Mucize dileriz

28 Aralık 2007

Ölüm bu kadar mı bağıra çağıra gelir; Benazir Butto’nunki öyle geldi.Şanssız cesur kadının cenazesi dün toprağa verilirken Pakistan’da ona duyduğu sevgiyi isyankâr bir öfke içinde dışa vuranlar önlerine çıkan her şeyi ve her yeri yaktı, yıktı, yağmaladı, güvenlik güçleriyle çatıştı.Yöneticiler “geliyorum” diyen suikastı, Pakistan’ı ne derin bir karanlığa sürükleneceğini bildikleri halde önleyecek basireti gösteremediler.İnsan ister istemez şunu düşünüyor: Demek ki Pakistan barış içinde özgür yaşamayı hak etmiyor!Lahor Üniversitesi’nden bir uzman (Resul Bakş) şu tahlili yaptı dün:“Bu suikast, radikallerin diledikleri zaman demokratik süreci durdurabildiklerini gösteriyor!” Evet bu doğru. Çünkü gericiler nelerden nefret ediyorlarsa (laiklik, Batılı değerlere bağlılık ve Amerika ile yakınlık) bunların tümü Benazir’in şahsında sembolleşiyordu. Ülkeye döner dönmez onu yok ettiler.Zehirli çelişkilerŞimdi bir yandan 170 milyonluk ülke Taliban ve El Kaide’nin merhametine endeksli sınırlar içinde mi yaşamaya mahkûm olacak diye itiraz ediliyor, öbür yandan da “El Kaide suikastı üstlensin” diye dua ediliyor.Aksi halde Butto yanlıları cinayetten Müşerref’i sorumlu tutacaklar.Bu ihtimal, iç savaş patlayacak demektir. Öyle bir savaşın kökten dincilere kontrolü ele geçirmek yolunda ne büyük fırsatlar sunacağını bütün dünya biliyor ve korkuyor.Çünkü Pakistan nükleer silâha sahip sekiz ülkeden biri.Politik boşluk aşırı dinciler tarafından doldurulursa neler olabileceğini düşünmek bile akla zarardır!Dünyanın herhangi bir yerinde istenmeyen birilerinin eline nükleer silâh geçecek olursa tepelerine binecek Amerikan müdahale timlerinden biri Afganistan’da hazır bekliyor.Ama insanlığın selâmeti için Pakistan halkının bu sorunu 8 Ocak’taki seçimden vazgeçmemek ve demokrasiyi yaşatma kararlılığını göstermek suretiyle kendisinin çözmesini diliyoruz.Yoksa dünyanın başı ciddi belâda demektir!*****Aferin bile alabilir!Polatlı Anadolu Lisesi’nin bir öğretmeni “Hastayım” diye rapor alıp hacca gitmiş.Eğitim Sen Genel Başkanı’nın dediği gibi...Hastaysa nasıl hacca gitti;Hasta değilse nasıl rapor alabildi?Suçlanan öğretmen istese “hacca gidiyorum” diye ücretsiz izin alabilirdi. Öyle yapmadı. Hasta raporu sayesinde hak etmediği maaşı alarak kutsal yolcuğa çıktı.Böyle bir ibadeti Allah kabul eder mi bilemeyiz ama şu nokta gerçekten meraka değer:Raporlu günleri yurt dışında geçirmek için Valilik’ten izin alırken nereye gideceğini sormadılar mı?Sordularsa “Bu yaptığın dine de meslek ahlâkına da sığmaz, vazgeç” neden demediler?Diyemezler çünkü... Başbakan’ın fakirlere kömür dağıtan kamyonların şoför mahalline oturmalarını istediği valiler, hacca giden memura böyle bir uyarı yapmaya cesaret edemez.Bindik bir alâmete; hayırlı yolculuklar...

Devamını Oku

Pakistan ibreti!

