Halkın isteği ve desteğiyle örülmüş siyasi kararlılık meyvelerini vermeye başladı.Terörle mücadele ortamında toplumun bilgilenmesine sınırlamalar getirmeye çalışanların ibret almaları gereken yeni bir gelişme oldu dün.Mesut Barzani, Ankara’da temaslarda bulunan adamlarıyla bir toplantı yaptı. Toplantıdan sonra Kürdistan İslâm Birliği Genel Sekreteri Selahaddin Muhammed Bahattin şu açıklamayı yaptı:“Türkiye’nin kapsamlı bir işgal hareketi yapmak istemediği kanaatine ulaştık. Ancak sınırlı bir operasyonun yapılması muhtemeldir. Bu operasyon hava ve topçu bombardımanı ile gerçekleşebileceği gibi kara harekâtını da kapsayabilir. Bu ihtimalleri görüştük. Sivil bölgelerimize zarar gelmemesi şartıyla bu türden bir operasyona karışmamak niyetindeyiz.” Irak Devlet Başkanı Talabani de bir gün önce “Türkiye’nin sınır ötesi harekât yapması hemen hemen kesin” diyerek gerçeği kabullenen bir iradeyi sergilemişti.Allah mı söyletti?Ankara’nın Kuzey Irak’taki Barzani yönetimini düşük düzeyde ve güvenlikle sınırlı bir kapsamda bile olsa muhatap almaya başlaması çok hızlı bir tutum değişikliği yaratmıştır.Barzani yönetiminin sözcüsü Bahattin yaptığı açıklamada sadece Türkiye’nin teröre karşı kendini savunma hakkını teslim etmekle kalmadı, demokratik bir ülke olan Türkiye’ye şiddet şantajının reva görülemeyeceğini söyledi:“İnsanlar Türkiye gibi bir ülkede haklarını siyasi yollardan elde edebilir. Nitekim etnik temele dayanan DTP bugün meclistedir. PKK’nın bu koşullarda silâh bırakması en doğru olanıdır!” Ankara değişen bu tavrı ödüllendirmeli ve devamını sağlamalıdır.Amerikalı gazeteci Aliza Marcus’un teşhisi isabetlidir: Kuzey Irak olmadan PKK’nın ayakta kalması çok zordur.Çıkarlar birleştiBarzani yönetimi PKK’nın ileride kendilerinin de başına belâ olacağını biliyor. Türkiye ile iyi ilişkiler geliştirecek olursa bu katil güruhunu bir tehdit silâhı olarak evinde beslemeye ihtiyacı kalmayacak, PKK’nın tasfiyesi iki tarafın da çıkarına olacaktır.Şimdi bu akılcı yol döşeniyor. Yeni durum başarıya daha az maliyetle ulaşmayı sağlayacaktır. Çünkü Barzani’nin peşmergeleri hesaba katılması gereken zorluk konumundan çıkmış olacaktır.Artık halkın intikam beklentisini tatmin için Kuzey Irak’ta dağı taşı bombalamak gerekmeyecek. Doğru istihbaratla teröristleri inlerinde bastırma imkânını bütün kış mevsimine yayarak kullanma şansı ele geçirilmiştir.Önümüzdeki bahar inlerinden sağ çıkanları da zaten dağlarda altı komando tugayının tümü profesyonel muharip aslanları bekliyor olacaktır.
