Resimler

11 Kasım 2007

Çağın en saygın devrimcisini ölümünün 69’uncu yılında ulusça minnet duyguları ile andık.Atatürk’ün minnetten daha fazla şeyi hak ettiğini yabancılar daha iyi takdir ediyor. Arkadaşımız Jan Devletoğlu’nun bu gerçeği belgeleyen araştırmasında bir Hint dergisinin yaptığı tespit ve kanıt olarak koyduğu iki fotoğraf değişimin mucizevi boyutlarını sergilemeye yetiyor.Dergi “Atatürk, ortaçağda yaşayan cahil bir ülkeyi özgür ve gelişen bir Türkiye’ye dönüştürdü” derken çarşaflı kadınlar ile özgürlüğünü yaşayan, kişiliğini güvenle taşıyan kadınların resimlerini yan yana koymuş...Cumhurbaşkanı Gül dün sabah modern Türkiye’nin kurucusu Atatürk’ün huzuruna gitti. Özel deftere önceden yazılmış “Cumhuriyeti sonsuza kadar korumaya ve yaşatmaya kararlıyız” diyen metni okuyup imzaladı.Sonra halkını ortaçağ şartlarında yaşatan Suudi Arabistan Kralı’nın kaldığı otele gitti.Atatürk’ü tanımlayan değerlerin neredeyse tümünün karşıtlığını temsil eden Kral’ın, uğrunda bir çok diplomatik geleneğin feda edildiği çok özel misafir konumu, Başbakan’ın da otele gitmesi, Kral’ın Gül ve Erdoğan’ı kendi fotoğrafının altında iki yanına oturtup poz vermesi ile belgeleniyordu.Cumhurbaşkanı Gül, Sezer’in hiç yapmadığı bir şeyi yapıp Kral’ı uçağın merdiveninde karşılamış, Köşk’te ikinci resmi karşılamayı yapmış, Sezer’den yine farklı olarak Kral onuruna verdiği yemeğe eşleri davet etmemiş, şeriat rejiminin başındaki kişiye, cumhuriyetimize yararlılığı dokunanlara verilen şeref madalyasını vermişti.Yani “zaten olan olmuş; Kral’ın dizinin dibine oturmadıklarına şükür” desek yanlış olmaz ama...Diplomatik davranış kalıpları, ulusun onurunu korumanın şekil şartlarıdır. Devlet adamları, kişisel bağımlılıklarıyla eğip bükemezler bu kalıpları.Gül ve Erdoğan kötü sınav vermişlerdir. “Hamdolsun, hac kontenjanını arttırdık” diye teselli bulamazlar.Halkı ve ölüm yıldönümünde Atatürk’ün hatırasını rencide etmişlerdir!******Duman!Adalet Bakanı Şahin, sigara yasağına niçin karşı çıktı?İnada binse istediği siyasetçiyi tek başına iktidara getirecek kadar çok sigara tiryakisi vardır Türkiye’de. Ama Şahin’in böyle bir derdi olamaz. Partisi iktidardır ve kendisi de bakan...“Vatandaşımızın zaten elinde bir sigarası kaldı. Ona da fazla müdahale etmeyelim” sözü neyin nesi o zaman?Ülkenin uçtuğu ve halkın AKP’den hoşnut olduğu iddiasına dayalı parti propagandasını çürütmek olmuyor mu bu?Öyledir ama bazen ilâhi bir güç işte böyle siyasetçileri bile gördükleri şeyi eğip bükmeden söylemeye mecbur ediyor.Vicdan, siyasetçilerin bile bazen zincirlerini kırabiliyor. Öyle bir şey oldu herhalde.Neyse, gerçekleri söylediği için onu kutlarken, Başbakan’dan işitecekleri nedeniyle şimdiden geçmiş olsun dileklerimizi sunarız.Efkârlanıp sigaraya sarılmasın!

Devamını Oku

Ayıp olmadı mı?