27 Aralık 2007

Benazir Butto’nun sekiz yıllık sürgün dönüşü karşılaştığı insan seli bir zafere işaret sayılmıştı.Dünya Karaçi’den yansıyan manzarayı, Butto’ya üçüncü başbakanlığını kazandıracak seçim zaferinin müjdesi olarak görmüştü.Ama kadere bakın ki kökten dinci terörün ve yoksulluğun pençesindeki ülkesine kurtarıcı gibi dönen Benazir Butto, Ravalpindi’deki mitinginde dinci terörün saldırısı sonucu hayatını kaybetti.Babası da idam edilen bir başbakan olan Benazir Butto, bir İslâm cumhuriyetinde demokrasiye ve kadın hakları kazanımlarına ilerleyişin umudu olarak sahneye çıkmıştı.Çok gözü pek yürüdüHarvard ve Oxford üniversitelerinde eğitim gören bu güzel kadın, kendisini başbakanlık koltuğundan düşüren ve ülkeyi terk etmesine sebep olan yolsuzluk suçlamalarından aklanmış olmamasına rağmen Pakistan’a dönüşün şartlarını yaratmıştı.Ülkenin Afganistan’a komşu sınır bölgesinde müzik marketler, erkeklerin sakal tıraşı olduğu berberler bombalanıyor, kız öğrencilerin burka giymelerini sağlasınlar diye okul yöneticileri ölümle tehdit ediliyorlar.Pakistan’ı her geçen gün biraz daha içine çeken aşırı dincilik ve teröre karşı Washington “Devlet Başkanı Müşerref - Başbakan Butto” formülünün işe yarayacağını düşünerek bu dönüşü desteklemişti.Butto da Pakistan’ın sınır bölgesinde saklandığı tahmin edilen El Kaide lideri Bin Ladin’i yakalamak için ülke topraklarında Amerika tarafından yapılacak operasyonlara izin vereceğini açıklamıştı.Müşerref, suikast istihbaratı aldıkları gerekçesiyle Benazir Butto’dan Pakistan’a dönüşünü ertelemesini istedi, dinletemedi.18 Ekim’de Karaçi’ye indikten sonra bir intihar bombacısının 137 hayata mal olan eyleminden de kıl payı kurtulduğu halde kaderinin üstüne yürümeye devam etti.Bu cesur kadının şahsında Pakistan çok büyük bir şansı kaybetmiştir. Çağdaşlığa ilerleyişin ve barışı kurmanın bedeli şimdi çok daha maceralı ve pahalı olacaktır.Farklılığımızı koruyalımDin sömürüsüne dayalı siyasetin, av sahası olarak kullanmaktan vazgeçmediği Türkiye için Pakistan ibret dolu bir laboratuvardır.Dini siyasetten ayrı ve uzak tutan bir rejimin toplumlar için ne kadar önemli bir zenginlik olduğunu onu kaybetmeden önce bilmek gerekiyor. Aşırılığa kollarını kaptıran toplumlar uyanana kadar canlarını kurtaramaz hale düşüyorlar çünkü.Ilımlı İslâm Rejimi türü önermelere, laik cumhuriyete yönelik eleştirel gevelemelere ve Atatürk’ü hedef alan nankörlüklere karşı uyanık olmak, hepimizin atalarımıza minnet borcu, çocuklarımıza namus borcumuzdur.Dinci şiddetin elinde inim inim inleyen din kardeşi toplumlardan bizi ayıran en önemli fark bizim Atatürk gibi bir lidere ve bıraktığı laik cumhuriyet mirasına sahip oluşumuzdur.Bu emanetleri canımız gibi koruyalım.

