Siyasetçinin iktidarını denetimsiz kılma ihtirası kontrolden çıkmamalı.Yakın tarihimizde bu değerli dersi öğreten ibretli örnekler var ama dinleyen kim?Türkiye bir hukuk devleti.Sistem, yasama-yürütme ve yargı güçlerinin ayrı olması üstüne kuruludur. Demokrasi bu denetim zincirini yeterli görmediği için özgür medyayı dördüncü güç olarak sistemin merkezine koymuştur.İktidarın bağımsız yargıçlarca denetlenmesi ne kadar önemli ise medya tarafından denetlenmesi ve halkın bilgilendirilmesi o kadar önemlidir.Fakat bu bir görgü, gelenek işi.Başbakan son zamanlarda medyaya hakaret tonunda saldırılarla yükleniyor.İki hafta önce ana muhalefet liderinin açıklamalarına aşırı ilgi gösterdiğimizi düşünmüş olmalı ki medyayı “CHP’nin zabıt kâtipleri” diye suçladı.Seçilen bilir!Kızılcahamam kampında güya daha “yapıcı” olmaya çalıştı!Kaynağından doğrulatılmamış senaryoları haber yaptığımızı iddia ettikten sonra “70 milyonluk Türkiye’de 3 milyon gazete satıyorsa burada yanlış var demektir. Bir gazetenin 15-20 milyon satması lâzım” dedi.Başbakan seçim kazanmanın insanı allâme yapmadığını, sadece etrafını dalkavuklarla çevirdiğini unutmamalıdır.Çünkü haklı olsaydı, beğendiği gazeteler çok satardı. En başarılısının bayi satışı 25-30 bindir.Dünyada 20 milyon satan gazete yok. Türkiye’deki 3 milyonun en önemli sebebi de halkın satın alma gücünün yetersizliğidir. Başbakan’ın öfkesi bizce kontrol edemediği bir gücün medyada hâlâ yaşıyor olmasından geliyor. Bu durum işlerini bozuyor!Şükretmeli...Üç gün önce Baykal, iktidarın yargı kadrolarını ele geçirme amaçlı hazırlığını “ihbar” etti.Yeni düzenleme ile hakim ve savcılar yüz yüze görüşme yöntemi ile işe alınacaklar.Önceki gün de eski Meclis Başkanı Arınç parti toplantısında “Dışişleri Bakanlığı’na memur alımında yeni bir sistem getirin” diyordu.Hastanelerin yönetici kadrolarına sınavsız atama yapma yetkisini AKP iki yıl önce almış, fakat Anayasa Mahkemesi yasayı iptal etmişti. Sınavsız atama yetkisi için şimdi yeni bir hamlenin eşiğindeler.Başbakan’ı asıl rahatsız eden işte bu haberlerin duyulmasıdır.Günde 3 milyon gazetenin satılmasını az bulduğu havası veriyor ama aslında ona bile katlanamadığı bellidir.İnternette bir vatandaş dün şu soruyu soruyordu:“Üç milyon kişi okuduğu için Başbakansınız. Elli milyon okusa Başbakan olma ihtimaliniz olur muydu?”
