Yargı korudu!

25 Ekim 2007

Terör haberlerine hükümetin RTÜK eliyle koymaya kalktığı sansür şükür ki yargıdan döndü.Danıştay Türkiye’yi sadece büyük bir ayıptan kurtarmakla kalmadı, ulusal menfaatlerimize sansür gibi bir ilkelliğin vereceği zararları da önledi.İktidar şunun farkında değil:Özgür bir medya ülkenin çıkarlarını dar görüşlü, kalın kafalı sansür memurlarından daha iyi düşünür, korur.Çağdaş yönetimler de toplumun haber alma ihtiyacını karşılamakla yükümlü olduklarını bildikleri için yeterli ve sağlıklı bilgi kanallarını sürekli açık tutmaya özen gösterirler.Toplumun duygusal dalgalar üstünde yalpalandığı dönemlerde medyanın haber ihtiyacı artacaktır.Çağdaş devletler böyle durumlarda medyayı habere boğarlar, dar kafalı olanlar ise sesini kısıp toplumu düşman güçlerin yalanlarına ve kışkırtmalarına açık hale getirirler.Danıştay sansür girişimini derhal püskürterek yargının denetim yetkisini övgüyü hak edecek bir sürat ve kararlılıkla korumuştur.Türkiye bir hukuk devleti ise -ki son Danıştay kararı bunun böyle olduğuna inanmamız için yeni bir sebeptir- ulusal çıkarlarını ilkel yasaklara muhtaç olmadan koruyacak yasalara sahiptir.Bu sınırların çerçevelediği özgürlük alanı, doğru kararlar vermek isteyen yöneticilerin de vazgeçilmezidir.Hataya düşüp sonra pişman olanların yakın tarihteki en ünlüsü ABD Başkanı Kennedy’dir.Daha önce de yazdım ama hatırlatmakta yarar görüyorum:Kennedy 1961’de Castro’yu devirme amaçlı CIA destekli Domuzlar Körfezi çıkarması girişimini haber alan Washington Post ve New York Times gazeteleri üstündeki nüfuzunu kullanarak haberin yayınlanmasını önlemişti.Çıkarma bozgunla bitti, Amerika ve Kennedy rezil oldu.Kennedy daha sonra Washington Post’u ziyaretinde şöyle dedi: “Keşke beni dinlemeyip haberi bassaydınız ve Domuzlar Körfezi çıkarması gerçekleşmeseydi. Ulusal menfaatimiz meğer sizin çizginiz tarafından temsil ediliyormuş...” İktidar, Danıştay kararını yenilgi kabul ederek yeni bir sansür hamlesine kalkışmamalıdır.*****Nasıl olur?Terör sorunları Anayasa Mahkemesi’ndeki seçime hak ettiği dikkatin verilmesini önledi.Oysa Haşim Kılıç’ın başkan seçilmesi yargı çevrelerinde itirazlara sebep olmuştu. Ve bu itirazların tümü, eşinin başörtüsü takması ve kendisinin laikliğe karşı suç işlediği gerekçesiyle haklarında kapatma kararı verilen partilerle ilgili kararlara muhalefet etmesi gibi sebeplere dayanıyor değildi.Mesela İstanbul Barosu eski Başkanı Turgut Kazan “Mahkemenin Yüce Divan görevi de yürüttüğü düşünülürse hukukçu olmayan (Eskişehir İTİA mezunu) Kılıç’ın başkanlığa getirilmesi bir hukuk devleti için inanılır şey değildir” diye açıklama yaptı.Avukat Kazan açıklamasında Turgut Özal’ın Haşim Kılıç’ı mahkeme üyeliğine atarken Sayıştay Yasası’na geçici madde eklettiğini, bu maddenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği halde “iptal kararları geriye yürümez” denilerek Kılıç’ın üyeliğinin sürdürülmüş olduğunu hatırlatıyor.Bu hatırlatma neyi aydınlatıyor?Anayasa Mahkemesi, anayasaya aykırılık kararına konu olmuş bir kişiyi yıllarca üye olarak taşıdıktan sonra şimdi bir de başkan yapmıştır!Peki şimdi ne olacak?Başkan Kılıç’ın Anıtkabir ziyaretine kendisine oy vermeyen mahkeme üyeleri katılmadılar. Bu protesto mahkemede bölünmeyi işaret ediyor.Bakacağı davaların sonucu önceden tahmin edilecek bir yüksek mahkeme?..Olmaz!.. Buna çare bulunmalı!