Devamını Oku

Acele çare

26 Aralık 2007

Aralarında 23 yüksek bürokratın da yer aldığı 621 sanıklı bir yolsuzluk davasının daha zaman aşımından düşmesi vahim bir tehlikenin alârmıdır.“Adalet mülkün (devletin) temelidir” sözüne inanıyorsak elimizi çabuk tutmak zorundayız.Hukukçuların internetteki sitesinde bir avukat mevcut yargı sistemimizin bir “zaman aşımı çöplüğü” olduğunu yazmış.Savcının talebi ile düşen “Vurgun Davası”nı önemsememiz hukuk çevrelerinden destek buldu. Yüksek yargıçlar, Yargıtay’ın hızla artan iş yükü nedeniyle her yıl 500 bine yakın dosyanın zaman aşımı nedeniyle düştüğünü, bunun kabul edilemez olduğunu, soruna hızla çözüm bulunması gerektiğini söylediler.Yıkıcı maliyetÇözümsüzlüğün maliyeti ağırdır: Zaman aşımı kararları özellikle yolsuzluk suçlarına meyilli insanlar üstünde teşvik edici etki yaratacaktır.Diğer yandan toplumun yargıya olan güven duygusu sürekli ağır yaralar almaktadır.Fazla önemsenmiyor ama şu da var: Zaman aşımı dolduğunda beraat etme olanağına sahip sanıklar kurtuluyorlar ama en azından manevi anlamda aklanmış olmuyorlar.Adalet anlayışı ve çağdaş bir hukuk devleti böyle bir hakkı ihmal edebilir mi?Zaman aşımı tabii tamamiyle gereksiz değil. Hiç kimse uzun yıllar boyunca suçlama ve ceza tehdidi altında yaşatılamaz. Bu, insan haklarına uymaz. Ama kasten uzatılan davaların veya sistem bozukluğundan doğan düşme kararlarının savunulur yanı yoktur.Ve adaleti yaralayan bu olaylar sürekli yargı reformlarının yapıldığı Türkiye’de yaşanmaktadır.Demek ki reformlar sistem bütünlüğü içinde yürütülemiyor. Çünkü iktidarlar yargıyı kontrol etmelerini kolaylaştıracak kadrolaşma niyetleri ve eylemleri ile her iyileşme hamlesini sakatlıyorlar.Yargıtay 10. Ceza Dairesi eski Başkanı Şener Güngör dün VATAN’a şunu söylüyordu:“Her gün kanun değişiyor. İntibak mesele. Uyarlama zaman alıyor. Beş yıl önce Yargıtay’a 100 bin dosya geliyorsa şu anda 400 bin dosya geliyor. Bunun çaresi bulunamadı. Hepimiz sorumluyuz. Ama en çok yargı bağımsızlığına duyarlılık göstermeyen, şaşı bakan yönetimler...” Deve dikeni gibiYargıtay 4. Ceza Dairesi üyesi Ali Suat Ertosun, çarenin “hızlı yargılama” olduğunu söylüyor. İstinaf (Bölge Adliye) mahkemelerinin çözümü kolaylaştıracağını savunuyor.Tabii hakim kadrolarının sayı ve kalite yönüyle yeterli hale gelmesi koşulu ile...Zaman aşımı, Türk adaletinin ayağına batan deve dikenine benziyor. AİHM bile kasıtla işlenen suçlarda zaman aşımına bağlı düşme kararlarını insan hakları ihlâli görüyor. Bu uygulamayı sadece taksirle işlenen suçlarda kabul ediyor.Sistemimiz en kısa zamanda bu görüş paralelinde düzenlenebilir, düzeltilebilir.Geciken adaletin mağdurları çoğalırken ve “zaman aşımı çöplüğü” sürekli genişlerken toplumsal barışı koruyamayız.

Devamını Oku

Seferberlik gibi

25 Aralık 2007

Genelkurmay dün operasyonun bilânçosunu açıklarken bir DTP milletvekili şu değerlendirmeyi yapıyordu:“Sayısal olarak ‘şu kadarını bertaraf ettik’ yaklaşımını fazla çözüm getirici bulmuyoruz. Netice itibarıyla onlar da bu ülkenin çocukları...” Ben de Batman Milletvekili Bengi Yıldız’a şu sitemi gönderiyorum:“Onlar bu ülkenin çocuklarıysa siz hangi ülkenin parlamenterisiniz?” Sadece askeri tedbirin terör bataklığını kurutmaya yetmeyeceğini herkes biliyor. Güneydoğu’daki vatandaşların daha iyi bakılması, çocuklarına eğitim ve iş verilmesi gerekiyor. Ama tecrübe öğretti ki ihanet yok edilmedikçe bu insani hedeflere varılamıyor.DTP milletvekillerinin gerçeği görmesini ne önlüyor?Hedef kendi seçmenleriOnların İmralı’daki bebek katili tarafından yönlendirilen insanlar olduğuna mahkeme hükmü olmadan inanamam.Ama ortada bu ülkenin birliğine kasteden, özellikle de Kürt kökenli vatandaşların ağır mağduriyetine sebep olabilecek bir büyük fesat, olanca alçaklığı ile yürüyor; nasıl görmüyorlar?DTP milletvekilleri gerçekten Güneydoğu’nun uğradığı ihmali telâfi yolunda samimi misyon taşıyor olsalar seçildikleri gün insanlık suçu olan terörün karşısına geçerlerdi.Oysa gözleri, kulakları İmralı’ya dönük bir durumdalar ve Kuzey Irak’ta pusuya yatıp her fırsatta Türkiye’ye saldıran eşkıyaya “bizim çocuklarımız” diyorlar.Sormak lâzım onlara:İstanbul’da polis, metroyu ve Şişli’deki Emniyet Müdürlüğü’nü kana bulamaya hazırlanan bir PKK’lı teröristi, melânetini gerçekleştirmeye fırsat bırakmadan yakaladı.Son günlerde maskeli tahrikçiler İstanbul’da 39 aracı yakıp kaçtılar.Bunlar da mı DTP’nin “korunacak çocuklar” sınıfına giriyor?İnsanlığa biraz saygıları varsa PKK’yı değil, PKK’nın emellerinden en çok zarar görecek olan vatandaşları, ülkenin birliğine bağlı Kürt kökenli vatandaşları, yani seçmenlerini korumaya çalışmalıdırlar.Hepimizin görevi varPKK bunca yıl halkı bölüp karşı karşıya getiremedi. Çatışma hep PKK ile devlet güçleri arasında sürdü.Bunca acıya rağmen millet “Türk-Kürt birdir” demekten vazgeçmedi.Ama şimdi işaretler, PKK’nın büyük kentlerde cana ve mala yönelen saldırılarla bu çimentoyu kırmaya heveslendiğini gösteriyor. Terör örgütünün hedefi Kürt kökenli masum yığınların şüphe ve güvensizlik hedefi yapılarak yalnızlaştırılmasıdır.Sonraki işi milliyetçi tepkilerin körüklenmesi ile doğacağı hesaplanan “Türk Sorunu” halledecektir.Topluma yönelik bu suikast planını en yetkin olarak DTP milletvekilleri bozabilir.Ama belli ki bu erdemi göstermeyecekler.İş başa düşmüştür. Güvenlik birimleri başta, toplum önderleri ve tek tek tüm vatandaşlar son derece sorumlu, sabırlı ve uyanık davranarak bu tehlikeyi aşacağız.

