Partilerin işlediği suçlar bardağı dolduran damlalar gibi biriktirilirmiş meğer...
Biz de bu durumu Yargıtay C. Başsavcılığı'ndaki AKP sicil dosyasına yeni bir ihlâl eylemi ile ilgili belgenin eklendiği haberini okuyunca öğrendik.
Türban takan öğretmenin anaokuluna müdür olamayacağına dair Danıştay kararı üzerine Star TV'ye çıkan AKP milletvekili Mehmet Çiçek şunu demişti:
"İslâm, dini hayatın her safhasında yaşamayı emreden bir dindir. O zaman hakim karar vermeden önce Kuran'daki ayete bakacak.."
Yargıtay Başsavcılığı AKP milletvekilinin yaptığı bu konuşmanın bant çözümünü Star TV' den alarak partinin dosyasına koydu.
Laikliğe aykırı söz ve eylemlerle ilgili AKP dosyası kabarıyor. Partili belediyelerin alkol yasağı girişimleri ve Başbakan Erdoğan'ın dini konuların ulemaya sorulmasını öneren beyanları listenin ön sıralarında bulunuyor.
AKP'nin önemli sorunu, laik rejime sadakat konusunda geniş bir kitlenin güvenini bir türlü kazanamıyor olmasıdır.
Dinci kadrolaşma, türban ve imam hatipler konusundaki militan tutumlar güvensizliği sürekli beslemektedir.
Geçen gün Çek Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı tarafından açığa vurulan Abdullah Gül'ün sözleri bir diplomasi gafı idi ama o sözler Türkiye'de laikliği tehdit altında gören ve iktidar partisine şüpheyle bakanları öylesine rahatlattı ki bu durum gözden kaçtı.
Çünkü o haberde AKP iktidarının "İran kaynaklı İslâm modelinin Türkiye'ye sızması"nı tehlike olarak algıladığı ve önlemeye çalıştığı mesajı çıkıyordu.
Ve tabii ki bu mesaj "takıyeci AKP'nin Türkiye'yi İran'a benzeteceği" yargısıyla doldurulmuş yığınlarda rahatlama yaratmıştır.
Elbette hemen hayale kapılmamak lâzım.
İktidar, laik rejimi korumanın gerektirdiği dikkati gösteriyor mu, tehlikeye karşı devleti ve toplumu güçlendirecek tedbirleri samimiyetle alıyor mu?
Bunu gören varsa haber versin de sevinelim!
Bunda bir yanlış var!
Eski Başbakan Yılmaz ve eski Devlet Bakanı Taner haklarındaki dava da düşebilir.
Yüce Divan'da Yargıtay Başsavcısı Ok, yeni TCK'ya göre suçun nitelik değiştirerek "ihaleye fesat karıştırma" dan "görevi kötüye kullanma" ya dönüştüğünü ve bu suç için aranan 5 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğunu belirterek davanın düşürülmesini talep etti.
Böyle bir karar toplum vicdanını tatmin eder mi, hatta Yılmaz ile Taner'i dahi memnun eder mi?
Böyle bir mahkeme en azından suçlu mu, suçsuz mu sorusuna cevap vermek konumunda olmamalı mı? Ayrıca...
Zaman aşımı milletvekillerinin işlediği suçlarda durduğu halde bakanlarda niye yürüyor?
Yolsuzluğun asıl kaynağı icra mevkiindeki bakanlardır. Milletvekilleri en çok nüfuz suiistimali yapabilirler, kararları bakanlar verir.
Parlamento Anayasa'daki bu çarpıklığı hemen düzeltmelidir.
AKP'nin korkusu
Partilerin işlediği suçlar bardağı dolduran damlalar gibi biriktirilirmiş meğer...
Haberin Devamı

