Tuzağa dikkat!

9 Ekim 2007

Evlât acısının ve dünyanın en kalleş canilerine karşı intikam arzusunun zirve yaptığı günler yaşıyoruz.Böyle günlerde devlet ve siyaset adamlarının, güç ve imkân bulabilse silâhını kapıp dağa koşacak şehit babasından daha farklı davranma sorumluluğu vardır.Şehit babası, intikam duygusunun kendisini çağırdığı yer acaba yeni bir tuzak mı; düşünmez. Ama devleti idare edenler düşünmek zorundadır.Meselâ bize bugün lâzım olan şey, PKK’nın çağırdığı yere yalın kılıç koşmak değil, onu Türkiye’de melânet üretemez duruma nasıl getirebiliriz; bunun çarelerini arayıp bulmaktır.Karar alırken şu gerçeği unutmamak zorundayız: PKK Türk askerini Kuzey Irak’a çekip burada Amerika ile karşı karşıya getirme tertibi peşindedir.Bunun için şimdiye kadar çok şey yaptı, ulusal öfkemiz patlayana kadar da aynı amaçla kanlı tahriklerini sürdürecektir.Tedbirlerin sırası...Elbette PKK Amerika’nın Irak’ta işgal otoritesi olmasından güç ve cüret alıyor. Amerika da Orta Doğu’daki emperyalist manevralarına Türkiye müdahalede bulunmasın diye bu katiller sürüsünü şantaj kozu olarak kullanıyor.1 Mart tezkeresi yüzünden Irak’ta oyuncu olamadık, bu rolü Kuzey Irak’taki Kürt aşiretler kaptı. PKK da bu işbirliğinin kiralık katili oldu.Tezkereyi meclisten geçirememek bir yanlıştı. “PKK’yı vuracağım” diye Kuzey Irak’a girmek ikinci yanlış olur. Ve iki yanlıştan bir doğru çıkmaz. Türk Ordusu’nun Irak’a gireceği korkusunu kullanmanın getirisi, girip de doğru dürüst bir sonuç elde edememekten daha yüksektir.Peki şamar oğlanı mı olalım? Hayır.Zaten Terörle Mücadele Yüksek Kurulu’nun (TMYK) dünkü kararı, mutlaka etkili tedbirler alma mecburiyetini yüklüyor.Karar “Sınır ötesi harekât da dahil siyasi, hukuki ve ekonomik her türlü tedbirin alınması”nı içeriyor.Teröre özel ordu...İhanetin komşu ülkedeki yuvasını vurmadan önce, içeride yapılması gereken ne varsa onları yapacağız.Meselâ TMYK’nin bu kararı, Kuzey Irak Kürt yönetimi ile ABD’ye mutlaka bedel ödetmelidir.Washington Türkiye’nin üs ve olanaklarını kullanmayı hak etmiyor. Türkiye sayesinde savaş ortamının mahrumiyetlerini yaşamayan Irak Kürt yönetimi de aşağılık fırsatçılığının cezasını çekmelidir. İncirlik hizmetini daraltmak ve Habur sınır kapısını kapatmak şart olmuştur.Kış geliyor. Haydutlar şimdi inlerine çekilirken yine sahte bir “ateşkes” ilân edecekler, gelecek bahara hazırlanacaklardır.Bizim o güne kadar asker yapımızı ve mücadele stratejimizi yenilememiz, savaşın kaderini değiştirebilir.Profesyonel askerler altı ayda bölgede sorumluluğu devralmalıdır. Bu özel birlikler mücadele içinde pişecek, çevreyi ve düşmanı tanıdıkça alçaklara kana boyadıkları o dağları dar edecektir.Ve bizi de müttefik sandığımız namerde muhtaç olmaktan kurtaracaktır.