Devamını Oku

Hedef tam başarı

24 Aralık 2007

Amerika’nın sağladığı istihbarat desteği sayesinde elde edilen sonuçlar umut veriyor.Bir yandan da acı duyuyor insan.İşbirliği bu kadar gecikmeseydi kim bilir kaç genç asker yitirilmeyecek, bugün hayatta olacaklardı.Ama uluslararası siyasette duygusallığa ve soylu fedakârlıklara yer olmadığını, dünyanın en köklü devlet geleneğine sahip ulusu olarak yeniden öğreniyoruz.Amerika’nın işgal otoritesi olduğu topraklarda Türkiye’nin canına kastetmiş bir terör örgütünün yıllarca korunmuş olması unutulamaz. Ama o ayıbın yarattığı kırgınlık, geleceğin vaat ettiği fırsatları reddetmemizi de haklı kılmaz.Türkiye, siyasi iktidarı ile kamuoyu ile başarılı bir oyun oynamıştır.PKK’yı bölgesel politikaları için koz olarak kullanmaya kalkan Washington yönetimine Türkiye’yi kaybetmekte olduğu mesajı tam zamanında verilmiştir.Washington ciddi bir yol ayrımına gelmiş olduğuna uyanırken Başbakan Erdoğan’ın Başkan Bush’la 5 Kasım randevusu gerçekleştirilmiştir.İnancın tazelenmesiTürk-Amerikan ilişkilerinin beslendiği güven duygusu inceldiği yerden şimdi tekrar güçleniyor. Beyaz Saray buluşmasından bir önemli tespit ve bir işbirliği taahhüdü çıktı.Washington PKK örgütünü Amerika ile Irak’ın da düşmanı olarak ilân etti ve bu ortak düşmana karşı Türkiye’ye istihbarat desteği sağlayacağı sözünü verdi.Bu işbirliği ürünlerini vermeye başlamıştır. Beyaz Saray mutabakatı dün Başbakan Erdoğan’ın Başkan Bush’la yaptığı telefon görüşmesinde tazelenmiştir.Silâhlı Kuvvetler’in bu fırsatı çok iyi değerlendireceğinden emin olabiliriz.Çünkü askerin performansı, kış bitene kadar bölücü örgütü Kuzey Irak’tan kazıyacağı ümidini veriyor. Yeter ki Türkiye’nin meşru savunma hakkını kullanmakta olduğu konusunda yerleştirilen uluslararası anlayış devam ettirilebilsin.PKK terörü daha önce de yok oluşun eşiğine geldiği halde yeniden hortladı.Çünkü askeri başarı tamamlayıcı tedbirlerle desteklenmedi.Hükümetin tasarladığı sivil önlemleri bu bakımdan önemsiyoruz.Başarının öbür yarısıBu hafta MGK’da ele alınacak tedbirler arasında dağdakileri inip teslim olmaya özendirecek yasal düzenlemeler var.Bir yandan da altyapı, sağlık ve eğitim hizmetlerini etkinleştirecek, bölgenin ekonomik kalkınmasına ve istihdam olanaklarına katkıda bulunacak yatırımlar terörle mücadele paketinin önemli ayakları olarak planlanıyor.Sivil toplum bu pakete sahip çıkmalı ve iktidar üstünde baskı yaratmalıdır.Binlerce şehit pahasına geçmişte ele geçirilen fırsat, sivil çözümlerin eksik bırakılması yüzünden kaçırılmıştır.Aynı hata bir kez daha tekrarlanmamalı.Çünkü her ihmal döneminin faturası bir öncekinden misliyle daha ağır oluyor.İşte ordu, savaş şartlarında yaşıyor, yüzbin asker hareket halinde.İşte TBMM üyesi bir DTP milletvekili konuşmasını Türkçe yapmasını isteyen gazetecilere “Kendinize Kürtçe tercüman tutun” diyecek kadar ileri gidiyor.Daha hızlı hareket etmemiz gerekiyor. Yarım tedbirler değil tam başarı hedeflenmeli.