Bütün hakların başında yaşama hakkı gelir.Yaşama hakkının sigortası da güvenliktir.Tarih kadar yaşlanmış bir denge var: İnsanlar ne kadar güvenlik isterlerse özgürlüklerinden o ölçüde fedakârlıkta bulunacaklardır.Biz bu teraziyi bile bozduk!Paslı tüfek elimizde geri tepti!Terör, gasp, kapkaç gibi suçların korkunç hale getirdiği şehirleri zapturapta alma ihtiyacı bu yılın başında iyice kendini göstermişti. Polis Vazife ve Selâhiyet Kanunu’nda yapılan değişiklikler, AB sayesinde kazanılan iyileştirmeleri aldı götürdü.Çünkü bir uçtan öbürüne savrulmak bizim huyumuzdur.Ülke seçim atmosferine girdiği için demokratik savunma reflekslerimiz çalışmadı ve demir yumruk düzeni getiren değişiklik haziran ayında kanunlaştı.Peki polisin yetkilerini artırmak için özgürlüklerimizden verdiklerimiz bize asayiş olarak geri döndü mü?Hayır... İstanbul’un bir karakolunda, gözaltında ölüm olarak geri döndü.İstanbul’un bir parkında içki içilmesine kızan bir polisin ölümcül tekmesi olarak geri döndü.Dün de İzmir’de gösterdi meşum yüzünü... Kızgın bir polisin tabancasından çıkan mermi oldu ve yirmisinde bir gencin hayatını söndürdü.İktidar bu yasanın “Avrupa ve öteki gelişmiş ülkelerdeki uygulamalar paralelinde polisin etkinliğini artıracağını” söylüyordu.Dur-vur olur mu?Sözde polisin yolda vatandaşı durdurma yetkisini kullanabilmesi için makul bir sebebin bulunması gerekecekti. Ama öyle olmadı.İstanbul’daki parkta göğsüne polis tekmesi yiyen genç adam ölümü ne kadar hak etmediyse, İzmir’de beynine polis kurşunu yiyen delikanlı da bu muameleye müstahak değildi.Dur ihtarına uymayan bir araç, hangi gelişmiş ülkede kurşun yağmuruna tutuluyor?Ağır suçlama ile plakası ihbar edilmiş bir araç olsa neyse; bu öyle de değil.Durmaması, içkili yakalanma korkusu olabilirdi, nitekim o ihtimal ağır basıyor. İçkili araç kullanmanın cezası da ölüm değildir!Üst üste gelen talihsiz olaylar bize, özgürlüğümüzden katlanacağımız fedakârlığın güvenlik ve asayiş getirmediğini öğretiyor.Polis suç işlerseHatayı, enine boyuna düşünmeden polisin yetkilerini haziran ayında artırmakla yaptık.Şimdi yeni bir tepki düzenlemesi ile verilen yetkilerin geri alınması yoluna gitmek yanlışı katmerli hale getirmek olacaktır.Benimsenmesi gereken yol, yetkilerini aşan, suç işleyen polislerin mutlaka ibret verecek şekilde cezalandırılmalarıdır.Oysa biliyoruz ki polis amirleri astları üstünde disiplinle değil, çoğu zaman suçları örtbas etmek suretiyle otorite kurabiliyorlar.Bir önemli tedbir de, silâh taşıyan bu kamu görevlilerinin işe alınışında kişilik bozukluğu ile ilgili sorunları var mı, çok iyi araştırmak...Hukukun üstünlüğü çağında yaşıyoruz. Kanun devleti bile ayıp sayılıyor. Biz polis devleti mi olacağız!