Devamını Oku

Olumsuz güç!

24 Ekim 2007

Amerika El Kaide tarafından vurulduğunda Başkan Bush Kongre’den dünyaya şöyle seslenmişti:“Her ülkenin şimdi bir karar vermesi gerekiyor. Ya bizimlesinizdir ya da teröristlerle.. Bugünden sonra terörizme destek veren ya da koruyan her ülke ABD tarafından düşman rejimler olarak görülecektir!” Başkan Bush’ta biraz empati duygusu olsaydı, nereden nereye geldiğini görür insanların kendisine ne gözle bakmaya başladıklarını tahmin eder, utanırdı.Fazilet yoksunluğunun güçle birleştiği zaman ne büyük haksızlık faciaları yaratabileceği sorusuna Bush’un Amerikası’ndan daha korkutucu bir örnek tarihte zor bulunur.Başkan Bush’un 20 Eylül’de dünyaya ilân ettiği “dost sayılma şartı” faziletli bir süper güç hesabına saygı uyandırıyordu. Ama kuralı en başta kendi çiğnedi.Düşünebiliyor musunuz, çağın en vahşi terör örgütü, ABD’nin işgal ettiği toprakları yıllarca güvenli bölge olarak kullanmıştır.Katiller sürüsü orada eğitilmiş, silâhlanmış, palazlanmış, Türkiye’ye sızıp alçakça saldırılar düzenleyip tekrar oraya kaçmıştır.Talabani adlı kediKalleş pusuların Türk halkında uyandırdığı yakıcı duygular Ankara’yı daha fazla erteleyemeyeceği bir karar noktasına getirmiştir artık.Ve Amerika, Başkan Bush’un altı yıl önce terörü koruyan ülkelere yaptığı uyarının muhatabı durumuna düşmüştür.Şükür ki gerçeği geç de olsa fark ettiler.Bunun yarattığı tutum değişiklikleri olumlu etkilerini göstermeye başlamıştır. Amerika’nın Türkiye’yi feda edemeyeceğini belli etmesine bağlı gelişmeler PKK’nın Kuzey Irak’ta suyunu ısıtacaktır.Dün Irak Devlet Başkanı Talabani’nin Dışişleri Bakanı Babacan’a, PKK elebaşılarının iadesini kabul edebileceklerini söylediği duyuruldu.Prestijine zarar verecek bir dönüş sayılmaz; çünkü o Türkiye’ye kedisini vermeyeceğini söylemişti!Aynı şekilde Kuzey Irak’taki Barzani yönetimi de yayınladığı bir bildiri ile terörü kınadı, topraklarını Türkiye’ye saldırı merkezi olarak kullandırmayacağını duyurdu ve PKK’ya silâhlı mücadeleyi bırakması çağrısında bulundu.General yolu açtıDaha önce neredeydiler?Bunca fidanın yitip gitmesine niye sebep oldular?Günahı Amerika’nın boynundadır.Bir operasyonun Türk ve Amerikan askerlerini çatışma durumuna getireceği ihtimali Irak’taki Kürt yöneticileri için cüret kaynağı olmuştur hep. Operasyonu da bu riskin maliyeti geciktirmiştir.Irak’taki Amerikan kuvvetleri komutanı General Petraeus dün BBC’ye verdiği demeçte, böyle bir ihtimalin çok düşük olduğunu söyledi.Bu ifade “Kasıt olmadığı takdirde çatışma imkânsız” anlamına gelmektedir.General David Petraeus’un açıklaması Türk askerine operasyon yolunu açan bir mesaj gibi algılanacağı için PKK’yı Kuzey Irak’ta korumasız bırakmaya yarayacaktır.Ama terörü siyaset aracı olarak kullanan ahlâksızlık köklü çözümü getiremez. Köklü çözüm, terörü samimi olarak reddeden bir ahlâka sadakatla bağlı taraflar gerektiriyor.Sağduyu ve adalet arayışı gelişmeleri olumlu yönde etkilemeye başlamış gibi görünüyor ama...Petrole tapan bir süper gücün yarın ne yapacağını kimse bilemez!