Devamını Oku

Adalet yüceltir

23 Aralık 2007

Bursa’dan “Adalet mülkün temelidir” sözünün duvardan hayata indiğini müjdeleyen bir haber geldi.Olayın aslı çok üzücü.Molla Fenari İlköğretim Okulu’nda öğrenciler beden eğitimi dersinde futbol oynarlarken devrilen seyyar kale direği yedinci sınıf öğrencisi Mehmet Belin’in üstüne düştü.Mehmet 24 gün yoğun bakımda kaldıktan sonra hayata döndü ama bir gözünü tamamen, öbür gözünü yüzde doksan kaybetti.Çocuğun ailesinin iki yıl önce açtığı davayı Bursa 3. İdare Mahkemesi sonuçlandırdı ve olayda idarenin hizmet kusuru olduğuna hükmederek Valiliğin Belin ailesine toplam 270 bin YTL tazminat ödemesine karar verdi.Bu örnek bir karardır ve hem mağdur olanlara, hem bu mağdurların sığınacakları mahkemelere ilham vermelidir.Türk adaleti çağdaşlaşma yolunda hızlı bir evrim geçiriyor. Devlet taraf ise onun asla suçlu çıkarılmayacağına dayanan kanaat ülkemize çok yönlü zararlar vermiştir.Örneğin bir orman davasında orman köylüsünün haklı, idarenin haksız çıktığı hiç görülmez. Bursa kararı bu duruşu değiştiriyor:Yargının görevi devleti korumak değil haklının, mağdurun yanında olmaktır. Bursa mahkemesi bunu yapmıştır.“Her toplum lâyık olduğu şekilde yönetilir” sözündeki keramet devletle toplum arasındaki etkileşimin önemine vurgu yapıyor.Hak aramak sadece mağdura tatmin sağlamaz, mağdur yaratan kusurdan sorumlu kişi ve kurumun ceza görmesini de sağlar. Bu ibret etkisi hizmet kusurlarını azaltarak mükemmeliyeti getirir.İleri ülkelerdeki hizmet kalitesini yükselten nedenlerden biri rekabet ise öbürü yüklü tazminatların terbiye edici etkisidir.Yargı değişti. Türk halkı eski önyargılarından kurtulmalı, hakkını aramalı, kendisine zarar veren hizmet kusurlarının sorumlularından ihmallerinin hesabını sormalıdır.“Devlet baba çağı”nı bu şekilde kapatabiliriz!*****O çamur bize yapışmaz!Barzani’nin son sözleri, onun PKK terör örgütü ile en azından gönül bağı içinde olduğunu ortaya koyuyor.Türk uçaklarının bombaladığı Kandil Dağı’ndaki köyleri ziyaretinde “Hava saldırısının tek sebebi buradaki halkın Kürt olması” demiş.İnsan utanır bunu derken... Türkiye’nin yeminli düşmanlarının dahi bu yalana inanmayacağını, devlet kurmaya heveslenen bir aşiret reisi bile tahmin edebilir.Atmaya çalıştığı ırkçı devlet çamuru Türkiye’ye yapışmaz.Kürtlerin sadece Türkiye’de birinci sınıf vatandaş olarak yaşadığını, Saddam zulmünden kaçan Kürtlere sadece Türkiye’nin kucak açtığını bütün dünya biliyor.İddialarının kanıtı olsaydı Barzani bunları sergiler, dünya medyası da ballandırarak yayınlardı.Türk askerinin teröristleri masum sivillerden cımbızla ayıkladığını bütün dünya gördü.Barzani Türkiye’ye düşmanlık yaparak devlet kuramayacağını hâlâ anlamadıysa geçmiş olsun!