Deniz Baykal iktidarın hukuk devletine karşı suikast vahametinde bir suç işlemeye hazırlandığını ihbar etti!CHP lideri iktidarın “sınır ötesi harekât” patırtısı arasında savcı ve hakim kadrolarını yandaşları ile doldurma amaçlı bir yasa değişikliğini meclisten geçirmek üzere olduğunu bildirdi.Kanun teklifinin Perşembe günü meclis genel kuruluna indirileceğini öne sürerek yargının bağımsızlığını önemseyen ve hukuk devletini korumak isteyen herkese alârm verdi.Hakim ve savcıların mülâkat ile işe alınmalarını sağlayacak düzenlemeyi hükümet daha önce de çıkarmak istemişti.AKP iktidarının mülâkat yöntemini kadrolaşma amaçlı olarak kullandığını herkes biliyor. O nedenle düzenleme Cumhurbaşkanı Sezer’den dönmüştü.Çankaya gül bahçesiArtık Sezer engeli bulunmuyor.Fırsat bu fırsat, amaçlanan yöntem, toplumun terör ve Kuzey Irak sorunlarıyla meşgul olduğu şu günlerde bir AKP milletvekilinin (Yılmaz Tunç) verdiği kanun teklifi ile yasama sürecine sokuldu.“Cambaza bak” yöntemi, teklifin medyaya duyurulmadan komisyon aşamasına kadar gelmesini sağlamıştır.Bir düzeltme yapalım: Baykal teklifin komisyondan geçtiğini söyledi ama bizim elde ettiğimiz bilgi komisyon aşamasının henüz tamamlanmış olmadığıdır.Bu durum, yargı bağımsızlığına karşı işlenecek suça karşı iktidarı uyarmakla görevli demokratik güçler hesabına şanstır.Aslına bakarsanız iktidar için de şanstır.Çünkü Başbakan dün Kızılcahamam’daki parti toplantısında “demokratik hukuk devleti çıtasını daha yükseğe çıkaracaklarını” söyleyerek dinleyenleri coşturuyordu.Hukukun çıtası kırılırCHP lideri Baykal’ın uyarısına asıl o kulak vermelidir:“Düzenlemeden Yargıtay’ın haberi yok. Emri vaki yapacaklar. Mülâkat yöntemi getirilmek isteniyor. Mülâkatı bakanlığın kontrolündeki bürokratlar yapıyor. Yani listeler siyasetçiler tarafından hazırlanacak, bürokratlara verilecek ve hakimler seçilecek.” Tarikat ve cemaat önderlerinin kasetlenmiş, belgelenmiş talimatları yandaşlarına “mülkiye ve adliye gibi hayatî müesseselerde” örgütlenmeleri hedefini gösteriyor.Baykal dünkü konuşmasında “Bu yasa çıktığı zaman Türkiye’de yargı AKP’nin siyasi kontroluna girmiş olacaktır. Sıradan bir siyasallaşma mı olacak yoksa bir tarikat yapılanması mı; bunu göreceğiz” dedi.Böyle bir felâketi önlemek için herkes, demokrasinin elverdiği tüm olanakları sonuna kadar kullanmalıdır!*****İyi şeyler de oluyorYiğidi öldür, hakkını ver demişler.İktidarın Kuzey Irak’taki terör kaynağına karşı sabırla ördüğü ve yürüttüğü politikaların şu anda vardığı aşamayı başarılı buluyorum.Ve “mücadelede çok kritik bir aşamaya geldik” diyen Başbakan’ın talep ettiği yardım ve desteği, bütün partilerin esirgememesi gerektiğini düşünüyorum.Başbakan Erdoğan dün partisinin Kızılcahamam’daki toplantısında PKK’nın izole edilerek sosyal, lojistik, finansal ve psikolojik desteklerinden yoksun bırakılması yolunda önemli mesafeler alındığını söylerken haklıdır.Böyle bir aşamada toplumsal psikolojinin iyi yönetilmesi gerekiyor. Yani siyaset elbette tatile sokulmamalı ama rekabet biraz daha yumuşayabilir.Toplumda ayrışmayı ve sabırsızlığı tahrik etmekten sakınmak sağlanabilir.Öbür alanlar için bir şey diyemem ama terörle mücadele alanında iktidar krediyi hak ediyor.
