Macera...

12 Aralık 2007

Kareler birer ikişer doluyor, bulmaca çözülüyor!İktidarın bir numaralı derdi ne terör, ne yoksulluk, ne yolsuzlukla mücadeledir. Varsa yoksa türban yasağını kaldırmak...Hedefe yönelik en kritik mevzi ele geçirilmiş, YÖK Başkanlığı’na türbanı savunan, yasak kalkarsa üniversitede türban takanların azalacağını, türban takmayanlar üstünde çevre baskısı olmayacağını iddia eden bir “zamane muhafakazârı” getirilmiştir.AKP türban yasağını yeni anayasa ile çözmeyi tasarlamıştı. Herhalde uyardılar: Demokratik hukuk devletinde bir içtihadı kaldıracak kanun yapılmaz. O içtihadı ancak başka bir mahkeme kararı değiştirebilir.Dikkat ettiyseniz taktik değişikliğinin ilk işareti AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Fırat’tan geldi. Fırat, plâğı değiştirdi ve anayasaya türban yasağı ile ilgili madde koymanın söz konusu olmadığını söyledi.Sonra ne oldu?Sonra YÖK’ün başına getirilen türban dostu Prof. Yusuf Ziya Özcan’ın vaat ettiği özgürlük cenneti üniversiteler hayali gündemi kapladı.“Yasaklar kalkmalı” sloganı hangi yasakları içeriyor?YÖK Başkanı buna bir şey demiyor. Türban yasağının Teziç YÖK’ünün dayatması olduğu yalanına kanmış saf vatandaşlar gibi o da inandırılmış olabilir mi?Bu yasağın YÖK’le ilgisi olmayan, AİHM’nin denetiminden geçmiş bir Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararı olduğunu bilmiyor mu?“Üniversiteleri serbest kurumlar haline getirirsek türban sorunu katsayı sorunu gibi sorunlar kendiliğinden hallolacaktır” dediğine göre bilmiyor.Veya biliyor, taktik yapıyor.Bu ihtimali destekleyen bir haber geldi dün. TBMM Milli Eğitim Komisyonu Başkanı AKP milletvekili Mehmet Sağlam, türban yasağı sorununu “yasa ve anayasa değişikliğine gerek bırakmadan” çözecek dâhice bir buluş yaptı ve gazetecilere açıkladı:Çözüme dikkat!“Rektörler yasağı uygulamazsa sorun da çözülür!” Kanunlara ve mahkeme kararlarına uymamak bir iktidar icraatı olamaz.Anayasa’nın 138. maddesi “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez” diye yazıyor.Yeni YÖK takımı, türban aşkına anayasayı çiğnemeyi göze alan fedailer mi bulup oturtacak rektörlük koltuklarına?Yoksa dinci medya ilk mahalle baskısını mevcut rektörlere mi uygulayacaklar?Türbanla ilgili bu yol haritası maceracılıktır.Hukuku dolanmak veya yok saymak sadece iktidarlara bedel ödetse haydi “ne haliniz varsa görün” diyelim. Ama bu yol ülkeyi uçuruma götürür.Değil yüzde 46, yüzde 90 oyla gelenlerin bile böylesine kelle koltukta maceralara atılmaya hakkı olamaz!