9 Kasım 2007

Atatürk’ün manevi huzurunda saygı ve minnetle eğilirken içten içe bir mahcubiyet duygusu hissediyor musunuz?Birinci Dünya Savaşı yılları İngiltere Başbakanı Llyod George’un “İnsanlık tarihi birkaç yüzyılda bir ancak dâhi yetiştiriyor. Şu talihsizliğe bakın ki o dâhi bugün Türkiye’de doğmuştur” diye tarif ettiği büyük adam ülkesine yabancılaştırılıyor.Ki o ülke onun devrimleri, eserleri ve çağının en şaşırtıcı başarıları ile onurlanmış, kanatlanmıştır.Nereden nereye?..Saygın bir tarihçi olan Prof. Herbert Melzig “Istırap çeken dünyada barış ve esenliği yeniden kurmak ve insanlığın gelişmesini sağlamak isteyenler Atatürk’ün iman verici ve yön gösterici önderliğinden örnek ve kuvvet alsınlar” diyor.Atatürk’ün en büyük eseri, ülkenin insanlarını kadercilikten yaratıcılığa ümmetten millete yükselten Cumhuriyet’i kurmasıdır.Laiklik, Atatürk’ün demokrasiye sağlam bir zemin yaratmak için oluşturduğu Cumhuriyet’in temelidir.Atatürk laiklikle din ve inanç özgürlüğünü güvence altına alırken, insanların vicdanlarını da din bezirgânlarının tasallutundan kurtarıyordu.Ama kadere bakın ki 69’uncu ölüm yıldönümünde laikliği Cumhuriyet’ten koparmaya ve Türkiye’ye “Ilımlı İslâm Demokrasisi” örtüsü giydirmeye çalışanları durdurmaya çalışıyoruz.Atatürk bilincinin gücü, ahlâkından, çağdaşlığından, vatan ve millet sevgisinden geliyor. Köy enstitülerinin kapatılması adeta ölüm virajı olmuş, sonraki eğitim politikaları gençliği sistemli olarak Atatürk’ten uzaklaştırmıştır. Önemli bir aydın kesimi bugün Atatürk’le barışık olmayan siyasi iktidarın peşinden sürüklenebiliyor. Atatürk’e dil uzatmak marifet sayılabiliyor.Tam gününü seçtiler!Bu nankörlükler etkili olabilir mi? ABD Başkanı Roosevelt’in 1928’de yaptığı bir konuşma soruya cevaptır:“Sovyet Rusya Hariciye Nazırı Litvinof ile görüşürken fikrince bütün Avrupa’nın en ziyade dikkate değer devlet adamının kim olduğunu sordum. Bana Avrupa’nın en kıymetli devlet adamının Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal olduğunu söyledi.” Milletinin saygı ve minnetini Atatürk’ten fazla hak etmiş bir kurtarıcı ve kurucu devlet adamı yoktur.Ve bu milletin oyları ile seçilen siyasi iktidar, Atatürk’ün ifade ettiği ne varsa tümünün aksini temsil eden bir krala, hırsızların elini kesen, zina yapanı recmeden, kadınları örtünmeye mecbur eden bir şeriat rejiminin başına Türk Devleti’nin şeref madalyasını verdi.Böyle şerefler, takdir edilen, örnek alınan kişilere verilir.AKP iktidarı bu madalyayı, Atatürk’ün ışıklı yolundan hiç ayrılmayan eski Cumhurbaşkanı Sezer’e de verebilirdi ama Kral Abdullah’a verdi.Ve bu olay utanmadan tam Atatürk’ün ölüm yıldönümüne denk getirildi. Ne yazık!