Türkiye bir sürprizler ülkesi. Tam bir hisseli harikalar kumpanyası...DTP yönetimi baraj engelini bağımsız adaylıklar yolu ile aşıp meclise girerek parti grubu kurdu.Bu gelişme umut yarattı. “Kürt sorunu” artık silâhla işi olmayan insanlar tarafından sahiplenilip tartışılacaktı. Ayrıca böyle bir gelişme PKK’nın toplumdan izole edilmesi için fırsattı.Bu gerçeği aynı anda terör örgütünün elebaşısı olan bebek katili de gördü ve düğmeye bastı.Hedef PKK’yı kurtarmak için DTP’yi ve meclisteki temsilcilerini feda etmekti. Böylelikle Türkiye, Kürt sorununun siyasal planda tartışılmasını kabul etmeyen bir ülke durumuna sokulacak ve PKK meşrulaştırılmış olacaktı.DTP milletvekilleri bunun için ne lâzımsa yaptılar. DTP’nin meclis grup başkanı Ahmet Türk daha dün “PKK’yı kınarız ama şartların oluşması lâzım” diyordu. Bu söz, belli şartlarda terörü haklı görmek değil mi? Böyle parti olur mu?Yargıtay C. Başsavcısı’nın DTP hakkındaki kapatma talebini içeren iddianameyi Anayasa Mahkemesi dün kabul etti. Yargılama ceza davası prosedürü içinde yürütülecek.Ama yüksek mahkemenin başkanı ceza yargıcı değil. Daha fenası hukukçu bile değil!İktidar önderleri DTP’ye kapatma davası açıldı diye çok üzüldüler. Meclis Başkanı bile “DTP’yi kapatmak doğru değil” diyebiliyor.AKP tarzı siyaset böyle... DTP’nin kapatılmasına sebep olacak eylemleri suç olmaktan çıkaracak meclis çoğunluğu ellerinde. Ama yasayı değiştirmek yerine mahkemeye baskı yapmayı tercih ediyorlar.Gün geliyor yargının verdiği kararlarla hükümetin işine karıştığından yakınıyorlar, gün geliyor böyle kurtarıcı yorumlar yapması için yargıçların ağzına bakıyorlar! *****ÖğretmenlerBugün Öğretmenler Günü. Bütün öğretmenlere saygı ve minnet...Onlara niçin dünya markaları yaratacak beyinler yetiştiremediklerini sormayı çok isterdim.Yürürlükteki düzen üniversite sınavlarında “sıfır çeken” öğrencilerin sayısını geçen yıl 25 bin iken bu yıl 47 bine çıkarmıştır.Eğitimimiz ne gençleri üniversiteye hazırlıyor, ne meslek kazandırıyor.Bunun baş nedeni öğretmenlere lâyık oldukları saygı ve ilgiyi göstermeyişimizdir.Atatürk’ün öğretmenleri toplumun lideri idi. Fakat bu meslek son elli yıldan beri sürekli düşüş yaşıyor.Öğretmenlik ideal mesleği olmaktan çıkmıştır. Öğretmenler ekonomik anlamda adeta süründürülüyor.Üçüncü derecede öğretmenin maaşı 40 yıl önce 29 Cumhuriyet altınına denk geliyordu. Şimdi 6 altına geliyor.Adeta öğretmenleri kaçırarak kadroları boşaltma amaçlı bir siyaset yürütülüyor ve imam hatipli yöneticilerin laik düşünceli öğretmenler üstünde estirdiği sürgün ve soruşturma terörü bu sevgi ve saygıdan yoksun politikaya destek veriyor.Bugün öğretmenlerin bayramı değil olsa olsa eskiye özlem günü olur.
Cumhurbaşkanı’nın lisede okuyan oğlunun geçen yıl kurduğu işin başarılarını okuyoruz birkaç gündür.Küçük oğlanı ağabeyinin iki arkadaşı internet üstünden ticaret yapan şirketlerine ortak etmişler.Ortaklardan biri “Hep zarar ettik ama Sayın Gül’ün adını ağzımıza hiç almadık. Mehmet Emre babasının ismini söylese müşteriler peşimizden koşardı” demiş.Eh, haber duyuldu. Artık dediği olacak, müşteriler peşlerinden koşacak, zarar dönemleri kapanacaktır herhalde.Çünkü satılan malın sadece kalitesi değil, cinsi de değişti şimdi!Çocukların bundan böyle ne satacağını, aktaracağım şu öykü ibretli bir biçimde açıklıyor:Tam elli yıl önce Başbakan Menderes’in büyük oğlu, yüksek öğrenimini tamamlayıp Ankara’ya döndü.Menderes bir süre sonra Dışişleri Bakanı Zorlu’dan oğluna, gece hayatı cazip olmayan bir yerde dış görev istedi.Nezaketi ona talebinin sebebini açıklama mecburiyeti yüklemiş olmalı ki, okulu bitirdiğinden bu yana oğlunun birçok iş adamından cazip ortaklık teklifleri aldığını, bunun önünü kesmeye çalıştığını açıkladı.Fatin Rüştü Zorlu “Ticaret hayatına atılmasında ne kötülük var?” diyecek oldu. Cevap hemen geldi:“Oğlumu işlerine ortak edenler ne satacaklar sanıyorsun? Tabii ki beni satacaklar!” Mehmet Emre Gül’ün ortaklarından biri “İşe başlarken en büyük desteği Abdullah Gül Bey’den aldık” diyordu.Dün bunu okuyunca aklıma Adnan Menderes’in öyküsü geldi.Rahmet istedi herhalde...*****BağımlılıkUlusoy-Terim ikilisini neredeyse ulusal kahraman ilân edeceğiz.Çünkü biz öngörülen ve hak edilmiş başarılara değil mucize sayılacak bıçak sırtı galibiyetlere bağımlıyız.Onlar da bize bunu verdi. Çarşı deyimi ile “en kelek” grupta mucize yenilgilere uğradık ve finallere gitmek için mucize bir galibiyete mahkûm edildik.Bu ikili, iddiası kalmamış ve zaten kan kardeş olan Bosna ile bizi bir ölüm kalım maçına, 1-0’lık galibiyeti de mucize kılığına sokmayı başardılar. Helâl olsun.Maceramızın doğru özeti, Federasyon Başkanı’nın ağlamasıdır. Yalnız dikkat!..Duygu şovmenliği finallere getirdi ama daha ileri götürmez.