Devamını Oku

Kanlı dağlar

8 Ekim 2007

Yirmi dört saatte 15 fidanı ihanetin kalleş kurşunlarına kurban vermek dayanılmaz bir acı, gurur kırıcı bir aşağılanmadır.Niye öldü bu çocuklar?Yetmiş milyonluk bir ülke, NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip olduğu halde sayıları 5 bini ancak bulan bir alçaklar güruhu tarafından böyle nasıl kalbinden vurulabilir?Ne oluyor bize?Nerede, hangi hataları yapıyoruz?Bu soruları kimseye acımadan sormalı, dürüstçe, cesaretle cevaplamalıyız.Önceki gün Şırnak’ta pusuya düşürülen Mehmetçikler, ülkenin bütünlüğüne adanmış fedakârlığın mübarek simgeleridir. Şehitler arasında Diyarbakırlı da var, Denizlili de...Denizli doğumlu şehit komando çavuş Bayram Güzel’in annesi Ayşe Güzel dün 20 yaşındaki oğlunun ardından ağıtlar yaktı, Şırnak dağlarına yakardı:“Benim kuzumu geri getir Şırnak dağları!..” Keşke öyle bir mucize olabilse. Ne ağıtlar, ne lânetleyen demeçler; hiçbiri fedakâr fidanları geri getirmez.Tek şansımız var: Ancak yaptığımız yanlışlardan ders alırsak bebekleri bile öldürmekten geri durmayan bu alçaklar güruhunun vahşet ve terör egemenliğine son verebiliriz.Şehit annesi Ayşe Güzel’in Şırnak dağlarına dönük çığlığı, eminim ki birçok insanın kalbinde imkân olsa Güneydoğu’daki mücadeleye gönüllü yazılmak için karşı konulmaz bir istek uyandırmıştır.Ama unutmayalım ki, öfke ürünü tepkiler tedbir değil düşmanın tuzağına sürüklenmek sonucu doğurur. İhtiyacımız olan şey, toplumsal dayanışma içinde teröre karşı birleşmek, diplomatik alanda pısırıklıktan kurtulmak ve terörle mücadelenin teknik, taktik ve stratejik gereklerini bütünlük içinde icra etmektir.İmralı’ya baskıTerörle mücadelenin ön koşullarından biri şiddeti tecrit etmektir. DTP’nin meclise girmesi bu yolda bir şanstı ama kullanılamıyor henüz. DTP dün Şırnak’taki olay nedeniyle üzüntüsünü belirten bir açıklamada bulundu ama PKK’yı ve terörü yine lânetlemedi.AB’nin hak ve özgürlük kriterleri, terörü meşru göstermeye yönelik tutumları kabul ediyor mu? Hayır..PKK cinayetlerinden sorumlu tutulacağını İmralı’daki teröristbaşına hissettiren bir politikanın uygulanması bile etkili olabilirdi ama ihmal edilmiştir.Başbakan Erdoğan dün terörle mücadelede yöntem değişikliğine gidileceğini ima etti. Yanan yere su serpme tedbiri herhalde!..Bu iktidarın en büyük yanlışı, kucağında katil beslemenin ağır bir bedeli olacağını Kuzey Irak Kürt yönetimine hissettirememesi olmuştur. Erdoğan “ABD Başkanı Bush’la konuyu görüşeceğini” söylüyor. Bush her şeyi bilmiyor mu?Sıra sıra yanlışlarKara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Başbuğ terör örgütüne katılımların önlenmesinde devletin başarısız olduğunu açıkladı geçen hafta. Doğrudur. Çünkü siyaset bu bölgede etnik mücadeleyi destekleme amaçlı bir nüfus patlaması yaşandığını görüp tedbir almak şöyle dursun devlet kesesinden teşvik ediyor.Sonra ekonomik ve sosyal kalkınma için elverişli çatışmasız yıllar boşa harcandı. Umutsuzluk batağındaki işsiz gençler, kör siyasetçilerin ihanete sunduğu hançerlere dönüştü.Terörle mücadelenin askeri boyutundaki zaaf, savaşın tümü ile profesyonellere devrinde gecikilmesidir. Kalabalık birlikler büyük hedeftir. Yüksek hareket ve ateş gücüne sahip iyi eğitimli özel birliklerin, tecrübesi ile birlikte etkinliğinin de artacağı unutulmamalıdır.Terörle mücadeleyi devlet siyaseti olarak örgütlemekte geç kaldık. Uyanalım..