Devamını Oku

Kubilay ve Gül

22 Aralık 2007

Kubilay’ı gerici bir ayaklanmada katledilişinin 77’nci yıldönümü nedeniyle bugün saygıyla anıyoruz.23 Aralık 1930 günü Menemen’de camiden aldığı sancakla karanlık kafalı isyancıların başına geçen Mehdi Mehmet “Taraf-ı ilâhiden geliyoruz. Şeriat istiyoruz. Askerin kılıç ve kurşunu bize işlemez. Herkes bu bayrağın altından geçecektir. Geçmeyenleri kılıçtan geçireceğiz” diyerek halkı genç cumhuriyete karşı isyana çağırmış ve olaylar bir eğitimci olan yedeksubay Kubilây’ın şehit edilmesi ile sonuçlanmıştı.Genelkurmay Başkanlığı, Menemen olayının “sıradan bir cinayet değil bilinçli, planlı bir irtica eylemi” olduğunu belgelere dayanarak ortaya koymuştur.Yani devlet açısından Kubilay’ın katli olayında, ilk günden bu güne hiç tereddüt yaşanmamıştır.Türk Silâhlı Kuvvetleri’ne gönderdiği başsağlığı mesajında Atatürk, olayı milletin “bizzat Cumhuriyet’e karşı” bir cinayet kabul ettiğini belirterek şöyle demiştir:Kubilay’ın temiz kanı...“Büyük ordunun kahraman genç subayı ve Cumhuriyetin idealist öğretmenler topluluğunun değerli üyesi Kubilay’ın temiz kanı ile Cumhuriyet, hayatını tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır.” Devrim şehidi Kubilay’ın anısına her yıldönümünde Cumhurbaşkanlığınca geleneksel olarak yayınlanan mesaj bu defa özel bir merakın konusu idi.Abdullah Gül ne yazık ki kendisini Çankaya’da görmeyi arzu etmeyenlerin öne sürdükleri gerekçeleri haklı çıkaran bir mesaja imza attı.Gül’ün nafile gayreti...Cumhurbaşkanı Gül “Öğretmen kimliğiyle Atatürk ilke ve devrimleri ışığında daha mutlu, daha çağdaş bir dünyanın var olabilmesi için mücadele eden vatansever Kubilay, askerlik vazifesini yaparken kendini bilmez bir grup tarafından acımasızca şehit edilmiştir” dedi mesajında.“Tarih, akıl ve sağduyusunu kaybetmiş, öfkesine yenik düşmüş insanları ve saldırganlığı hiç bir zaman anlamaya çalışmaz. Her zaman kınar ve nefretle yargılar” dedi.Bu ifadelerde, Kubilay olayında tarihin, milletin ve devletin oluşturduğu hükmü görmezlikten gelen, laik cumhuriyete suikast yapan gericilerin tehdit oluşturan varlıklarını zavallılığa indirgemeye dönük çabalar saklanmaktadır.Daha önceki cumhurbaşkanlarının mesajları hep laikliğe vurgu yapmıştır. Gül’ün mesajında laiklik sözcüğü bir kez bile geçmiyor.Kubilay’ı katleden zihniyetin bugün de uzantıları bulunduğu Çankaya’dan daha önce görünüyordu da şimdi mi görünmüyor?Kubilay’ı “kendini bilmez” bir grup veya “öfkesine yenik düşmüş insanlar” mı öldürdü?Hayır!.. Başka türlü bir akıl geliştirmiş laik cumhuriyete olduğu kadar dinimize de ihanet ve iftira etmiş karanlık düşünceli gericiler öldürdü!Atatürk’ün evinde oturanların tarihi görevi, az veya çok her zaman var olabilecek bu gericilere karşı tavizsiz davranmaktır.Onlara ortam yaratmamak, fırsat ve cesaret vermemek, şehit Kubilay’ın ruhunu yüceltmektir.