Devamını Oku

Vitali Bey

11 Aralık 2007

UNESCO 1981 yılını dünyada “Atatürk Yılı” ilân etmişti.Atatürk’ün doğumunun 100. yılında sergilenecek etkinliklerin Türkiye önderliğinde yürümesi ve onun hatırasına lâyık güzellikte olması bizim borcumuzdu.Ama işler iyi gitmiyordu. Kültür Bakanı Talât Halman Merter’deki fabrikada Vitali Hakko’yu ziyaret ederek yardım istedi.Vitali Hakko ertesi gün kurmaylarına şu emri verdi:“Atatürk ve Türkiye sevgisi temelinde Hititlerden günümüze Anadolu medeniyetlerinin tümünü kucaklayan bir gösteri istiyorum sizden.” Proje ve bütçenin tartışılacağı toplantıda şirketin profesyonelleri hazırlığı bir yıl sürecek ve 40 kişilik bir ekiple dünyayı dolaşacak olan bu defile üstü gösterinin Vakko’yu sarsacak büyüklükte bir maliyet doğuracağı uyarısında bulundular.Toplantıdaki hava “ya vazgeçelim veya projeyi küçültelim” yönünde değişiyordu ki masanın başında oturan “adam” sesini yükseltti:“Biz her şeyimizi Atatürk’e borçluyuz. Maddi manevi neye mal olursa olsun ona yakışanı yapacağız!” O yıl “Anadolu Güneşi” yalnız kentlerimizde değil dünyanın dört bir yanında parladı ve Türkiye’nin en güzel, en etkileyici tanıtımını yaptı.Bu başarı Vakko’yu sarsmadı, tersine ateşledi. Vitali Hakko için daha önemli bir şey yaptı:O zamana kadar ona “Mösyö Vitali” diyenlerin bir kısmı “Bay Vitali”, önemli bir kısmı da “Vitali Bey” demeye başladı.1981 yılından beri onu hep “cumhuriyetin inançlı, fedakâr, kahraman birinci kuşağı”nın seçkin temsilcilerinden biri olarak takdir ve saygı ile izledim.Dün onu kaybettik. 94 yaşında, doğduğu kentte, İstanbul’da öldü. Yaptıkları için ona teşekkür ediyoruz. Hayatımıza estetik kazandırmıştır. Yarattığı marka onu uzun yıllar yaşatacaktır.Vitali Bey için Tanrı’dan rahmet, yakınlarına, sevenlerine başsağlığı diliyoruz.*****Şahin’e dolaylı tazminat mı? İktidarın birçok devlet kadrosuna Diyanet’ten transferler yaptığını biliyoruz.Ama böylesi ilk oluyor: Nuruosmaniye Camii’nin imamı Alaeddin Şahin bin lira maaşlı bir kamu görevlisiydi. Sonra birden Allah “yürü ya kulum” dedi.Bir yıl içinde İETT’de bir dairenin başkanlığına getirildi. Ardından iki belediye şirketinde yönetim kurulu üyesi oluverdi. Şu an ayda 7 bin lira geliri olan bir bürokrat seçkinidir.İktidarın kamu kadrolarını İslâmlaştırma eylemlerinin belediye uzantısı mı bu olay? Olmayabilir.Çünkü Alaeddin Şahin özel biri... Türban yasağı nedeniyle AİHM’de Türkiye aleyhine dava açan tıp öğrencisi Leylâ Şahin var ya, onun babası.Bilindiği gibi AİHM, Şahin’in başvurusunu oybirliği ile reddetti. Temyiz davasında da AKP iktidarı ayıp olur diye devlet aleyhine tutum takınamadı. Bu yüzden türbanlıları kızdırdı.İktidar Şahin ailesini teselli edecek tazminatı herhalde bu şekilde ödemeyi uygun gördü.Allah kabul etsin!

