Cumhurbaşkanı’nın lisede okuyan oğlunun geçen yıl kurduğu işin başarılarını okuyoruz birkaç gündür.
Küçük oğlanı ağabeyinin iki arkadaşı internet üstünden ticaret yapan şirketlerine ortak etmişler.
Ortaklardan biri “Hep zarar ettik ama Sayın Gül’ün adını ağzımıza hiç almadık. Mehmet Emre babasının ismini söylese müşteriler peşimizden koşardı” demiş.
Eh, haber duyuldu. Artık dediği olacak, müşteriler peşlerinden koşacak, zarar dönemleri kapanacaktır herhalde.
Çünkü satılan malın sadece kalitesi değil, cinsi de değişti şimdi!
Çocukların bundan böyle ne satacağını, aktaracağım şu öykü ibretli bir biçimde açıklıyor:
Tam elli yıl önce Başbakan Menderes’in büyük oğlu, yüksek öğrenimini tamamlayıp Ankara’ya döndü.
Menderes bir süre sonra Dışişleri Bakanı Zorlu’dan oğluna, gece hayatı cazip olmayan bir yerde dış görev istedi.
Nezaketi ona talebinin sebebini açıklama mecburiyeti yüklemiş olmalı ki, okulu bitirdiğinden bu yana oğlunun birçok iş adamından cazip ortaklık teklifleri aldığını, bunun önünü kesmeye çalıştığını açıkladı.
Fatin Rüştü Zorlu “Ticaret hayatına atılmasında ne kötülük var?” diyecek oldu. Cevap hemen geldi:
“Oğlumu işlerine ortak edenler ne satacaklar sanıyorsun? Tabii ki beni satacaklar!”
Mehmet Emre Gül’ün ortaklarından biri “İşe başlarken en büyük desteği Abdullah Gül Bey’den aldık” diyordu.
Dün bunu okuyunca aklıma Adnan Menderes’in öyküsü geldi.
Rahmet istedi herhalde...
Bağımlılık
Ulusoy-Terim ikilisini neredeyse ulusal kahraman ilân edeceğiz.
Çünkü biz öngörülen ve hak edilmiş başarılara değil mucize sayılacak bıçak sırtı galibiyetlere bağımlıyız.
Onlar da bize bunu verdi. Çarşı deyimi ile “en kelek” grupta mucize yenilgilere uğradık ve finallere gitmek için mucize bir galibiyete mahkûm edildik.
Bu ikili, iddiası kalmamış ve zaten kan kardeş olan Bosna ile bizi bir ölüm kalım maçına, 1-0’lık galibiyeti de mucize kılığına sokmayı başardılar. Helâl olsun.
Maceramızın doğru özeti, Federasyon Başkanı’nın ağlamasıdır. Yalnız dikkat!..
Duygu şovmenliği finallere getirdi ama daha ileri götürmez.

