Dışişleri Bakanı Gül hariciye geleneğine yakışacak bir özür bile dileyemedi. Yazık..
Hamas örgütünün siyasi lideri Mesai'in gelişine yönelik eleştirel yorumlara tepki gösterirken kendini tutamayıp şunları söylemişti geçen gün:
"Basının, yabancı servislerle diplomatların manipülasyonlarına açık olduğunu görüyorum!"
Kaba ve ağır bir suçlama idi. Hedef gözetmeden tüm medyayı hedef almak, yöneltilen suçlamadan daha hafif olmayan bir sorumsuzluktu. Ve hak ettiği tepkiyi derhal gördü.
Bunun üzerine Abdullah Gül dün bir yarım dönüş yaptı:
"Ben herhangi bir basın mensubunun maddi çıkar karşılığı bir şey yaptığını düşünmedim, söylemedim. Ama servis sözünün yanlış anlamalara yol açabileceğini bugün görüyorum. En azından o kelimenin doğru olmadığını burada ifade ediyorum."
Para alındığı iddiası bükülüp bir kenara konmuştur ama suçlamanın esası durmaktadır. Yani basınımızı yabancı diplomatların yönlendirdiği suçlaması halâ tedavüldedir. Peki sebep para değilse ne?
Dışişleri Bakanı Gül'ün ona da cevabı var:
Medya içindeki rekabet veya ideolojik kaygılar...
Demokrasisi yüz yaşını idrak etmemiş toplumlarda sandıktan çıkan insanlar her nedense vahiy inmiş gibi medya otoritesi kesiliyorlar.
Abdullah Gül medyanın "kendi içinde özgürce bir otokontrol mekanizması" geliştirmesini tavsiye etti.
Dışişleri bakanlarını öteki devlet adamlarından daha seçkin yapan özen ve tedbirliliğe sahip olsa bu mekanizmanın medyada zaten var olduğunu öğrenirdi.
Otokontrol mekanizması asıl kendilerine lâzım!
Çünkü öyle bir mekanizmanın desteğini almış olsalar Başbakan halkla ilişkilerinde "ulan" gibi "ananı" gibi argo kelimelere başvurmak zorunda kalmazdı.
Kendisi de VlP'ten karşıladığı Hamas heyetini ertesi gün aynı havalimanının kargo kapısından uğurlamak mecburiyetine düşmezdi.
Türban oyunu bitmez
Bir Danıştay kararı geçen gün İslâmi kesimi kışkırtmaya yönelik yeni bir sömürüye alet edildi.
Sözde bir imam hatip okulu öğretmeni, geçmiş iktidarlar döneminde yurt dışı görev için yapılan sınavı Türkiye ikincisi olarak kazandığı halde eşi türban takıyor diye bu haktan mahrum edilmişti.
Öğretmen idare mahkemesine açtığı davayı kazanamamış, itiraz üzerine davaya bakan Danıştay 2. Dairesi de "bu haksızlığı oybirliği ile onaylamıştı!
Hayır.. Türban, gerçeğin "ayrıntı" derecesindeki parçasıdır. Yurt dışı göreve gidecek kamu personeli temsil yeteneğine sahip olmalıdır.
Oysa bu öğretmenin 1987 yılında Kayseri'de irticai örgüt kurmak ve Atatürk büstünü tahrip etmek suçlaması ile soruşturma geçirdiği, ayrıca özel yaşamında harem-selâmlık uyguladığı sicilinde yazmaktadır.
Türban siyasetçileri şimdi yargıyı husumet hedefi yapmaya uğraşıyorlar.
Yeni taktik bu, dikkat!
Argo-Kargo
Dışişleri Bakanı Gül hariciye geleneğine yakışacak bir özür bile dileyemedi. Yazık..
Haberin Devamı