Savaşlarda avantaj daima özgür basına, yani özgür topluma dayanan tarafta oluyor.Bu gerçeğe başka toplumları inandırmak zor olabilir ama bizim hamurumuz bu tecrübe ile karılmış.Bu millet kurtuluş savaşını bile sözünü esirgemeyen bir meclisin denetimine razı olarak yürütmüştür. Çünkü örgülenen kadere toplumu ortak etmenin yolu bu.Geçen gün Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Başbuğ sınır ötesi harekât konusunda yansıtılan sabırsızlığı eleştirerek “karar alıcıları rahat bırakın” diye medyaya uyarıda bulundu.Medya, milletin ortak sesidir. O hissiyat yansıtılmasa, belki halâ karakol baskınlarının sürdüğü bir dönemde yaşıyor olacaktık. Tepki verme kararlılığı bu kadar hızlı yükselmeyecekti.Biz özgür medya gücünü feda etmenin yanlışından hemen vazgeçilir diye beklerken dün yeni bir sınırlama getirildi: Emekli subay ve generallerin, görev dönemlerindeki deneyimlerine ilişkin görüş açıklamalarına tahdit konuldu.Olacak şey değilÇok gereksiz bir kuşku...Çünkü bu değişiklik sözde TSK’daki astlık-üstlük ilişkilerini zedeleyen ve komutanlara güven hissini yok eden söz ve davranışları önlemeyi hedef alıyor.Savaş hali sayılacak bir dönemde hiçbir emekli subay ve general orduya zarar verecek böyle bir suçu işlemez. İşleyen çıkarsa da bunun cezası “orduevlerine girişten men” olmaması gerekir.Böyle bir müeyyide, emekli askerleri küçük menfaatler karşılığı kolaylıkla idare edilebilen insanlar yerine koymak anlamına gelir ki bu son derece vahim bir haksızlık olur.Halkın doğru bilgilenmeye hakkı ve ihtiyacı vardır. Sınır ötesi operasyon süreci işlemeye başladığına göre Genelkurmay medyayı düzenli olarak bilgilendirecek bir merkezi çalıştırmakla beraber emekli askerlerin bilgi ve tecrübelerinden de toplumu mahrum etmemelidir.Nereden nereye?PKK’ya karşı mücadele son bir ayda önemli bir aşamaya ulaştı. Bir uluslararası kuşatma örülüyor.Dün ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Bryza, Başkan Bush’un “PKK Amerika’nın da düşmanıdır” sözünün taşıdığı önemi bir kez daha vurguladı;Irak Devlet Başkanı Talabani Türkiye’nin Kuzey Irak’ta PKK’ya yönelik sınırötesi harekâtının “neredeyse kesin” olduğunu itiraz tonunda değil, kabullenmiş bir havada söyledi;Dışişleri bakanları hazırlığa başladı, PKK ile mücadele konusunda AB Irak yönetimine muhtıra verecek.Medya toplumun duygularını ve onurunu savunma kararlılığını etkili bir biçimde savunmasaydı başımızdaki yalpalayan iktidarla bulunduğumuz yere ulaşır mıydık sanıyorsunuz?Pusulası kaymış bir kaç kötü yüzünden medyanın varlığına bağlı kazanımları kimse feda etmesin!
Terörist başı Marmara’nın ortasındaki adadan aylardır “gel gel taktiği” uyguluyor.Hükümeti toplumsal öfkenin önüne katıp ABD ile kafa kafaya getirmek amacıyla Kuzey Irak’a asker göndermeye tahrik ve teşvik ederken bir yandan da DTP’yi kapattırmak için uzaktan kumanda ettiği parti yöneticilerine suç işlettiriyor.Irak’a girmek iktidarın iradesine bağlı olduğu için “gel gel taktiği” o alanda işe yaramamıştır. Ama öbür tuzağı geçersiz kılmak tek başına iktidarın elinde değil.Nitekim gördük... Başbakan bir gün önce “Seçimle gelmiş milletvekilleri parlamento dışı kalırlarsa onları da dağa gönderirsiniz” demişken dün Yargıtay Başsavcısı, DTP’yi kapattırmak için Anayasa Mahkemesi’nde dava açtı.DTP yöneticileri uzun zamandan beri izleniyor ve partinin başına böyle bir dert açılacağı bekleniyordu.