Ülkenin bir halı gibi altımızdan çekilmekte olduğu endişesinin açıkça seslendirilmeye başladığı bir dönemde akıllı bir iktidar ne yapar?Lâfı dolaştırmaya gerek yok. En azından Başbakanlık Müsteşarı olarak geçen dönem adı “devletteki dinci kadrolaşmanın orkestra şefi”ne çıkan Ömer Dinçer’i MYK’ya getirmez!Ömer Dinçer’in son seçimde milletvekili yapılması, ona bağlı olarak üretilen şüphelere karşı partiyi koruma tedbiri olarak değerlendirilmişti. Sanılıyordu ki Dinçer sade bir milletvekili olarak sütre gerisinde oturtulacak ve unutturulacak.Ama Genel Başkan Tayyip Erdoğan, eski Meclis Başkanı Arınç’la beraber onu da MYK’ya dahil etti.Ömer Dinçer -unutanlar için hatırlatma- cumhuriyetin temel ilkelerinin yerlerini daha İslâmi bir yapıya bırakmaları zamanının geldiği tezini savunan tebliği yazan kişidir.Evet o tebliğ 12 yıl önce yazılmıştır ama kendisi parti büyükleri gibi “ben de değiştim, geliştim” filân dememiş, tebliğe yazdıklarına bugün de inandığını söylemiştir.O inanç AKP’nin birinci iktidar döneminde devlet kadrolarının değişim ve dönüşümüne yeteri kadar hizmet etmiştir. Dinçer tebliğinde “bürokratik mekanizmada yer alacak memurları dindar insanlar arasından seçmenin, beşeri yanı ağır basan bir iktidarı öne çıkaracağı” için iyi olacağını yazmıştı.Bu yolda çok mesafe alındığını biliyoruz.Peki yeni dönemde ondan beklenen ne?Aynı tebliğindeki şu cümle ona yeni bir misyon verilmesini sağlamış olabilir:“İktidara gelmek yolun sonu değildir, yeni bir başlangıçtır. İktidara gelince yapılması gerekenler bitmiş gibi düşünülürse İslâm, iktidara geliş aracı gibi kullanılmış, istismar edilmiş gibi olur. İktidara gelince de Müslümanın kavgası devam eder.” Bu sözlerin içerdiği niyetlerin inanca saygı ile veya dini korumakla ilgisi yoktur. Hedef laik cumhuriyetin yerine dine dayalı bir rejimi getirmektir.Ömer Dinçer’i böyle bir niyeti deşifre eden kanıt olarak gösteriyor değiliz ama yeni görevi, laik cumhuriyeti korumaya çalışanlar için fazla mesai sebebidir.İşlerini daha iyi yapmak için daha az uyuyacaklar! *****Demirel “yapmayın” diyorAKP iktidarı “bakan yardımcılıkları” icat etmeye hazırlanıyormuş.Koltuklar bitti; yeni postlar yaratma ihtiyacı ortaya çıktı anlamına mı geliyor şimdi bu durum?Soruya hiçbir iktidar sorumlusu “evet, doğru” demez. O nedenle tecrübesine güvenerek eski Cumhurbaşkanı Demirel’e sordum.Demirel hiç tavsiye etmedi.İktidar bürokrasi üstünde siyasetin ağırlığını artırmak istese de eski Cumhurbaşkanı, bakan ile bakan yardımcısı koltuklarına gelecek iki siyasetçinin kısa zamanda güç çatışmasına gireceklerini, bakanlıkların da “fesat ocağı” haline dönüşeceğini söyledi.Bakan sayısını azaltmakla övünen AKP bakan yardımcıları ile ikinci hükümet oluşturmayı mı düşünüyor?İktidar insanları ne kadar hızlı bozuyor!