Devamını Oku

Utancımız

10 Aralık 2007

Dünya İnsan Hakları Günü idi dün. Cafcaflı bildiriler dinledik...Aynı gün İzmir’in Seferihisar İlçesi açıklarında hayat, acımasız çelişkilerinden birini sergileyerek Türkiye’ye utandıran bir ceza veriyordu!İnsanların doğuştan eşit haklara sahip olduğunu belirten BM belgesinin sahteliğini tam da yıldönümünün kutlandığı gün mü anlamamız gerekiyordu?İnsan kaçakçılığı en yüz kızartıcı suç. Türkiye bu suça batmış durumdadır ve bir türlü temize çıkmayı başaramıyor.Dün yeni bir facia oldu. İnsan kaçakçılığı için kullanılan bir tekne lodos yüzünden Ege Denizi’nde alabora oldu.Yeni bir yaşam umudu ile son paralarını insan kaçakçılarına teslim etmiş olan Filistin, Somali ve Irak uyruklu bahtsızlar Yunan adalarına geçmeye çalışıyorlardı.Saat 17.30’da denizden toplanan cesetler 53’e yükselmişti.Seferihisar Kaymakamı insan kaçakçılığını örgütleyen kişilerin henüz belirlenemediğini, “kaçakların ülkelerindeki sorunlar çözülmedikçe bu tür olayları yaşamaya devam” edeceğimizi söyledi.Hayır, sorumluluğu başkalarına yıkarak kurtulamayız.Türkiye bu aşağılık suçun iki ayağında da vardır.Eski Sovyet bloku ülkelerden ve Kafkas ülkelerinden çok sayıda kadın ve kızın cinsel istismar ve hizmetçi olarak çalıştırılmak üzere Türkiye’ye kaçak sokulduğunu yıllardır biliyor ve seyrediyoruz.Öbür yandan Avrupa’ya yapılan insan kaçakçılığında en önemli transit ülkelerden biri olarak kullanıldığımızı da dünküne benzer facialar doğdukça hatırlıyoruz.İnsanları kandırıyorlar, paralarını aldıktan sonra öldürüyorlar. Cinayetler bizim ülkemizde işleniyor.Kaçakların ülkelerindeki sorunlar çözülmedikçe bu cinayetlerin işlenmesini doğal mı sayacağız? Olamaz.Bu coğrafyada devlet olmanın şartlarını yerine getireceğiz.Bu dolandırıcı katillere “dur” demek için yasaları işleteceğiz. Başka yolu yok!*****İman kriteri Diyanet kadrolarına bundan böyle “imanlı” olarak bilinen kişiler alınacakmış!“Para ile imanın kimde olduğu bilinmez” demiş atalarımız.Dinimizde inanç Allah ile kul arasındaki bir ilişkidir. Araya kimse giremez.İman ölçme imtiyazı kimseye verilemez.Başvuran adayların “imanlı kişi” olup olmadığını kim, hangi hakla ölçecek?İktidar bu sevdadan vazgeçmelidir.Amaçları bürokrasinin kilit mevkilerine siyasal İslâm ideolojisine inanmış kişileri hazırlamak ise takıyeye gerek yok, açık açık yapsınlar!.Son 4 yılda Diyanet’ten 1800 personelin başta Milli Eğitim olmak üzere öteki bakanlıklara transfer olduklarını Bakan Mehmet Aydın açıklamıştı.Yani Diyanet’in “bürokrasiye giriş kapısı” olarak kullanıldığı deşifre olmuştur. Bu iman seçiminin yalnız imamlar için değil bütün memurlar için aranan ortak nitelik olacağını millet fark etmeyecek mi?