Kandil Dağı’ndan gelen haberler “fare deliği bin altın” sözünü hatırlatıyor.Özellikle 5 Kasım Beyaz Saray buluşmasından sonra hızlanan gelişmeler kuşatma duygusunun PKK’yı korku ve telâşa düşürdüğünü gösteriyor.Bölücü örgütün kaşarlanmış elebaşılarından Cemil Bayık’ın geleneksel PKK koruyucularına yönelik yardım çağrıları bu defa işe yaramayacak gibi... “Türkiye ve Amerika PKK’nın tasfiyesi için anlaştı. Kuzey Irak’taki Kürt yönetimi de PKK’yı silâh bırakmaya ve teslim olmaya zorluyor” sözleri umutsuzluğunu yeterince yansıtıyor.Başbakan’ın niyeti ne?Cemil Bayık’a göre, PKK’nın tasfiyesine yönelik saldırılara AB’nin ortak olacağı bir süreç de başlamıştır artık.Bağdat ve Erbil razı edilmiş, Amerikalı komutanların Ankara’ya gelişleri ile istihbarat akışı örgütlenmiştir. Hâlâ neyi bekliyoruz?Başbakan’ın “Eli silâhlı kovboy değiliz” sözü iki niyete de uygundur:1. Hükümet PKK’yı güç kullanmadan tasfiye etme şansını artmış gördüğü için bu seçeneğe zaman tanımak istiyor olabilir.2. Başbakan “askeri operasyondan vazgeçildi” izlenimini terör örgütünde rehavet yaratarak darbenin etkisini artırmak için uyandırmaya çalışıyor olabilir.Terörü bastırmak amacında büyük avantaj ele geçirilmiştir. Örgütün dağılmasını hızlandıracak psikolojik üstünlüğü heba etmemek gerekir.Elebaşıları dışarda tutan ama eline kan bulaşmamış militanları teslim olmaya özendiren bir planın ilânı ile eş zamanlı olarak Kuzey Irak’ta doğru seçilmiş hedeflere güçlü vuruşlar yapmak bizce doğru bir seçimdir.Çünkü desteklerini kaybederek yalnızlık hissine kapılmış PKK’yı dağılma sürecine sokmanın şartlarını elde etmek bir kere daha mümkün olabilir mi; bunu kimse garanti edemez.Keşke bu çabalara DTP de katılabilseydi. Meclise girmeleri, kaderin onlara böyle bir misyonu vermesi idi. Başaramadılar.Milletin gerisinde kaldılarDTP’li milletvekili Ahmet Türk dün “Artık kavganın değil barışın dilini konuşalım, yüreği yanan bütün analara ilaç olacak bir tavır geliştirelim” dedi.Keşke bunu PKK yalnızlığa düşmeden, Amerika, Avrupa, Bağdat yönetimi ve Barzani yola gelmeden önce söyleyebilselerdi. Hem gidişi okuyamamışlar, hem halkı anlamamışlardır.Onlar iki Türkiye var sanıyorlar. Yanılgılarının son fotoğrafı bugünkü birinci sayfada.Şırnak’ın İdil ilçesinde 250 fidan, müftünün, papazın dualarıyla askere uğurlanıyor. Vatan savunmasına adanmış gençler ve aileleri adeta düğün alayı oluşturmuşlar.Bu resim milletin birliğinin, hain çetenin bittiğinin resmidir aslında.Siyasetçilerin bu gerçeğin gerisinde kalması ne fena!
