Cumhurbaşkanı Gül’ün Pakistan yolunda gazetecilere yaptığı YÖK açıklaması bir skandaldı.Tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı iktidarın hazırlandığı bir “tasfiye operasyonu”nu kolaylaştıracak şekilde kamuoyu oluşturmaya soyunursa işte böyle olur.Gül’ün alet olduğu ters bilgilendirmenin erken deşifre edilmesi, yalnız hedef seçilen kurumu kurtarmakla kalmamıştır.Olaydaki ilâhi uyarıyı okuyabilirse Gül de uzun vadede kazanacaktır.Bu tecrübe onu gelecekte düşeceği benzer yanlışlardan koruyabilir çünkü.Üzgünüz ki ilk deneme başarısız oldu. Yani YÖK tecrübesinin ibreti, Cumhurbaşkanı Gül’ü mesleğe alınacak hâkim ve savcıların seçiminde siyasi iktidarın ağırlığını artıran yasayı gece yarısı muhtemelen okumadan imzalama yanlışına düşmekten koruyamadı.Rekorlar kitabına girecek bir kötü örnek yaratmıştır.İktidarın üç günde jet süratiyle geçirdiği yasa, Cumhurbaşkanı Gül’ü Pakistan’dan döndüğü Pazartesi’yi Salı’ya bağlayan gece saat 01.39’da alanda karşılamış, o da rolüne itiraz etmeden imzayı basmıştır.Bu yasanın çağdaş normlara uymadığı, yüksek yargının, üniversitelerin ve baroların görüşü sorulmadığı günlerdir yazılıp çizildiği halde danışmanlarına birkaç saat olsun inceletmemiştir.Cumhurbaşkanı “Ben güvendiğim bir iktidarla çalışmanın avantajını kullanıyorum; o nedenle hemen imzaladım” diyebilir.Yine de önüne konulan dosyaları okumasını öneririz.YÖK’ün dosyası arasına iftira mektubu konulabildiğine göre her sürprize karşı uyanık olmalıdır.Evrakların arasına senet menet sokuşturabilirler!İyi başlamayan Cumhurbaşkanlığı ilerde düzelebilir ama kanun zannıyla senet imzalayıp Kayserililiğine leke sürerse onun kurtuluşu hiç olmaz!*****Tuhaf ama gercek bu...Amerikan Büyükelçisi’ni sadece Kürt sorunumuzu çözmek için çırpınıyor sanıyorduk.Meğer ekselans Güneydoğu kökenli milletvekillerinin katıldığı bir çözüm arama toplantısına ev sahipliği etmekle kalmamış.Ondan önce konutunda bir “Anayasa Zirvesi” de toplamış. Hakkını nasıl ödeyeceğiz bilemiyorum!..Şaka bir yana Büyükelçi Wilson’un davetine Anayasa taslağını hazırlayan kurulunun başı Prof. Özbudun, AKP Genel Başkan Yardımcısı Fırat, ilgili meclis komisyonlarının başkanları niçin koşa koşa gitmişler; asıl ona bakmak lâzım.İktidar anayasa ile ilgili hedeflerini üniversite ile, barolarla ve muhalefetle bile paylaşmadan niçin Amerika’ya sunuyor?Çünkü işin nerede biteceğini biliyorlar.Cumhuriyet ilkelerini korumaya çalışanlara ağır gelecektir ama sonuç almak istiyorlarsa onlar da iktidarı değil Washington’ı muhatap almaya kendilerini alıştırmalılar!