Devamını Oku

Mecburuz

8 Kasım 2007

Terör şantajına hedef olan bir ülkenin kendini korumak için bazı ilkelere bağlı kalması gerekir.Başarılı bir devlet yönetiminin kıstası, özellikle dış kaynaklı sorunları, kuvvet kullanmadan çözmektir. Bunun çaresi caydırıcı olabilmektir.Caydırıcı olmanın şartı ne?Baş eğdirecek güce sahip bir devletin, istememekle beraber mecbur bırakılırsa bu gücünü tereddüt etmeden kullanacağını muhataplarına inandırmak!Şöyle bir yargı oluşmamalı:“Türkiye tehdit eder ama harekete geçemez!” Böyle bir kanaatin uyanması, çıkar çatışmalarında kolumuzu bükmek isteyen komşular için terör şantajını en ucuz ve etkili çözüm durumuna sokacaktır.İnandırıcılığımız kaybolduğu için askeri gücümüzü kullanmadan sonuç alma kabiliyetimiz olmayacak, çatışma riski büyüyecektir.Kararlılığımızı kanıtlamayı erteleyemeyiz.Birçokları “Kuzey Irak’a operasyon düzenlemenin hiçbir yararı olmayacak. Zaten kamplar şimdiden dağıldı. Kışı inlerinde geçirecekler. Dağı, taşı bombalamanın ne yararı var” diyor.Dar açılı bir bakıştır bu.Kuzey Irak’ta cezalandırılmayı hak etmiş bir düşman var. Başkan Bush bu düşmanın Amerika’nın da düşmanı olduğunu söyledi. ABD’nin bu düşmanı vurmak için Türk Ordusu’na istihbarat desteği vereceğini taahhüt etti.Sağlanan bu mutabakat eylem alanında kendini duyurmalı, doğru hedefleri F-16’larımız yerle bir ederken özel timler helikopterlerle indirme yapıp karlı dağları eşkıyaya zından etmelidir.Terörle mücadelenin şartı yalnız teröriste değil ona ev sahipliği yapan topluma da bu günahın taşınması güç bir bedeli olduğunu hissettirmektir.Bunu yapmaya mecburuz.Kendimizi korumamız da, Kuzey Irak’taki bölgesel Kürt yönetimini yanlışa sürüklenmekten kurtarmamız da buna bağlı!*****Tuzak!DTP’nin dünkü kongresi ümit uyandıran bir görüntü vermedi.Kürt sorununa siyasi çözüm arayışlarına DTP’nin katkıda bulunma kabiliyeti güçlenmemiş, zayıflamıştır.Geçen dönemin eş başkanları Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk, hem de biri talebi olmadığı halde Divan Başkanı’nın emrivakisi altında kürsüye çağırılarak başarısızlıkları nedeniyle özür dilediler.Faşist bir zorbalığın elektriğini taşıyan bu tutum kongreye egemen olan ve yönlendiren iradenin İmralı’daki sahibini ele veriyordu.Kötülük, şanssızlık ve çıkmaz da bu zaten..DTP, terör örgütünü dışlamayan, ilişkili olduğunu belli eden, hatta onun emri altında olduğu şüphelerini kasten davet eden ellerde nereye kadar gidebilir, nasıl muhatap bulabilir?Genel Başkanı Behice Boran “Türk ve Kürt halkları kardeştir” dediği için TİP kapatılmıştı. Partinin yeni yöneticileri özerklik taleplerini seslendirirken dikkatli olmalı.İpleri elinde tutan irade, DTP’yi kapattırmak istiyor olabilir!

Devamını Oku

İpler kimin elinde?