İddianame DTP’nin, ülkenin ve milletin bütünlüğüne karşı eylemlerin odağı haline gelmiş olduğunu belirtmekle kalmıyor partinin İmralı’da yatan Öcalan tarafından yönetildiğini de söylüyor.Bu iddiaların gerçeği yansıttığından neredeyse kimsenin şüphesi yok.Çünkü ülke bütünlüğünü garanti eden Anayasa maddesi “değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddeler arasında” yer almasına rağmen DTP yöneticileri ve bazı milletvekilleri bu “mukaddes”i devamlı çiğnemişler, deyim yerinde ise “cami duvarını kirletme” ısrarından hiç vazgeçmemişlerdir.Devlet, “olmak veya olmamak” tercihi ile karşı karşıya getirilmiştir.Nitekim Başsavcı da bu davayı demokratik hukuk devleti olmanın gereği diye nitelemiştir.İddianamede bir “mecbur edenler utansın” sitemi eksik!Oysa son seçimle DTP’nin meclise girip grup kurması ümit yaratmış, sorunlara demokratik tartışma ortamında çözüm aranacağı, böylelikle terör şantajından halkın korunacağı hayal edilmişti.DTP’li siyasetçiler ne yazık ki bu tarihi fırsatı değerlendirecek onurlu rolü taşıyamadılar.Ama bebek katilinin şunu bilmesi lâzım:Hesabı tutmayabilir.Terör baronlarının “Türkiye’de sistem demokratik diyalogdan anlamaz, güçten, şiddetten anlar” propagandası PKK’nın varlığını meşrulaştırmak amacında eskisi gibi işe yaramayacaktır.Türkiye PKK’nın terör örgütü olduğunu yirmi yıl Avrupa’ya anlatamadı. Ama AB’ye uyum reformları çerçevesinde tanınan haklara rağmen PKK’nın silâh bırakmaması önemli bir uyanış sağlamıştır.Tabii asıl kurtuluşu, PKK’nın gerçek yüzünü Kürt kökenli Türk vatandaşlarının görmesi sağlayacaktır.Çifte standartAdalet Bakanı Şahin DTP hakkında kapatma davası açıldığını gazetecilerden duymuş.“Böyle bir haberi almış olmaktan mutluluk duymadım” demiş.Sekiz erin iade edildiğini öğrendiğinde de “sevinemedim” demişti.Bundan sonraki günler kendisine müjdeli haberler getirir inşallah!Neyse, burada önemli olan, haberin dışarıda yaratacağı yankıların bizi ne kadar mutlu veya mutsuz edeceğidir.Malum, Avrupalılar kuvvetler ayrılığı ilkesini savunurlar. Böyle bir durumda “Bravo Türkiye’ye.. Yargı o kadar bağımsız hale geldi ki Adalet Bakanı bile bir partinin kapatılacağından iddianame çıkmadan haberdar olamıyor” demeleri lâzım.Ama öyle mi olacak yoksa “Yürütme ile yargı arasındaki ayrılık bu noktaya geldiyse Türkiye’nin iki yakası bir araya gelmez” mi diyecekler? Bekleyelim.
Sınıra sevkedilen askerlerden biri gazetecilere el sallıyordu. Avcunun içinde kına...Kına adanmışlığı simgeler. Eline kına yakarak askere giden bu gençleri Allah korusun.Onlar var oldukça bu vatan sapasağlam, tek parça kalacak, bu bayrak da sonsuza dek inmeyecektir.Geride kalanlara düşen vicdan borcu, bu fedakâr vatan evlâtlarına lâyık olmanın gerektirdiği erdemleri, sorumlulukları sahiplenmektir.Kendini savunan devletle insanlara boyun eğdirmek uğruna bebekleri bile öldürebilen terör unsurları arasında demokratlık adına tarafsız rolü oynamaya kalkanlar, bırakın öteki değerleri, her şeyden önce insanlık değerlerine ihanet içindedirler.Teröre karşı hiç fire vermeden tek yumruk haline gelmek, bu milletin herhangi bir uyarı beklemeden gerçekleştirdiği doğal tepkisi olmalı.Mesela bebek katili, dağdaki avanesini yönetecek talimatları ulaştırmak için haberci ararken posta güvercini bile bulamamalı.Ama bulmuş... Adalet Bakanı Şahin, bebek katiline cezaevinden örgüte talimat gönderdiği gerekçesiyle iki kez hücre cezası verildiğini açıkladı.Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar ağır bir ihmal, bu kadar korkunç bir günah, bu kadar utanç verici bir rezalet yaşanamaz.Kırk bine yakın insanın hayatını yitirmesinden sorumlu bir katil, eğer lânetli örgütünden izole edilemeyecekse Marmara Denizi’nin ortasında niçin “özel emanet” muamelesi görerek bakılıyor?Orada, örgütüne avukatları eliyle talimat göndermesine mani olacak bir devlet mutlaka bulunmalı.Eğer yoksa, kınalı kuzularını sınıra gönderen annelere söylenecek söz de olamaz.Siyasetçiler şehit cenazelerine gidecek yerde bu görevlerini yapsınlar!*****Seçkin savaşçıBaşbakan’ın bir dediği bir dediğini tutmuyor.Başbakanlar kritik dönemlerde bazen bilgi ile oynarlar ama bizimki dün bu hakkını abarttı. Neyse...Birbiri ile çelişen açıklamaları, sınır ötesi operasyon için bilgi ve iznini beklemeyi kabul ettiğimiz Amerika’nın bizi oyalamaya devam ettiğini düşündürüyor.Çok yakında “Kış bastırdı baharı bekleyelim” derlerse şaşmayalım.Bizce bundan daha kötüsü, önümüzdeki beş ayı boşa geçirmektir.Hakkâri’de görev yapan Emekli Tümgeneral Pamukoğlu dün Neşe Düzel’e “Sonunda PKK’yla mücadeleyi seçkin savaşçılar yapacak. Bu iş düzenli orduyla olmaz. PKK’yı otuz yıldır aynı adamlar yönetiyor. Karşısında senin yeni askerin var” diyordu.Bu tespitler yürünecek yolu da gösteriyor.Önümüzdeki bahara kadar profesyonellerden oluşan özel birlikler hazır olmalı, savaş kazanılana kadar savaşçılar da, komutanları da değiştirilmemelidir.Çünkü sonuçta bu iş sınırlarımızın dışında değil içinde bitirilecek.
Başkan Bush’un “anlık istihbarat” vaadinin üstünden on gün geçti; daha ne kadar bekleyeceğiz?BM eski Genel Sekreteri Annan İstanbul’da yapılan “Kalite Kongresi”nde Amerika ile Irak’ın Türkiye’ye yönelik terörist saldırılara karşı sınırları korumak sorumluluğu altında olduklarını söylerken meşru savunma hakkımızı dolaylı yoldan teslim ediyordu.Ama hemen sonra fren:Burası zaten “dünyanın en endişe verici bölgesi”dir ve yeni bir askeri operasyonu kaldıracak durumda değildir. “Bu yüzden sizlerden de basiretli olmanızı, sabırlı olmanızı rica ediyorum!” Şehit cenazeleri gelmeye devam ederken Türkiye’yi kim hangi nedenle daha fazla beklemeye razı edebilir?Türk halkının devlete güvenini kaybetmesine hiç bir iktidar katlanamaz.Çünkü bu, ulusal gururun incinmesi ile sınırlı bir kayıp değildir.Türkiye’ye karşı terör şantajının işe yaradığı inancının da davet edilmesi gibi bir felâkettir! O nedenle Kofi Annan basiret çağrısını Amerika’ya yapmalı.Çünkü rolünü iyi oynayan bir Türkiye’nin bölge ve dünya barışına ne kadar yardımcı olacağı farkedilmiştir.Jarusalem Post’ta dün çıkan bir yorum, adil ve tarafsız imajını kaybeden Amerika’nın yerine gösterişten uzak bir iyi niyet diplomasisi izleyen Türkiye’nin umut olarak yükseldiğini yazdı.Bir gün önce Atlantik’in iki tarafında da her zaman önemsenen İsrail Cumhurbaşkanı Peres, dinler arasındaki çatışmaları bitirebilecek potansiyele sahip Türkiye’ye AB’nin kapılarını açmamasını anlayamadığını belirterek önemli bir mesaj vermişti.Türkiye’yi Kuzey Irak’a karşı tek başına harekete geçme mecburiyetine sokacak bir ihmali Washington’un aklı varsa göze almaması gerekir.Ama Bush ile akıl ve basiret aynı yerde mi? ***Yargı olmazsa linç olur!..DTP’lilerin bölücü söylemleri üzerine MHP lideri Bahçeli bir öneride