin sebebi hakkında bilgiye sahip değiliz. Ama bir süredir mafya egemenliğine karşı kamu otoritesinin yetersiz kaldığı bu kentte yabancı bir din adamının katledilmesi yeteri kadar vahim ve gelecek adına endişe vericidir.Görmek istemesek de medeniyetler çatışması başlamıştır. Hiçbir şeyin kutsal sayılmadığı bir uygarlıkla sadece kutsal olanın saygı gördüğü başka bir uygarlık, rekabet aşamasından çatışma aşamasına geçmiştir.İnsan aklı işte bu noktada kurtuluşuna bir yol bulmayı başarmak zorundadır.Ayrışma mutlaka olacaksa dinler temelinde değil fanatiklerle ılımlılar farkında gerçekleşmelidir.Şiddeti kutsallaştıran radikal İslamcılara karşı, demokrasi, özgürlük ve laiklik değerlerini benimsemiş Türkiye, aslında barış umutlarının dayandığı az sayıdaki güvencelerden biridir.Ünümüz lekelendiBatı medyasının ahlâkı hor gören ve inanca saldırmayı bile özgürlük sayan aymazlığına karşı çıkma hakkını bize bu özelliğimiz veriyordu. Yani çok kültürlülüğü güven içinde yaşatma özelliğimiz.Trabzon'da işlenen cinayet, sahip olduğumuz bu ulusal manevi sermayeye tedbir koydurmuştur.Buna rağmen iki aşırılığa da söyleyeceğimiz şeyler vardır:1. Özgürlük kural tanımamak değildir. İnsanlık onuru, herkesin doğuştan sahip olduğu bir haktir. Kimsenin dinine, peygamberine, kutsalına hakaret edemezsiniz.2. Hazreti Muhammed karikatürlerini yapanlara, yayınlayanlara ve destekleyenlere yapılacak hiçbir gönderme, masum insanların ölmelerini ve zarar görmelerini meşru kılamaz.Ağca'nın Papa'ya yönelik suikast girişimi yüzünden düştüğümüz utancı bize milletçe tekrar yaşatan katile lanet olsun!Polis suçluyu bir an önce yakalamalıdır. O kanlı kuklayı oynatan güçlerin niyetlerini öğrenmemize bu yetmeyebilir ama olsun.Türkiye egemen bir hukuk devleti olduğunu yine de halkına ve dünyaya ispat etmek zorunda!
Başbakan mal varlığı ile ilgili işareti hafta sonu vereceğini, salıya da "inşallah" açıklayacağını söylemişti.Ama partisinin Şile ilçe kongresinde yine kafaları karıştırdı. "Benim açıklanacak bir mal varlığım yok" dedi.Bilinen 2003 tarihli mal bildirimindeki durumdan bugünün tek farkının, ortağı olduğu şirketin hisselerini 1,2 trilyon liraya satması olduğunu söyledi.Bu durumda salı sözünden caymış mı oluyor? Bizce hayır..Sebebi de CHP lideri Baykal'ın mal varlığı açıklaması üzerine ürettiği alaycı değerlendirmeler ve suçlayıcı imalardır.Başbakan CHP liderini hedef alarak şunları söyledi kongrede:"Son günlerde herkes mal varlığını açıklıyor. Tarlaların artık arsaya terfi etmesi lazım. Avukatlar bu işi çok iyi bilir. Nerede, nasıl avukatlık yapılmış, kaç davaya bakılmış, bunların hepsi çıkacak ortaya."Kaliteli bildirimBaşbakan bu sözleriyle, mal beyanını sadece servet artışını açıklayan bir belge olarak görmediğini anlatmak istiyor.Beyan sahibinin "nereden buldun" sorusunun cevaplarını da vermek borcu altında olduğunu ortaya koyuyor.Bu mantık doğrudur. Çünkü servet artışı vergisi ödenmiş yasal kazançlarla sağlanmış olmak zorundadır.Vaktiyle çocuğunun sünnetine gelen altınları zenginleşmesine kaynak gösteren Erdoğan'ın şimdi bu titizliği sahiplenmesi, çelişki değil olumlu yönde gelişme sayılmalıdır.O nedenle biz Başbakan'ın verdiği sözden caydığını düşünmüyoruz. Tersine, bir sürü soru üreten ve şüpheler davet eden kuru bir bildirim yerine ayrıntılı, kalitesi yüksek bir açıklama vereceğini bekliyoruz."Tahmin ötesi''SABAH Gazetesi'nde çıkan sarhoş edici seçim anketi bizi bir ara tereddüde düşürmedi değil. Çünkü tavana vuran o anket Erdoğan'ı yoldan çıkarabilirdi ve "Açıklamıyorum; ne haliniz varsa görün" türü bir meydan okumaya tahrik edebilirdi.Neyse ki konuşmaları yere bastığını gösteriyor. ANAP lideri Mumcu'nun dünkü iddiaları da sanıyoruz yardımcı olacak!Erdoğan sessiz kaldığı her günün aleyhine işleyeceğini görmüştür.Erkan Mumcu'nun iddiasının önemi, bir parti lideri olmasından önce, yakın zamana kadar Tayyip Erdoğan'ın bakanı olmasından geliyor.Mumcu dün CNN Türk'e Başbakan'ın mal varlığı ile ilgili olarak "Tahmin edilebilir boyutların çok ötesinde olduğunu biliyorum" dedi.Başbakan Erdoğan bu bilginin uzun süre gizli kalamayacağını tahmin edecektir.Mal varlığının dedikodular ve tahminler üstünden irdelemesi kendi ayıbı olacaktır. Kazanma ihtimali sıfır olan bir kumardır bu.Böyle bir kumarı göze almayacaktır.