Dara düştüğümüzde hep yakınırız: Etrafımız petrol dolu, Allah bizden niye esirgedi?
Oysa biz daha değerli bir hazineye sahibiz:
Turizm... Turizmin en değerli alt yapısı burada. Öyle bir hazine ki petrol gibi ürettikçe tükenmiyor, tersine zenginleşiyor, gelişiyor, değerleniyor.
Bu zenginliğin değerini takdir ediyor muyuz, hayır. Değer bilmek şükretmek değildir yalnızca, gelişmeyi teşvik etmek, sorunları erken göğüslemektir.
Antalya'ya 1 Ocak ile 19 Şubat tarihleri arasında havayolu ile gelen turist sayısı 214 bin kişi olmuş. Oysa sayı geçen yılın aynı döneminde 299 bindi. Yüzde 26 oranındaki azalma, ciddi tedbir aramayı gerektirecek bir tehlikeyi işaret ediyor.
Geçen yıl turizmden 18,1 milyar dolar gelir elde ettik. Bu yıl da rekor umuyorduk ama AKP'li belediyelerin içki yasağı uygulama merakları, 2006 turizmini sabote eden ilk "herze" oldu. Yabancılara "otellerde yasak yok" deseniz bile sorunu çözemezsiniz.
Çünkü turist bu haberleri İslâmi hassasiyetlerin yükselişine işaret sayıyor ve korkuyor.
Sonra iki talihsizlik daha eklendi buna. Önce kuş gribi... Hastalığın birçok Avrupa ülkesinde de görülmesi ile bu sorun tavsarken karikatür krizi ile beteri geldi.
Ve maalesef rahip öldürülen tek Müslüman ülke de Türkiye oldu.
İktidarın turizme bakışını uyuyan Turizm Bakanı temsil ediyor.
Tur operatörleri fiyatları yüzde 25'e kadar düşüren yeni broşürler çıkarmaya başladılar bile. Türk Lirası'nın değerli olması nedeniyle zaten zor durumda olan birçok otel kriz yaşayacaktır.
"Ne yapmak lâzım?" sorusuna doğru cevaplan hızla bulmak gerekiyor.
Bütün turizmciler dışardaki tanıtımın etkili olmadığını söylüyor.
Aynı zamanda herkes, zaten rekabet zorluğu taşıyan sektörün bir de fahiş KDV yüzünden bunaldığını öne sürüyor. Rekabet ettiğimiz hiçbir ülkede KDV yüzde 10'un üzerinde değil fakat bizde yüzde 18.
Maliye Bakanı'nın oğlu yumurta işine girdikten sonra bu malın yüzde 18 olan KDV si yüzde 8'e düştü.
Turizmcilerin kurtuluşu, mahdum beyin otel sahibi olmasını mı bekleyecek!
İthal ibret
İngiltere'yi altı Türkiye büyüklüğüne getiren sebepler aslında küçük şeylerdir.
Ama biz ne yazık ki bu gerçeği bile oradan yansıyan bir ibretten öğreniyoruz.
İngiltere'de bakanlara Jaguar makam otomobilleri tahsis edilmesi gündeme gelince ortalık ayağa kalktı. Tüm medya 85 bin dolarlık bu arabalar yerine bakanların 30 bin dolara satılan Toyota Prius'lara binmelerini önerdi.
Türkiye ile İngiltere farkını, bu maliyetler yaratmıyor. Toplumsal itirazın dayandığı ilkeler yaratıyor.
Halktan topladığı vergiyi İngiliz geleneği böyle harcıyor. Bizim bakanlar en az iki Jaguar değerindeki Mercedes'lere binerken İngiliz bakanlara Toyota öneriliyor. Bu örnek topluma da model oluyor.
Halkının dörtte biri yoksulluk sınırında yaşayan Türkiye'nin kaderini değiştirmeye nereden başlarız diye sorarsanız eğer...
Bakanlarımızı Mercedeslerden indirmekle başlayabiliriz derim!
Turizmde alarm
Dara düştüğümüzde hep yakınırız: Etrafımız petrol dolu, Allah bizden niye esirgedi?
Haberin Devamı