bulundu.Terör ve bölücülük suçlarının derhal milletvekili dokunulmazlığı kapsamından çıkarılmasını istedi.Değişiklik, bu suçu işleyenlerin yakasına yargının meclis kararı beklemeden yapmasına imkân verecek.Normal olarak iktidarın “Dokunulmazlıklar zaten halkı rahatsız ediyor. Milletvekilleri için kürsü dokunulmazlığı dışında hiç bir koruma olmasın” demesi lâzım ama AKP Genel Başkan Yardımcısı Fırat bakın ne dedi:“Savcılar fezlekelerini hazırlar, meclise gelir, suç görülürse meclis dokunulmazlığı kaldırır. Ama meclis hiçbir zaman lincin vasıtası olmaz!” Suçlanan bir milletvekilini yargının adaletine teslim etmek niçin linç sayılıyormuş, sormak lâzım.Bir milletvekilinin yargılanıp yargılanmamasına savcının, hakimin değil de meclisteki siyasetçilerin karar vermeleri değil midir asıl linç olayı?AKP’nin yargıya güvensizliğinden ve hukukun üstünlüğüne inançsızlığından üreyen bu kaçış, hukukun linç edilmesi olmuyor mu?
Bütün işaretler, sınır ötesi operasyonların başlamak üzere olduğunu gösteriyor.Bu gazetenin elinize ulaştığı saatlerde Kuzey Irak’taki bazı hedefler bombalanmış, bazıları da indirme yapan özel kuvvetler tarafından tahrip edilmiş olabilir.Kuzey Iraklı yetkililer dün Türk helikopterlerinin boşaltılmış bazı köyleri, uçakların da sınıra yakın terk edilmiş bir karakolu bombaladığını açıklarken Şırnak’tan acı bir haber geldi.Operasyona çıkan bir askeri birliğimiz terörist örgütün ateşi altında kalmış biri üsteğmen dört asker şehit düşmüştü.PKK, Türk askerini intikamcı bir öfkenin tedbirden yoksun dağınıklığı ile Irak’a çekmek için son kozlarını oynuyor. Ama anlaşıldığı kadarı ile TSK, soğukkanlılığını kaybetmeden harekâtı örmektedir.Can kaybı verdirme amacı gütmeyen ilk operasyonlar Türkiye’nin dönüşü olmayan bir yola çıktığını anlatıyor. Bölgesel Kürt Yönetimi ile ABD’ye ellerinden gelen ne varsa yapmaları için son şansları veriyor.Olumlu işaretler var. Mesela Başkan Bush “PKK Amerika’nın da düşmanı” dedikten sonra Irak Devlet Başkanı Talabani birden “iyi çocuk” oluverdi:“Irak artık Kürtlerin (PKK) Irak topraklarında ayrılıkçı askeri faaliyette bulunmasına izin vermeyecek!” Bunu nasıl yapacaklar, bilmiyoruz. Amerika vaat ettiği askeri istihbaratı vermeye başladı mı; o da bilinmiyor.Ama artık önemi yok. Kuzey Irak’tan sızan alçaklar melânetlerine devam ederken daha fazla bekleyemeyiz.Teröristlerin güvenli bölge saydığı topraklar cehennem olmayı hak etmiştir.PKK’yı korumanın ağır maliyetini anlatamazsak ne güvenliğimizi ne onurumuzu koruyabiliriz.*****Putin gibiBaşbakan, ana muhalefet liderine ağıza alınmayacak şeyler söyledi.Başbakan’ın damadı hakkında nüfuz suiistimali imasında bulunan Baykal, bunca yıllık siyasi yaşamında “siyasi kalpazan” suçlamasına her halde ilk kez hedef oluyor.Erdoğan dün grupta öylesine coştu ki, virajı alamayıp medyaya da tosladı! Baykal tarafından üretildiğini söylediği iftiralara yer verdiği için medyayı da “CHP’nin zabıt kâtipleri” diye suçladı.Tayyip Erdoğan siyasi muhalefetin eleştirilerini basından sansür etmesini isteyen ilk başbakan mı olmak istiyor?Öyle bir isteği yoksa, gün geçtikçe Putin’e benzemekte olduğu konusunda kendisini uyarmayı görev sayarız.Beyaz Saray’da Başkan Bush’a “Siz Teksaslı iseniz ben de Kasımpaşalıyım” demiş.Ne eski Teksas kaldı, ne eski Kasımpaşa.Dikkat etmelidir... Bu gidişle, yeni Kasımpaşalılardan özür dilemek zorunda kalabilir!
