Utancımız

Haberin Devamı

Dünya İnsan Hakları Günü idi dün. Cafcaflı bildiriler dinledik...

Aynı gün İzmir’in Seferihisar İlçesi açıklarında hayat, acımasız çelişkilerinden birini sergileyerek Türkiye’ye utandıran bir ceza veriyordu!

İnsanların doğuştan eşit haklara sahip olduğunu belirten BM belgesinin sahteliğini tam da yıldönümünün kutlandığı gün mü anlamamız gerekiyordu?

İnsan kaçakçılığı en yüz kızartıcı suç. Türkiye bu suça batmış durumdadır ve bir türlü temize çıkmayı başaramıyor.

Dün yeni bir facia oldu. İnsan kaçakçılığı için kullanılan bir tekne lodos yüzünden Ege Denizi’nde alabora oldu.

Yeni bir yaşam umudu ile son paralarını insan kaçakçılarına teslim etmiş olan Filistin, Somali ve Irak uyruklu bahtsızlar Yunan adalarına geçmeye çalışıyorlardı.

Saat 17.30’da denizden toplanan cesetler 53’e yükselmişti.

Seferihisar Kaymakamı insan kaçakçılığını örgütleyen kişilerin henüz belirlenemediğini, “kaçakların ülkelerindeki sorunlar çözülmedikçe bu tür olayları yaşamaya devam” edeceğimizi söyledi.

Hayır, sorumluluğu başkalarına yıkarak kurtulamayız.

Türkiye bu aşağılık suçun iki ayağında da vardır.

Eski Sovyet bloku ülkelerden ve Kafkas ülkelerinden çok sayıda kadın ve kızın cinsel istismar ve hizmetçi olarak çalıştırılmak üzere Türkiye’ye kaçak sokulduğunu yıllardır biliyor ve seyrediyoruz.

Öbür yandan Avrupa’ya yapılan insan kaçakçılığında en önemli transit ülkelerden biri olarak kullanıldığımızı da dünküne benzer facialar doğdukça hatırlıyoruz.

İnsanları kandırıyorlar, paralarını aldıktan sonra öldürüyorlar. Cinayetler bizim ülkemizde işleniyor.

Kaçakların ülkelerindeki sorunlar çözülmedikçe bu cinayetlerin işlenmesini doğal mı sayacağız? Olamaz.

Bu coğrafyada devlet olmanın şartlarını yerine getireceğiz.

Bu dolandırıcı katillere “dur” demek için yasaları işleteceğiz. Başka yolu yok!

*****

İman kriteri

Diyanet kadrolarına bundan böyle “imanlı” olarak bilinen kişiler alınacakmış!

“Para ile imanın kimde olduğu bilinmez” demiş atalarımız.

Dinimizde inanç Allah ile kul arasındaki bir ilişkidir. Araya kimse giremez.

İman ölçme imtiyazı kimseye verilemez.

Başvuran adayların “imanlı kişi” olup olmadığını kim, hangi hakla ölçecek?

İktidar bu sevdadan vazgeçmelidir.

Amaçları bürokrasinin kilit mevkilerine siyasal İslâm ideolojisine inanmış kişileri hazırlamak ise takıyeye gerek yok, açık açık yapsınlar!.

Son 4 yılda Diyanet’ten 1800 personelin başta Milli Eğitim olmak üzere öteki bakanlıklara transfer olduklarını Bakan Mehmet Aydın açıklamıştı.

Yani Diyanet’in “bürokrasiye giriş kapısı” olarak kullanıldığı deşifre olmuştur.

Bu iman seçiminin yalnız imamlar için değil bütün memurlar için aranan ortak nitelik olacağını millet fark etmeyecek mi?

DİĞER YENİ YAZILAR