Her yeni tecrübe AKP iktidarının ya acemiliğine yeni bir kanıt veya niyetleri konusunda yeni bir işaret sunuyor.
İktidarın IMF ve Dünya Bankası ile sıkı ilişkilerinden aldığı ilhamla Bati dünyasının üslup ve disiplinini Türkiye'ye uyarlama imkânı da, hevesi de var.
Ama çelişkiye bakın ki beş ay sonra yapılacak Genelkurmay Başkanı tayinini etkileme hevesine düşmüşler ve bu amaçla düzenledikleri tertiplerde suç üstü yakalanmışlar, buna karşılık pazartesi günü boşalacak Merkez Bankası Başkanı koltuğuna adam seçmeyi ihmal etmişlerdir.
Demokratik bir ülkede bağımsız merkez bankasının başkanı, başbakandan sonraki en güçlü adamdır. O yüzden Amerika, yeni Merkez Bankası Başkanı Bernanke'yi bu koltukta 17 yıldır oturan Greenspan'in yanında beş ay çalıştırmış, böylelikle kararsızlık dönemine fırsat tanımamıştır.
Biz bunu yapamadık. Şimdi ister istemez bir tereddüt dönemi yaşanacaktır.
İslâmi yaşam tercihi
Merkez Bankası Başkanı koltuğuna pazartesi günü kim oturacak; bu kişinin iktidara yakın biri olması, bankanın bağımsızlığına zarar verecek mi?
Bu şüphe bile içte, dışta güven ve itibar kaybına sebep olacaktır.
Yeni başkanın, Hazine Bakanı Babacan'ın okul arkadaşı, Merkez Bankası'nda 3 yıl görev yapmış, parlak bir akademisyen geçmişine sahip Erdem Başçı olacağı tahmin ediliyor.
VATAN'ın yaptığı piyasa anketinde, aday gösterilenler arasında Erdem Başçı'nın rakiplerine fark attığı görülüyor. Ama bu noktada akla şöyle bir soru geliyor:
Kendisi içki içiyor olsaydı, eşi türban takıyor olmasaydı bu görev için önerilen kişi olacak mıydı?
Fethullah Gülen hocanın deyimi ile "devletin hayati müesseselerinde, can alıcı kilit mevkilere" bu iktidarın yaptığı bürokrat seçimleri, liyakat kriterinin değiştiğini, eğitim ve deneyimin yerini hayat görüşü ve İslâmî yaşam biçimi tercihinin aldığını göstermektedir.
Tepeden aşağı doğru
Erdoğan'ın ilk icraatlarından biri, bürokrasinin bir numaralı koltuğu olan Başbakanlık Müsteşarlığına "cumhuriyetin temeli olan laiklik ilkesinin, yerini daha Müslüman bir yapıya devretmesi zamanının artık geldiğini" savunan ve "memurları dindar insanlardan seçme"yi öneren Prof. Ömer Din-çer'i getirmek oldu.
Sonra aynı kriterden yola çıkarak Hazine ve DPT müsteşarlan, Özelleştirme İdaresi ve Toplu Konut İdaresi başkanları ile THY Genel Müdürü ve daha birçokları seçildi.
Hepsinin ortak özelliği, içki içmemeleri ve eşlerinin türban takması idi.
Dışardan bakan gözlerin "ılımlı İslâm" manzaraları görmeleri Türkiye'ye haksızlık değildir. Türkiye yakın zamana kadar İslâmi yaşamı savunan insanların ayrıma uğramaktan şikâyet ettikleri bir ülke idi.
AKP kantarın topuzunu kaçırmış, karşıt bir haksızlığın yaratıcısı rolüne girmiştir.
Nereye kadar gidecektir?
Kendisini "çağdaş muhafazakâr" olarak tanıtarak şemsiyesi altına aldığı kitleler uyanana kadar hızını artırarak yoluna devam edecektir.
Tayin kriterleri
Her yeni tecrübe AKP iktidarının ya acemiliğine yeni bir kanıt veya niyetleri konusunda yeni bir işaret sunuyor...
Haberin Devamı