Kuzey Irak operasyonu sırasında Türk Ordusu’nun onur verici bir özelliği daha ortaya çıktı.Bu ordu, gücünü hafife alanlara karşı “son uyarı” görevini yerine getirirken onlara yanılgılarını ağır bir bedelle ödetme kolaycılığına kaçmamıştır.Başka büyük orduların yaptığı gibi başarısını “insan zayiatı”na endekslemeye kalksaydı elli uçağın ve tonlarca akıllı bombanın yaratacağı kıyamet bir dehşet bilânçosu ortaya çıkarırdı. Öyle olmadı.Amerika Irak’ta camcı dükkânına giren fil gibiydi. Sözde sakındığı halde yüz binlerce sivilin ölmesine sebep oldu.Türk askeri aynı teknolojiyi kullanarak sivil yerleşimler arasındaki hedefleri cerrah titizliği ile vurmuş, gücünü şövalye soyluluğu ile göstermiştir.Bu çapta bir operasyonun beton barınak ve tesisleri yerle bir ederken hiçbir sivilin canına malına zarar vermemesi, övülecek başarıdır.Bazılarının bu başarıyı tersten okumaya kalkışması tuhafıma gidiyor.Ama biz yine de muhatap alınan güçlerin gerçekleri iyi gördüklerini ve Türkiye’ye şiddet yoluyla diz çöktürmenin mümkün olamayacağını anladıklarını sanıyoruz.Askerler ikinci kez terörle savaşta görevini yerine getiriyor.Siyaset bu başarının üstüne yatıp evlâtlarımızın hayatları pahasına elde edilen fırsatları israf etmeye kalkışmamalıdır.Dağdakileri indirecek proje ne kadar önemli ise ovadakileri ülkenin bütünlüğüne bağlı bireyler olarak yaşatacak sosyal ve ekonomik tedbirleri yürürlüğe sokmak da en az o kadar önemlidir.Güneydoğu’nun ümide ihtiyacı var.Terör geriletildikçe ekonomik olanakların arttığını göstermekten daha ikna edici bir siyaset bulunamaz!Hepinize mutlu bayramlar...*****İbretlik!İzmir’de rahip bıçaklayan gencin söyledikleri tüyler ürpertici bir ibrettir!Başta milli eğitim politikamız olmak üzere, olaylar karşısındaki polisin, yargının ve medyanın tutumu da dahil herkesin ve her şeyin iflâs batağına sürüklendiğini duyuruyor.“İşsizlikten ve parasızlıktan bunalmış, Türkiye çapında ses getirecek bir eylem yapmak, tanınmak ve meşhur olmak” amacıyla bu işe kalkışmış...Türkiye’de dinci ve milliyetçi faşizmin büyüdüğü şüphesini körükleme günahı altına bu genci sokan ihanette, ona 19 yaşında bir meslek kazandırmayan eğitim sistemi yalnız mıdır?Hrant Dink’in katiline Türk bayrağı ile fotoğraf çektiren resmi sahiplenme ve medyada onu poster yapan sorumsuzluk, kahramanlığa giden yol konusunda kargalardan beter bir klavuzluk örneği değil mi?Aklımızı başımıza almalıyız.Bu yüz karası suçlar kahraman yaratıyor sanılıyorsa, hepimizi yutacak cehennem kapının arkasında duruyor demektir.Bizi kısa vadede sadece yargı koruyabilir!