Devamını Oku

Ne demek bu?

7 Ekim 2007

Türkiye bundan böyle referandum kültürüne alışmalıdır...Başbakan ne demek istedi?Konuşmasının kafaları karıştıran bölümü tam şöyle:“Türkiye bundan böyle referandum kültürüne de alışmalıdır. Bu ülkede öyle konular gündeme gelecek ki, artık bu konuları sahibine götüreceğiz. Sahibi kim? Millettir. Millete götüreceğiz ve millet çözecek. Buna da Türkiye’nin alışması lâzım!” Sistem anayasa değişikliklerinin referanduma sunulmasına izin veriyor ama onun dışında kanunların halk oyu ile yürürlüğe sokulmasına olanak tanımıyor.İktidarın sipariş ettiği yeni anayasa taslağında da “referandum kültürü” oluşturulmasını gözeten bir anlayış değişikliği fark edilmiyor.Başbakan’ın bu gerçekleri bilmemesi düşünülemeyeceği için sözleri tedirginlik yaratmıştır.Acaba Erdoğan, tartışmalı hedeflerini meşrulaştırmak amacıyla referandum silâhını mı kullanacak?Maziden gelen sesÜstünden tam 13 yıl geçti ama Tayyip Erdoğan’ın RP’nin Ümraniye’deki bir toplantısında sarfettiği şu sözler unutulmamıştır:“Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor, laiklik elden gidiyor... Bu millet istedikten sonra tabii elden gidecek yahu! Önüne geçemezsin ki. Yani zorla bu milletin elini tutmaya gücün yetmez. Millete rağmen bu yürümez zaten.” Evet, bu köprülerin altından çok sular geçti. Erdoğan da, yol arkadaşları da değiştiler. Artık laikliği tehlikeye sokacak bir rüzgârın kendilerini de bulundukları yerlerde tutmayacağını biliyorlardır.Eskiden rejime karşıydılar, o yüzden Milli Görüş partileri defalarca kapandı. Milli Görüş gömleğini çıkardıklarını söylediler, şimdi iktidardalar ve rejimin güvenliği onların da sigortasıdır.Rejimin laik karakterini değiştirmek bir yana öneride bile bulunamazlar. Ama laikliğin tarifini değiştirmeye bağlı olarak ulaşacaklarını düşündükleri hedefler var; türban gibi, imam hatipler ve Kur’an kursları gibi...Acaba bu niyetleri eyleme dönüştürmek konusunda Başbakan toplumun nabzını ölçmek mi istedi?Dine halkoyu olmazPartisinin üst yöneticileri bile dün Başbakan’ın niyet veya hedefi konusunda bir tahminde bulunamadılar.Fakat VATAN muhabirlerinin danıştığı otoriteler göze alınacak zorlamaların sakıncalarını ortaya koymuşlardır.Din konuları ile ilgili meseleleri referandum konusu yapmak demokrasiye karşı işlenmiş suç olduğu kadar dinen de günah olmalıdır. Çünkü istismarcılar mutlaka saptıracaklardır.Humeyni devriminden sonra İran’da “İslâm Cumhuriyeti’ni istiyor musunuz?” diye halka sordular.Propaganda sırasında soruyu “İslâm’a evet mi, hayır mı?” diye değiştirdiler.Tabii ki sandıktan ezici bir “evet” çıktı ve İran bir karanlıktan başka bir karanlığa yuvarlandı.Başbakan ne demek istediğini açıklasın!