AKP ile ilgili korkular bu partinin hep gizli bir gündeme sahip olduğu şüphesinden doğdu.Onlar da bu şüpheleri hak etmek için ellerinden ne geldiyse yaptılar, yapıyorlar.Din sömürüsü ile beslenen Milli Görüş partilerinden gelmeleri en önemli sebeptir.Tayyip Erdoğan gömlek değiştirdiklerini söylese de oturdukları mahalle eski mahalleleri ve hedef oldukları baskılar rotalarını belirlemekte etkili oluyor.Kadrolaşma neredeyse tamamlanmıştır. Devletin köşe başları, en tepedeki iki zatı ve türbanlı eşlerini örnek almış insanlar tarafından tutulmuştur.AKP örgütlerinde görev yapanların yüzde 90’ı Refah ve Fazilet partilerinde çalışmış militan siyasetçiler... Bu düşünce yapısının parti yönetimi üstündeki kuşatma etkisi, sadece yükseltilecek memurları değil ihalelerde devlete iş yapacak müteahhitleri bile seçiyor.AKP milletvekili Tuğcu açıkça söylemedi mi:“Elbette iş alacaksa kendine çekidüzen verecektir insan!” İktidar tabanının anlayışında bir Müslüman’ın kendisine çekidüzen vermesi, karısını örtmekle başlıyor!Geçen Ramazan, içlerinde tek Müslüman bulunmayan AB ülkeleri büyükelçilerine ezanlı iftar yemeği veren Başbakan o toplantıda ne dedi, biliyor musunuz:“Bize dinci parti denmesini hakaret kabul ederiz” dedi!Neredeyse bütün il ve ilçe eğitim müdürlüklerine ya ilâhiyat ya din dersi öğretmenleri getirildi. Matematik, edebiyat öğretmenleri idareci olamıyor mu?Dünkü manşetimiz, Said-i Nursi anısına İstanbul’da düzenlenen sempozyuma THY’nin sponsor olduğunu haber veriyordu.Olay, bu kurumdaki kadrolaşmanın devletin laik yapısına açıkça meydan okuyacak cürete ulaştığını gösteriyor.“Olayı ticari olarak değerlendirdik” demiş kurumun sözcüsü.Evet, oyların birer değil binerli gruplar halinde hareket ettiği cemaat tarlalarında iktidar yararına ve devlet parasıyla iyi bir ticaret yapılmıştır!Apronda deve kestiren THY Reuters ajansının 2006 yılı “tuhaf olaylar almanağı”na girmişti.O zaman olayın sadece deve kısmı ile ilgilendiğimiz için geride kalan develer kurtuldu ama din sömürüsü işte böyle Said-i Nursi promosyonuna kadar dayandı.Dolar düşüyor, borsa yükseliyor, ne diyebiliriz ki?Allah kabul etsin!*****Parti kapatmaya başka yol Siyasette çıkar hesabı, sineğin yağını çıkarma tamahına varmamalı.Başbakan Güneydoğu oylarını avlama-tavlama hesabıyla yanlış şeyler söyleyebiliyor. Meselâ dün grupta, Kürtlere “kardeşim” dediği için eleştirildiğini öne sürdü.Kürtlere kim başka türlü davranıyor? Eleştiri olmuşsa, teröriste “kardeşim” diyen eleştirilmiştir.Sonra DTP ile ilgili kapatma davası... “Yüz binlerce vatandaşımın oylarını alarak parlamentoya gelmiş olanlara karşı biz antidemokratik yolları seçmeyiz” dedi. Tersini yapan mı var?Davayı açan Yargıtay C. Başsavcısı bu ülkenin yasalarına dayandı. Hukuku işletmek ne zamandır demokrasi karşıtlığı oluyor?Başbakan samimi ise DTP’nin işlediği suçları yasalarımızda parti kapatma sebebi olmaktan çıkarır olur biter. Emsal arıyorsa var:Almanya’da parti kapatma talebi savcıdan değil parlamento veya hükümetten, Çek Cumhuriyeti’nde hükümet veya devlet başkanından geliyor.Sömürüye değil çözüme yatırım yapalım!