Uluslararası ilişkilerin adaletten ve doğruluktan ne kadar çok etkilendiğini gece ile gündüz farkı gibi izliyoruz.O kadar çarpıcı, o kadar da hızlı...The Guardian’ın tespiti doğrudur. Bu operasyonun siyasi sonucu belki askeri yönünden daha önemli.İngiliz gazetesi dün Irak’taki PKK kamplarına yönelik hava harekâtını, Washington ile Ankara’nın öpüşerek barıştığı anı simgeleyen bir olay diye niteledi.Amerika’nın prestiji Türkiye’de yerlerde sürünüyordu. Ermeni tasarısının olumsuz havası Amerika’nın Kuzey Irak’taki PKK kamplarını koruyan tavrı yüzünden boğucu hale gelmiş, Barzani’yi de küstahlaştırmıştı.Gücünü adil kullanmayan büyük devletler her zaman insanlığa yıkım getirmiştir.Amerika “teröre sıfır tolerans” gösterme yükümlülüğünü unutmuş, Türkiye’nin teröre karşı verdiği haklı mücadeleye körleşmiş, arabulucu rolleri üstlenip PKK hesabına “politik çözüm” önerileri getirecek kadar sağduyudan uzaklaşmıştı.ABD Büyükelçisi’nin Ankara’da “Kürt Sorunu”nu tartışmaya açan bir davet düzenlemesine gösterdiğimiz tepkiye gelen okur desteğinin gücünü unutamam.Terör şantajına siyasi bir nitelik kazandırmak, yani terörü siyasi bir alet konumuna getirmek...Amerika PKK’yı İran’a karşı kullanabilirim hesabı ile yıllarca bu suçu işledi.Kendi içindeki sağduyunun sesine “Türkiye elden gidiyor” ihbarları eklenince Başkan Bush herhalde aynaya baktı ve terör kartı ile oynayan hayali onu korkuttu.İyi ki de öyle oldu.Teröre sıfır tolerans anlayışı ile ayağa kaldırılan işbirliği anlayışı, daha adil ve daha güvenli bir geleceğin kapısını açmıştır.ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tom Casey “PKK tehdidiyle mücadele için her şey yapılmalı” dedi dün.Amerika bu meselede kendine geldikçe Türk halkını tekrar kazanacaktır.Bu değişim, terör örgütlerini kullanarak siyaset yaptığını zanneden maceracıları da hizaya getireceği için bölgemiz daha güvenli olacaktır.Mazoşist miyiz?Bu çağda haklı olmanız yetmiyor görüntünüzün de bunu onaylaması gerekiyor.Askeri operasyonun başkentlerdeki yankıları, Türkiye’nin PKK’ya karşı yürüttüğü mücadeledeki haklılığını dünyaya anlatabilmiş olduğunu göstermiştir.Ama unutmayalım: Bu noktaya 23 yılda on binlerce vatandaşımızı teröre kurban vermek pahasına ulaşabildik.Kavgamızın bir kültürel kimliği inkâr etmek olmadığını, ulus devleti terör kullanarak bölmek amacıyla silâha sarılmış haydutlarla olduğunu bin bir zorlukla anlatabildik.DTP Genel Başkanı Nurettin Demirtaş’ın başına gelenler, bu çabalarımızın şanssızlığı olmasın.Bilindiği gibi Demirtaş, askere gitmemek için sahte çürük raporu aldığı gerekçesiyle tutuklandı. Rapor sahte mi, gerçek mi; askeri hastanede belirlenecek.Aklanmasını dileriz ama ümit az. Çünkü aynı şüphe ile incelenen 160 yükümlünün raporları sahte çıktı.İçerde PKK’nın siyasi kolu gibi çalıştığı şüphesini davet eden DTP’yi Batı yasal bir parti olarak görüyor.Şimdi “Bir yandan partiyi kapatmaya çalışıyor, bir yandan liderini hapse atıyorsunuz. Siyaseti tıkayarak şiddete siz yönlendiriyorsunuz” diyeceklerdir.Merak ediyorum:Önce çürük raporunun sahte olduğunu kanıtlayıp buna dayanarak Demirtaş’ı tutuklamak varken niçin tersi yapıldı?Biz mazoşist miyiz? Kendimize kötülük etmekten vazgeçmeyecek miyiz?