Ankara iki önemli konuğa ve tarihin akışını değiştirebilecek bir buluşmaya ev sahipliği yapıyor.Türk hükümeti, Orta Doğu barışı için 26 Kasım’da ABD’nin öncülüğünde gerçekleştirilecek olan Annapolis toplantısından önce İsrail Cumhurbaşkanı Peres ile Filistin Devlet Başkanı Abbas’ı bir araya getirdi.New York Times yazarı Kinzer altı yıl önce şu öngörüde bulunmuştu:“Türkiye refah içinde yaşayan Müslüman demokrasiye örnek olarak ortaya çıkabilirse, İslâmî hissiyatın radikallikten uzaklaşmasını sağlayan bir mıknatıs görevi yapabilir. Müslüman dünyası üzerinde devasa bir etkisi olabilir ve bunu yaparak bütün dünyayı değiştirebilir.” Nasıl yoksul insanlar sonsuza kadar sabır görtermiyorsa haksızlığa uğrayan insanlar da ya etnik ya inanç formaları altında isyan ediyorlar. Müslümanların çok yerde terörizme kadar dayanan isyanını Filistin’deki haksızlıklar besliyor.Hedef belli: İsrail’in ve Filistin devletinin güvenliğini garanti altına alacak adil bir barış. Şiddet ve anlayışsızlıkla beslenen öfkeyi ancak bu dindirebilir.Medeniyetler çatışması kazanını kaynatan cehennem ateşinin sürekli yandığı coğrafyada, çatışmanın iki tarafı ile de konuşabilen tek Müslüman ülke Türkiye’dir.Demokrasi ve insan hakları idealine en yakın Müslüman ülke olma kimliği ile beşeri vicdanı temsil etme yeteneği, bizi adil ve güvenilir kılıyor.İsrail ve Filistin’in başındaki liderler ile Türkiye’nin bölgesinde üstlenmeye talip olduğu rol, özlenen barışa ilerleme yolunda üst üste gelmiş avantajlardır.Bir siyaset filozofu olan Peres bu gerçeği görüp vurguladı dün.Türkiye’nin Annapolis toplantısına katılmasının toplantıya ruh katacağını söyledi.İhtiyaç bulunan güven ilişkisine Türkiye’nin katkı sağlayacağını belirtti.Annapolis toplantısını düzenleyen irade bu fırsatı heba etmeyecektir umarız. *** Hangi işin gereği acaba?İktidar, Atatürk’ün ölüm yıldönümünde Suudi Kralı’na gösterilen itibarın, hele hele o “tuhaf fotoğraf”ın halkta yarattığı incinme duygusunu ve öfkeyi farketti galiba..Dileriz hiç unutmazlar ve tekrarlamazlar.Köşk dün protokolde “karşılıklılık, geleneksel ilişkiler ve işin gereği” gibi unsurların belirleyici olduğunu anlatan bir açıklama yayınladı.Tabii bu gafı örtme çabasıydı ve pek inandırıcı olamadı.Çünkü Riyad’ta Kral Türkiye Cumhurbaşkanı’nı kaldığı otelde rejimin ikinci adamı ile ziyaret edip böyle poz vermiyor.Şimdiye kadar hiç öyle bir şey olmadı, olamaz. Yani karşılıklılık unsuru mafiş!Daha önceki cumhurbaşkanlarımızın Kral’ı kaldığı otelde ziyaretiyle ilgili bir gelenek de yok.O zaman geriye ne kalıyor?“İşin gereği” kalıyor.Allah hayırlı işler versin de, bu ne iştir; şimdi herkes onu merak edecek!