Devamını Oku

Hile olmasın!

23 Ekim 2007

Hükümet şehitlerinin öcünü almak isteyen bu milleti Irak’a asker gönderip canileri yok etmeden tatmin edemez.Daha açık söyleyelim; ülkeyi idare edemez, iş başında kalamaz.Kararlılıktan bile daha ikna edici bir sebep oluşturmuştur bu durum ve Okyanus’un öteki tarafından bile görülmüştür.Pazartesi’yi Salı’ya bağlayan gece ABD Başkanı Bush, Cumhurbaşkanı Gül’e telefonda anahtar bir cümle söyledi.Gül ülkenin ayakta olduğunu, hükümetin de halkın kızgınlığını paylaştığını ve “Amerika’dan artık söz değil somut adım beklediğini” aksi halde tek başına harekete geçmek zorunda kalacağını anlatınca Bush’tan şu karşılığı aldı:“Emin olunuz sayın Cumhurbaşkanı PKK’ya karşı diplomasiyi aşan yöntemler üzerinde de ciddiyetle duruyoruz...” Amerika güven duyulmayı hak etmiyor. Başkan düzeyinde verilmiş sözlerin bile beş paralık değeri kalmadı.Ama Bush’un son sözlerini büyük bir Amerikan gazetesinin de doğrulaması değerlendirmeyi olumlu yönde etkiliyor.Dünkü Chicago Tribune gazetesine göre Bush, Gül’e telefonda ABD’nin askeri seçenek için hazır olduğunu bildirmiştir.Saygın bir ajans olan AFP de “Amerika PKK’ya karşı hava saldırısına razı oldu” haberini vermiştir.“Neden şimdi?” sorusuna gazetenin Washington’dan aldığı cevap, haberin mantık zeminini güçlendiriyor:“Daha önce PKK’ya yönelik operasyonda isteksizdik. Fakat kırmızı çizgimiz Türklerin sınırı geçme ihtimalidir. Şimdi Türkler sabırlarının sınırında ve bizim de risk hesabımız değişti...” Bu kriz bize çok şey öğretti. Açıklama gösteriyor ki Amerika sözünü tutsa bile PKK’yı terör örgütü olduğu için bombalamayacak, Türk askeri Irak’a girmesin diye bombalayacak.Böyle bir samimiyetsizlik hile dahi yapabilir. Meselâ ABD Savunma Bakanı Gates’in açıklamalarından anlaşıldığına göre Amerikan uçakları, Türkiye tarafından bildirilecek hedefleri vuracaktır.Amerika’nın Kuzey Irak’taki PKK kamplarını vurmak için Türkiye’nin yol göstericiliğine mi ihtiyacı var?Dikkat edelim ki karavana atmanın kılıfı hazırlanıyor olmasın!Ankara gözünü açsın. Karşısında Kore’de silâh arkadaşlığı yaptığı güvenilir Amerika yok. Ne istediğimizi açıkça söylemeliyiz.Türk halkı, şehitlerini nasıl gözleriyle gördüyse, şehit eden hainleri de görmek isteyecektir. Ölü veya diri...Bizimkiler meşgul!Almanya Büyükelçisi Eckart Cuntz’un bir şehidimizin cenazesine katılması soylu bir jest.Bu inceliği, teröre karşı uluslararası dayanışma için örnek ve ibret olmalı.Bölücü terör örgütü “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” bencilliğinin güvenlik siyaseti olduğu yıllarda Almanya’da da himaye gördü.Ama aynı Almanya bu haydut sürüsünün melanetine karşı uyanışın da öncüsü oldu.O bakımdan Eskişehir’e giderek şehit astsubay Soner Özübek’in cenazesine teröre karşı dayanışma adına katılan Büyükelçi Cuntz’un hareketi takdire lâyık bir samimiyet taşıyor.Teşekkürümüzü sunarken acaba ona çok yakışacak bir misyonu da önerebilir miyiz?Avrupa Birliği PKK’yı terör örgütü sayıyor ama Euronews AB’nin yayın organı olmasına rağmen PKK’yı haberlerinde hep parti olarak, haydutlarını da gerilla veya isyancı diye tanımlıyor.Bu katillere terörist demiyor, diyemiyor.Bizimkiler çok meşgul şu aralar...Brüksel’deki gafilleri PKK’nın ne olup ne olmadığı hakkında acaba bir zahmet ekselansları uyarabilir mi?!