Devamını Oku

Onlar utansın

6 Ekim 2007

Amerikan AP ajansı Washington’da herkesin tetikte olduğunu bildiriyor.Sebebi malum: “Ermeni yasa tasarısı yıllardır tartışılıyor ama ilk kez gerçekten kabul edilme ihtimali var!” Türk ve Ermeni tarafları “adam adama markaj” denebilecek bir faaliyet yürütüyor.Geçen hafta ABD’nin sekiz eski dışişleri bakanı tasarıyı genel kurul gündemine koymasın diye Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’ye bir uyarı mektubu göndermişlerdi.Uluslararası medya da Türkiye aleyhindeki bir kararın maliyeti hakkında ABD’yi sürekli uyardı, uyarıyor...Tahmin edileceği gibi Amerika için vazgeçilmez lojistik üs İncirlik ilk misilleme tedbiri olarak kullandırılmayacak, ikinci tedbir olarak Irak sınırı kapatılarak ülkeyi güvenle tahliye imkânı Amerikan askerlerinin elinden alınacaktır.Başbakan Erdoğan’ın telefonda Başkan Bush’a ters bir kararın “stratejik ortaklık ilişkilerine zarar vereceğini” söylerken bu sonuçları ima ettiğini herkes tahmin edebilir.Başkan Bush’un telefondaki sözleri ümit hatta güvence içeriyor.Ermeni tasarısına şiddetle karşı olduğunu belirten Başkan Bush, 1915 olaylarının soykırım olup olmadığına tarihçilerin karar vermeleri gerektiği konusundaki Türk tezini desteklemiştir.Bu demektir ki, tasarı Kongre aşamalarını geçse bile Bush “Başkan onayı”nı vermeyecektir.O nedenle kötü bir habere hazırlıklı olmalı, kendimize de zarar vermemek için tepkilerimizi kontrol etmeyi bilmeliyiz.Zaten 21 ülkenin ve ABD’de 40 eyaletin meclisleri Ermeni soykırımını tanımıştır.Biz arşivlerimizi açtık, tarihçilerin vereceği kararı baştan kabullendik buna rağmen şantaj sürüyor. Belli ki bir çok ülke bu sorunu Türkiye’ye karşı koz olarak elinde tutmak istiyor.Sorunun özüne bakan yok gibi.“Biz soykırım yapmadık” savunması keşke yeterli olabilseydi. Ama olmuyor. Karşımızdakiler adalet değil siyaset peşinde. O nedenle tehdit ediyoruz diye ayıplanamayız.Mecbur edenler utansın!*****Faturası ağır! Beş yılda nereden nereye geldik?Bağımsız araştırma şirketi Pew’in son çalışması cevap veriyor: 42 ülkede araştırma yapan Pew’in bulgularına göre laikliğe desteğin en hızlı düştüğü dünyadaki ikinci ülke Türkiye olmuş.“Din, kişisel inanç meselesidir ve siyasetten ayrı tutulmalı” görüşünü savunan Türklerin oranı 2002 yılının araştırmasında yüzde 73 idi.Bu oran yüzde 55’e gerilemiş!“Demokrasi bizim ülkemizde de işleyebilir” diyenlerin oranı tüm İslâm dünyası içinde en düşük Türkiye’de çıktı.Demokrasinin Türkiye’de işleyebileceğine inananların oranı beş yılda 50’den yüzde 31’e gerilemiş görünüyor.AKP iktidarı özellikle ekonomide sağlanan gelişmelerden ötürü övünebilir ama laikliğe verdiği zararlar nedeniyle durup düşünmelidir herkes.Dinin özel alandan kamu alanına hızla yayılması karşısında “Türkiye’ye bir şey olmaz” diyen “narkoz teknisyenleri” de hiç değilse çocuklarına karşı sorumluluklarını hatırlamalılar.AKP iktidarının başka alanlardaki başarısını böyle ödeyeceksek bu kabul edilemez bir bedeldir.Gül ve Erdoğan, yarattıkları dalganın kendilerini de aşmasını istemiyorlarsa frene basmalı ve laik demokrasiyi özendiren bir rol modeli olmaya çalışmalıdırlar.