Şanslıyız çünkü hem haklı hem güçlü olmak her topluma nasip olmaz.Irak’taki PKK kamplarına yönelik bombardımanın tozu dumanı dağıldıkça ortaya mükemmel bir başarı tablosu çıkıyor.Genelkurmay ilk değerlendirmelerin ışığında “planlanmış olan hedeflerin hepsine tam isabet” kaydedildiğini açıkladı dün. TV ekranlarına yansıyan görüntüler de bunu doğruluyor.Operasyona başkentlerden ciddi bir itiraz gelmedi. Çünkü Türkiye milli varlığına saldıran terör örgütünün, himaye gördüğü ülkeden tasfiye edilmesi için örnek bir sabır ve çaba sarfetmiştir.Gereken uyarılar fazlasıyla yapıldıktan sonra operasyon düğmesine basılmıştır.Dün belirttiğimiz gibi bu harekât halkımıza ve dostlarımıza güven, düşmana ise korku ve gözdağı verecek bir başarıdır.Türk Milleti ordusuyla gurur duymayı hak ediyor.Harekât The Guardian’ın yazdığı gibi “2003 savaşından bu yana Irak’a yapılan en büyük bombardıman”dır.En gelişmiş savaş teknolojilerini kullanan elli uçak gece ve alçak uçuş yaparak sivil yerleşimler arasındaki askeri hedefleri çürük diş çeker gibi seçip tahrip etme yeteneği sergilemiş, PKK kamplarını yerle bir etmiştir.Orgeneral Büyükanıt “PKK kampları artık bizim için BBG Evi gibidir” dedi. Gece harekât yeteneği ile bu istihbarat olanağı birleştikten sonra ihanet çetesine uyku durak kalmayacaktır.Bağdat ve Kuzey Irak bölgesel yönetimi egemenliğine saygı bekliyorsa katil sürüsünü topraklarında barındırmamak zorunda olduğunu artık öğrenmiştir.Sivil politikacılar da ellerini çabuk tutsunlar. Dağa çıkanlar ve çıkmaya niyetlenenler üstünde korku yaratmak elbette önemlidir, bunu inkâr eden yok.Ama asıl sigorta, gençleri kaybetmekten korkacakları birer işe sahip kılmaktır.Askeri başarılar hızla ekonomik başarılarla taçlanmak ister.*****Eski bakana takas önerisi... Türbanın ilköğretim okullarına indiğini belgeleyen Şefkat Koleji’ne ait resimler dün VATAN’da çıkınca...Okulun kurucusu İsmail Müftüoğlu inandırıcı olmayan bir açıklama yaptı.Ona göre iki ihtimal bulunuyor:1. “Komplo var. Birileri bizim sıralarımızı, kıyafetlerimizi kopyalayarak başka bir mekânda bu resimleri çekmiş olabilir.” 2. “Ya da bu, bizim muzip öğrencilerin işi olabilir.” Bizce üçüncü bir ihtimal daha var: Müftüoğlu Adalet Bakanlığı yapmış biri olduğunu unutmuş yalan söylemektedir!Savunma adına sahiplendiği iki ihtimal çocuklara okulda türban taktırmanın doğru bir şey olmadığını kabul ettiğini gösteriyor.Yalanının ispatı şart değil. Kimse Müftüoğlu’nun kellesini istemiyor.Çocuklar “türban tak baskısı”ndan korunsunlar, yeter!
Terör örgütüne karşı yapılan hava harekâtı bir son uyarı girişimi idi.Türk Ordusu’nun imkân ve yeteneklerini göstermek çok yönlü bir ihtiyaç haline gelmişti. Önce kamuoyu bekliyordu böyle bir darbeyi.Uluslararası koşullardan doğan gecikmeler, Türk Silâhlı Kuvvetleri ile ilgili şüpheler üretiyor, bu durum PKK’yı ve destekçilerini küstah hale getiriyordu. Onların da derslerini alması gerekiyordu.Geceki harekât dünyada az sayıda ordunun özel şartlarda (gece ve kış) gerçekleştirebileceği bir başarıdır.Çağdaş savaş teknolojisinin imkânları (gece görüşü, havada ikmal, elektronik hedef belirleme) kullanılarak savaş uçaklarımız terör örgütünün Kandil Dağı’ndaki merkez karargâhı da dahil Kuzey Irak’taki çeşitli kamplarına ağır zarar vermiştir.İnsan zayiatı hedeflenmemiş ama kara unsurlarının katılımı ile böyle bir amaca da ulaşılacağı gösterilmiştir.Kuzey Irak uzun bir zamandan beri PKK için “güvenli bölge” özelliği kazanmıştı. Dünkü harekât, terör unsurlarına kendileri için güvenli bölge kalmadığını öğretmiş olmalıdır.Harekâtın içerdiği uyarıyı bölgesel Kürt yönetimi umarız alacaktır.Ayrıca bu darbenin, elini kana bulamamış militanları aftan yararlanmak için dağdan inmeye ikna etmesi ihtimali de vardır.Ordumuz bundan sonraki harekâtları istihbarat desteği ile belirleyeceği sığınakların bulunduğu bölgelere havadan özel kuvvetler indirerek yürütecektir herhalde.Bu süreci ancak örgüt militanlarının kitlesel olarak teslim olmaları durdurabilir.Terör baronları kan dökerek Türkiye’ye diz çöktürülemeyeceğini görmek zorundadır. Görmek istemiyorlar çünkü terör onlar için geçim kaynağıdır, adam sayılma nedenidir.Dün yedikleri darbeye cevap vermek adına şimdi büyük kentlerde melânet yapabilirler. Bu günlerde toplumsal teyakkuz durumu en üst düzeye çıkarılmalıdır...