Türban tartışmalarını AKP kuvvet macunu gibi kullanıyor.Dikkatler biraz dağıldı ya; hemen kavanozun kapağını açtılar.Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı Prof. Üskül devlet ajansına bir demeç vererek fitili ateşledi:“Öğrenci yurttaştır ve hizmet alandır. Bir öğrenci (türbanlı) tapu dairesindeki işini yapabiliyor, suç işlerse karakola götürülebiliyor ve mahkemeye çıkarılabiliyor. Buralar da devletin kurumları ama devletin üniversitelerine alınmıyor. Burada çelişki var, ortadan kaldırılması gerekiyor.” Hocam aynı şey mi?AKP milletvekili Zafer Üskül, bir yandan “Biz kendi anayasamızı yapma peşinde değiliz” derken öbür yandan türban sorununu yeni anayasa ile çözeceklerinin işaretini veriyor.Neymiş?. Kamuda hizmet verenler türban takamazmış ama hizmet alanlara bir engel konulması insan haklarına aykırıymış.Oysa üniversite ile tapu dairesi veya karakol arasında benzerlik kurulamayacağını, iş takip etmek için kamu kurumlarına yapılan başvurularla süreklilik taşıyan eğitim ve öğretimin bir tutulamayacağını unutuyor.AKP’nin böyle durumlarda “Devlet laik olabilir, birey olamaz” diyor...Bu mugalâtanın (ağız kalabalığı) suyu çıktı, yeter artık. Bireyler de laik olabilir ve dindar laikler hemen her toplumun en saygın bireyleri kabul edilir.Pusuda bekleyenlerTürban özgürlük sorunu olsaydı, milli mahkemeler ve AİHM onu dinsel ve siyasal simge kabul etmezdi.Türban yasağı, söylenenin tersine özgürlüğe hizmet ediyor. O yasak, başlarını örtmek istemeyen kızlara, kadınlara “örtün” baskısı yapmak için pusuda bekleyen “devrim muhafızları”nı tutuyor.Prof. Üskül’ün dediği olduğu andan itibaren hepsi ortaya çıkacak, türban takmayan kız öğrencilere “bahaneniz kalmadı” diye baskı yapacaklardır.Türban yasağını kaldırmayı, laik rejime yönelik tehdidin zincirlerini çözmek olarak görenler haklı çıkar mı, çıkmaz mı bilmiyoruz.Ama en garantili yol, üniversiteleri, ülkeyi böylesine riski büyük bir sınava hiç sokmamaktır.Çünkü bizim laikliğimizi Avrupa’da da kendilerine dert edinenler az değil. Onlara dert değilGeçen hafta Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Lagendijk “Fransa Türkiye’den daha mı az laik? Orada başörtüsü ile üniversiteye giriyorlar, Türkiye’de giremiyorlar. Türkiye’deki laiklik tanımının değişmesi lâzım” dedi.Fransız üniversitelerindeki Müslüman kızların sayı bakımından bir sorun oluşturmayacağını o düşünmedi. Ama Yeşiller Grubu Eşbaşkanı Daniel Cohn-Bendit dostça uyardı: “Laikliği koruyamazsanız AB’ye girme şansınız olmayacak!” Türkiye’nin laiklik üstüne kumar oynaması Avrupalı siyasetçilerin riski değildir. Çünkü rejimi korursak hoşlarına gider, ama koruyamaz ve AB hedefinden koparsak belki daha bile çok hoşlarına gider.Tuhaf olan bu kumarı Türkiye’yi yöneten siyasi iktidarın oynamaya heves etmesidir.Yoksa laiklik ve AB’ye girip girmemek, AKP için de mi dert değil!