KONDA araştırması, türban takanların dört yılda 4,5 kat arttığını ortaya çıkardı.Milliyet’te yayınlanan araştırmanın bulguları, başını örtmeyenlerin aynı dönemde yüzde 35,8’den 30,6’ya gerilerken örtünenlerin yüzde 64,2’den 69,4’e yükseldiğini belirtiyor.Buradaki önemli tespit, türbandaki patlama: Dört yılda türban takanlar yüzde 3,5’tan yüzde 16,2’ye fırlamış...Bu durum, örtünme tercihi ile siyasal tercihi arasındaki bire bir ilişkiye kanıt oluşturuyor.Nitekim bulgular örtünmenin eğitim ve gelir düzeyi düştükçe ve yaş ilerledikçe arttığını, fakat türbana ilginin eğitimli gençlerde yükseldiğini gösteriyor.Bu tablo türbanın yalnız dini inancı değil, siyasi tercihi de yansıtan bir simge olduğunu ortaya koymaktadır.Şimdi soru şudur: Neden böyle oldu ve nereye doğru gidiyoruz?Türk halkının eskiden değildi de şimdi dindar olduğunu söylemek doğru değildir.Şu anda yükselen bir siyasi kimliktir, o kimliğin partisidir. Parti, propagandasını din üstünden yapmaktadır. Mağdur olduklarına inanan yığınları “dindar oldukları için mağdur edildiklerine” inandırmayı başarmaktadır.Köroğlu rolü...Bu bir modadır. İktidar zenginlerinin çoğaldığı ile ilgili haberler, onların yolundan gitmeye heveslenenleri de artırmakta, muhafazakâr yaşam biçimini tercih edenlerin her alanda önlerinin açıldığı inancının yerleşmesi teşvik edici olmaktadır.AKP iktidar koltuğunda hâlâ mağduriyete dayalı bir “derin muhalefet” stratejisi izlemektedir.Başbakan son zamanlarda başında olduğu devletin zulmüne karşı dindarları koruyan Köroğlu rolü oynuyor!Kozan’da kompozisyon yarışmasının birincisi Tevhide Kütük’ün ödülünü almak üzere çıktığı sahneden türbanlı olması nedeniyle indirilmesi olayına Başbakan nasıl bir tepki verdi biliyorsunuz:Tevhide’yi telefonla aradı, ona “merak etme, ben arkandayım” dedi.Benzer bir haber dün Rize’den geldi: Kanser konulu bir kompozisyon yarışmasını imam hatip lisesi öğrencisi Emine Elif Azder kazandı. Kız, okul müdürünün tavsiyesine uyarak ödül törenine başını açarak gitti.Olayın medyada çıkmasından sonra Başbakan hemen Elif’in babasını da aradı, üzülmemelerini isteyip “konuyla bizzat ilgileneceği”ne dair söz verdi.İktidar partisi, türban mağdurları için kullandığı gücü, başını örtmeden güven içinde yaşamak isteyenleri korumak için de kullanıyor mu?Türban yığınağı...Amasya Anadolu Lisesi’nde dört kız öğrenci, dini baskıdan kurtulmak için başka okullara nakledilmelerini istediler. Geçen gün Reha Muhtar soruyordu: “Tevhide’yi arayan Başbakan, bu kızları da aradı mı?” Tabii ki aramadı. Çünkü yüzde 30’a kadar gerileyen başı açık kadınların korkusuz, baskısız yaşama hakları, Başbakan’ın derdi değildir. Korkarız ki hayali, örtünenleri “bu ülkenin yüzde 99’una” yükselmiş görmektir.Türban sömürüleri tırmanıyor. Sanki taarruz mevzilerinde psikolojik yığınak yapılıyor.İktidar galiba üniversitedeki türban yasağını kaldırmanın hamlesine hazırlanıyor!