Devamını Oku

Ateş dansı

9 Aralık 2007

Aynı lisanı konuşup da anlaşamayan siyasetçiler genellikle bizden çıkar.Terör örgütünün eline kan bulaşmamış militanlarını dağdan inmeye razı edecek “Eve Dönüş Kanunu”na benzer yeni bir düzenlemenin hazırlığı ne zamandır yürüyor.Başbakan önceki gün Lizbon yolunda, daha önceki kanunun amacına ulaşmadığını ama bu defa Silâhlı Kuvvetler ile yürüttükleri ortak hazırlıktan ümitli olduğunu belli etti.Dağa çıkanların sayısını önce azaltmak, zamanla sıfırlamak, öte yandan şu anda dağda olanları inmeye ikna etmek...Umutların temeli vardır. Çünkü PKK artık eskisi kadar dış destek almıyor.Türkiye uluslararası zeminde haklılığını kabul ettirdiği için Kuzey Irak’ı hedef alan operasyonları sonuna dek yapacak, zaman ilerledikçe baskısını artıracak, o dağlar bölücü canilere dar gelmeye başlayacaktır.İki muhalefet lideri dün Başbakan’ın açıklamalarına ateş püskürdüler. Baykal ve Bahçeli “Eve Dönüş”ü konuşmanın aymazlık ve teslimiyet olduğunu söylediler.Terör, Türkiye’yi bölmeye yönelik siyasi bir proje ise böyle bir tehdide karşı daha başka ne yapmak gerekiyor?TSK yetkilendirilmiştir. Mücadelenin askeri safhası yürümektedir. Bu gücün kullanılmasıyla sağlanacak moral avantaj, terör örgütünü zayıflatacak bir af için niye değerlendirilmesin?Son itirafçıların anlattıkları operasyonların hızlanmasından sonra PKK içinde panik yaşandığını gösteriyor. Uluslararası alanda ve dağda oluşan yeni şartlardan yararlanmak için liderler niçin buluşup birbirlerini anlamaya çalışmıyorlar?Zirvelerdeki gerginlik aşağı katlanarak iniyor.MHP lideri Bahçeli dün “Büyük şehirlerin bazı semtleri PKK’nın eylem alanı haline dönüştürülmüştür” dedi.Polisin PKK sempatizanı dediği gruplar İstanbul’da gece 12 özel aracı ateşe verdiler.Şiddet tohumunun hızlı büyümesi için ne lâzımsa hepsi var bizde. Ayrılıklar üstüne siyaset, cephanelikte ateş dansı yapmaktır.Partiler uluorta suçlamalar yapacak yerde istedikleri ne; onu söylesinler!*****Haksızlık!Cumhurbaşkanı Gül ne demek istemiş anlayamadık!Babası Kayseri’de işçiyken kendisinin cumhurbaşkanı olmasını “Türkiye’de sınıfların kırıldığına, eskiden olan ayrımların kalmadığına, Türkiye’nin açık bir toplum haline geldiğine ve demokrasinin sağlamlaşmasına” örnek göstermiş.Tuhaf... Türkiye’yi şimdiye kadar hanedanlar mı yönetti, yoksa azınlık rejimleri altında mı inliyorduk?Atatürk’ün babası bir gümrük memuru, sonraki cumhurbaşkanı İnönü’nün babası sorgu hakimi, Bayar’ınki fıkıh hocası, Özal’ınki banka memuru, Demirel’in babası savaş gazisi bir köylü, Sezer’in babası öğretmen değil miydi?Görüldüğü gibi içlerinde hanedandan biri veya paşa, nazır çocuğu kimse yok.Seleflerini olduklarından farklı göstererek kendini yüceltmek eski hastalığımızdır ama bir Cumhurbaşkanı’na yakışmıyor.Gül halkın gözünde ve gönlünde farklılaşmak istiyorsa gerçek başarılara talip olsun!

Devamını Oku

Derine inmeli!

8 Aralık 2007

Malatya’da üç Hristiyan’ın hunharca katli olayı çözdükçe dolaşan bir düğüme benziyor.Her yeni gün yeni sorular üretiyor. Bulgular, cinayet sanıklarının güvenlik güçlerinden kolaylık gördüğünü düşündürüyor.İki sanık, liderleri konumundaki arkadaşlarının polisten bilgi aldığını söylediler savcıya. Taraf gazetesi dün iki önemli belge yayınladı.İlk belge, bir numaralı sanığın olaydan bir gün önce atış talimi yaptığı ihbarı ile yakalanıp 1312 seri numaralı kurusıkı tabancasına el konulduğuna dair polis tutanağı idi.Zirve Yayınevi’ni basan sanıklar kurusıkı silâhlarla kurbanlarını tehdit edip bağladıktan sonra boğazlarını kestiler biliyorsunuz. İkinci belge sanıklardaki silâhlardan birinin 1312 seri numaralı o tabanca olduğunu belirtiyor.Ne demek şimdi bu?Ya silâh katil zanlısından alınmadığı halde alınmış gibi tutanak düzenlenmiştir veya biri silâhı Emniyet’ten gizlice alıp sahibine vermiştir.Yani içerden suçortağı aramak için fazlasıyla sebep vardır.Malatya katliamını, Trabzon’daki Rahip Santoro cinayeti ve Hrant Dink suikastı ile birlikte araştırmak şart olmuştur.İktidar, CHP Milletvekili Baratalı’nın bu cinayetlerle ilgili araştırma komisyonu kurulması önerisini teşekkürü hak eden bir uyarı saymalı. Bülent Baratalı haklı, haberler halkta Susurluk benzeri yeni bir yapılanmanın varlığını düşündürmekte ve devlete karşı güvensizlik doğurmaktadır.“İslâmı demokrasi ile birlikte yaşayan tek örnek” fiyakamız böyle giderse fena halde bozulacak, adımız kötüye çıkacaktır.Susurluk’un üstünü örtmek bizi buraya getirdi.Farklı inançlara yönelen vahşetin kaynağına inemezsek cezasını misliyle, utançla öderiz! *****UyumayalımYÖK Başkanlığı görevini tamamlayan Prof. Teziç, rektörlere veda mektubunda şunu yazmış:“Üniversitelerimizin, Cumhuriyet’in kazanımlarını koruma ve kollama görevlerinden hiçbir şekilde taviz vermeyeceklerine ve Atatürk’ün açtığı aydınlık yolda ülke gençliğimizi yetiştirmeye devam edeceklerinden kimsenin kuşku duymaması gerektiğine olan inancım tamdır!” İnanmak iyi ama şartlar biraz daha şüpheci davranmayı gerektiriyor.Bakın 20 hukuk fakültesinin dekanları ortak bir açıklama yaparak Hakimler ve Savcılar Kanunu’ndaki değişikliğe tepki gösterdiler.Savcı ve yargıç alırken uygulanacak mülâkat sınavını, bakanlık bürokratlarının ağırlıkta olduğu kurulun değil HSYK üyeleri ile hukukçu öğretim üyelerinin yer aldığı bir kurulun yapmasını istediler.Yasanın bu şekilde düzeltilmesini talep ettiler ama geçmiş olsun!Doğruyu söylemek yetmiyor, zamanında söylemek gerekiyor.Kadrolaşma meraklısı iktidar, hocalar uyanana kadar golü atmıştır.Cumhuriyet bekçiler istiyor ama uyanık bekçiler istiyor!