Devamını Oku

Dönüş yok!

5 Ekim 2007

Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olduğu günden beri 21 Ekim’deki referandumun fuzuli hale geldiğini söylüyoruz.Çünkü referanduma konu olan anayasa değişikliği, 367 engeli nedeniyle parlamentonun seçemediği cumhurbaşkanını halka seçtirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir.Genel seçimden sonra oluşan yeni parlamento 11’inci cumhurbaşkanı seçince kriz ortadan kalkmış ve krizi çözmek amacıyla yaratılan formül de anlamını, işlevini kaybetmiştir.Zaten Başbakan da söyledi: “11’inci cumhurbaşkanını parlamento seçti, 12’nci cumhurbaşkanını halk seçecek...” Ne zaman seçecek?En erken 5 yıl sonra.Cumhurbaşkanını halka seçtirme ilkesi yeni anayasaya girmeyecek mi? O anayasa 5 yıl içinde sonuçlanmayacak mı?İktidar buna rağmen niye referandumda ısrar ediyor?Bu sorumun cevabını dün Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’ten aldım.“Sizin açınızdan bakınca haklı oluyorsunuz ama biz de kendi yönümüzden haklıyız. Son günlerin anayasa tartışmaları, yeni bir anayasanın ne kadar zorluklarla yapılacağını şimdiden gösteriyor. Yeni anayasa yapılacak mı, yapılmayacak mı; o da belli değil” dedi.367 yorumu yüzünden cumhurbaşkanı seçiminin kilitlenmesi Cemil Çiçek’in anlattıklarına göre iktidarı dönüşü olmayan bir karar noktasına getirmiştir.Sorun iki hafta sonraki referandumla kökten çözülecektir ve AKP bu fırsatı heba etme niyetinde değildir.Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek gerekçelerini şu şekilde ortaya koydu:“Evet, yeni bir anayasa yapılacak. Onun içinde bu mesele çözülebilir ama garantisi yok ki. Çözüm noktasına hazır gelmişken yürüsün istedik. Bitirelim bu sorunu, Türkiye’nin gündeminden çıksın dedik.” Anlayacağınız iktidar yeni anayasayı çıkaracağından emin değil. O nedenle...“Ne olur ne olmaz Referandumu”na gidiyoruz.Ve dönüşü yok!***Pis siyaset Cehaletle siyaset el ele verince ne olur?İbretli cevap Rize’nin Şimşirli Köyü’nde...Köylü yıllardan beri kanalizasyon şebekesini kuracak, pis sularını arıtacak bir kurtarıcı bekliyordu.Sonunda mucize gerçekleşti: Projeleri ön elemeyi geçerek AB fonlarından 350 bin Euro’luk hibe yardımını almaya aday oldu.Ama siyaset devreye girdi ve köylülerin kafasına kurt soktu:“AB bize niye bedava para versin? Altında mutlaka bir şey vardır!” Bu şüpheyi kim bilir daha kaç yıllar boyu pislik içinde yaşamaya mahkûm ettikleri köylülerin kafasına sokan siyasetçiler bilmiyorlar mı ki bu proje yardımları, bu hibeler “anamızın ak sütü kadar helâl”dir bize?Venedik’in bile kanalizasyon çukuru haline gelen kanallarını AB parasıyla temizlediğini duymadılar mı?Gümrük Birliği’nin yüklediği özveri nedeniyle AB’den aldığımız bu yardımların sadaka değil hak olduğunu bilmiyorlar mı?Cahil veya saplantılı, farketmez; bu siyasetçiler teşhir edilmeli!