7 Kasım 2007

Terörle savaşta Amerika’dan alacağımız askeri ve teknik yardımlar elbette önemli.Ama sürekli kafamızı meşgul eden “Biz kendi üstümüze düşeni tam yapıyor muyuz?” sorusuna inanarak olumlu cevap veremeyiz.Her gün yeni bir şüphe ürüyor. Devleti ve toplumu koruyacak mekanizmalar etkili çalışmıyor. Fesat, ihanet hayatımızla top gibi oynuyor.Meselâ Dağlıca baskınında kaçırılan askerleri PKK’dan teslim alan Kuzey Irak Kürt Yönetimi yetkililerinin yanında üç de TBMM üyesi DTP’li milletvekili bulunuyordu.Bu milletvekillerinden birinin kocasının 9 yıldır bölücü örgütün dağ kadrosunda görevli, gıyabında ömür boyu hapis cezası istemiyle yargılanan eli kanlı bir terörist olduğunu bu sayede öğrendik.PKK’ya yataklık suçundan tutuklu yargılanırken milletvekili seçilen, dokunulmazlık kazanarak hapisten çıkan başka bir DTP’li kadın milletvekilini daha önce tanımıştık.Hepsi bu kadar mı?Acaba günler bizi şaşırtacak yeni olaylara gebe mi?Bütün bu olup bitenlerin DTP tarafından planlanıp eylem zeminine aktarıldığını kimse düşünmüyor. Zaten parti sözcülerinin her fırsatta belli ettikleri gibi oyun kurucu İmralı’daki bebek katilidir.Geçen ay eski LDP Başkanı Besim Tibuk, cezaevinde bile melânetini durdurmayan Öcalan üstünde caydırıcı bir etki yaratmak adına idam cezasının “beş yıllık geçici bir süre” için tekrar yürürlüğe konulmasını önermişti.Şu tespitleri yanlış değil:PKK’nın bir lideri, beyni, onu yöneten bir irade vardır ve o kişi cezasını İmralı’da çekmekte olan Öcalan’dır. Teröristbaşının örgüt üstündeki mutlak otoritesi devam etmektedir.Tibuk, “DTP’li belediye başkanlarını ve milletvekillerini seçtiren odur. Kürtlerin bir kısmı isteyerek, bir kısmı korkudan onun otoritesi altındadır” diyor.Ve onun Kenya’da yakalandıktan sonra ne kadar uysal ve işbirlikçi olduğunu, “Türk devletinin emrindeyim” dediğini, o süreçte terörün durduğunu hatırlatıyor.Ölüm korkusu...Niçin?.. Cevabı çok basit:Şehit cenazeleri bugünkü gibi gelse idam dosyası halkın baskısı ile mecliste derhal onaylanırdı çünkü. Artık o tehlike geçmiştir ve Öcalan, İmralı’dan çıkarılması taleplerini siyasal zeminde parti ile, dağda terörle seslendiriyor.Öcalan ne kadar tecrit edilirse terörle savaşta başarı o kadar kolaylaşacaktır. Ama bunun yolu, idam cezasını geri getirip onun üstünde ölüm korkusu yaratmak mıdır?Bizce hayır.. Bebek katilini onurlandırmak olur bu.Ülkenin yasaları var. Kendisini ve toplumu korumak için devlet onu tecrit edebilir.Ölüm cezasından kurtulmuş bir terörist elebaşı, dünyanın hiçbir yerinde hücresinden katillerine emir ve talimat veremez.O da veremesin!

Devamını Oku

Hamdolsun!

6 Kasım 2007

Başbakan Erdoğan tarihi buluşmadan sonra “Hamdolsun istediğimizi aldık” dedi.Allah’ın lütfuna şükran ifade eden bu söz, havalar iyi gittiği için iyi ürün almış bir çiftçinin ağzına yakışır da, tarihi bir toplantıyı değerlendiren Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na pek uymuyor.Tuhaf geliyor.Laik bir rejimin yöneticileri, kutsalı sömürme peşinde koşmuyorsa dine dair söylemleri böyle her fırsatta tekrarlamazlar, sakınırlar.Ama Başbakanımız böyle şeylere dikkat etmiyor. Hatta kendisi devletin usul ve geleneklerine uyacak yerde tam tersine bizi başka bir siyasetçi tipine alıştırmaya ısrarla çalışıyor. Neyse...Bu sözün ifade biçiminden çok gerçeği ifade edip etmediğini anlamak bizim için daha önemli şimdi.Erdoğan’ın üslubu, halkta sınav algısı yaratan her toplantıdan çıkarken istediğini elde etmiş başarılı bir siyasetçi görüntüsü vermeye dayanıyor.Çünkü çoğunluğun gerçeği tahlil edemeyeceğini, fikir edinmek için güvendiği bir önderin ağzına bakacağını biliyor. Fikri olmayanların da şu anda en çok kendisinin ağzına baktıklarını bildiği için bu avantajını kullanıyor.Peki Beyaz Saray’daki son zirvenin başarısından bu durumda şüphe duymalı mıyız?Bizce “Hamdolsun” açıklaması geçmişteki benzerlerinden daha fazla güveni hak ediyor. Çünkü olmayan bir başarıyı var gösteren takiye siyasetine alet olmayacak biri bulunuyordu içerde: Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun.Aksi olsaydı Orgeneral Saygun şükür duası edecek bir durum bulunmadığını söylerdi.Toplantıdan sonra Başkan Bush PKK’nın Amerika’nın da düşmanı olduğunu dünyaya ilân etmiştir.CHP lideri Baykal bile bu sonucu önemseyip takdir etmiştir.Şimdi merak içinde beklediğimiz Amerika’nın samimiyetini göstermesi, adalet ve özgürlük için savaştığını kanıtlamasıdır!*****Lâfa bak!Adalet Bakanı Şahin, kaçırılıp iade edilen erlerle ilgili sözlerini geri alıp özür dilemelidir.“TSK’nın hiçbir mensubu böyle bir duruma düşmemeliydi. O gece teröristlerle birlikte gitmiş olmalarını içime sindiremedim. Kurtulmuş olmalarından sevinç duymadım...” Kurtulan Denizlili erin annesi dün “Bizim ve oğlumuzun onuruyla neden oynanıyor?” diye isyan ediyordu. Haklı.Türkiye -yanlış bilmiyorsak- yaşama hakkının kutsal sayıldığı çağdaş bir ülkedir. Muhariplerin ya ölmek ya öldürmek dışında bir seçeneğe sahip bulunmadığını bir bakan bile dayatamaz.Bakan hangi şartlarda teslim olduklarını biliyor mu bu çocukların? Bilmiyor.Çaresiz bir durumda teslim olmamak, intiharı seçmek demektir. Bakan böyle durumlar için intihar mı öneriyor?Bu çocukların hakarete değil yardıma ihtiyaçları var. Herkes lâfını bilsin!