Devamını Oku

Dört resim

7 Aralık 2007

Birinci sayfayı hazırlarken manşet olmaya lâyık dört haber geldi masaya.Farklı görüşler çatışırken bir anda bütünleştirici bir şemsiye açıldı:“Dört haberi ortak manşet altında verelim. Çünkü hiçbir ülkede bu dört olay aynı güne denk gelmez.” Türkiye’nin sorunları, zincirleme reaksiyon benzeri birbirlerini üretiyor. Haberler bu kördüğümü ibretli bir biçimde ortaya koyuyor.HABER 1- Şanlıurfa Yağmurlu Köyü İlkokulu’nun birinci ve ikinci sınıflarında 136 ve 114 öğrenci için “okutuluyor” diyemeyiz, “zar zor bir arada tutuluyor” diyebiliriz ancak. Öğretmen “Sus, dur demekten başka bir şey yapmıyoruz” diye konuşuyor.OECD’nin eğitim araştırması, Türk çocuklarının feci durumunu ortaya koydu. Türkiye’nin en önemli sermayesi insandır ve yöneticilerimiz çocuklarımızın eğitimle kalitesini artırarak değil, sayılarını artırarak zenginleşeceğimizi sandıkları için ağır bir vebalin altındadırlar!İktidar üreten çarkHalka saygılı bir bakan istifa ederdi, bizimki oralı değil. Çünkü bağlı olduğu siyasi zihniyet, eğitilmemiş kalabalıkların sefalet ve cehaletini sömürerek oy ve iktidar üreten bir sistematiğe programlanmıştır.Lideri bir yandan tabanına “Allah ne verdiyse çoğalın” diyor, bir yandan da 136 kişilik sınıflarda büyüyüp bir baltaya sap olamadıklarından dağa çıkan çocukları aşağı indirmek için çare arıyor, İstanbul’a göç edenlerin önünü kesmeye uğraşıyor.HABER 2- Kendimize nasıl bir gelecek hazırladığımızı görmek için çocuklarımızın durumuna bakalım:Bursa’da polis, yirmisi 12 yaşından küçük otuz çocuğu ailelerinden kiralayarak hırsızlık ve kapkaçta kullanan bir çeteyi ortaya çıkardı. Çeteye liderlik eden dört kadından her birinin bankada 500 bin YTL mevduat hesapları, altın tasarrufları ve üstlerine kayıtlı onlarca tapu ele geçirildi.HABER 3- Fertleri iyi eğitilmemiş bir toplumda yasalara ve bilime saygı, disipline riayet olmaz. Fiyatı ödendiği zaman her kanunsuzluğun mümkün olduğu belediyeler sadece estetik değil güvenlik cinayetleri de işliyorlar. İstanbul Bahçelievler’de yapılan iki sitede göze alınan rezaletler, mesleki kutsalların saygı görmediği bir düzende neler olabilir sorusuna ibretli cevaplar sunuyor.Yargının kalbine...HABER 4- Samsun Adliyesi merdivenlerine dün Adalet Bakanlığı Müsteşarı için kırmızı halı serildi. Millet adına yargı yetkisi kullanan erk, krallar önünde bile eğilmez. Bizde niye böyle oldu? Çünkü savcı ve hakimlerin terfi ve tayinlerinde söz sahibi olan kurulun (HSYK) başkanlığını Adalet Bakanlığı Müsteşarı yapıyor.Adaletin önemini bilen otoriteler yıllardır HSYK’nın bağımsız olması için müsteşarın bu kurulda olmaması gerektiğini söyleyip savaşıyorlar. Ama iktidar uyarıyı dikkate alacak yerde son yasa ile kurulun yetkilerini artırdı.İktidar yargının kalbine girmiştir. Birinci sayfadaki kırmızı halı onun resmidir!