Devamını Oku

Sezer bu çağrıya kulak vermeli...

21 Aralık 2007

Geçen gün Hürriyet, Erzurum Emniyet Müdürlüğü’nde yapılan bir veda töreninin haberini veriyordu.Emniyet Müdürü Kâmil Çolak’ın 19 ayda tam dokuz suç örgütünü çökertip 16 takdirname aldığını anlatan haber, onun Erzurum’dan alınışının halkı olduğu kadar örgütü de şaşırttığını anlatıyordu.Öyle ya başarılı bir idareci, işbaşında bulunan siyasi iktidarın da şansıdır. Bir hükümet, kendisine de hizmeti dokunan başarılı bir idareciyi niye rahatsız etsin?Niye bindiği dalı kessin?Bu soruları kendi kendime sorarken Emniyet Müdürü Çolak’ın Atatürk’ü kendine rehber edindiğini belirten sözlerini okudum.Ve cevabımı almış oldum!AKP iktidarının getirdiği en tahrip edici değişiklik, devlet bürokrasisinde uyguladığı yükselme kriterleridir. İmam hatip kökenli olmak, türban takan bir eşle evli olmak...Bunlar mevki sahibi olmanın ve yükselmenin sebebi olabiliyor ama kalmak ve yükselmeye devam etmek ek şartlar gerektiriyor. Meselâ tarikat veya cemaatiniz uygun değilse organ nakli operasyonlarındaki gibi bünye sizi reddedebiliyor.Atatürkçülerin tasfiye süreci devam ederken şimdi yavaş yavaş siyasal İslâmcı takımın kendi içindeki kanatları birbirini kırmaya başlayacaktır.Karambolde gol...Bu gidişi millet olarak izlemek ve aykırılıkları zamanında haber almak şansımız vardı fakat Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanı makamını devretmesiyle bu fırsatı kaybettik.Genel seçimden sonra AKP iktidarının daha büyük bir halk desteğini arkasına almış olmanın kibri ve cüreti ile laik cumhuriyete karşı ne kadar hoyrat davrandığını kaygılar içinde izliyoruz.“Sivil anayasa yapıyoruz” karambolünde üniversitelerdeki türban yasağı kaldırılacaktır. İlköğretim okullarında bile tesettürlü eğitim yapıldığını kanıtlayan haberler halkı bıktırarak teslim almaya yönelik çabaların bilinçli bir siyaset olarak yürütüldüğünü gösteriyor.İktidarın birinci önceliği “tevhid-i tedrisat” yasasını işlevsiz kılmak, ikinci önceliği yargının kontrolünü ele geçirmektir.Dünkü VATAN’da Mustafa Mutlu, Onuncu Cumhurbaşkanı Sezer’in niçin köşesine çekilmiş sessiz, küskün oturduğunu soruyordu. Yerden göğe haklıdır.Böyle kalır mıyız?Yabancılar bizi övmek istedikleri zaman Türkiye’nin İslâm ile demokrasiyi uyum içinde birleştiren ve iki güzelliği bir arada yaşayan tek ülke olduğunu yazıp söylüyor.Gidişi kimimiz borsadaki değerimiz patladı diye, kimimiz vergi denetimi tehdidinden korkarak, kimimiz eski yol arkadaşlarına kızgınlık nedeniyle inadına AKP’yi pohpohlamak adına böyle itirazsız izlemeye devam edersek...Türkiye on yıl sonra “İslâm ile demokrasiyi kaynaştırmış tek örnek” diye anılabilecek mi acaba?Sayın Sezer VATAN’dan yükselen çağrıya ilgisiz kalmamalıdır.Cumhurbaşkanı’nın eskisi olmaz. Onun birikimine, gözlemlerine, uyarı ve öğütlerine ülkenin ihtiyacı var.Herhangi bir siyasi çıkar kaygısı ile gölgelenmemiş tespit ve önerileri inanıyoruz ki iktidar partisi içinde var olduğunu, fakat baskı altında tutulduğunu bildiğimiz dürüst vicdanlara bile özgürlük ve cesaret kazandıracaktır.Kararnamelerini geri çevirdiği birçok bürokrat bugün asaleten görevde.Niye onlara güvenmedi; en azından bunu bilmeye hakkımız yok mu?

Devamını Oku