Devamını Oku

Tarih yeniden yazılabilir

5 Kasım 2007

Başbakan Yardımcısı Çiçek haklı; ihaneti kanıtlayan daha sağlam bir belge bulunamazdı.Belge PKK tarafından kaçırılan 8 askerin iadesi sırasında çekilen fotoğraflardır.Terör reklâmı yapan o görüntülerden yansıyan ilk ibret üç DTP’li milletvekilinin siyasi menfaat çıkarma pervasızlığı ile oraya koşmasıdır.Cemil Çiçek dün “Kimlerin terör örgütüyle iç içe olduğu çok açık gözüküyor” dedi.Askerlerin iadesi olayı sadece DTP’nin değil, Barzani yönetiminin, hatta işgal otoritesi Amerika ile Bağdat yönetiminin de suçüstü yakalanmalarına imkân vermiştir.Barzani’nin İçişleri Bakanı aylardan beri “PKK ile temasımız, görüşmemiz yok” diyordu ama, teslim sırasında askeri kıta görüntüsü veren canilerin ellerini, kendi avanesini selâmlayan mafya babası edası ile sıkıyordu.Yüz karası...Askerlerimizi daha sonra Amerikalı komutan ile Bağdat hükümetinin İçişleri Bakanı devralıp Türk makamlarına teslim etti. Olayın o aşaması da Amerikan ordusu için yüz karası.Terörizmle savaştığını söyleyen süper devletin generali PKK terör örgütünün rehin askerleri nerede teslim ettiğini bildiği halde operasyon emri vermemiştir.Müttefikinden esirgediği şövalyeliği ABD eli kanlı haydutlara mı gösteriyor?Başbakan Erdoğan, Amerika için de utanç belgesi yerine geçecek o fotoğrafları dün Başkan Bush’un önüne koydu mu acaba?Dileriz koymuştur!Aslında iki ülke arasında daha derin bir sorun bulunuyor. O da ABD’ye yönelik güven sorunudur.Beyaz Saray’daWashington yönetimi Türk halkının güvenini ve dostluğunu tekrar kazanmak istiyor mu?Kazanması menfaatinedir.Peki Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürt devleti kurmak uğruna Türkiye’yi feda eder mi? Böyle bir ihtimal de hiç akla yakın gelmiyor.Liderlerin tavrından mecburiyetlerini karşılıklı kabul ettirdikleri hissediliyor. Amerika, Irak’ta sorunsuz olduğu tek bölgede kontrolü kaybetmek istemiyor.Buna karşılık Türkiye de PKK’nın Kuzey Irak’ı güvenli bölge olarak kullanmasına son verecek şartları yaratmaktan vazgeçmeyeceğini göstermek istiyor. Genelkurmay 2. Başkanı’nın heyette yer alması da zaten bu niyetin yansıması...Ama o ne?.. Türkiye’den gelen köpüklü kızgın raporlarla hiç uyuşmayan çok uysal bir muhatap çıkıyor Başkan Bush’un karşısında.Amerika’nın vereceği istihbarat ile bazı PKK kamplarının havadan vurulması ve bölücü teröristlerin sınırı geçmesine fırsat verilmemesi sözü Başbakan Erdoğan’ı mutlu etmeye yetiyor.Gerçekten de yeter mi?Hayır. Öyle bir durum aldatıcı olur ve önümüzdeki ilkbahar sorun daha ağır bir problem olarak iki ülke ilişkilerini tahrip edebilir.Bush Irak’ta yanlış bir tarih yazdı. Dünkü zirve, tarihi düzeltmek için hayırlı bir başlangıç olabilirdi.Başbakan’ın aşırı uzlaşmacı tavrı acaba bu fırsata zarar verebilir mi?