Devamını Oku

"Vatan Haini"

6 Aralık 2007

Kürt sorununun ve anayasa taslağının Amerikan Büyükelçisi Wilson’un himayesinde tartışılması, birçoğumuzu yalnız kızdırmadı.Nâzım’ın “Vatan Haini” şiiri internette çılgın gibi dolaşıyor.Bu durum yaşanan utancın insanlarımızın fena halde canını acıttığını kanıtlıyor. Şiirin ilk bölümü şöyle:“Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz dedi Hikmet.Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.” Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla,bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson’un66 santimetre karede gülüyor ağzı kulaklarında Amerikan amiraliAmerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.“Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz dedi HikmetNâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.” Şair ikinci bölümde kötü örnekleri sıraladıktan sonra “Bunlar vatanseverse ben vatan hainiyim” diyor.Bu şiirin altına imza atanlar Vilyamson’dan Wilson’a ne değiştiğini soruyor ve onun önünde el pençe divan anayasa ve Kürt politikası tekmili veren siyasetçileri ve destekçilerini uyandırmaya uğraşıyor.Biz bu bölgede bağımsız bir Kürt devleti kurulması planlarının, ayrıca Atatürk’ün kurduğu laik ve demokratik cumhuriyeti ılımlı İslâm cumhuriyetine dönüştürme dalaverelerinin mağduru bir ülke, bu komplolarla harcanmak istenen bir millet değil miyiz?Atatürk’ün emanetine hıyanet demek olan bu Amerikan malı çifte fesadın bizi önce kıyamete, sonra da kokuşmuş bir karanlığa mahkûm edeceğini görmekten bizi ne alıkoyuyor?Gözümüzle beraber vicdanlarımızı da mı kaybettik?Amerikan elçisinden anayasa için icazet isteyen vatanseverler, Nâzım Hikmet gibi vatan hainlerine kurban olsun!*****Fark!Terörün mazereti olamaz. Terör terördür ve bunu yapan alçaktır!Ama hayat şunu öğretiyor ki alçaklar bile farklılaşabiliyor.İspatını Kolombiyalı terörist FARC örgütünün “La Negra” kod adlı kadın militanı verdi. Hikâye film gibi...Örgüt altı ay önce Brian adında bir çocuğu fidye için kaçırdı. Beş yaşındaki çocuk terör kampında bu kadın militanın sorumluluğuna verildi. Sonra La Negra ile Brian arasında duygusal bir bağ oluştu.Kadın o ortamda çocuğun hasta olacağından endişelenmeye başlayınca bir geceyarısı Brian’ı alarak kamptan kaçtı. Ve karşılaştıkları ilk askeri birliğe teslim oldu.Askerler La Negra ile Brian’ın ayrılırlarken çok ağladıklarını söylediler gazetecilere.Şimdi bu kadın terörist ise Güneydoğu’da bebek öldürenlere terörist dememek, başka bir sıfat bulmak lâzım. Bitmedi...Bebek öldüren alçaklara terörist bile diyemeyen siyasetçilerimiz var.Onlara da bir ad bulmak lâzım!