*****Gâvura bak!Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa Kral Abdullah’tan, eşine hediye ettiği elmasları satmak için izin istemiş.Correa, Suudi Kralı’nın verdiği “yüz binlerce dolar” değerindeki mücevherlerin parasını bir sosyal programı finanse etmekte kullanacağını halkına açıklamış.Sanki onun ruhu yükselirken evrensel bir ahlâk kuralı da yere iniyor... Diyor ki:“Bu mücevherler ona devlet başkanının eşi olduğu için verildi. Bu mücevherler Ekvador halkına aittir!” Kral’ın Türkiye’yi ziyaretinde otelde ayağına kadar giden Cumhurbaşkanımızın eşine, alışkanlığı üzere böyle bir hediye verip vermediğini kimse merak etmemişti.Şimdi Ekvador Devlet Başkanı’nın soylu jesti mecliste muhalefetin merakını tahrik edecektir.Daha düğünde gelen takılarla ilgili vaat yerine gelmeden bir de bu dert çıkacaktır.Gâvurun ettiğine bakar mısınız!
Deyimler sözlüğünde bu durum “iplikleri pazara çıktı” diye ifade ediliyor!İtiraf birinci ağızdan geldi:YÖK Başkanı Prof. Özcan Meclis Başkanı Toptan’ı ziyareti sırasında teknolojinin cilvesine uğradı. Bir TV kamerasının ses kaydı açık duruyordu.Sır işte bu sayede açığa çıktı.YÖK Başkanı Başbakan’ın kendisine şu uyarıda bulunduğunu anlatıyordu:“Aman Hoca dikkat et; bir şey söylersin ipimizi çekerler!” Bu uyarı Başbakan ile YÖK Başkanı arasında bilinçli bir risk ortaklığı kurulduğunu kanıtlıyor. Ortak bir hedefe sessiz ve derinden yürüme mutabakatı ifadesini bulmuştur.YÖK Başkanı’nın açıklamalarını artık hep kuşkuyla değerlendireceğiz:“Sözleri samimi mi, yoksa ipini gevşetmek için mi böyle konuştu?” Başbakan’la YÖK Başkanı arasındaki teklifsiz yakınlığın deşifre olması bize şu kolaylığı sağlayacaktır: YÖK Başkanı’nın her sözü ve adımı, artık bileceğiz ki Başbakan’dan onay almıştır.Mesela Prof. Özcan Anadolu Ajansı’na verdiği demeçte şunu dedi:“Rektörleri kendi hallerine bırakarak mükemmel işler yapacaklarını düşünüyorum. Konu edilen yasaklar (türban, katsayı) da kendi kendini ortadan kaldırılacaklardır!” Eğer YÖK Başkanı bu görüşünü Başbakan’a danışarak açığa vurduysa demek ki rektörlerden Anayasa Mahkemesi kararını görmemeleri istenecektir.Direnen rektörleri tehdit ve küfür ateşinde bunaltacak medya vardır. Hukukun yerde sürüklenmesini halka özgürlük diye pazarlayacak uyuşturucu satıcıları da her daim hazırdır nasılsa.Ama durun, galiba her şeye rağmen bir tesellimiz var:Başbakan’ın “İpimizi çekerler” diyerek korktuğu güç nedir?Nerededir o koruyucu?Dua edelim de hukuk olsun, yargı olsun, cumhuriyet değerlerine bağlı insanların sabrını taşırmaktan doğacak vebal olsun o!*****SanatçıBesteci ve piyanist Fazıl Say kendisine yakışanı yaptı ve sözlerini geri aldı.Say bir Alman gazetesine “İslâmcılar kazandı, ülkemi terkedebilirim” diye demeç vermiş, sözleri tartışmalar ve tepkiler yaratmıştı.Sağduyu hemen sanatçıyı uyardı:Sen örneksin, sana inandığın değerler için mücadele etmek yakışır...Ve Fazıl Say “Eğer günün birinde karanlık güçler cumhuriyetimize ve ulusal değerlere hayat hakkı tanımazsa onlara teslim olacak değiliz” diyen bir açıklama yayınladı.İnandığı şeyi mi söyledi yoksa rolünü mü oynadı bilemeyiz ama şu çabası önemli: “Sanatçı, alnında ışığı ilk hissedendir” özdeyişinden “Sanatçı, karanlığın tehlikesini ilk hissedendir” sözünü türetmiş.Kapıldığı güvensizlik duygusunu kişisel sorunu görmek en büyük yanlış olur.Bu sese keşke herkesten önce iktidar kulak verse.Güvensizlik kimin suçu, buna tarih karar verecek ama huzursuzluğun sorumlusu iktidardır!