Devamını Oku

Bahane Olmasın

4 Kasım 2007

Dağlıca’daki PKK baskını sırasında kaçırılan sekiz asker dün iade edildi.Bıçak sırtında geçirdikleri iki hafta sonunda gençlerimizin kurtulmuş olmaları mutluluk veren bir başarıdır.Çünkü Türkiye, askeri gücünü kullanmak mecburiyetinde kalmadan, sadece onun caydırıcı etkinliğinden yararlanarak sonuç elde etmiştir.Ama mesele bununla bitmiyor. Askerlerin iadesi sırasındaki sahneler mide bulandıran bir iki yüzlülüğü yansıtıyordu.Amerikalıların yerlerini bilmediklerini söyledikleri, Talabani ve Barzani’nin “bulmak imkânsız” dedikleri teröristler rehin askerleri dağdan indiriyor, karayolunun kenarında Kuzey Irak Kürt Yönetimi’nin yetkililerine teslim ediyordu.Yol kenarına kurulan bir masa, örgüt bayrağı ve İmralı’daki bebek katilinin resmi işlenmiş örtü üstünde teslim belgeleri imzalanıyor, bir terörist örgütün propaganda fırsatını sömürmekte göze alabileceği arsızlığın rekoru kırılırken Türkiye’den giden 3 DTP’li milletvekili bu kötü oyunda üstlerine düşeni yapıyorlardı.Bu tecrübeler öğreticidir. Ama daha önemlisi, olaydaki zamanlamanın davet ettiği şüphelerdir.Çünkü bu iade olayı, bugünkü Beyaz Saray buluşmasına dönük hayallerimizi yıkabilir.Dün sabaha kadar Başkan Bush’un Türkiye’yi askeri operasyondan vazgeçirmek için en küçük bir nedeni bulunmuyordu. Şimdi “askerlerin iadesi bahanesi” var.Baş başa kaldıklarında Başkan Bush “Kararlılık ve işbirliğimiz meyvesini hemen verdi. Bağdat ve Kuzey Irak bölgesel yönetimini beraber motive edebiliriz. Bu olumlu yeni havanın gelişmesine biraz zaman tanımalıyız” diyebilir.ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün “Askerlerin bırakılması nedeniyle Irak hükümetinin çabalarını alkışlıyoruz” demesi işaret fişeğidir.Şu soru hep zihnimizi kurcalayacak: Bu olay mı Başkan Bush’a koz verdi, yoksa askerlerin iadesi özel olarak bu hedef gözetilerek mi kurgulandı?Her ne ise... Başbakan Erdoğan’ın Beyaz Saray’dan istediğini alma şansı zayıflamıştır.*****Özel KuvvetlerAz şey yapılmadı AB yolunda, az hak verilmedi. Terör hedefi olmayı hak etmiyoruz.Zaten terörün sebebi de hak, özgürlük değil. PKK büyük bir mali imparatorluk haline gelmiştir.Çarkını çevirmek ve geçimini buradan sağlayanları beslemek için şiddet uygulamaya, şiddeti mazur göstermek için de siyasi talepler seslendirmeye mecburdur.Belli ki ne yaparsak yapalım PKK silâh bırakmayacaktır. O zaman terörle mücadelenin öteki gereklerini ihmal etmeden askeri çözümün etkinliğini artırmak önem kazanıyor. Yeni bir icat mı gerekiyor?Hayır. Çare, eski Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’in Fikret Bilâ’ya söylediklerinde var: “İlk taburu Ankara’da kurduk. O tabur dağlarda ovalarda eğitim yaptı. Arazi koşullarına alıştılar. Çok güçlüdürler, çok iyi silah kullanırlar. Onlar Güneydoğu’nun gizli kahramanlarıydılar. Teröristler gibi dağlarda yaşar, onları bulur, etkisiz hale getirir.” Özel Kuvvetler dağları devralmalı!