Devamını Oku

Fuzuli masraf

4 Ekim 2007

Bizde siyaset genellikle “incir çekirdeği doldurma tesisi” gibi çalışır.Bu da bize üzüntü verir.Şükür ki dün bir istisna yaşandı ve partiler Çankaya üstüne yeni bir siyasi kavga doğmasına sebep olacak yanlışı önlediler.Önümüzdeki hafta Meclis’ten geçirilmesi tasarlanan iki maddelik anayasa değişikliği teklifi, “11’inci cumhurbaşkanının halk oyu ile seçileceğini” söyleyen daha önceki anayasa değişikliğinin geçici maddelerini iptal ediyor.Yani 21 Ekim’deki referandum, bundan sonraki cumhurbaşkanlarının halk tarafından seçilmesi için yapılacak. Meclis tarafından seçilen 11’inci Cumhurbaşkanı Gül’ün tartışmalı hale gelmesi riski böylelikle önlenmiş oluyor.İktidar çözüm arayışını niçin bu kadar geciktirdi? Referandumu tümden iptal etmeyi niçin düşünmedi?Cevabını vermek kolay değil.Bu referandum, 367 engelini çıkaranları halka dövdürmeye dönük öfkenin ürünü idi. Seçimden sonra meclis Gül’ü Çankaya’ya çıkarınca işlevi kalmamıştır.21 Ekim’de halkı sandığa çağırmanın artık anlamı ve amacı yoktur.Abdullah Gül en az 5 yıl görev yapacağına göre, iktidarın tezgâha koyduğu yeni anayasa bu süre içinde bitmiş olmayacak mı? Yoksa AKP yeni anayasayı çıkaracağından mı emin değil?Gül cumhurbaşkanı seçildikten sonra yaptığımız öneriyi CHP de sahiplenmiş, referanduma konu yasanın yalnız geçici maddelerini değil, yasayı, yani referandumu tümden iptal etmeyi teklif etmiştir.Baykal haklı: Görünen hiçbir meşru amaca hizmet etmeyecek bir referandum için devletin 200 milyon YTL’yi aşkın parası çarçur olacaktır. Yazık değil mi?AKP iktidarı eğer bu referandumda “evet”leri sahiplenip fiyaka yapmak için ısrar ediyorsa, devlet kesesinden hovardalığın ayıbını, günahını vicdanında iyi tartmalıdır.Henüz vakit var. Yarım doğruda uzlaşabilen siyaset kurumu “toptan çözüm”ü de başarabilir.Cumhurbaşkanını halkın seçmesini yeni anayasa zaten öngörecektir. 21 Ekim’deki referandum fuzuli eylem, fuzuli masraftır.Türk halkı sandığı ciddiye alıyor.Kapris referandumu bu duyguya zarar verecektir!*****Bayrağı vermeyinÇocuk katillerin ellerine bayrak tutuşturmak veya onları bayrakla buluşturmak neyi nesi?Herhalde yakalandıkları zaman kendilerini lânetli bir silâhın tetiği gibi kullanan kişiler tarafından kandırılmış olduklarını anlayıp çöküntüye uğruyorlar.Yaptıkları işin, ruhlarını ele geçiren melânet bezirgânlarının söylediği gibi vatan sevgisiyle ilgili olmadığını, hatta vatana ihanet sayılacak derecede kötülük olduğunu kavradıkları an panikliyorlar.Bayrağa sarılmak, belki bu çaresizliğin ilham ettiği bir savunma refleksidir.Rahip Santoro’nun katili de gazeteci Hrant Dink’in katili de bir şekilde bayrakla buluşturuldu. Biri karakolda, öbürü cezaevinde Türk bayrağı ile fotoğraflandı.Irk ve din ayrımına dayalı nefreti körüklemek isteyen melânetin, devletin güvenlik ve adalet uzvu içinde destekçiler bulabilmesi Türkiye için ne kadar vahim ve utandırıcı bir durumdur!Devlet buna izin verenleri bulup cezalandırmalıdır. Bayrağa yapılan saygısızlık millete ve devlete de yapılmış demektir.Bu resimler, katillerin devlet içinde koruyucular bulduğu inancına hizmet ederse Santoro ve Dink’in katillerine benzer bir yığın çocuğu ırkçı çetelerin tuzağına karşı korumak zorlaşacaktır.Katiller çocuk bile olsa, kahramanlık, temizlik, şan ve şeref simgesi olan bayrağımızın manevi korumasına lâyık değildir!