Devamını Oku

Kavşağa doğru

22 Ekim 2007

Şehitler, bayrak bayrak şehitler... Onlara annelerin feryatları ve milletin sessiz hıçkırıkları eşlik ediyor.“Resmimi çekmeyin, annem beni Erzurum’da biliyor” diyen Mehmetçik, savaşın içinde uyuyan barışı uyandıracak olan mucizeyi temsil ediyor olabilir mi?Dileriz öyledir.Anacığı onu Erzurum’da bilsin istemiş.O sınırda; üstelik kendi isteğiyle gitmiş!Annesini kutsal görevinin kaygı ve merak yükünden korumaya çalışıyor.Genç bir adamın yüreğine bu kadar sevgi, bu kadar kahramanlık nasıl sığar Allahım?Bir ölümlünün bedenine bu kadar mı yakışır ölümsüzlük?Yitirilen fidanların sayısı arttıkça Türkiye için için kaynayan dev bir volkana dönüşüyor. Evlâtlarının öcünü almaya kararlı bir duruş görememek kalabalıkların kontrol edilmelerini güçleştiriyor.Aslında tarihi sorumluluğu ağır kararların verileceği bir dönemden geçiyoruz.Hükümet yetkiyi aldı. Bu imkânın doğru kullanılması, askeri operasyonun zamanını sürpriz etkisi yapacak biçimde bizim tayin etmemize bağlıdır.Cüretin kaynağıPKK da bu şansı kullandırmamak için elinden gelen melâneti yapıyor.Riski yüksek eylemleri göze alarak varmak istedikleri hedef, hükümet halkın intikam beklentisini kendi seçeceği bir zamanda değil derhal karşılamaya mecbur kalsın ve şok yaratma avantajını kaybetsin...Bu oyunu destekleyen tahriklere Barzani’den sonra Talabani de katıldı. PKK elebaşılarının teslim edilmesini isteyen Türkiye’ye değil bir Kürt’ü, bir kediyi bile teslim etmeyeceklerini söyledi.Bu cüretin kaynağı Amerika’dır. Amerikan Dışişleri Bakanı Rice’ın birkaç gün beklememizi niçin istediğini düşünürken fazla umuda kapılmayalım.Ama Washington’a hatırlatmakta yarar vardır:PKK Amerika’dan aldığı cüretle tüm kozlarını aynı anda oynuyor. Türk askerini Kuzey Irak’a çekmek için yeni bir kışkırtıcı eylem daha yapabilir. Bunun tarihi vebali ABD’nin boynuna olacaktır!Yani Türkiye’nin meşru savunma tedbiri olan sınır ötesi operasyon hakkını hemen kullanmayacağını açık etmesi doğru bir politika değildir.Yetersiz ellerdeyizBaşbakan medyaya işini öğretecek yerde arkadaşlarını iyi yönetmelidir.Ukrayna’daki bir toplantıda Amerikan Savunma Bakanı ile görüştükten sonra bizim bakan Vecdi Gönül’ün basına yaptığı açıklama tam bir skandaldır.Gönül, Amerikalı bakana “Amerika’nın bir şeyler yapması gerek. Ne olursa.. Çocuklarımız ölüyor” diye adeta yalvararak Türkiye’nin kararlılık görüntüsüne ağır bir darbe indirmiştir.Robert Gates de görüşmeyi “Tek başlarına harekete geçmekten çekindiklerini gördüm” diye yorumlayıp dünyaya ilân etmiştir. Gates Gönül’e şunu da demiş:“Operasyona girişmeniz Ermeni tasarısını engelleme çabalarımıza da darbe vurur!” Bir ağzı PKK terörü, öbür ağzı Ermeni yalanları olan bir şantaj kıskacı. Amerikan kerpeteni!Evlât acısının duygusallığı ile düşünmeye başlayan bu ülke yakında şuraya varabilir:Amerika ile müttefiklik böyle bir utanca katlanmayı bize dayatacaksa lânet olsun, olmaz olsun.Türk halkı bu zilleti hissediyor ve reddettiğini ilân edeceği noktaya hızla ilerliyor.Dünya bu tehlikeyi görmeli!