Devamını Oku

Atatürkçü ihbarı!

5 Aralık 2007

Abdullah Gül’ün bu YÖK meselesinde nasıl böyle yaş tahtaya bastığını anlamak kolay değildir.Koskoca Cumhurbaşkanı’nın YÖK gibi önemli bir kurumu ve başındaki kişiyi hedef alan bir fesada bile bile alet olacağına ihtimal verilemez.Gazetelere de yansıdı; Cumhurbaşkanı yaklaşan rektörlük seçimlerinden huzursuz olduğunu belirtmiş ama bu sıkıntıyı nasıl aşacağını söylemişti:“Seçilen kadar seçene de saygıdan” dolayı üniversitelerinde en yüksek oyu alan adayları rektör atayacağını belli ederken Cumhurbaşkanlığı’nın bu konuda sadece onay makamı olmasının bu kararında belirleyici olduğunu açıklıkla ortaya koymuştu.Ama Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Rektörü’nü seçerken savunduğu adil ve demokratik kriterlere uymamıştır.Üniversitede yapılan seçimlerde en yüksek oyu (116 oy) Prof. Dr. Gaye Usluer elde ettiği halde tercihini 80 oyla ikinci sırada bulunan Prof. Dr. Fazıl Tekin’den yana kullanmıştır.Neden acaba?Cumhurbaşkanı Gül Pakistan yolunda gazetecilere bunun nedenine ışık tutacak haberi verdi:Rektör adaylarını kapsayan YÖK dosyası eşliğinde önüne Prof. Tekin’in eşinin çarşaflı olduğuna dair bilgi de ulaşmıştı. Cumhurbaşkanı, evli olmadığını hatta hiç evlenmediğini belirlediği Prof. Fazıl Tekin’in düştüğü mazlum ve mağdur konumdan etkilendiği için mi, ilkelerine ters düşmek pahasına tercihinde yön değiştirdi?Rektörlük yarışında en yüksek oyu elde eden Prof. Gaye Usluer’den bir mektup aldım. Diyor ki “Eskişehir’de bir siyasetçi Atatürkçü olduğum için beni istemediklerini, üstelik bu konuda Cumhurbaşkanı’nı ikna ettiklerini beyan etmiştir.” Çarşaflı eş ihbarı için verdiği “soruşturulsun talimatı”nı tarafsız cumhurbaşkanımız mutlaka bu Atatürkçülük ihbarı (!) için de vermiştir.Demek ihbar doğrulandı!*****Halksız demokrasi...Batı’ya yüzümüzü hangi nedenle dönsek aynı taleple karşılaşıyoruz: “301’inci maddeyi kaldırın!” Türk Ceza Yasası’nın bu maddesi Türklüğe, hükümete, yargıya, askere ve polise hakareti, aşağılamayı cezalandırıyor.İktidar ne yol izleyecek bilmiyoruz. Çünkü ülkeyi yönetenler vatandaşın vekâletini aldığını düşünerek ona bilgi verme lüzumunu hissetmiyor. “Bana güven, gerisini merak etme sen!” Politika bu.Ama demokrasi bu değil.Bereket her haber dünyanın neresinden olursa olsun anında geliyor. Bu da geldi.Adalet Bakanı Şahin’le görüşen Avrupa Parlamentosu heyetinin başkanı şu açıklamayı yaptı:“Şahin yeniden düzenlenen 301’inci maddenin çok kısa süre içinde meclise sunulacağını ve yeni düzenlemenin etnik ayrımcılığı kesinlikle ortadan kaldıracağını, düşünce şok edici de olsa bundan sonra herhangi bir mahkûmiyetin olmayacağını söyledi.” Demek ki bu bilgiler Avrupalıları bizden daha çok ilgilendiriyor!

Devamını Oku