Ulusun düşünce ve duygu birliğini sağlamak Cumhuriyet’in ilk hedeflerinden biri oldu.Tevhidi Tedrisat Kanunu (Eğitim ve Öğretimin birleştirilmesi) iki türlü eğitim düzenine son verdi. Çünkü eski düzen iki türlü insan yetiştiriyordu.Kanunun bir maddesi “din konularında yüksek uzmanlar yetiştirilmek üzere üniversitede bir İlâhiyat Fakültesi, imamlık ve hatiplik gibi din hizmetlerinin yerine getirilmesi görevi ile yükümlü memurların yetişmesi için de ayrı okullar açılacaktır” diyordu.Ama bu madde, ruhuna uygun biçimde hayata geçirilemedi. Aydın din adamı yetiştiren okullar kurulamadı.Yoksul aile çocuklarının mecbur kaldıkları bu okullardan şeriat şartlanması ile kafaları doldurulan imamlar çıktı.Sonra “kadın imam yetiştiriyoruz” denilerek kızlar da bu okullara alındılar. Dinimizde kadın imam yoktur; bunlar niçin?Yeni kuşakları şeriatçı yetiştirecek anneler böyle yaratıldı.“Din böyle istiyor” diye başları kapatılan bu kızlar üniversite kapılarına dayanınca da olanlar oldu!TÜSİAD’ın 1990 yılı eğitim raporu “Nasıl buralara geldik?” sorusuna cevap veriyor:“1988 yılında imam hatip mezunlarından 2674’ü hukuk fakültelerine, 1327’si üniversitelerin kamu yönetimi bölümlerine yerleştirildi.” Gerilere gitmeye gerek yok; o tarihten bu yana her yıl aynı sayılar kendini tekrarlasa son 20 yılda 50 bin imam hatipli hukuk eğitimi, 26 bini ise kamu yönetimi eğitimi yapmış demektir.Bunların kaçı devlette çalışıyor?İktidar, tüm fırsatları okulların yönetimini din eğitimi almış kişilere devretmek amacıyla kullanıyor.Cumhuriyet öncesi dönem, insanda yenilgi duygusu yaratacak bir ağırlıkla geri dönmüş görünüyor: Yine şeriat okulları, yine laik okullar ve yabancı okullar...Ve bunların devlet kadrolarına yansımaları...Fazıl Say’a sitem...Dünyaca ünlü piyanistimiz Fazıl Say’ın bir Alman gazetesine verdiği demeci görünce üzüldüm fakat şaşırmadım. Say “Bizim Türkiye rüyalarımız biraz öldü. İslâmcılar kazandı, biz yüzde 30.. Türkiye’den ayrılmayı düşünüyorum” diyordu.Rol modeli kişilerin duygularını açarken dikkatli davranmaları gerekir. Fazıl Say umarız bu dediğini yapmayacaktır. Çünkü demokrasiyi ortadan kaldırmanın demokratik hak olduğunu zanneden bir zihniyet idare ediyor ülkeyi.Kendimize inanalımBunlar Türkiye’yi bırakıp kaçmanın sebebi ise, burada kalıp sonuna kadar mücadele etmenin daha haklı ve daha kutsal sebebi değil midir?Bakın, imam hatip kökenli yazar Ahmet Hakan bile önceki gece 32. Gün programında imam hatip liselerinin artık kapatılmaları gerektiğini söyleyebildi.Din istismarcıları bu kaynağı asla feda edemez. Ahmet Hakan’ın dediği olmayacak bir duadır ama kendimize, bu ülkenin, milletin ruhuna inanmalıyız.İrtica bu ülkenin temeli olan çağdaş akla ve özgür vicdana diz çöktüremeyecektir!Not: Araştırmasından yararlandığım Semih Kalkanoğlu’na teşekkür ederim.