Devamını Oku

Alçak tahrik!

21 Ekim 2007

Keder ve öfkenin, milletçe aklımızı başımızdan alacak kadar yoğunlaştığı saatler, günler yaşıyoruz.Kontrol edemezsek bu duygular çok tahrip edici olabilir.Ulusal onurumuza yönelik bir saldırıya uğramak kötüdür ama tepki gösterirken aklın yolunu kaybetmek daha kötüdür.PKK 29 Eylül’de Beytüşşebap’ta köylerine su götürmek için çalışan çoğu korucuların oluşturduğu 12 sivili acımasızca katletti.Bir hafta sonra Gabar Dağı’nda bir askeri birliği pusuya düşürerek 13 askerimizi şehit etti.Hükümet nihayet bir kararlılık göstermek adına, orduyu sınır ötesi operasyona yollama yetkisini meclisten aldı.Bu yetkinin caydırıcı olacağı umuluyordu. Çünkü Kuzey Irak Kürt yönetimi, bağımsız devlet hedefine giden yolda bir Türk askeri müdahalesinin bütün hesapları tersine çevireceğini tahmin edebilirdi.Keza Amerika da hem Türkiye ile ilişkilerinin daha fazla bozulmasına, hem Irak’taki tek güvenli bölgenin karışmasına razı olmayacağı için PKK’yı kış uykusuna erken yatırabilirdi.Onurumuz incindiAnkara hükümeti de zaten “Tezkereyi aldık ama inşallah kullanmak zorunda kalmayız” havası içindeydi.Ama bu dilek gerçekleşmemiş, Türkiye dün bir tatil sabahına yeni bir felâket haberi ile uyanmıştır.Kalabalık bir terörist grubunun Kuzey Irak’tan sızıp sınıra yakın bir askeri birliğimize saldırarak 12 askerimizi şehit ettiği haberi, Türkiye’yi kolay yönetilemeyecek bir ülke haline getirmiştir.Hakkâri Dağlıca’daki olay yönetim zorluğunu büyütmüştür.Ülkenin çeşitli kentlerinde yer alan gösteriler sadece PKK’yı protesto etmekle kalmıyor, ihanetin ininde bastırılmasını, himaye edenlerin de cezalandırılmasını talep ediyor.İşte iyi yöneticiler burada lâzım: Askerlerimize saldırarak ülkede bir öfke ve intikam volkanı patlatmak isteyen fesadın amacı da acaba Türk Ordusu’nu Irak bataklığına çekmek olabilir mi?Kuzey Irak’ta bağımsız devlet hayali kuran Kürtlerle PKK’nın amaçları paralel değildir. Kuzey Irak Kürtleri, askeri bir müdahaleye ve Türkiye’nin ambargo tedbirlerine hedef olmak istemez. Ama PKK, Türkiye bu batağa girsin ve yıpransın ister.Son seçimde Güneydoğu’da bölücü siyasetlerin mevzi kaybettiğini görmek terör örgütünü daha riskli eylemleri göze almaya mecbur etmiştir.En büyük günahârDoğru karar vermek zorundayız: PKK’nın sorumluluğunu Barzani’ye mi ödetmeliyiz, yoksa onu muhatap almama inadından vazgeçip işbirliği imkânı mı aramalıyız?Barzani “PKK liderlerinin Türkiye’ye teslim edilmesi, gerçekleşmeyecek bir hayaldir” derken siyaset yapıyor. Gerçeği Irak Cumhurbaşkanı Talabani söyledi:“Türkiye’nin bizden istediği PKK yetkilileri dağlarda bulunuyorlar. Orası çok güç bir yerdir. Türkiye büyük gücüne rağmen onları yakalayamıyorsa biz nasıl yakalayalım?” Bölgesel Kürt yönetimi bir zavallılığı temsil ediyor. Ama Türkiye’yi hükmü altına alan öfke ve keder daha fazla sabır göstermeye imkân tanımayacaktır.Hükümet intikam talep eden kamuoyunun baskısını göğüslenebilir düzeye indirmek için medyayı etkilemek istiyor ama sonuç alması kolay olmayacaktır.Eğer PKK’nın son riskli eylemleri Türkiye’yi Kuzey Irak’a çekme amacını taşıyorsa, sınır ötesi operasyonda gecikme bölücü örgütü yeni tahrik eylemlerine sevkedecektir. Dikkatli olalım.Bu kanlı ve alçak oyunun sorumlusu Amerika’dır. Onun bizden ne istediğini gerçekten öğrenmeden atacağımız her adım karanlığa göz kırpmak olacaktır.Başbakan Erdoğan’ın ABD Başkanı Bush’la buluşacağı 5 Kasım bu bakımdan çok önemli.