Siyasi iktidarlar köklü değişikliğe gidecekleri kurumları baştan yerin dibine batırırlar.Çürütme taktiği az veya çok bütün toplumlarda iş görüyor.Abartılmış iddialara kolay inanma eğilimi taşıyan toplumlar çürütmeci eğilimlere cesaret veriyor. Bakın, hangi kurum hakkında akıl almaz suçlamalar ortaya atılıyorsa inanabilirsiniz ki orada derin altüst oluşlar yaşanacaktır.Cumhurbaşkanı Gül’ün dün Pakistan’a giderken YÖK hakkında söyledikleri, bu kurumda tasarlanan değişikliğin işaret fişeğidir.Teziç: “Asla!..”YÖK Başkanı Prof. Teziç’in görev süresi bitiyor. İktidarın onunla ilgili sorunu yok. Hedef kurumun kendisidir. Cumhurbaşkanı şunu diyor:“YÖK’ün başına özgürlükçü bir kişinin gelmesinden herkes memnun olur ama sistemi ele almak gerekir. İnanılmaz şeyler oluyor. Örneğin ilk kez açıklıyorum:Bir tek atama yaptım. (Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi Rektörü) Köşk’te dördüncü günümdü. Üç isimli bir dosya geldi. Yanında bir ihbar notu. İsimlerden biri ile ilgili olarak ‘Karısı kara çarşaflıdır. Fakülteye gelir hocaları tehdit eder’ deniyordu. Dehşete düştüm. Rektörlüğe soyunduğuna göre eşi baş örtülüdür dedim. Talimat verip bakın dedim.Araştırdılar ‘Adam bekâr’ dediler. Bir daha bakın dedim. ‘Hiç evlenmemiş’ dediler. Cumhurbaşkanlığı makamına böyle bir dosya geldi. En gelişmiş ülkelerde üniversite sistemi nasılsa Türkiye’de de öyle olmasını isterim.” Hepimiz bunu isteriz. Ama o isteğe kavuşmak dua ile olmaz, belli erdemleri kazanmak gerekiyor.Abdullah Gül’ün açıklamaları YÖK yönetimine ağır bir suçlamadır. Bilim adamlarının görev yaptığı bir kurul, devletin en üst makamını mesnetsiz bir suçlama ile yanıltmaya kalkışmış olabilir mi gerçekten?YÖK Başkanı Prof. Teziç’i aradım. Gül’ün dedikleri öğrenince şaşırdı.Çünkü bir buçuk ay önce Çankaya’da kendisini ziyarete gittiğinde Cumhurbaşkanı Gül, bu olayı başka türlü anlatarak rektör atamalarında karşılaştığı şaşırtıcı durumlardan yakınmış Erdoğan Teziç’e.“Öyle bilgiler geliyor ki insan şaşırıyor. Mesela çarşaflı diyorlar, baktırıyorum evli bile değil!” Yani Cumhurbaşkanı o gün ihbarın YÖK kaynaklı olduğuna dair hiçbir imada bulunmamış.İspat görevi Gül’ünPeki, YÖK’e rektör adayları ile ilgili olarak gönderilmiş bir ihbar mektubunun dosyaya karışarak Cumhurbaşkanı’na gönderilmiş olması ihtimali sıfır mıdır?Prof. Teziç “Evet, böyle bir ihtimal sıfırdır” dedi, “Çünkü dört yıl boyunca üniversitelerinde seçilmiş rektör adaylarının kendileri ve eşleri hakkında hiçbir araştırma yapılmamış, sadece haklarında kesinleşmiş bir yargı kararı var mı ona bakılmış, o da bulunmamış, üniversitelerinde aldıkları oyla elde ettikleri sıralamaya itibar edilmiştir.” Durum bu... Şimdi sorumluluk iddianın sahibi olarak Gül’e düşüyor. Cumhurbaşkanı söz konusu ihbar yazısını ve onun da YÖK’ten geldiğine dair belgeyi göstermelidir.Aksi halde iktidarın YÖK’ü yok etme niyetini infaz etmeden önceki kamuoyu oluşturma çabalarına Gül’ün de katıldığını düşüneceğiz!