Devamını Oku

En iyisi iptal!

4 Ekim 2007

Türkiye durduk yerde yeni bir karmaşaya doğru sürükleniyor.21 Ekim’de yapılacak olan referandum, devlet gemisinin rotası üstündeki bir buzdağına benziyor. Göz göre göre toslamanın âlemi var mı?Kaptan olarak Başbakan Erdoğan “11’inci cumhurbaşkanını parlamento seçti; 12’ncisini halk seçecek” diyor.Bu yaklaşım, rotayı değiştirecek yerde geminin önüne çıkan buzdağını kaldırıp başka bir yere koyma niyetini yansıtıyor.Denizde tatbik kabiliyeti olmayan bu çözüme hukukun da referandum konusunda izin vermesi pek mümkün görülmüyor.Çünkü referandumda “evet”ler kazanırsa, halkın kabul ettiği anayasa değişikliği, anayasa metni olarak kesinleşecektir.O günden itibaren “yeni anayasa” olacak bu metinde, sadece cumhurbaşkanının halk tarafından 5 yıl için seçileceği yazmıyor, 40 gün içinde 11’inci cumhurbaşkanının seçileceği de yazıyor.Başbakan’ın Temel Reis yöntemlerini çağrıştıran yorumunu acaba Yüksek Seçim Kurulu da benimser ve bu karmaşa kapanır mı?Mümkündür ama asla garanti değildir.Sandık şehvetine feda ettiğimiz aylara daha kaç tanesini ekleyeceğiz?İyisi mi iktidar ana muhalefetten uzatılan eli tutmalı ve sandık itiş kakışına son verip çalışma şartlarını oluşturmalıdır.Deniz Baykal dün örnek bir yardımlaşma adımı atmış, ülkeyi yeni bir hukuki karmaşanın zararlarından korumak için işbirliği önermiştir.Sadece AKP ile CHP’nin oyları bile mecliste çözüme yetiyor. Bu çözüm cumhurbaşkanının sıra numarasını düzelten bir uzlaşma da olabilir, referandumu iptal eden bir adım da...Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi tercihi, nasılsa yeni anayasaya girecektir. En iyisi iptaldir.İktidar kendine ve millete eziyet etmesin!***Paşa haklıEski Genelkurmay Başkanı Özkök’ün söylediği bir söz var.Bence siyasetçiler o sözü çerçeveletip duvarlarına asmalılar:“Birileri, göbeğini kaşıyor diye adamı hor görürken öbürü, onun evine ayakkabısını kapı önünde çıkarıp giriyor ve onu kazanıyor. İnsanları adam yerine koymak çok önemli...” CHP lideri Baykal AKP’nin seçimi kamu kaynakları yanında çok ciddi ekonomik kaynaklar kullanarak kazandığını iddia etti. İddiasında gerçeğin payı elbette vardır ama AKP’nin başarısını bence asıl Emekli Orgeneral Hilmi Özkök’ün çok iyi ifade ettiği yaklaşım belirliyor.Bekir Coşkun daha önceki bir yazısı nedeniyle alınganlık gösterip dün itiraz etti:“Göbeğini kaşıyan adamın düzeyine ine ine, onu yücelte yücelte bir yere çıkılmaz, inilir. Belki siyasi partiler bir süre kazanabilirler ama Türkiye kaybeder.” İyi ya... Paşa “Türkiye’ye kaybettirenler seçimi böyle kazanıyor” diyor.Herkesin oyunun aynı değerde olduğu gerçeğini unutanlara “dikkaaaat” çekiyor!