Devamını Oku

Çok lâf zarar...

20 Ekim 2007

Türkiye PKK konusunda savaşı bile göze aldığını meclis kararı ile dünyaya ilân etti.Ama dileğimiz, bu kararlılığın işe yaraması ve savaşı önlemesidir.Bu etkiyi nasıl sağlayabiliriz?Kuzey Irak’taki terör tehdidi diplomatik yollarla ortadan kaldırılmadığı takdirde hükümetin Türk Ordusu’nu oraya göndermekte tereddüt göstermeyeceği inancını zayıflatmamak ve bu kararlılık görüntüsünü zekice jestler, hatta şaşırtmalar yaparak güçlendirmek suretiyle...Meselâ meclisin sınır ötesi operasyon konusunda hükümete yetki vermesinden sonra az konuşan bir tutum mu yararlı olur yoksa her gün tehditler kokan demeç bombardımanları yapmak mı?Başbakan Erdoğan önceki gece bir TV mülâkatı sırasında ABD Başkanı Bush’la 5 Kasım’da yapacakları görüşmenin sınırötesi operasyon da dahil karar bekleyen bir çok sorun için milât olacağını anlattı.Bu tamam, ama ya sonra söyledikleri:Başkan’a fırça mı?“Ben ABD’ye şunu soruyorum. Onbinlerce kilometre uzaktaki Irak’a niye geldiniz? Benim yanı başımda terör örgütü beni vuruyor. Amerikan silâhları ellerinde, bunu görüyoruz, size ihbarını yapıyoruz. Siz buna karşı bir yaptırım yapmıyorsunuz.Bunu söyleyecek dil bende var yani. Başkan’a bunu söylerim.” Başbakan’ın sözleri, Amerikalı yetkililere her zeminde defalarca söylenmiş, yine defalarca cevabı da alınmış şeylerdir.Yaşadığımız aşama yeni bir durumdur.Başbakan Erdoğan oraya Amerikan Başkanı’nın kabahatlerini yüzüne vurmaya mı, yoksa “Ok yaydan çıktı. PKK’yı Kuzey Irak’tan tasfiyesi konusundaki zorluklarınızı Türk halkına anlatıp sabır istemek imkânına artık sahip değiliz. Ya bu işi siz üstünüze alacaksınız veya biz yapacağız, siz yardımcı olacaksınız. Müttefik olarak bunu istiyoruz” demeye mi gidecek?Savunma bütçesiBu saatten sonra iç tüketime dönük tehditkâr tonda konuşmalar yapmaktan sakınmak lâzım.ABD Savunma Bakanı Gates “Türklerin blöf yaptıklarını sanmıyorum. Bence bu konu onlar için blöf kaldırmayacak kadar büyük manalar taşıyor” dedi.Washington yönetimi ikna olmuştur. Böyle durumlarda vakur duruşlar, gereksiz meydan okumalardan daha etkileyici olur.“Başkan’ı fırçalarım gerekirse” anlamına gelecek bir babalanma Türkiye’nin caydırıcılığını ne kadar arttırır bilinemez ama kullanmaya niyetli olmasak bile 2008 bütçesindeki savunma ödeneklerini yüzde 50 artmış göstermek eminiz ki çok daha caydırıcı olurdu Türkiye’yi oyalamak ve hırpalamak isteyenler üstünde.Oysa yeni bütçede Diyanet İşleri’nin ödenekleri yüzde 21 yükseltilirken savunma bütçesi sadece yüzde 1,6 oranında artmıştır.İktidardaki kıdemi beş yıla ulaştığı halde AKP’nin siyasetteki yaratıcılık yeteneği sadaka kültürü ile oy devşirmenin ötesine pek geçemedi!