Cumhurbaşkanı Gül Silâhlı Kuvvetler’le arasında tehlike yaratabilecek bir sorunu ustaca halletti.İrticai faaliyete karıştıkları gerekçesiyle ordudan atılan askeri personelle ilgili Yüksek Askeri Şura kararını hemen onayladı!Oysa bu tür bir karara muhalefet şerhi koyan ilk Başbakan, 2002 Aralık’ındaki görevi sırasında kendisiydi. Cumhurbaşkanı olarak “tutumunu ya değiştirmezse?” diye korkuluyordu.Çünkü Başbakan koltuğunu devrettiği Tayyip Erdoğan “Bu kararlar yargı denetimine açık olsun” itirazı ile YAŞ kararlarına sonuncusu da dahil sürekli muhalefet şerhi koyuyor.Abdullah Gül, korkulanı değil doğru olanı yaptı.Ama tavrı, AKP iktidarının tutumunda bir değişiklik yaratmadığından ötürü kafaları karıştırmıştır.Eğer yeni görevi ona farklı bir sorumluluk anlayışı kazandırmışsa, değişiminin haklılığını bir kaç ay önce içinden çıktığı partinin önderlerine anlatabilir ve onları ikna edebilirdi.Şimdi ne düşeneceğiz?Cumhurbaşkanı ile siyasi iktidarın YAŞ konusunda ters düştüklerini mi, yoksa Silâhlı Kuvvetler’le bir sürtüşmeye meydan vermemek için Gül ile Erdoğan’ın takıye yaptıklarını mı kabul edeceğiz?AKP’nin kurucusu, ilk Başbakanı ve dört yıllık Dışişleri Bakanı Cumhurbaşkanı seçildikten sonra AKP’nin takıntılarından biri hakkında görüş değiştirmişse bunun partiyi etkilemesi gerekirdi.İkisi de aynı siyasi kökten geliyor. Birinin doğrusu öteki için yanlış olamaz. Acaba kurgulanmış bir oyun mu oynanmıştır?“Cumhurbaşkanı TSK ile tatsızlık olmasın diye onayı versin ama Başbakan da muhalefet şerhi koymaktan vazgeçmesin ki parti din istismarından yararlanmaya devam edebilsin!” Oyunun bu hesapla düzenlendiği pek fena sırıtıyor.Ve bu şüphe de Cumhurbaşkanı Gül’ün doğru tercihinin değerini düşürüyor!*****Devlet çarkı böyle çürüyor Çarpık vefa duygusu siyasetin hastalıklarından biri...Perşembe günü VATAN’da çıktı: Son seçimde AKP’den milletvekili adayı olup da seçilememiş bürokratlar daha yüksek mevkilere terfi ettirilmişler!Devlet çarkındaki çürüme işte bu tür adaletsizliklerle başlıyor.Seçimde iktidar partisinin formasını giyip kaybettiği için hiç bir bürokrat kapının önüne konulmasın ama ödül de almasın.Bu hassasiyet gösterilmezse yapılan, liyakat sahibi bürokratlara haksızlık olur.Kurnaz bürokratlar aday olmayı, milletvekili seçilemeseler bile kariyer yatırımı gibi görmeye başlarlar. Sonra ne mi olur?İktidar partisi gerçeği görene kadar bürokrasinin üst katları maceracılar ve cingözler tarafından doldurulur.Partizan memur bir iktidarın şansı değil kamburudur!
Hükümetin meclisten 44 gün önce aldığı sınır ötesi operasyon yetkisi Türk Ordusu’na görev emri olarak ulaştı.Başbakan Erdoğan, Türk Silâhlı Kuvvetleri’ne Kuzey Irak’ta operasyon yapma yetkisi veren Bakanlar Kurulu kararının Cumhurbaşkanı tarafından da onaylandığını açıkladı.AKP iktidarı aylardır siyasi muhalefetten ve toplumun değişik kesimlerinden gelen “Haydi artık” baskıları altında sıkıntı yaşıyordu.Ama bu karar orduya hareket emrinin hemen verileceği anlamına gelmiyor.Türkiye, sorunun askeri güç kullanma mecburiyeti doğmadan çözülmesi için fırsatları değerlendirmeye devam edecektir. Askerin önünü açan bu kararı da iktidar diplomatik girişimlerin daha fazla ciddiye alınmasını sağlamak amacında kullanacaktır.Biz harcanan zamanı kayıp saymıyoruz. Çünkü bu sayede yalnız sabrımızı değil, haklılığımızı da dünyaya anlatabildik.Orduyu yetkilendiren karar ABD ve Kuzey Irak bölgesel yönetimine “son şans”larını kullanmaları konusunda uyarıdır aynı zamanda.Türk Silâhlı Kuvvetleri bu son şansa zaman tanıyacaktır. Elebaşıların paketlenip teslim edilmeleri ve militanların Kuzey Irak’tan sürülmeleri için makul bir süre beklenecektir.Bir yandan da 5 Kasım’da taahhüt edilen “anlık istihbarat” değerlendirilecektir.Bu aşamadan sonraki değerlendirmeyi halkın da farklı yapması gerekecek.Amaç, Kuzey Irak’a sırf girmiş olmak için girmek değildir. Askeri intikam beklentisinin baskısı altına sokmamak lâzım.