Deniz Baykal PKK ile mücadele konusunda Başbakan’ın kafasının karışık olduğunu iddia etti.Onun kısa bir süre önce “Kış gelmeden askeri operasyon yapılacak” deyip sonra “Amaç silâhları bıraktırmaktır” diye konuştuğunu hatırlatarak şu iddiayı ortaya attı:“Dilinin altında bakla var. Silâhları bırakın söyleminin altında af yatıyor!” CHP liderinin teşhisi isabetsiz değildir ama Başbakan’ın sergilediği tereddüt görüntüsü kararsızlık değil, bölücü terörün sınır ötesi operasyona ihtiyaç kalmadan bitirilebileceği konusunda ortaya çıkan fırsatlarla ilgilidir.Evet, Baykal’ın da belirttiği gibi sınır ötesi operasyon önündeki engeller kalkmıştır. Washington, Bağdat ve Kuzey Irak yönetimleri Türkiye’nin meşru savunma hakkını kullanmasına rıza göstermişlerdir.Baykal bu olanak elde edilmişken niçin beklendiğini soruyor, askersiz bir çözüm imkânı varsa bunu da bilmek istediklerini söylüyor.Böyle bir imkân sahiden var mı acaba?MİT’in eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, Taraf Gazetesi’ne verdiği mülâkatta bu imkânın var olduğunu söyledi.Çünkü PKK’yı Türkiye’ye karşı terbiye edici bir tehdit silâhı olarak kullandığının açığa çıkması Amerika’yı nihai tercihe mecbur etmiştir.Öneş “Karar verildi, PKK tasfiye olacak” diyor.İktidarı eylemsizliğe mecbur eden durum, ortaya çıkan silâhsız çözüm fırsatının gelişmesine zaman tanımaktır. ABD ve Barzani yönetiminin PKK elebaşılarını bize teslim etmesi...Bu adımın Türkiye tarafında da ellerine kan bulaşmamış militanları dağdan indirecek sınırlı bir afla bütünlenmesi!Duman çıkıyor; bir şeyler piştiği belli. Barışa şans tanımak elbette iyidir.Yeter ki askeri müdahale için yaratılan fırsat, boş bir umuda feda edilmesin!*****Acemi tarifeGazdan yana hiç şansımız olmadı. Bu temiz enerji yıllar yılı bize hep pis oyunlar oymadı!Türkiye hanidir enerji koridoru olma hayali kuruyor. Bunun için çok paralar harcadık. Geçen gün Azeri gazını Yunanistan’a taşıyan boru hattının açılışı yapıldı.Rüyalarımız gerçek oluyor diye sevinirken bir de öğrendik ki, kendi koridorumuzda yine biz kendimiz kazıklanmışız!Çünkü Türkiye kendi vatandaşına kullandırmak için Rusya ve İran’dan aldığı doğalgazın metreküpüne 300 dolar öderken Azerbaycan’dan aldığımız doğalgazı Yunanistan’a 150 dolara vereceğiz.Türkiye’nin enerji koridoru olmakla elde edeceği stratejik değer artışı elbette fedakârlık yapmaya değer. Ama insaf, bu kadar iş bilmezlik dünyada görülmemiştir.Türkiye Yunanistan’la bu anlaşmayı 2004 yılında yapmış. AKP’nin acemiliği, onlara 15 yıl yarı fiyatına gaz kullandıracak.Yunanistan’daki iktidarın AKP’yi niçin bu kadar tuttuğu anlaşılıyor!