Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olduğu günden beri 21 Ekim’deki referandumun fuzuli hale geldiğini söylüyoruz.
Çünkü referanduma konu olan anayasa değişikliği, 367 engeli nedeniyle parlamentonun seçemediği cumhurbaşkanını halka seçtirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir.
Genel seçimden sonra oluşan yeni parlamento 11’inci cumhurbaşkanı seçince kriz ortadan kalkmış ve krizi çözmek amacıyla yaratılan formül de anlamını, işlevini kaybetmiştir.
Zaten Başbakan da söyledi: “11’inci cumhurbaşkanını parlamento seçti, 12’nci cumhurbaşkanını halk seçecek...”
Ne zaman seçecek?
En erken 5 yıl sonra.
Cumhurbaşkanını halka seçtirme ilkesi yeni anayasaya girmeyecek mi? O anayasa 5 yıl içinde sonuçlanmayacak mı?
İktidar buna rağmen niye referandumda ısrar ediyor?
Bu sorumun cevabını dün Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’ten aldım.
“Sizin açınızdan bakınca haklı oluyorsunuz ama biz de kendi yönümüzden haklıyız. Son günlerin anayasa tartışmaları, yeni bir anayasanın ne kadar zorluklarla yapılacağını şimdiden gösteriyor. Yeni anayasa yapılacak mı, yapılmayacak mı; o da belli değil” dedi.
367 yorumu yüzünden cumhurbaşkanı seçiminin kilitlenmesi Cemil Çiçek’in anlattıklarına göre iktidarı dönüşü olmayan bir karar noktasına getirmiştir.
Sorun iki hafta sonraki referandumla kökten çözülecektir ve AKP bu fırsatı heba etme niyetinde değildir.
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek gerekçelerini şu şekilde ortaya koydu:
“Evet, yeni bir anayasa yapılacak. Onun içinde bu mesele çözülebilir ama garantisi yok ki. Çözüm noktasına hazır gelmişken yürüsün istedik. Bitirelim bu sorunu, Türkiye’nin gündeminden çıksın dedik.”
Anlayacağınız iktidar yeni anayasayı çıkaracağından emin değil. O nedenle...
“Ne olur ne olmaz Referandumu”na gidiyoruz.
Ve dönüşü yok!
Pis siyaset
Cehaletle siyaset el ele verince ne olur?
İbretli cevap Rize’nin Şimşirli Köyü’nde...
Köylü yıllardan beri kanalizasyon şebekesini kuracak, pis sularını arıtacak bir kurtarıcı bekliyordu.
Sonunda mucize gerçekleşti: Projeleri ön elemeyi geçerek AB fonlarından 350 bin Euro’luk hibe yardımını almaya aday oldu.
Ama siyaset devreye girdi ve köylülerin kafasına kurt soktu:
“AB bize niye bedava para versin? Altında mutlaka bir şey vardır!”
Bu şüpheyi kim bilir daha kaç yıllar boyu pislik içinde yaşamaya mahkûm ettikleri köylülerin kafasına sokan siyasetçiler bilmiyorlar mı ki bu proje yardımları, bu hibeler “anamızın ak sütü kadar helâl”dir bize?
Venedik’in bile kanalizasyon çukuru haline gelen kanallarını AB parasıyla temizlediğini duymadılar mı?
Gümrük Birliği’nin yüklediği özveri nedeniyle AB’den aldığımız bu yardımların sadaka değil hak olduğunu bilmiyorlar mı?
Cahil veya saplantılı, farketmez; bu siyasetçiler teşhir edilmeli!