“Kış ilerledikçe başarı şansı azalacak” sözü doğru değildir. Kış şartlarında savaş yeteneğine TSK fazlasıyla sahiptir.Kar ve kış asıl PKK’yı hareketsiz bırakacağı için mevsim Türk askeri için yaz şartlarından bile daha avantajlı hale gelecektir.Değerlendirme için bahara kadar beklemek zorundayız.Karar hayırlı olsun.*****Çok yazıkAtlasjet’in İstanbul Isparta seferini yapan uçağı düştü.Aralarında çok değerli bilim insanlarının da bulunduğu 50 yolcu ve 7 mürettebattan kurtulan olmadı.Çok üzgünüz.Kaza kurbanlarına rahmet dilerken, ülkemizi böyle talihsizliklerden koruması için Tanrı’ya dua ediyoruz.Bütün kazalar ardından aynı karmaşa olur. Yığınla sebep üretilir. Yine heyecanlı senaryolar okuyacağız.Ama benim yaptığım soruşturma, kazanın dolaşımdaki söylentilerin aksine bakımla ilgili zaafa dayanmadığını düşündürüyor.Güvendiğim sivil havacılık uzman ve yöneticileri pilotaj hatası ihtimalini ağırlıklı görüyorlar. Çünkü motor arızası olmamış. Patlama ve yanma yok.Son yıllarda özel sivil havacılık bizde çok hızlı bir gelişme gösterdi. Hızlı büyümenin rekabet yoluyla halka kazandırdığı avantajlar oldu ama doğurduğu pilot açığı da zaaf yarattı.Özel havacılık kurumlarımızın bu şanssızlığı unutturacak tedbirleri hemen almasını bekliyoruz.
Yüksek Askeri Şûra’nın kararlarını beklerken siyasi tansiyon daima yükselir.İşte yine kulaklar kirişte.YAŞ irticai faaliyete karıştığı suçlaması ile kaç askeri personeli ordudan ihraç edecek? İhraç kararlarına Başbakan ve Savunma Bakanı yine muhalefet şerhi koyacak mı?Ve yeni bir tedirginlik sebebi olarak Cumhurbaşkanı Gül YAŞ kararlarına onay verecek mi?Abdullah Gül, YAŞ kararlarına muhalefet şerhi koyan ilk Başbakan’dır. 2002 Aralık’ında Erdoğan henüz meclise girmemişti. AKP iktidarının Başbakanı Gül ve Milli Savunma Bakanı Gönül “YAŞ kararları yargı denetimine açık olmalı” diye kayıt düştüler.İktidar önderleri “İrticaya karışanları korumaya çalışıyor değiliz. İstediğimiz haksızlıklar önlensin” dedilerse de inandırıcı olamadılar.Çünkü irticadan atılan subayları AKP’li belediyeler hemen işe alıyor.Tarikatlar “birçok hayati müesseseye” girdiler, görüyoruz. Fakat Silâhlı Kuvvetler kendini korumayı bildi.Komutanlar iktidarın YAŞ kararlarına itirazını sürdürmesini “irticai çevreleri cesaretlendiren bir tutum” olarak değerlendiriyor ve bu da güven sorunu yaratıyor.YAŞ kararlarının yürürlüğe girmesi için Cumhurbaşkanı onayı gerekmiyor. Ama onaydan kaçınması, devlet kurumları arasında derin bir çatışmanın varlığına işaret sayılacağı için zararlı olacaktır.Gül üç gün önce Le Figaro gazetesine verdiği demeçte “Sivil iktidarla Ordu arasında en ufak bir problem yok. Ordumuzla iftihar ediyorum” demişti.Samimi ise kararları onayladığı gibi iktidar önderlerini de şerh düşmekten vazgeçmeye ikna etmelidir.Yargı denetimi yoksa haksızlık riski daima vardır. Ama ordunun disiplinine zarar verecek açılımların sonucu daha ağır yıkımlar doğurur.YAŞ kararlarını yargı denetimine açmak demek, yalnız irticadan kovulanları değil, terfi etmemekten şikâyet edenleri de mahkeme kapılarına yığacaktır.Herhalde iktidar, Orduyu Yeniçeri Ocağı’na çevirmenin ve Türkiye’yi en güçlü sigortasından mahrum etmenin günahı altına girmek istemez.AKP bitirsin bu kör inadı!*****İntihar gibiBugünkü manşetimiz, Amerika’da kamu çıkarını koruyan mekanizmanın ne kadar etkili işlediğini anlatan bir öyküdür.Olay bir dedektif filmine konu olacak kadar renkli. Ve ne yazık ki suçlu konumunda bir Türk inşaat firması bulunuyor.Öyle bir firma ki bugüne dek New York’ta bir milyar dolarlık projelere imza atmış.Böyle bir Türk şirketi ile gururlanmak isterdik ama yazık ki nereye yükseldiklerini görememişler, kurum olamamışlar ve işlerini rüşvetle yürüten Üçüncü Dünya şirketi durumunda kalmışlar.Polisle işbirliği yapmaya mecbur kalan Türk şirketi yetkilisinin yakasını adaletten kurtarması, ilerde Temiz Eller operasyonları yapacak namuslu yönetimler için örnektir.Kamu idaresi rüşvet yiyen memurlarını cezalandırmak için rüşvet verenden vazgeçiyor. Nasılsa o artık Amerika’da yaşayamaz.Şirketi de orada iş yapamaz!