Türban yasağını aşmaya dönük atraksiyonlar, bu tahriklerin arkasındaki güçleri bile şaşırtmaya mı başladı?Yasağın kalktığı günün haftasına üniversitede başı açık öğrenci kalmayacağı tezine yeni YÖK Başkanı “Serbesti sağlandığı zaman baskı olmayacağı gibi türban takanların bir kısmı başlarını açmaya başlayacak” kehaneti ile karşı çıktı biliyorsunuz.YÖK Başkanı’na keşke güvenebilsek.Ama hayatın tecrübeleri bu görüşe kredi açmadan önce dikkatle düşünmek zorunda olduğumuzu söylüyor.Başbakan Erdoğan’ın sahneden, kürsüden türbanı nedeniyle ağlayarak inen veya indirilen öğrencilere “acil şefkat hattı” kurması, türban yasağını ihlâl etmiş çocuklara ve ailelerine arkalarında olduğu söyleyerek cesaret vermesi şık olmuyor.Çünkü hukuk devletinde bir başbakan yasaya ve yasağa yönelen tepki ve ihlâllerin teşvikçiliğini yapmaz. Rüştünü kazanmamış çocukları kurallara riayetsizliğe cüretlendiremez.Türban patlamasıBaşbakan bu vebali üstlenmiş ve üniversitelerden önce ilköğretim okullarında türban patlamasının davetiyesini çıkarmıştır.Dün Konya Belediyesi’nin öncülüğünde düzenlenen Mevlânâ Yılı Hikâye Yarışması’nın ödül törenine ait haber ve görüntüler geldi. Derece alan ilk ve orta öğretim öğrencilerinin birçoğu türbanlıydı.Önceki gün de Ulusal Bilim Olimpiyatı’nda dereceye giren liseli kız öğrencinin ödülünü almaya türbanla gitmesi medyanın gündemindeydi.Okuyanlardan kaç kişi inandı bilmiyoruz ama Milli Eğitim Bakanı bu türban gösterisine sinirlenmiş, çocuğa refakat eden okul yöneticileri hakkında soruşturma açılması emri vermiş!Bu arada bakanlıktan “Okula başı açık devam eden öğrencinin başı kapalı olarak sahneye çıkarılması, mevzuata aykırılıkla birlikte iyi niyetle de bağdaştırılamamıştır” diyen bir açıklama da yapıldı.Bakanlık “birileri kullanıyor bu çocukları” demeye getiriyor. Ve bu oyunların tahrik edeceği tırmanışı önlemenin telâşına kapılmış görünüyor.Rol modeli kim?Peki ödül alan bu kız okula başı açık giderken ödül törenine niye türban takarak gitti?Onu kim veya kimler yönlendirdi?Riskli de olsa araştırılmaya değer önemli bir sorudur bu.“Riski ne?” diye soracak olursanız...Soruya muhatap olacak öğrencilerden ve ailelerinden şöyle bir cevap gelebilir:“Cumhurbaşkanı’nın kızı Bilkent Üniversitesi’ni başını örtmeden okudu, bitirdi ve diploma törenine yanında babası türban takarak gitti. Merak ettiğiniz soruyu gidin önce ona sorun!” İktidar türbanla oynayarak hata ediyor.Bu alandaki teşvik mesajlı tutumlar yalnız Türkiye’nin gitgide dinci bir rejime geçişin işaretlerini çoğaltmakla kalmıyor o hayali kuran çevrelerin cüretlerini de artırıyor.“Göreceksiniz ki hiçbir şey olmayacak. Gelin şu yasağı kaldıralım” diye göze alınacak bir deneme değildir bu mesele.Yaydan çıkan ok gibidir...Pişmanlığı, telâfisi yoktur!