Devamını Oku

Ben de gitmiyorum !

20 Ekim 2007

Yarınki seçim değil referandum ama yine de sandık... Ve millet olarak sandığa gidip gelmekten usandık!Dün 12 kişinin bulunduğu bir dost meclisinde konu açıldı ve görüldü ki yarınki referandum için sandığa sadece iki kişi gidecek. Neden?Birinci neden şu ki, yapılan “nafile bir referandum”dur.Oya sunulan anayasa değişikliği “11’inci cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi” amacıyla hazırlanmıştı esas olarak ama 22 Temmuz’dan sonra 11’inci cumhurbaşkanı sorunu çözüldü ve eskilerin deyimi ile “maksat hasıl oldu”.Bu durumda aklın emrettiği yol referandumdan vazgeçmekti.Çünkü referanduma konu olan anayasa değişiklikleri zaten hazırlığı süren yeni anayasa içinde nasıl olsa yerini alacaktır.Neyin kaprisidir bu?Fakir milletin kaynakları ne uğruna israf edilmektedir?İktidar yorgunluğuBu meselede iktidar partisi üst üste hatalar yaptı. Seçimden sonra düzeltme şansı geldi fakat kullanamadı.İktidar form düşüklüğü gösteriyor. Seçimlerin üstünden üç ay geçti ama tatil havası devam ediyor. AKP, sorunları çözmekte yararlanacağı bir enerji olarak kullanacağı büyük oy artışını, şüphe ve tedirginlik uyandıran heveslerine cesaret kaynağı yaptı.Anayasayı toptan değiştirme hamlesini yığınlar iyiye işaret saymamıştır.Korkulan şudur ki iktidar laiklik karşıtı projelerini gerçekleştirmek için bir karambol yaratacaktır.Yarınki referanduma dönük ilgi noksanı biraz da bu şüpheden beslenmektedir.Başbakan Erdoğan yandaşlarını “Evet” oyu için sandığa çağırsa da ona “halkın desteği yükselerek sürüyor” dedirtecek bir sonuç çıkmayacaktır yarın.AKP’yi destekleyen seçmenler arasında yarın sandığa gitmeyenler olmayacak mı?Elbette olacak ve işin kötüsü onlar sandığı “hayır” oyu vermek anlamında boykot edecek olan vatandaşların hesabına dahil edilecektir.Rejim savunmasızSeçmen, yarınki referandumdan yararlanarak AKP’ye ciddi bir uyarıda bulunabilir.Bu uyarı “hayır” oylarının galibiyeti olmaz ama para cezası tehdidine rağmen çok düşük bir katılım herhalde iyi bir ders olur.Oy vermemek de bir tür demokratik tavırdır. Ve belki bu sayede iktidar ülkenin gerçek gündemine döner.Hatta kaliteli çoğunluk şartına bağlı olmayan referandumlarla anayasa değiştirmenin maceralara kapı açabileceğini görmek yararlı bir tedbir getirebilir.Mecliste anayasayı değiştirmek için üçte iki çoğunluk gerekiyor ama referandumda 43 milyon seçmenin sadece 2 milyonu oy kullansa, 1 milyondan 1 fazla “evet” oyu, anayasa değişikliğini kesinleştiriyor.Çoğunluk diktasına hevesli bir iktidarın her an ortaya çıkabileceği ihtimaline karşı demokratik rejim kendini güçlendirmelidir.Mecliste partiler bunun için referandum yasasını derhal ele almalıdır.Bilinçli vatandaşlar da kendi tedbirlerini almalılar.Benim kararım sandığa gitmemek!

Devamını Oku

Şeytana azap!