Başbakan’ın Beyaz Saray buluşmasını milât sayması iyi olmadı.Amerika ara tonları olmayan bir devlettir. Düne kadar PKK ile ilişki kurmanın ayıbını kompleks yapmamıştır.Fakat 5 Kasım’da Başkan Bush “PKK Amerika’nın da düşmanıdır” dedikten sonra işler üç hafta içinde ABD Büyükelçisi’nin Ankara’da şipşak “Kürt Zirvesi” düzenlemesine kadar dayanmıştır.Amerika’nın bir müttefikini rahatsız eden sorunla ilgilenmesinde yanlışlık yoktur. Ama dert yaratıp sonra derman ararken başrole soyunmak hilekârlık değilse ölçüsüzlüktür.Biz millet geleneğine sahibiz; Amerikalı siyasetçiler adım atarken “Türk halkının onurunu incitir miyiz?” diye düşünmelidirler.Evet, iktidar terörle mücadele alanındaki kaderimizi Beyaz Saray’a endekslemiştir ama Amerika’nın bu yetkiyi onur kırıcı biçimde kullanmaya hakkı olmaması gerekir.Büyükelçi Wilson’un bir ABD Temsilciler Meclisi üyesi katılımında “Kürt temsilcileri” diye adlandırdıkları eski ve yeni milletvekilleri ile düzenlediği ve fütursuzluk içinde aleniyete döktüğü toplantılar içişlerimize müdahaledir.Bunu iyi niyetle yapsa da Amerika camcı dükkânına giren fil gibidir, her şeyi kırıp dökecektir.Zaten uzun zamandan beri hiçbir şeyi düzeltmiyor, sadece yıkıyor. Elinin değdiği tüm ülkeler kan revan içinde, terörün egemenliğinde inliyor.Bu toplantıda Doğulu AKP milletvekillerinin anlattıkları şeyler yeni spekülasyonlar üretecek, siyasal çatışmaları tetikleyecektir.ABD Kürt sorununun çözümüne burnunu sokmasın. Vicdani sorumlulukları terörle savaşmak, bu savaşı veren uluslara yardımcı olmaktır.Biz milletiz. Kendi aramızda konuşuyoruz, sorunlarımızı çözebiliriz, çözeceğiz.Amerika’dan araya girmesini değil işgal otoritesi olarak bulunduğu Irak topraklarından PKK terör örgütünü söküp atmasını istiyoruz. Zaten sözü bu!Eğer sözünü tutması, içişlerimize karışmasına boyun eğmemiz şartına bağlı ise onu da istemeyiz. Ondan gelecek hayır Allah’tan gelsin!*****Adalete saygı!Yeni alınacak hakim ve savcıları belirleyecek yüz yüze görüşmeleri siyasi bir organ olan Adalet Bakanlığı’na yaptırmakta ısrar eden bir iktidardan şüphe etmez misiniz?Doğrusu, bu seçimi Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapmasıdır. Ama iktidar yetkiyi bakanlığa vermek için bastırıyor.Teklif dün meclis komisyonunda görüşülmeye başladı.“Bu kadar şüpheci olmayın, iktidara güvenin” diyenler olabilir.Onlara Isparta’dan bir haber vereyim:Beden eğitimi öğretmeni Halil Özçimen tatil gününde Cumhuriyet mitingine katıldı ve 19 Mayıs’ta da öğrencilerine “Cumhuriyete sahip çık” yazılı tişört giydirdi.Bu yüzden ne oldu biliyor musunuz?Suçlu bulundu ve maaş kesme cezası aldı.Hakim ve savcıları böyle bir zihniyetin seçmesi sizi korkutmaz mı?