Devamını Oku

Önce şiddet bitecek!..

2 Ekim 2007

Terör güç kullanarak belki yeniliyor ama kökü kazınmıyor. İhmal ederseniz hortluyor.Bu gerçeğin hem en yakın tanığı hem mağduruyuz.Peki ne yapalım, terörle mücadeleye son mu verelim?Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök “AB’ye üye olmuş, fert başına geliri 15 bin doları aşmış bir Türkiye’de PKK’nın halk desteği de kesilir” diyor.AB üyeliği ufukta görünmediğine ve bölge halkını yoksulluktan kurtaracak yatırımların yapılmasına terör izin vermediğine göre geriye çözüm yolu olarak ne kalıyor?DTP Genel Başkanı Ahmet Türk dün “İmralıdaki” ile Başbakan Erdoğan’ın aynı şeyleri söylediğini iddia etti.Başbakan Amerika’da Kürtlerin azınlık değil çoğunluğun parçası olduğunu, farklı kültürlerin ayrılık değil zenginlik kabul edilmesi gerektiğini savundu ya, bunları hatırlatan Ahmet Türk İmralı’dan uçurulmuş bir posta güvercini gibi şu mesajı aktardı:“Kültürler ve farklılıklar zenginlik kabul edilir ve yasal güvenceye alınırsa iki ay içinde tamamen PKK’yı silâhsızlandıracak bir girişim içinde bulunulur!” AB yolunda genişletilen hak ve özgürlüklere ek olarak ne istiyorlar? Ahmet Türk ve partisi açık açık bunu ortaya koysun.Terörün boyunduruğuKendileri demokratik temsilin uzuvları olarak mecliste konuşurken, sivillere dağlarda katliam uygulayan, kentlerde bombalar patlatan canilere cani diyemiyorlarsa toplum vicdanında sorgulanacaklarını bilmeliler.Soracaktır herkes: Bunlar minibüste katliama uğrayan köylüleri mi temsil ediyorlar, yoksa onları katleden teröristleri mi?Dün Cumhurbaşkanı Gül “Bu acı ve gözyaşı kimin olursa olsun durması gerekiyor” dedi. İhanet eden ile vatanı için şehit olanı aynı cümlede anmak çözüme yardımcı olsa haydi neyse; ama olmuyor.Gül şunu da dedi: “Herkesin teröre karşı çıkması gerekiyor. Bizzat şiddetin içinde olmak gerekmiyor, onun desteklenmesi de tasvip edilemez.” Bu söz de doğru ama yazık ki tatbik kabiliyeti bulunmuyor.İşte bir DTP’li milletvekili çıkıyor “PKK’yı kınayamayız. Aksi halde sizleşiriz” diyor!Öcalan’ın yakalanmasından sonra PKK iyice zayıfladığında fırsatı değerlendirip bölgenin ekonomik ve sosyal gelişmesine yoğunlaşsaydık bugün çok farklı bir yerde olurduk.Şimdi PKK gücünü artırmıştır ve bölge halkının devlete bağlılığını artıracak sosyal ve ekonomik hamlelere sabotajlar ve cinayetler yoluyla karşı koymaktadır.Emekli Orgeneral Özkök PKK’nın halk desteğinden söz ediyor ama asıl mesele bölgedeki halkın PKK haydutluğuna boyun eğmesidir.Çözüm ikliminin yaratılması için öncelikle bu şiddet boyunduruğunun kırılması, halka güven duygusunun kazandırılması gerekmektedir.Siyasetçilerin demokrasiyi romantizm ile karıştırmaları çözümü geciktiriyor.

Devamını Oku