Devamını Oku

Allahlık!

3 Kasım 2007

Toplumsal hastalığımızdır; çaresi elimizde olmayan sorunlar için para ve çaba harcamayı sevmeyiz.O yüzden başımızın üstünde kılıç gibi sallanan deprem tehdidine ait uyarılar, geceyarısı sessizliğini yırtan çığlıklar gibi patlıyor ve kayboluyor.İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) öğretim üyesi Prof. Naci Görür dün Bolu’daki bir deprem konferansında Marmara Denizi’nin altındaki fay boyunca gözlenen belirtilerin 1999 depremi öncesindeki tabloyu anımsattığını söyledi ve “Marmara’nın altı fokur fokur kaynıyor” dedi.Prof. Görür’ün verdiği alârm, tahmine veya aktarma bilgilere değil, denizin 1200 metre derinliğinde toplam 7 saat tutan kendi gözlemlerine dayanıyor.Bunca sorun varken halkı deprem konusunda korku ve telâşa sokmanın bir açıklaması var mı?Prof. Naci Görür şunları söylüyor:“Marmara’da bu kadar büyük bir deprem beklenildiği halde 350 bin YTL’lik sensör (algılayıcı) alıp gözlem istasyonu kuramıyoruz. Lâle için milyarlarca lira harcayan belediye de, valilik de bu parayı bize vermedi!” Hazırlıkların ihmal edilmesi halinde ne olacağını başkalarından öğrenmeye ihtiyacımız yok bizim. Prof. Naci Görür İTÜ’nün 1999 depremi öncesinde yayımladığı raporlar ciddiye alınmadığı için can kaybının 20 bine ulaştığını söylüyor.Beklenen depremin hedefi ve büyüklüğü daha kaygı vericidir. Ama İstanbul’a yönelik büyük tehdit hükümetin de, yerel yönetimin de öncelikli sorunu değildir.Belediyenin sensör almak yerine çiçeğe yatırım yapmasının bir açıklaması olabilir.Biri “Depremden sonra çok çiçek lâzım olacak” diyebilir! Belediyelerimize bu açıklamalar çok da yakışabilir.Ama bilim adamları, cehalet ve ihmalin büyüttüğü riskler karşısında toplumu uyarmak için deprem konferansı toplanmasını beklememelidirler!*****Asgari çözümIrak konferansı, Başbakan Erdoğan’ın Washington’a daha güçlü bir elle gitmesine yardım etmeyecektir.Zaten buna pek ihtiyacımız yok. Türkiye’nin kendi ağırlığı ve ihtiyaçları Amerika’yı ikna etmeye yetmelidir. Yetmek zorundadır.Wasihgton’un Türkiye’ye PKK ile savaşında vereceği desteğin çapı ve niteliği ne olmalı? Dünkü New York Times gazetesi bu soruyu şöyle cevaplıyordu:“Rice’ın Erdoğan’a halk desteği verecek bir yol bulması gerekiyor.” Bunun anlamı şudur: Türk halkını tatmin edecek bir sonuç sağlanmadığı takdirde iktidar başarısızlığa uğramış, boyun eğmiş sayılacaktır.Amerikan Dışişleri Bakanı tatmin edici bir çözüm paketi getirmedi. Vaat ettiği, şimdilik sadece nokta hedeflere hava saldırısı yapmaya elverişli istihbarat bilgileri dışında bir şey değildir.Katil sürüsünü idare eden 10 elebaşının paketlenip Türkiye’ye teslim edileceğine dair ümidin öbür gün Beyaz Saray’da gerçekleşmesi, kamuoyunun razı olabileceği asgari çözümdür!

Devamını Oku