Farkında mısınız; bölücü terör dağda sıkıştıkça DTP rozetli siyasetçiler de aşağıda hırçınlaşıyor.Önceki gün Diyarbakır mitinginde DTP İl Başkanı, Kuzey Irak’taki PKK varlığına eskisi gibi sahip çıkmayan Barzani ile Talabani’ye seslenerek “Kimse kendi kazanımlarının bedelini bizlere ödetmesin” diyordu.PKK terörüne Iraklı Kürtlerin cephe alması neden DTP’ye bedel ödetmek oluyormuş?Aynı kişinin “sınır ötesi operasyonlara son verilmesi” talebi sorunun cevabını veriyor.Dün Batman’ın DTP’li Belediye Başkanı da bu parti yöneticilerinin yangına körükle gitmeleri için bir yerlerden talimat aldıkları şüphesini davet eden akıl dışı bir tahrikte bulundu.“Dağda yaşayan insanlarımız, ülkenin en onurlu insanlarıdır” dedi.Bu söz Güneydoğulu işsiz gençleri dağa çıkmaya özendiren bir tahrik değil midir?Irkçılık tutmaz!PKK ve ona siyasi servis sağlayanlar, gemi azıya almış bir ırkçılığın aletleridir. Etnik ayrımcılığı üstelik terörle yürüten bir zihniyetin insanlıkla alâkası olabilir mi?Bu halkı oluşturan unsurlar en az 600 yıl bir arada yaşadı. Yirmi dört nesil eder aşağı yukarı... Bu kadar uzun bir süreçte hangi ırk saf kalabilir?Türk halkı bu coğrafyanın bütün kültürlerinden oluşmuş benzersiz bir harmandır. Bunu inkâr edip ayrılık çıkarmak isteyenler ya cahildir ya haindir ya da suçtan nemalanan haydutlardır.DTP’nin sandığı aşıp meclise girmesi, Kürt sorununun şiddetten arınıp siyasi zeminde tartışma olanağına kavuşacağı umudunu yaratmıştı. Ama bu umut boşa çıktı.İzlediği uzlaşmaz politikalar DTP’ye zemin kaybettiriyor.Terörü izole etme amacında yapabileceği yardımı esirgeyen bu parti PKK’nın darboğaza girmesinden niçin paniğe kapılmış görünüyor?Acele etmeyelimBunun iki nedeni olabilir.Biri, İmralı’daki bebek katili PKK’nın üstündeki baskıyı hafifletmek için DTP’yi ateşe sürmüştür. İkinci ihtimal de, partide otorite boşluğu görülmektedir. İmralı haberleşmesi tıkandığı için mikrofonu kapan şöhret olmanın peşinde koşmaktadır.İktidarın görevi, meşru bir nedene dayanmayan bu hırçınlığa haklılık kazandıracak yanlışlara düşmemektir.Anlaşılıyor ki AKP, fezlekesini beklediği 3 DTP’li milletvekilinin dokunulmazlıklarını mecliste kaldıracak ama öteki üyelerin rafta tozlanan 76 fezlekesini gündeme getirmeyecektir.İktidar adalete inanıyorsa fezlekesi olan tüm üyelerin dokunulmazlıklarını kaldırmalı.DTP’lileri mahkemeye gönderip öbürlerini koruma altına almak toplum vicdanını zedeleyeceği gibi etnik temelde yangın çıkarmaya uğraşanlara tahrik fırsatı verecektir.AKP dokunulmazlıklara kıyamıyorsa DTP’liler için de acele etmesin, kapatma davasının gelişmesini beklesin!