Malatya’da üç Hristiyan’ın hunharca katli olayı çözdükçe dolaşan bir düğüme benziyor.
Her yeni gün yeni sorular üretiyor. Bulgular, cinayet sanıklarının güvenlik güçlerinden kolaylık gördüğünü düşündürüyor.
İki sanık, liderleri konumundaki arkadaşlarının polisten bilgi aldığını söylediler savcıya. Taraf gazetesi dün iki önemli belge yayınladı.
İlk belge, bir numaralı sanığın olaydan bir gün önce atış talimi yaptığı ihbarı ile yakalanıp 1312 seri numaralı kurusıkı tabancasına el konulduğuna dair polis tutanağı idi.
Zirve Yayınevi’ni basan sanıklar kurusıkı silâhlarla kurbanlarını tehdit edip bağladıktan sonra boğazlarını kestiler biliyorsunuz. İkinci belge sanıklardaki silâhlardan birinin 1312 seri numaralı o tabanca olduğunu belirtiyor.
Ne demek şimdi bu?
Ya silâh katil zanlısından alınmadığı halde alınmış gibi tutanak düzenlenmiştir veya biri silâhı Emniyet’ten gizlice alıp sahibine vermiştir.
Yani içerden suçortağı aramak için fazlasıyla sebep vardır.
Malatya katliamını, Trabzon’daki Rahip Santoro cinayeti ve Hrant Dink suikastı ile birlikte araştırmak şart olmuştur.
İktidar, CHP Milletvekili Baratalı’nın bu cinayetlerle ilgili araştırma komisyonu kurulması önerisini teşekkürü hak eden bir uyarı saymalı. Bülent Baratalı haklı, haberler halkta Susurluk benzeri yeni bir yapılanmanın varlığını düşündürmekte ve devlete karşı güvensizlik doğurmaktadır.
“İslâmı demokrasi ile birlikte yaşayan tek örnek” fiyakamız böyle giderse fena halde bozulacak, adımız kötüye çıkacaktır.
Susurluk’un üstünü örtmek bizi buraya getirdi.
Farklı inançlara yönelen vahşetin kaynağına inemezsek cezasını misliyle, utançla öderiz!
Uyumayalım
YÖK Başkanlığı görevini tamamlayan Prof. Teziç, rektörlere veda mektubunda şunu yazmış:
“Üniversitelerimizin, Cumhuriyet’in kazanımlarını koruma ve kollama görevlerinden hiçbir şekilde taviz vermeyeceklerine ve Atatürk’ün açtığı aydınlık yolda ülke gençliğimizi yetiştirmeye devam edeceklerinden kimsenin kuşku duymaması gerektiğine olan inancım tamdır!”
İnanmak iyi ama şartlar biraz daha şüpheci davranmayı gerektiriyor.
Bakın 20 hukuk fakültesinin dekanları ortak bir açıklama yaparak Hakimler ve Savcılar Kanunu’ndaki değişikliğe tepki gösterdiler.
Savcı ve yargıç alırken uygulanacak mülâkat sınavını, bakanlık bürokratlarının ağırlıkta olduğu kurulun değil HSYK üyeleri ile hukukçu öğretim üyelerinin yer aldığı bir kurulun yapmasını istediler.
Yasanın bu şekilde düzeltilmesini talep ettiler ama geçmiş olsun!
Doğruyu söylemek yetmiyor, zamanında söylemek gerekiyor.
Kadrolaşma meraklısı iktidar, hocalar uyanana kadar golü atmıştır.
Cumhuriyet bekçiler istiyor ama uyanık bekçiler istiyor!