19 Ekim 2007

Hükümetin Kuzey Irak için meclisten aldığı yetki Kandil Dağı’nı dağıtmaya yetti.Batı medyası bölgede safari parkındaymış gibi geziniyor. İngiliz Independent gazetesi PKK kamplarının boşalmış durumda olduğunu haber verdi. Operasyon yapılsa bile Türk askerinin teröristleri kolay kolay bulamayacağını yazıyor.The Times katil sürüsünün elebaşı Karayılan ile konuşmuş. Moda tehdidini o da tekrarlamış: “Savaş olursa bu sadece Irak’ta olmaz. Türkiye’nin tüm şehirlerinde olur!” Kürt kökenli vatandaşlara ihanet yakıştırmasıdır bu; ülkenin eşit vatandaşları olan insanlar niçin bölücü terörün maşası olsun? PKK’nın başı mezarlıkta şarkı söylüyor!Dün önemli bir gelişme oldu.Irak’ın Kürt kökenli Dışişleri Bakanı Zebari Irak topraklarını derhal terk etmeleri için PKK’ya çağrı yaptıklarını açıkladı.Bir gün önce Devlet Başkanı Talabani “PKK’nın eylemlerine son vermesini, aksi halde Irak’ı terk etmesini istedik” demişti.Irak yönetiminin bu açıklamaları zaman kazanmak amacıyla yapıp yapmadığını anlamak için beklemek gerekecektir.Ama şimdiden belli ki Türk askerini tahrik etmemek için Kuzey Irak bölgesel yönetimi ve hatta ABD, terör örgütünü eylemlerine ara vermeye zorlayacaktır. Zaten önümüz kış ve sahte ateşkes dönemi geliyor.Irak yönetimi uyutma taktiği uygulamaya devam edebilir mi? Dışişleri Bakanı Zebari’nin şu sözleri şimdilik iyiye işarettir:“Türk hükümetinin meclisten aldığı bu izin Irak’ın ensesinde, birliğinde ve egemenliğinde asılı bir kılıçtır ve biz bunu ciddiye alıyoruz.” Atalarımız “Şeytan azapta gerek” demiş.Ankara’nın görevi, Bağdat’ı sürekli bu tedirginliğin içinde yaşatmak olmalı!Terim istifa!Tükeniş anlamına gelen yenilgiler imparatorları bile indirir, sürgüne gönderir.Ama üst üste başarısızlıklar ardından gelen Yunanistan yenilgisi sonrasında bile bizim imparator “bana mısın” demedi!Söylediklerine bakar mısınız:“Önce birkaç gün benle ilgili herkes bir rahatlasın. Ondan sonra biz işimize bakarız. Yunanistan maçını analiz ettikten sonra Norveç ile yapacağımız maça çıkacak kadroyu değerlendireceğim...” Terim “Ben ders almam, ders veririm” dediği günden beri sürekli düşüş yaşıyor.Kibir dopingli egosu o kadar çok büyüdü ki sonunda patladı!Hatalarını düzeltecek yerde onları gösterenlere ceza vermeye kalktı. Tabii asıl Milli Takım’a ve kendisine zarar verdi.Medyaya kol gösteren futbolcuyu takım kaptanı yapması, Terim’in gölgesinde sportmenliğin ve yeteneğin değil kulluğun ödül göreceği adaletsiz bir dönemin başladığını meydan okuyarak ilân etmekti.Terim’e ve onun şahsında Milli Takım’a kaybettiren sebepleri spor otoritelerimiz sayıp dökmüşler; spor sayfalarımızda okuyabilirsiniz.Bizim burada yapacağımız öneri, maçtan sonra tribünlerden gelen “istifa çağrısı”nı ciddi olarak düşünmesidir.Terim yoruldu ve yıprandı. Yürüttüğü soğuk savaş politikasını kaybetti. Yaşadığı gerilim takıma ve hatta topluma sirayet etti.Milli maçlar ümit ve sevinç sebebi olmaktan çıktı.Bu haliyle artık faydalı olamaz. Çekilmeli.“Dere geçerken at değiştirilmez” diyenlere “Ben at değilim” desin ve istifasını versin.Böyle bir karar, kendisinden daha önemli olduğunu epeydir unuttuğu Milli Takım’ın yeni bir şans kullanmasına belki yardımcı olur.Yeni bir teknik direktör, yitirilen ruhu Norveç maçına kadar yeniden ayağa kaldırabilir!

Devamını Oku